
İklim Krizinin Cinsel Yaşam Üzerindeki Etkisi
20 Aralık 2023 · 12 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde sizlere iklim krizinin farkında olmadığımız, üzerinde düşünmediğimiz bir etkisi olan cinsel yaşam üzerindeki etkilerinden bahsediyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Bugün sizlere bütün dünyayı etkisi altına alan, son yıllarda etkisini daha fazla hissettiğimiz iklim krizinin yaşamlarımıza etkisinden bahsedeceğim.
Durum çok ciddi ama maalesef ülkemizde ben çok ciddiye alındığını düşünmüyorum.
Aralık ayındayız mesela ama kuru soğukla geçiyor.
Normalde kar falan yağması lazım ama hiç yok.
Sonbaharda da yeterince yağmur olmadı.
Bir gün yağmur yağıyor, sel oluyor.
Ertesi gün ki bakıyorsunuz haftalarca yağış yok derken kuraklık etkisini iyi deniyor.
İklim krizi yaşam kalitemizin ve çevremizin iyiliği üzerinde doğrudan önemli bir role sahip.
İklim krizi beraberinde pek çok olumsuzluğu da getiriyor.
Su kıtlığı, doğal kaynakların azalması, buzulların erimesi, sıcaklık artışı gibi.
Dahası toprağın, tarımın verimsizleşmesine, kuraklıkların başlamasına, bulaşıcı hastalıkların yayılma hızını artırmaya kadar insan sağlığını tehdit eden pek çok olumsuz gelişmeyi de doğuruyor.
Buraya kadar anlattıklarımı bir şekilde bir yerlerden duymuşsunuzdur, okumuşsunuzdur.
Ama ben bugün iklim kriziyle ilgili farkında olmadığımız, üzerinde fazla düşünmediğimiz bir konu daha var.
O da iklim krizinin cinsel yaşantıyı nasıl etkilediği.
Ben bugün size bundan bahsedeceğim.
Son yıllarda yapılan pek çok bilimsel araştırma iklim krizi ile cinsel yaşam arasında bir bağlantı olduğuna ve bu bağlantının dünya nüfusu üzerinde bile etki sahibi olduğuna dikkat çekiyor.
Yani iklim krizi sadece gözümüzde gördüklerimizde sınırlı değil.
İlk bakışta görünmeyen ancak hayatımızı, dünya düzenini doğrudan etkileyen geniş çaplı etkileri de var.
Peki iklim krizi ile cinsel yaşam arasında ne tür bir bağ var?
Yapılan bilimsel çalışmalarda yüksek sıcaklıkların üreme fonksiyonlarını birçok açıdan olumsuz etkilediğini göstermiş.
Erkeklerde sperm sayısında azalma, sperm kalitesinde bozulma gibi etkiler, bununla birlikte DNA yapısında bozulma, erken doğum, prematüre bebek, anomalli bebek gibi farklı olumsuz
etkiler de ortaya çıkmış bu çalışmalarla.
Buraya bir parantez açmak istiyorum.
Son dönemlerde... çevrenizden bilmiyorum duyuyor musunuz ama ben çok duyuyorum yani anomalli bebek, prematüre bebek ya da işte ne bileyim bakıyorsunuz iki tane sağlıklı birey işte çocuk sahibi olmaya çalışıyorlar
ama Çeşitli sebepler ya da şey oluyor hani hiçbir sebep bulunamıyor tıbben ama bakıyorsunuz ki işte kişiler çocuk sahibi olamıyor falan.
Son dönemlerde bu tarz şikayetlerde ciddi bir artış var yani en azından benim çevremde.
Konumuza devam edecek olursak bunun nedeni memelilerin yüksek sıcaklıklara maruz kaldığında vücut ısısını düzenlemek için yaptığı fizyolojik ayarlamalar.
Ayrıca sıcaklıkların yüksek olduğu yaz aylarında kış aylarına oranla sperm yoğunluğunun daha düşük ve kalitesiz olduğunu.
da ortaya çıkarmış. Sıcaklıkların yükselmesi demek bu durumların daha çok yaşanması demek.
Biz sadece işte kıtlıktan, doğal dengenin bozulmasından falan belki de en çok onları görüyoruz ama zaman geçtikçe çok daha ciddi etkilerle karşı karşıya kalacağız gibi görünüyor.
Ve yine sıcak havaların cinsel dürtüleri de olumsuz etkilediği, cinsel isteksizliği artırdığı bilimsel çalışmalar sonucunda açıklanmış.
Çalışmalar daha sıcak havalarda erkeklerde daha az testosteron hormonu olduğunu, bunun da libidonun düşmesine neden olduğunu göstermiş.
Öte yandan dışarısı sıcak olduğunda vücudunuz odağını kendini soğutmaya yöneltiyor.
Bu da cinsellik için gereken enerjiyi azaltıyor demiş uzmanlar.
Yine iklim krizinin neden olduğu yüksek sıcaklıkların uyku kalitesini de düşürdüğünü de belirtmişler.
Biliyorsunuz ki kalitesiz bir uyku uyuduğumuz zaman kişinin tüm sağlığı olumsuz etkilenir.
İşte baş ağrısı, genel olarak eklem ağrısı, huzursuzluk, sinir gibi en çok olan uzmanlar yetersiz uykunun cinsel uyarılmayı azalttığını ve isteksizliğe neden olduğunu
da belirtmişler. Hava sıcaklığı üzerinde durduk hep ama hava kirliliği de erkeklerde testosteron, kadınlarda da östrojen hormon seviyelerini olumsuz ölçüde Biliyorsunuz ki bu
hormonlar erkekler ve kadınlar için çok önemli hormonlar.
Yoğun hava kirliliğine maruz kalma erkeklerde elektrik fonksiyonları, kadınlarda ise isteksizlik ve orgazm sorunları yaşanmasına neden oluyormuş.
Bu da demek oluyor ki hava kirliliği de cinsel sağlığı olumsuz tehdit ediyor.
Buraya kadar hep insanlar üzerinden bahsettik ama ben hayvanlarla ilgili küçük küçük noktalara değinmek istiyorum.
Bu olumsuz hava koşulları sadece insanların üreme sağlığını etkilemiyor.
Hayvanların da üreme sistemini etkiliyor.
Bununla ilgili birkaç örnek vereceğim size.
Bunu ilk okuduğumda çok şaşırdım.
Deniz kaplumbağaları yani karetta karettaların cinsiyetinin belirlenmesinde deniz sıcaklığı rol oynuyormuş.
Deniz sıcaklığı arttıkça yumurtalardan...
Erkek kaplumbağalar çıkıyormuş.
Bu da demek oluyor ki işte ısı yükseldikçe yani denizin ısısı sıcaklığı yükseldikçe erkek kaplumbağaların sayısı artıyor.
Daha çok yumurtadan erkek kaplumbağa çıkıyor.
Böyle olunca da dişlerin sayısı azalıyor.
Bu da doğal dengede bir bozulmaya sebep oluyor.
Zaten nesilleri tehlike altında biliyorsunuz karetta karettaları.
Bu durumda olayın artık tuzu biberi oluyor.
Yine kuşlar son 20 yılda bahar aylarında havada görülen sıcaklık artışı yüzünden daha erken...
yumurtlamaya başlıyorlar. Bu sefer yavrular doğduklarında da erken yumurtladıkları için yavrularını besleyecek böcek türleri bulamıyor.
Böyle olunca da yavrular yeterince beslenemiyor ve ölüyor.
Bu da kuşların neslini devam ettiremiyor.
Yani bu şekilde gidersek kuşlar da neslini devam ettiremiyorlar.
Ve tabii değinmesem asla olmaz.
İşim gücüm rast gitmez. Kedilerden mutlaka her podcastime bir şey söylemem gerekiyor kedilerle ilgili.
Kediler de yılda 3 kez doğum yapabiliyormuş normal şartlar altında.
Ve hamilelik süreleri de ortalama 2 ay sürüyormuş.
Hava sıcaklıklarının artması özellikle bahar aylarının yani kışların daha sıcak.
geçmesi sebebiyle yılda 3 kez doğum yapan kediler bu sayı işte 4'lere, 5'lere, 6'lara kadar çıkabiliyormuş.
Onlar da yine aynı sebeple yavruları dünyaya geldiği zaman yeterince besin bulamadıkları için yavrular ölüyor.
Aynı şekilde de anne kedilerin bağışıklık sistemi zayıflıyor sürekli doğurganlıkta.
Bir süre sonra baktığımız zaman onların da nesilleri tehlike altına girecek.
İçimizi kararten bir bölüm oldu maalesef.
Hazırlarken birkaç makale okudum.
Benim de böyle bir içim karardı, modum düştü.
Podcast için hazırlık yaparken de böyle aynı şekilde konuları gördükçe ve çevrende maruz kaldıkça gerçekten üzücü, insanın moralini bozucu durumlar.
Ama maalesef bunları biz yapıyoruz arkadaşlar.
Diyebilirsin ki neyi biz yapıyoruz?
Birçok sebep var ama küçük küçük bir yerden başlamak lazım.
Yani bu işin temeline indiğimizde bence herkesin üstüne bir şeyler düşüyor.
Biz ne yapalım ya da bizim elimizden ne geliyor gibi bir şey demeyin.
Asıl bizim yapabileceğimiz yani biz bir şeyler yapalım.
Zaten baştakilerin de yapmasına sebep oluruz.
En basitinden plastik kullanımını azaltmak bile doğaya çok fazla fayda sağlıyor.
Ya da çöpleri çöp kutusuna atmak bile bence çok büyük bir adım.
Ben bu konuda çok yakınıyorum ya.
Bu konudan gerçekten çok şikayetçiyim ama bilmiyorum ya.
Yıl 2024 olacak yani.
2024'de sayılı günler kaldı.
Ama bakıyorsunuz biz hala çöpleri çöpe atamıyoruz.
Ben işe giderken vapur kullanıyorum.
Vapurla gidip geliyorum işte İstanbul'a.
Ya o denizin üzerinde öyle şeyler görüyorum ki gördüğüm şeylere inanamıyorum.
Hani insanlar bunu neden denize atar?
Ya denize niye bir şey atıyoruz?
Yani bunları falan aşmış olmamız gerekiyor.
Geçen şeyi gördüm.
Bir tane tüm ekmek atmışlar.
Yani denize niye tüm ekmek atıyorsun?
Sen tamam balıkları falan beslemek istemiş olabilirsiniz ama ya onları parçalayın atın.
Ne yapacaklar? Aşağıda sandviç mi yapacak balıklar?
Bütün ekmeği denize niye atıyorsunuz?
Sigara, izmaritleri, peçeteler, pet...
Yani bakın olaylar hep bu şekilde başlıyor.
Denizlere attıklarımız işte ormanlara attıklarımız oradaki canlıları olumsuz etkiliyor derken toprağın kalitesi düşüyor.
Hava sıcaklığı derken yani bu iş bu şekilde başlıyor.
Hani en basitinden kendi hayatımızda plastik kullanımını azaltırsak bile ben yol kat edeceğimizi düşünüyorum.
Biz mesela eşimle şöyle bir karar aldık.
Bu filtreli sürahilerden kullanıyoruz evde.
Belki aranızda kullananlar vardır.
Bu bile bizim eve aldığımız işte o plastik damacana sayısında ciddi azalmaya sahip.
sebep oldu. Biz şu anda küçük bir adım attığımızı düşünüyorum ki ben buna çok dikkat ederim.
Şu an sadece işte çeşmedeki suyu o filtreli sürahiye koyaraktan birçok işi bize hallediyoruz.
Hatta bir de cam şişe aldım kendime de.
Belki size komik gelecek, saçma gelecek ama bir yere giderken dışarı çıkacağımda da o suyu dolduraraktan o şekilde suyumu yanıma alıyorum.
Her seferinde plastik şişe kullanmaktansa kendi adıma ben bir katkı sağladığımı düşünüyorum.
Kanadalı astrofizikçi Howard Rivas'ın çok hoşuma giden bir sözü var.
Doğayla savaş halindeyiz, kazanırsak kaybedeceğiz diyor.
Çok hoşuma gider bu söz benim.
Çok da doğru söylüyor gerçekten.
Ya da baktığımız zaman parklara, bahçelere işte pikniğe gittiğimiz zaman tamam yiyoruz, içiyoruz falan ama sonrasında niye böyle yediğimiz, içtiğimiz işte şişeler, çekirdek kabukları vesaire ortalarda kalıyor.
Aslında hep böyle küçük küçük şeylerden başlıyor.
Evimizde ya da gittiğimiz yerlerde bunlara dikkat edersek en azından çöplerimizi çöpe atarsak böyle denize sağa sola değil de atmamız gereken yerlere atarsak bu şekilde bence toplumda bir bilinç gelişmiş
olur. Çünkü bizim böyle Ve umursamaz davranmamız zaten birilerinin bir yerlerin işine geliyor.
Sonradan bakıyorsunuz işte topraklarımız tatılıyor, ağaçlarımız kesiliyor.
Doğal denge bozulup gidiyor.
Şöyle bir anımdan bahsedeceğim size.
Bu yaz İtalya'ya gitmiştim.
İtalya büyüklük olarak Türkiye'nin 3'te 1'i ya da 4'te 1'i kadar falan bir ülke yani küçük bir ülke.
İtalya'da kişi başına...
Düşen zeytin ağacı sayısı 100 tane arkadaşlar.
Bakın yanlış duymuyorsunuz.
İtalya'da kişi başına 100 tane zeytin ağacı düşüyor.
Ben bunu duyduğumda çok şaşırmıştım.
Böyle algılayamadım. Nasıl ya 100 tane zeytin ağacı?
Hani bizim ülkemize baktığınız zaman zeytin ağacını boşverin.
Yani kişi başı bize ne kadar ağaç düşüyor bilmiyorum.
Bundan sonra onu da hesaplayacağım.
Dünyanın zeytin ve zeytinyağı ihtiyacının çok büyük bir kısmını İtalya tek başına karşılıyor.
Lider durumunda şu anda.
İtalya'da her yerde Roma ve Floransa kısmında, Venedik'te falan da yani sokaklarda...
Her yerde zeytin ağacı var ve bunları aktif olarak da kullanıyorlar.
Mesela sadece süs amacıyla yapmamışlar veya gölgesinden faydalanmak için yapmamışlar.
Bu benim çok hoşuma gitmişti.
Mesela bir yerde bir kafede oturuyorsunuz.
Bir zeytin ağacı gölgesinde oturuyorsunuz.
Ama aynı zamanda da o kafe sahipleri de o ağaçtaki zeytinlerden faydalanıyor.
Yani bu şekilde bir denge kurmuşlar.
Aynı şekilde zeytin ağacına zarar vermek ülkede çok ciddi bir suç sayılıyor.
Ama bizde maalesef ağaçlara zarar vermek istiyoruz.
İsteyenlere karşı durmanız büyük bir suç sayılıyor.
Bilinçli olursak bir yerden başlayarak güzel işler başarabiliriz bence.
Aranızda bahçesi olan varsa mesela bir köşesine ağaç dikebilir.
O ağacın gölgesi veya ne bileyim o ağaç birçok hayvana besin kaynağı olabilir.
Ya da ne bileyim eğer benim gibi hiçbir şeyiniz yoksa da sadece doğayı korumak bile bir adım bence.
Bu konu hakkında sabaha kadar konuşabilirim ama maalesef podcastimi toparlamak zorundayım.
Anonim bir söz ile bitirmek istiyorum.
Sözün kime ait olduğunu bulamadım.
Vatanın kalbi ormanları...
Ormansız bir millet ölmüş bir millettir.
Kim söylediyse çok güzel söylemiş.
Bugünlük benden bu kadar.
Umarım küçük de olsa sizler de böyle bir ışık yakabilmişimdir.
Beni Instagram'dan takip etmek isteyenler için aşağıya adresimi bırakıyorum.
Aynı zamanda dinlediğiniz platformlardan da takip etmeyi unutmayın.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
