
İyi Davranmak Her Zaman İyi Değildir: Nice Guy Sendromu
18 Eylül 2024 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde sizlere Nice Guy Sendromunu anlatıyorum.
***
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Hayalperest'in Sesi podcast serisi başlıyor.
Hepinize keyifli dinlemeler.
Herkese merhabalar.
Melis ben. Hayalperest'in podcastine hoş geldiniz.
Umarım keyifler yerindedir.
Her şey yolundadır.
Burada olmayı mikrofon başına geçip sizlerle konuşmayı gerçekten özlemişim arkadaşlar.
Konuşmaya başlayınca onu fark ettim.
İl değiştirme ve taşınma sürecim oldu.
Beni baştan beri dinleyenler varsa onlar bilirler.
Önceden İstanbul'da yaşıyordum.
Eşimin işi gereği Antalya'ya taşınma durumumuz oldu.
Yorucu bir süreçti ama çok şükür ki artık rutinime geri döndüm.
Sizlerde durumlar nasıl peki?
Yaz aylarını nasıl geçirdiniz?
Bana mutlaka yazın diyorum ve konuma başlamak istiyorum arkadaşlar.
Bugünkü konu beylerle ilgili bir konu.
Nice guy sendromundan bahsedeceğim.
Türkçe'ye efendi erkek sendromu ya da iyi çocuk olarak geçmiş.
Konu her ne kadar erkekler üzerine olsa da Aslında temelde hepimizin kendiyle ilgili bir şeyler bulabileceği bir konu.
Bir de bölüm sonu kitap önerisinde bulunacağım.
Mutlaka sonuna kadar dinleyin.
Ben kitabı çok beğendim.
Hatta ikinci kez okuyacağım kitaplar listemi aldım dedikten sonra konuma başlıyorum.
Nice Guy Sendromu aslında birçok kişinin bildiği halde adlandıramadığı bir konu.
Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim.
Hemen açıklıyorum. Nice guy sendromu olan erkeklerde maalesef ki onay bağımlısı oluyor.
Özellikle kadınların onayı onlar için hayati önem taşıyor.
Kendi kusurlarını gizleme konusunda oldukça çaba gösteriyorlar ve kusurları yanlışları açığa çıkarsa sevilmeyeceklerini düşünüyorlarmış.
Özellikle de başkalarının ihtiyaçlarına kendi ihtiyaçlarından daha çok önem veriyorlarmış.
Nice guy sendromu olan kişiler genellikle diğer insanların onlar hakkındaki düşüncelerine çok fazla önem veriyorlarmış ve bir de başka insanlarla özellikle kadınlarla
anlaşmazlık ve çatışma yaşamaktan içten içe çok fazla korkuyorlarmış.
Şimdi buraya kadar anlattıklarım kadın erkek ayrımı olmadan belki birçoğumuzda olabilecek şeyler.
Ne alaka bunun Nice Guy Sendromu ile ilgili diyebilirsiniz.
Şimdi söyleyeceklerim daha belirleyici maddeler arkadaşlar.
Genellikle kendi hem cinslerinden daha çok kadınlarla arkadaşlık ediyorlarmış ve hem cinsleriyle yani diğer erkeklerle iletişim problemi yaşıyorlarmış.
Bu da onların toplumda daha farklı anlaşılmasına sebep olabiliyormuş.
İyi niyetli görünüyorlarmış ancak başkalarından karşılık umarak yardım ederlermiş.
Özellikle kadınlara karşı kendini iyi bir aday, diğer erkeklerden daha farklı bir erkek olduklarını kanıtlamaya çalışırlarmış.
Nice guy sendromu olan erkekler manipülatif ve pasif agresif davranırlarmış.
Yani şöyle söyleyeyim.
Öfkelerini, duygularını bastırıyorlar.
Her şey yolunda görünüyor ama somurturlar, gergindirler.
Olmayacak bir şeyden küser, tavırlar, tripler havada uçuşur.
Bu kez de karşıdaki kişi ne yapacağını şaşırır.
Böyle karmaşık bir durum olur ve bir yerden sonra da ilişki bozulur arkadaşlar.
Durum böyle olunca da nice guy sendromu olan bireyler ben o kadar iyiydim.
Şöyle yaptım, böyle yaptım, ben yine de sevdim ama beni sevmedi, ben ona şöyle hediyeler aldım ama o beni terk etti gibi gibi durumları çok sık yaşıyorlarmış.
Ama siz onların hiçbirini gerçekten karşınızdaki kişi için yapmadınız ki.
Böyle olan beyler sizlere söylüyorum.
Karşılık bekleyerek başka bir amaç için yaptınız.
Ve karşınızdaki kişi de bunu anladığı an zaten uzaklaştı sizden.
Hani karşıdaki kişiyi suçlarken bence biraz da insan kendi yaptığını düşünmeli.
Peki Nice Guy sendromunun nedenleri neler olabilir?
Biraz da bunu konuşalım sizlerle.
En temel sebeplerden biri özgüvensizlik.
Hatta aşırı özgüvensizlik.
Bu nedenle kendileri olamayıp başkaları gibi davranıyorlar.
Ve bir gün o sakladıkları gerçek tarafları da ortaya çıkıyor maalesef.
Bir diğer sebep de aşırı otoriter baba.
Bu madde beni çok etkiledi arkadaşlar.
Aslında belki de birçoğumuzun ortak travması da diyebilirim buna.
Bir de şöyle bir durum da var.
Bizim toplumumuzda kadınların çığlık çığlığa bağırdığı şeyleri erkeklere çığlık çığlığa susmaları öğretilmiştir bizim kültürümüzde.
Bazen bireyin babası...
Aşırı otoriter bireyse zaten çocukların birey olarak yetişme şansları neredeyse olmuyor.
Baba ne derse o evin içinde o oluyor.
Dolayısıyla da birey de babası gibi olmamak için tam tersine yöneliyor.
Fakat sonuç olarak ne kendi olabiliyor ne babası gibi olabiliyor.
Biraz da kişilik karmaşası yaşıyor.
Gergin, yalnız, pasif-agresif bir bireyle karşı karşıya kalıyoruz.
Bu birey bazen kardeşimiz olur.
Bazen erkek arkadaşınız ya da normal arkadaşınız, iş arkadaşınız herhangi bir yerde karşılaşacağımız kişiler olabiliyor.
İşte size söyleyeceğim kitapta da tam da bununla ilgili bir bölüm var.
Bu kitabı mutlaka okuyun.
Beyler özellikle size de tavsiye ediyorum mutlaka okumanızı.
Psikiyatri uzmanı Dr.
Bahar Tezcan'ın yazdığı Terapi Odasında İyileşen İlişkiler adlı kitap arkadaşlar.
Hocamızın kendi yaratıcılığı ve görüşleriyle oluşmuş hikayelerden.
Fakat inanın kitabı okurken bir an böyle aa bu ben, bu benim yaşadığım şey hissine kapılıyorsunuz.
Kitapta Erkekliğin Görkemli Yaraları isimli bir bölüm var.
Ben onun hikayesinden yola çıkarak hazırladım sizlere bu bölümü.
Hatta o hikayeden altını defalarca çizdiğim birkaç yeri de okumak istiyorum sizlere.
Yaşam bizden tuhaf bir şekilde teslimiyet bekler ancak bu duruş erkeklerden esirgenmiştir.
Zayıflık olarak bildirilmiştir onlara.
Zayıf noktalarımızın çok insani, gücün ise göreceli olduğu kasıtlı olarak adlanmıştır.
Kadın erkek ilişkileri arasında dengeyi mahveden şey budur.
Erkekler rollerin arasında sarkaç gibi salınır.
Erkek olmak ve insan olmak çok farklı iki durum olarak işlenir zihinlerine.
Ya erişkinlikten korkup çocuk kalmaya karar vererek bütün sorumluluğu kadına bırakmaya yeltenirler ya da gerçek bir erkek olmanın gereklerini yerine getirip tüm durumları kontrol
etmeye, kararları vermeye, sorunları çözmeye çabalarlar.
O bölümden başka bir satır daha okumak istiyorum arkadaşlar.
Öncesini sizler okursunuz.
Ben oradan bir cümle okuyacağım sadece.
Zor bir soru soracağım galiba.
Belki ben de bunun cevaplarını seninle birlikte düşüneceğim.
Babanın istediği gibi bir adam olmak yerine kendin olmaya çalışsan nasıl bir insan olurdun?
Burayı tekrar söylemek istiyorum arkadaşlar.
Babanın istediği gibi bir adam olmak yerine kendin olmaya çalışsan nasıl bir insan olurdun?
Belki de bu soruyu birçoğumuzun düşünmemiz gerekiyor.
Eğer kendimizi bulma, tanıma konusunda sorun yaşıyorsanız, bence ilk bakacağınız yerlerden birisi burası olsun.
Kendiniz olmaya çalışsanız nasıl biri olurdunuz?
Kendinizle yalnız kaldığınızda başkalarınıza davrandığınız gibi kendinize davranıyor musunuz?
Bu soruları bir düşünün, hatta bir yere bir yazın, yazarak cevap verin derim ben size.
Son olarak çok etkilendiğim bir bölüm daha okumak istiyorum.
Bir satır daha var arkadaşlar.
Babanın dokunmadan öptüğü, ağladığında ittiği erkek çocuk erkek olmayı kabul ediyor ama büyümeyi reddediyordu.
Bu cümleyi tekrar okumak istiyorum çünkü çok etkilenmiştim.
Babanın dokunmadan öptüğü, ağladığında ittiği erkek çocuk erkek olmayı kabul ediyor ama büyümeyi reddediyordu.
Babayla özdeşleştiği için anne de çok öfkeliydi.
Bir yandan da sevgiye, şefkata öyle muhtaçtı ki ikircikli bir şekilde anneye çok yaklaşıp onun himayesine girmek, büyümemiş çocuğu olmak ve öylece kalmak
istiyordu diye devam ediyor kitap arkadaşlar.
Ayrıca kitabı instagram sayfamda paylaşacağım oradan da görürsünüz.
Asıl konumuza geri dönecek olursak.
Eğer nice guy sendromu olduğunuzu düşünüyorsanız ne yapabilirsiniz?
Biraz da bunu konuşalım.
Başkalarını mutlu etmeyi bırakıp kendinize öncelik vererek başlamalısınız bu iş arkadaşlar.
Evet belki de çok klişe bir cümle bu.
Biliyorum her yerde geçiyor.
Ama maalesef ki en önemli başlayacağınız yerde bu nokta.
Eğer siz kendinizi iyi olmazsanız çevrenizi iyileştiremezsiniz, güzelleştiremezsiniz.
Çok klişe bir cümle bunlar biliyorum.
Fakat öncelikle işe kendinizden başlamalısınız.
Siz kendinize değer vermeli, kolay ulaşılabilir olmamalı ve gerektiğinde de hayır diyebilmelisiniz.
Yalnızca kadınlarla ilgili de değil, kendi hem cinslerinize karşı da arkadaş ilişkilerinizi geliştirmeniz gerekiyor.
Nice guy sendromu olan beylerin.
Hani podcast'in başında söylemiştim ya, kusurlarını gizlemeye çalışırlar, hata yapmaktan korkarlar diye.
Tam da bunların üzerine gitmeniz gerekir arkadaşlar.
İnsan genellikle kaçtığı, korktuğu duygunun daha çok esiri olur.
Başkasını taklit etmek, onun gibi olmaya çalışmak, değişmek değildir hiçbir zaman.
Bunu çevrenizdekiler anlamaz belki ama içten içe siz kendiniz aslında o kişi olmadığınızı bilirsiniz.
O yüzden kendiniz olmaktan korkmayın.
Bir de hayatı problemleriyle birlikte kabul etmeyi de bilmek lazım.
Problemsiz hayat mümkün değil hiçbir zaman.
Bu nedenle pasif agresif davranışlar göstermek yerine hayatı problemlere rağmen kabul edin ve korkmayın.
En önemli maddelerden birini de tabii ki sona bıraktım.
Babanızla olan ilişkilerinizi gözden geçirin.
Belki çok ağır travmalarınız olabilir, iyileştirin demiyorum, gözden geçirin diyorum.
Lütfen bu ayrıntıya dikkat edin.
Babanızın tam tersi olmaya çalıştıkça bir gün hiç beklemediğiniz bir anda babanızın aynısı gibi davranabilirsiniz.
Bunun yerine babanızın da bir insan olduğunu, kusurlarının, ihmallerinin olabileceğini düşünmek ona karşı düşüncelerinizi daha olumluya çevirebilir.
Son olarak da eğer bunların hepsini yapmakta zorlanıyorsanız mutlaka ama mutlaka tabii ki de işin uzmanlarından destek alın arkadaşlar.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Kitabın detaylarını Instagram hesabımdan paylaşacağım.
Oradan takip etmeyi unutmayın.
Kitapta başka hikayeler de var.
Bakalım siz hangi hikayede kendinizi bulacaksınız.
Bir de Spotify ve dinlediğiniz uygulamalar üzerinden takip edip bildirimlerinizi açarsanız yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere arkadaşlar.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
