
‘Koku, görünmez ama en güçlü bağlarımızdan biri. Bu bölümde kokunun beyin üzerindeki etkisinden, koku hafızasının bilimsel temellerinden ve “Proust etkisi” olarak bilinen o gizemli duygusal geri dönüşlerden bahsediyoruz.Ama bir yandan da şu soruların peşine düşüyoruz:
Bir koku bizi neden böylesine derinden etkiler?Kokular sadece anıları mı saklar, yoksa ruhumuzu da mı taşır?Ve bazen bir koku, bizi bizden önce mi hatırlar?’
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Bugün sizlere çok ilginç bir konudan bahsedeceğim arkadaşlar.
Koku psikolojisi.
Kokuların sadece burnumuza değil kalbimize ve hafızamıza da nasıl dokunduğundan konuşacağız.
Bir film önerim de olacak o yüzden dikkatli dinlemenizi öneririm.
Konuma başlamadan önce her zamanki hatırlatmamı tekrar yapmak istiyorum.
Sizin hoşunuza gitmeyen bir bölüm, bir cümle, bir başkasının hayatını baştan sona değiştirebilir.
Bu nedenle etkileşimimizin artması için dinlediğiniz uygulamalar ve Spotify üzerinden beni takip eder çevrenize önerirseniz çok mutlu olurum ve birlikte daha çok kişiye ulaşmış oluruz diyorum ve konuma başlıyorum.
Bazı kokular vardır bir anda çocukluğunuza götürür sizi.
Bir mutfak kokusu, bir sabun, bir parfüm, bir evin içindeki o tanıdık hava.
Kendimden örnek vereyim.
Mesela benim annem doğal zeytinyağı sabununu kullanır.
Yani ben bildiğim bile de onu kullanır.
O sabunun kokusu nerede olursam olayım bana annemi hatırlatır.
Ve böyle bir ferahlık, bir sıcaklık, bir sakinlik hissederim o an.
Bilim insanları da aslında bunu söylüyor.
Koku beynimizin en duygusal bölgesiyle doğrudan bağlantılıymış arkadaşlar.
Diğer tüm duyular önce bir onaydan geçmek zorundaymış.
Görme, işitme, dokunma hepsi önce talamusa uğruyor.
Yani beyinden izin alır gibi geçebilir miyiz diye, onaylıyor musun diye.
Ama koku öyle değil arkadaşlar.
Koku doğrudan duyguların merkezine limbik sisteme gidiyor.
Başına buyruk yani kimseye sormuyor.
Bu nedenle belirli bir kokuyu örneğin tarçın dediğimizde koku çoktan limbik sistemi harekete geçiriyor.
Yani ben mesela şu an tarçın dediğimde de eminim birçoğunuz tarçın kokusu gelmiştir yani aklınıza.
Bu nedenle de belki evinizde yaptığınız tarçınlı bir kek işte soğuk havada içtiğiniz sıcak bir salep hemen o anı hatırlıyorsunuz.
Çünkü koku direkt duyguları tetikliyor.
O yüzden sevdiğiniz bir kişinin kokusunu aldığınızda da işte bir kalıyor.
Yani bir kokuyu fark ettiğimizde önce hissediyoruz sonra düşünüyoruz.
Diğer duyularda ise tam tersi.
Önce düşünüp sonra hissediyoruz.
Hoş kokuların insanın ruh halini değiştirdiği ve iyilik duygusunu desteklediği de kanıtlanmış bir gerçek arkadaşlar.
Bilimsel gerçekliği bir kenara bırakıp kendimizi ve kokularla olan ilişkinizi bir düşünün.
Bir bebeğin kokusu dünyada hangi insana iyi hissettirmez ki ya da yağmurdan sonra topraktan çıkan o tazelik kokusu hepimize böyle bir huzur verir değil mi?
Böyle bir tazelik hissederiz, hoşumuza gider o an.
Bilimsel çalışmalar konuyu bir adım ileri götürüyor ve şunu da kanıtlıyor.
Kokuların sadece isimleri bile insanlarda bir iyilik hali uyandırmaya yetiyormuş.
Güzel bir kokudan söz etmenin bile insan duyguları üzerinde olumlu bir etkisi varmış.
Koku duyusunun algılar üzerindeki etkisiyle ilgili de şöyle bir çalışma yapılmış arkadaşlar.
Şampuanla ilgili bir test.
İlk olarak katılımcılara saçlarını parfümsüz bir şampuanla yıkamaları söylenmiş.
Testin ikinci aşamasında da şampuana sadece parfüm eklenmiş.
Diğer içeriği tamamen aynı kalmış.
Ve bu şampuanı da denemeleri söylenmiş ve katılımcılara sorulmuş hangisi saçınıza iyi geldi, işte hangisini beğendiniz diye.
Katılımcılar ikinci şampuanın daha kolay durulandığını, daha iyi köpürdüğünü ve saçı daha parlak bıraktığını söylemişler.
Oysa şampuanın içeriğinde değişen hiçbir şey yok.
Sadece parfüm ekleniyor ama algıyı değiştiriyor işte koku.
Koku hafızası beynimizin en ilkel ama en güçlü bölgesine ait arkadaşlar.
O yüzden bir koku yıllarca sakladığımız bir anıyı bir anda canlandırabiliyor.
Belki babaannenizin evindeki bir Yasemin kokusu ya da o ağır tütün kolonyaları, belki yaz akşamlarında deniz kıyısında duyduğunuz o tuzlu nemli hava kokusu ya da yağmurdan sonra toprağın
o taze kokusu. Hepsi hafızamızın görünmez çekmecelerinde saklıdır.
Ve biz o çekmeceyi bir gün farkında bile olmadan açarız.
Bu bahsettiğim etkiye Proust etkisi deniyor arkadaşlar.
Bakın burası biraz önemli.
Adını Fransız yazar Marcel Proust'tan alıyor.
Bir gün elindeki sade bir kurabiyeyi çaya batırıyor yazar Marcel Proust.
Ve o anda burnuna gelen o hafif vanilyalı, tereyağlı koku onu bir anda yıllar öncesine çocukluğuna anneannesinin mutfağına götürüyor.
Frost o anı şöyle anlatıyor.
Bu tat, bu koku çocukluğumun pazar sabahlarını, o mutfaktaki huzuru, annemin sesini, annemin gülüşünü bana geri getiriyor.
İşte bu küçücük an beynimizin kokuyla kurduğu o derin duygusal dağın sembolü haline geliyor.
Koku bir zaman makinesi gibi.
Bir anda geçmişi bugüne taşıyor.
Unuttuğumuzu sandığımız duyguları yeniden hissettiriyor.
Kimi zaman bir eski sevgilinin parfümü, kimi zaman çocukluğumuzdaki bir yemeğin kokusu.
Hiç böyle hazırlıksız bir anda yakalanıyoruz.
Burnumuzun ucunda, kalbimizin tam ortasında o koku geçmişi diriltiyor.
İşte bu yüzden koku hatırlamanın en derin ve en dürüst yolu bana göre.
Kokular sadece anılarımızı değil ruh halimizi de değiştiriyor arkadaşlar.
Yapılan araştırmalarda lavanta mesela yüzyıllardır yatıştırıcı bir koku olarak kullanılıyor.
Yastıkların arasına konuyor, uykuya geçişi kolaylaştırdığı söyleniyor.
Yasemin'in mutluluk ve enerjiyle ilişkili olduğu söyleniyor.
Greyfurt kokusunun zihni açtığı söyleniyor.
Portakal kokusu da enerji veriyormuş, içimizdeki çocukla buluşturuyormuş bizi.
Bu arada portakal ve limon çiçeği kokusu ile Antalya'ya geldiğimde tanıştım arkadaşlar.
Ya böyle bir koku olamaz.
Gerçekten o kadar etkileyici ve müthiş bir kokusu var ki.
Belki şu an bana şey diyordunuz ya hani tamam bir işte çiçek kokusudur ne kadar güzel olabilir.
Gerçekten portakal ve limon çiçeğinin çok farklı ve güzel bir kokusu var.
Umarım bir gün denersiniz.
Kokular sadece havadaki moleküller veya kimyasal bir oluşum değil arkadaşlar.
Bazen moralimiz.
Bazen güven duygumuz, bazen çocukluğumuz, bazen de aşk hayatımız.
Kokulardan bu denli bahsetmişken aşk ve feromonlara değinmeden olmaz.
Bakın burası çok önemli iyi dinleyin çünkü işin içinde aşk var.
Koku aslında birazcık da ilişkilerimizin de gizli dili.
Bilim insanları diyor ki koku aşkın kimyasında büyük rol oynuyor.
Feromon ne önce ondan bahsetmek istiyorum.
Feromon insan teninde bulunan görünmez kimyasal sinyaller.
Fakat feromonlar insanların cinsel ve sosyal iletişimlerini etkiliyor.
Aşk hayatınızda rol oynayan en önemli duyulardan biri de koku duyusu.
Yani burnumuz hayatımıza kimin girip kimin girmeyeceğine karar veriyor da diyebiliriz.
Kadın ve erkeklerin hormonal olarak farklılık gösterdiği gibi ortaya çıkan kokuları da farklı.
Bunu da biliyoruz. Bu kokular terle birleştiğinde oluşan koku ise karşı cinsi etkiliyormuş.
Yani aslında bizim hepimizin kendimize has bir kokusu var ve bu koku karşı cinsi etkiliyormuş arkadaşlar.
Yapılan araştırmalarda kokunun ilişkiyi başlatan önemli etmenlerden biri olduğu ortaya çıkmış.
Bireyler ilk olarak karşısındaki kişinin ten kokusuna duyarlılık göstermiş.
Ve ardından cinsel olarak da bir çekim hissetmişler.
Yani koku duygusu karşı cinse ilk etkileşimin temeli de olabilir.
O yüzden buna daha dikkat edin diyorum.
Birine onun kokusunu seviyorum dediğinizde aslında beyniniz biyolojik bir sinyal gönderiyor.
Ve belki de burnunuz kalbinizden önce karar veriyor.
Özlüyor musunuz? Seviyor musunuz?
Artık o kişiyle ilgili durumunuz neyse.
Yapılan bir araştırmada kadınların hormonal döngüleri boyunca kokulara da farklı tepkiler verdiği ortaya çıkmış.
Yumurtlama dönemlerinde bazı kokulara daha duyarlı oluyormuşuz.
Belki de bu yüzden bazı kokular bize o dönem tanıdık gelirken bazıları da bizi rahatsız ediyor.
Çünkü hani aşırı duyarlı oluyoruz ya.
Koku duyusunu kaybetmekse düşündüğümüzden çok daha sarsıncı bir durum arkadaşlar.
Çünkü koku beynin duygusal kimyasını dengeleyen, bizi iyi hissettiren en temel duyulardan biri.
Yapılan araştırmalarda koku alma duyusunu kaybeden insanların Sıklıkla depresyona daha yakın hale geldiği ortaya çıkmış.
Pandemi döneminde bunu yaşayan birçok insan oldu.
Aramızda eminim vardır.
Ben de onlardan biriyim.
Covid olduğumda ilk fark ettiğim şey tat ve koku kaybıydı.
Eklem ağrısı sonradan geldi.
Ama o an hiçbir şeyin kokusunu alamamak gerçekten tuhaf bir boşluk yaratmıştı bende.
Kendi parfümümle kahve kavanozuyla dolaştığımı hatırlıyorum.
Böyle burnuma sürekli bir şeyler koklatmaya çalışıyordum.
Acaba işte geldi mi koku alabiliyor muyum diye.
Bir arkadaşımın küçük bir bebeği vardı.
O da covid olmuştu ve onun da koku alma duyusu gitmişti.
İşte aramıştı konuşuyorduk nasılsın falan diye.
Telefonda ağlamıştı bir daha bebeğimin kokusunu alamayacak mıyım diye.
O an ondan çok etkilenmiştim.
Aslında baktığımızda koku sadece bir duyu değil kişiler arasındaki bir bağı da oluşturuyor.
Bebek demişken yapılan araştırmalar bebeklerin annelerini kokudan tanıdıklarını açıklamış.
Ne kadar büyüleyici değil mi?
Daha dünyayı görmeden, sesleri tam seçemeden sadece koku sayesinde annesini bulabiliyor bebekler.
İşte koku o kadar derin bir hafıza ve aidiyet duygusu taşıyor.
Yine yapılan bir araştırmada Parkinson ve Alzheimer gibi hastalıklarda koku duyusunun erken evrete zayıfladığı ortaya çıkmış.
Yani bazen burnumuz zihnimizden daha önce de hastalığı fark edebiliyor.
Bunu biraz açayım.
Beyindeki koku sinyallerini işleyen bölgeler aynı zamanda hafıza ve duygularla da yakından ilişkili.
Bu yüzden Alzheimer gibi hastalıklarda henüz unutkanlık başlamadan önce koku alma sinyallerinde bozulmalar oluyormuş arkadaşlar.
Kimi insanlar hastalık tesisi konmadan yıllar önce artık kahvenin kokusunu tam alamadığını, çiçeklerin kokusunu eskisi gibi hissedemediğini söylemiş.
Buna da bir dikkat edin böyle çevrenizde varsa öyle ihtimali olan birisi bir gözlemleyin derim.
Her kokunun her insanda bambaşka bir hikayesi var aslında arkadaşlar.
Benim için annemin sabun kokusu, sizin için belki bir yaz akşamının rüzgarı, belki yağmur kokusu, belki ilk aşkınızın parfüm kokusu.
Benim eşim mesela yaklaşık 15 yıldır aynı parfümü kullanıyor.
Artık ailede herkes onun geldiğini gittiğini kokusundan bilir.
İşte asansöre mi bindi, arabaya mı bindi, aa o gelmiş derler veya işte aa gitmiş falan derler.
Hatta ilk buluşmamızda benim de dikkatimi çekmişti kokusu.
Kendinden önce gelmişti çünkü.
Bir parfüm markasının şöyle bir sloganı vardı.
Gördüğümde çok dikkatimi çekmişti.
Adınız unutulabilir ama kokunuz asla diye.
Gerçekten de öyle. Çünkü koku sadece burnumuza değil insanın hafızasına ve kalbine kazınıyor.
Hepimizin kokusu başka ama hissettirdiği şey de ortak bir yön, bir yere ait olma duygusu.
Artık yavaştan podcast'ın sonuna geliyorum arkadaşlar.
Film önerisinde bulunacağım demiştim.
Hemen ondan bahsediyorum.
Perfüm, The Story of a Murder.
Yani koku bir katilin hikayesi.
Patrick Susskind'in romanından uyarlanan bir film.
Kokunun insan ruhundaki etkisini belki de en karanlık haliyle anlatıyor.
Filmin baş kahramanı John Baptist Granul olağanüstü bir koku alma yeteneğine sahip ama bir o kadar da sevgisiz büyümüş bir karakter.
Hayatında ne sevgi var ne bir dokunulma var ne de bir ait hissetme durumu var.
O yüzden tüm varlığını tek bir şeye adıyor.
Kusursuz kokuyu bulmak ve kokuyu hapsetmek.
Ve işte burada hikaye karanlık bir yola giriyor arkadaşlar.
Granülün kokulara olan takıntısı zamanla bir tür deliliğe dönüşüyor.
Böyle bir takıntıya dönüşüyor.
Çünkü onun için koku insanın ruhunun ta kendisi.
Sevginin, saflığın hatta tanrının yerini alan bir güç gibi böyle koku kavramı.
Filmi izlerken bazı yerlerde rahatsız olabiliyorsunuz, onu söyleyeyim.
Hatta küçük çocuklarla izlemeyin eğer çocuğunuz varsa.
Çünkü granülün aradığı şey aslında belki de birçoğumuzun aradığı şey olan sevilmek.
Ama o bunu bulamadığı için kokuların içinde arıyor.
Bambaşka şeyler yapıyor.
Film kokunun ne kadar büyüleyici ama aynı zamanda da ne kadar tehlikeli olabileceğini çok çarpıcı bir biçimde gösteriyor.
Bir anlamda kokunun insan üzerindeki psikolojik etkisini de uç noktaya taşıyor.
Granül'ün hikayesi bize şunu da anlatıyor.
Bastırılmış duygular bazen bir kokuda bile şekil bulabiliyor.
Fantastik tarzda bir film arkadaşlar.
Dediğim gibi rahatsız edici sahneleri var.
Ama yine de izlemenizi öneririm.
Duyguları bilme işi ve onları böyle öğrenme çabası beni çok etkilemişti.
Bazen düşünüyorum da koku aslında hatırlamanın en eski ve en dürüst biçimi olabilir.
Belki çocukken annenin yıkadığı çarşafların sabun kokusu, belki de yağmur sonrası o toprağın ferahlığı.
Birini, bir yeri, bir zamanı hatırlarsın ama çoğu zaman neyi hatırladığını bile bilemezsin.
Ve işin en büyüleyici tarafı şu.
Bir koku seni sen yapan şeylerin izini taşır.
Kim olduğunu, nereden geldiğini, kimi özlediğini, neyi kaybettiğini hatırlatır.
Belki de o yüzden bazı kokuların karşısında hiçbirimiz güçlü kalamayız.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
