
Bu bölümde ülkemizin en önemli tarihçilerinden ve entelektüellerinden biri olan İlber Ortaylı’yı sadece bir biyografi olarak değil, bir düşünce sistemi olarak ele alıyoruz.Onun hayatı üzerinden; bir insanın zihninin nasıl şekillendiğini, hangi alışkanlıkların düşünce derinliği oluşturduğunu ve “yaşayan bir kütüphane” olmanın ne anlama geldiğini birlikte anlamaya çalışıyoruz.
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Bugün sizlerle yakın zamanda aramızdan ayrılan ülkemizin en önemli tarihçi ve entelektüellerinden biri olan İlber Ortali'yi konuşacağız arkadaşlar.
Ama bu bir biyografi anlatısı değil sadece.
Bu bölümde bir zihnin nasıl oluştuğunu, bir karakterin nasıl şekillendiğini ve bir insanın nasıl yaşayan bir kütüphane haline geldiğini birlikte anlamaya çalışacağız.
Bu bölümün sonunda size küçük bir sürprizim var ama bunun detaylarını biraz sonra paylaşacağım.
Bu arada bölümü dinlerken şunu da düşünmenizi istiyorum.
Sizce bir insanı gerçekten derin yapan şey nedir?
Aldığı eğitim mi, yaşadığı deneyimler mi yoksa bakış açısı mı?
Bu soruyu aklınızda tutun çünkü bölüm boyunca bu soruya tekrar döneceğiz arkadaşlar.
İlber Ortaylı 21 Mayıs 1947 tarihinde müttefik işgali altındaki Avusturya'nın Bregenz şehrinde dünyaya gelir.
Kırım-Tatar'ı kökenli bir ailenin çocuğu olarak doğan İlber Ortaylı'nın ailesi, göç, kimlik ve aidiyet kavramlarıyla iç içe geçmiş bir tarihe sahip.
Bu nedenle de çok yönlü bir kişiliği var zaten.
Babası Kemal Ortaylı uçak mühendisi olmasının yanı sıra Kırım tarihi ve Tatarlar üzerine yaptığı çalışmalarıyla bilinen bir isimmiş.
Annesi Şefika Ortaylı ise Stalingrad'da Rus dili ve edebiyatı eğitimi almış, uzun yıllar öğretmenlik yapmış bir eğitimciydi.
Böyle bir aile ortamında büyümek bir insanın düşünce yapısını nasıl etkiler siz düşünün artık.
İlber Ortaylı daha çocuk yaşta dillerin, kültürlerin ve düşüncelerin iç içe geçtiği bir dünyada büyümüş arkadaşlar.
Henüz 2 yaşındayken ailesiyle birlikte Türkiye'ye taşınırlar.
İlk ve orta öğretimini İstanbul Avusturya Lisesi'nde tamamlar.
1965 yılında Ankara Atatürk Lisesi'nden mezun olur.
Annesinin Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde Rus dili ve edebiyatı alanında öğretmenlik yapması onun eğitimle kurduğu bağı daha da güçlendirmiştir.
Evde konuşulan diller, okunan kitaplar ve yapılan sohbetler aslında hepsi onun zihnini ve karakterini bir şekilde inşa etmiş.
1970 yılında Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi tarih bölümüne girmesi onun kariyerinde önemli bir dönüm noktası olmuştur.
İlber Ortaylı'nın üniversite yıllarında en dikkat çeken yönlerinden biri de sadece derslerle yetinmemiş arkadaşlar.
Kendi başına sürekli okuyan, farklı kaynaklara yönelen ve klasik akademik çerçevenin dışına çıkan bir öğrenciymiş.
Dil öğrenmeye olan ilgisi de bu dönemde daha da artmış.
İleri derecede Fransızca, Almanca, İngilizce, İtalya ve Rusça, aynı zamanda orta düzeyde de Kırım Tatarcası, Arapça, Farsça, Latince, Yunanca ve
Romence bildiği tahmin ediliyor.
Hatta bir sohbetinde bununla ilgili ileri derecede bilmediğini ya da işte orta düzeyde olmadığını söylüyor.
Sadece kendi işimi halledebilecek kadar biliyorum diyor ama işte düşünün hani İlber Ortaylı'nın işini halledebilecek kadar bildiği seviyeyi.
İlber Ortaylı'nın eğitim hayatının bir diğer önemli aşaması da yurtdışı deneyimi olmuştur.
Viyana Üniversitesi'nde Slav ve Doğu Avrupa dilleri üzerine çalışmalar yapmış, yüksek lisans çalışmasını Şikago Üniversitesi'nde Halil İnalcık'la beraber yapmıştır.
Bu süreç onun akademik perspektifini ciddi anlamda genişletir.
Artık yalnızca Türkiye merkezli değil, Avrupa'yı ve Doğu Avrupa'yı da doğrudan inceleyen bir bakış açısına sahip olmuştur.
Bu dönem onun uluslararası akademik kimliğinin temellerinin atıldığı süreçte diyebiliriz.
Oxford, Cambridge, Sorban, Berlin, Moskova ve birçok prestijli üniversitede konferanslar vermiştir.
Tabi bu konferanslar sırasında da dinleyicilerine yalnızca bilgi değil yeni bir bakış açısı da sunmuştur.
Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli üniversitelerde dersler vermeye başlar.
Ama onun dersleri klasik ders değildir tabii.
Ezber değil, düşünme odaklıdır.
Bilgi aktarmaktan çok analiz ettirmeye hedefler derslerinde.
Bu arada şöyle de bir bilgi vereyim arkadaşlar.
İlber Ortaylı'nın yaklaşık 50'ye yakın kitap yazdığı biliniyor.
Ayrıca kişisel kütüphanesinde de yaklaşık 30 bin kitabının bulunduğu, bunların 5 binini Galatasaray Üniversitesi'ne bağışladığı da biliniyor.
1980'li yıllarda yaşanan siyasi süreçler nedeniyle İlber Ortaylı görevinden istifa etmek zorunda kalıyor.
Ama bu onun için bir son değil yeni bir başlangıç oluyor.
Uluslararası akademik faaliyetlerini daha çok artırıyor.
Oxford, Cambridge, Paris, Berlin, Viyana ve daha birçok merkezde tekrar dersler vermeye başlıyor.
1988'de tekrar Türkiye'ye dönerek Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde bir süre doçent olarak görev yapıyor.
Aynı yıl Siyasal Bilimler Fakültesi'ndeki görevine de geri dönüyor.
1989'da profesör oluyor ve 1989-2002 yılları arasında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin İdare Tarihi Ana Bilim Dalı'nın başkanlığını
yapıyor. 2002 yılında Galatasaray Üniversitesi'ne 2 yıl...
sonra ise Bilkent Üniversitesi'ne konuk öğretim üyesi olarak geçiyor.
2005 yılında Topkapı Saray Müzesi müdürlüğü görevini üstleniyor ve uzun sürede bu görevini sürdürüyor.
Buraya kadar İlber Ortaylı'nın hep akademik hayatından konuştuk ama şimdi başa dönelim.
Size girişte bir soru sormuştuk.
Bir insanı yaşayan bir kütüphane yapan şey nedir sizce?
Okudukları mı, yaşadıkları mı yoksa bunları nasıl yorumladığı mı diye?
Az önce İlber Ortaylı'nın hayatına ve düşünce dünyasına baktık.
Şimdi biraz da onun sözlerinin bize ne anlattığını konuşalım.
Çünkü aslında en çok orada kendini ele veriyor.
İlber Ortaylı kendine özgü kahkahasıyla, dobra tavrıyla ve keskin zekasıyla tanınan bir isim.
Sık sık bizlere ne kadar cahil olduğumuzu da hatırlatırdı.
Bir programda kendisine şöyle bir soru yöneltiliyor.
İnsan hayatı boyunca hangi duygusunu kaybetmemeli diye.
İlber Ortaylı bu soruya hiç düşünmeden mizah cevabını veriyor.
Çünkü ona göre mizah insanın hayata karşı dayanıklılığını ve esnekliliğini koruyan en önemli duygulardan biri.
bizlere yalnızca tarihi anlatmadığı, nasıl yaşanması gerektiğine dair de güçlü fikirler bıraktı.
Bir Ömür Nasıl Yaşanır adlı eserinde insanın hayatını bilinçli bir şekilde inşa etmesi gerektiğini çok güzel anlattığı tam bir başucu kitabı.
Ona göre dil öğrenmek, seyahat etmek ve disiplinli çalışmak bir lüks değil, adeta bir zorunluluk olarak yorumluyor.
Yeri gelmişken sürprizimi de açıklayayım arkadaşlar.
Bölümün başında bahsettim.
etmiştim. Bu bölümü sonuna kadar dinleyen dinleyiciler arasından bir kişiye İlber Ortaylı'nın Bir Ömür Nasıl Yaşanır kitabını hediye edeceğim.
Katılmanız için tek yapmanız gereken şey Instagram üzerinden bu bölümle ilgili düşüncelerinizi benimle paylaşmak.
Şimdiden bol şanslar diliyorum ve konuma tekrar devam ediyorum.
İlber hocamızın çok önemli sözlerinden biriyle daha devam etmek istiyorum arkadaşlar.
Bunca yıldan bunca tavsiyeden çıkardığım kanaat şudur.
Özel hayatınızla ilgili kimseyi dinlemeyeceksiniz.
Bu cümle ilk bakışta biraz sert gelebilir ama altında çok net bir mesaj var.
Hayatınız sizin sorumluluğunuzda.
Peki siz karar verirken ne kadar kendi sesinizi dinliyorsunuz?
Yoksa çevrenizin yönlendirmeleri mi daha baskın?
Kararlarınızı siz mi veriyorsunuz, onlar mı veriyor bir düşünün bakalım.
Bir başka önemli nokta da arkadaşlık üzerine değiniyor arkadaşlar.
Beynine yeni kapı açacak insanlarla bir araya geldiğinde düşüncen yeni bir boyut kazanır diyor.
Bu aslında çok kritik bir kişisel gelişim filtresi.
Çevrenizdeki insanlar sizi geliştiriyor mu yoksa sadece aynı yerde mi tutuyor?
Bazen yanlış bile olsa yeni bir fikir hiç düşünmemekten çok daha değerli bana göre.
Çocuklarla ilgili söz dediği sözlerde ayrı bir derinlik taşıyor.
Çocuğunuzu sadece kendisi olduğu için sevin.
Kendi başaramadıklarınızı onlardan beklemeyin diyor.
Bu sadece ebeveynler için değil, insanın kendi iç dünyasıyla ilgili de bir mesaj bana göre.
Kendi eksikliklerini başkaları üzerinden tamamlamaya çalışmak.
Çoğu zaman ilişkilerde de, beklentileri de yoruyor.
Bir başka dikkat çekici sözü de şu şekilde.
Ne yaşadıysanız yüzünüze yansır.
İnsanın yüzü bir kitap gibi okunabilir.
İfadeniz bomboşsa da hiçbir şey yaşamadığınız fark edilir.
Bundan kaçının.
Monotonluktan uzaklaşın.
Yüzünüz ifadesiz kalmasın diyor.
Günlük hayatta karşımıza çıkan insanlara baktığımızda bazen gerçekten yaşamış insanlarla karşılaşıyoruz.
Yüzünde bir ifade var.
Bakışlarında bir derinlik var.
Sanki sadece zaman geçmemiş de böyle hayat onun içinden geçmiş gibi.
Ama bazı insanlarda var ki yüzünde neredeyse hiçbir iz yok.
Böyle donuk bir ifade var.
Ne heyecan var ne merak var ne de bir yaşanmışlık hissi.
İşte İlber hocamızın ifadeniz bomboşsa dediği yerde tam olarak burası arkadaşlar.
Bu aslında sadece fiziksel bir ifade değil.
Zihinsel ve duygusal bir durumun da dışa yansıması.
Dikkatimi çeken sözlerinden biri de şu şekilde arkadaşlar.
İnsanın hayatta en kıymetli şeyi zamandır.
Para değil. Çünkü zaman hiçbir şekilde telafi edilemez, yerine konamaz.
Para gelir, zaman gelmez.
Bu cümle aslında çok basit ama günlük hayatta çoğu zaman göz ardı ettiğimiz bir gerçek değil mi?
Bir şeye sonra yaparım dediğimizde, ertelediğimizde aslında fark etmeden biz zamanımızı harcıyoruz.
Ama o sonra her zaman geri gelmeyebilir.
Belki de bu yüzden zaman yönetimi dediğimiz şey sadece bir planlama konusu değil, aynı zamanda bir farkındalık da konusu.
Yani gün içinde neye evet dediğimiz, neye hayır dediğimiz aslında bizim hayatımızı şekillendiriyor.
İlber hocamızın en sevdiğim sözünü sona bıraktım arkadaşlar.
Hayat çok kısa, insanlar bazen çok güzel olurlarsa da genç yaşta ayrılabiliyorlar.
Bütün mühim olan şey tayin edemeyeceğimiz bir ömrü verimli hale getirmek.
Huzursuz insanlar verimli olamazlar.
Hem kendini yer bitirir hem de etrafını.
Bunu unutmayın. Ona göre program yapın.
Hayatın kontrol edemediğimiz tarafı çok fazla değil mi?
Ne kadar yaşayacağımızı, başımıza neler geleceğini, hangi dönemeçlerden geçeceğimizi seçemiyoruz.
Ama buna rağmen hayatın bize bıraktığı en büyük alan da bizim nasıl yaşayacağımız.
İlber Ortaylı burada tam olarak şunu söylüyor gibi.
Hayatı uzunluğu üzerinden değil de niteliği üzerinden değerlendirmek gerekiyor.
İnsan sosyal bir varlık.
Yanında bulunduğumuz insanların duyguları, Bakış açıları ve enerjisi zamanla bize de geçiyor.
Sürekli şikayet eden, demoralize olmuş birinin yanında uzun süre kaldığınızda siz de fark etmeden aynı bakış açısına yaklaşabiliyorsunuz.
Kiminle vakit geçirdiğiniz, hangi ortamlarda bulunduğunuz ve hangi düşüncelere maruz kaldığınız bunların hepsi çok önemli.
Senin de iç huzurunu belirliyor ve üretkenliğini doğrudan etkiliyor.
Kendini geliştirmek, sadece kitap okumak ya da yeni şeyler öğrenmek değil.
Aynı zamanda zihnini besleyen insanları ve ortamları doğru seçebilmek de önemli.
Çünkü huzur verimliliğin temeli.
Huzurun yoksa ne kadar bilgiye sahip olursan ol onu kullanmakta zorlanırsın.
Bu yüzden belki de kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor arkadaşlar.
Ben beni yukarı çeken insanlarla mı çevriliyim yoksa beni yavaş yavaş aşağı çeken bir ortamın içinde mi duruyorum?
Bu soru çok önemli. Bunu bir kendinize sorun.
İlber Ortaylı'nın bu uyarısı aslında çok net.
Hayat kısa ama bu kısa zamanı nasıl yaşadığınız?
kiminle ve hangi zihin haliyle yaşadığımız sandığımızdan çok daha belirleyici.
İlber Ortaylı sadece bir tarihçi değil, düşünce biçimiyle, birikimiyle ve hayata bakış açısıyla gerçekten çok kıymetli bir isimdi.
onun sözlerine, hayatına ve bıraktığı izlere baktığımızda şunu görüyoruz.
Mesele sadece bilgi biriktirmek değil.
O bilgiyi nasıl taşıdığımız, nasıl yorumladığımız ve hayatımıza nasıl yansıttığımız.
Hayat kısa ama onu nasıl yaşayacağımız bizim seçimlerimizde gizli.
Daha bilinçli, daha farkında ve daha üretken bir zihinle ilerlemek.
Belki de bu hayattan alabileceğimiz en değerli ders de bu.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Spotify ve dinlediğiniz diğer uygulamalar üzerinden beni takip etmeyi unutmayın.
Ayrıca bir de kitap hediyemiz vardı.
Yorumlarınızı bekliyor olacağım.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
