
Bu bölüm, 15 yaşındaki bir dinleyicimin “Onlar memnun olmazsa kendimi kötü hissediyorum” cümlesiyle başladı.
Herkesi mutlu etmeye çalışan kalplerin taşıdığı yükü, çocuklukta başlayan bu döngünün yetişkinlikte nasıl devam ettiğini ve bu davranışın görünmeyen duygusal yaralarını konuştum. Eğer sen de yıllardır “evet” derken içinden “hayır” demek isteyenlerdensen, bu bölüm senin için.
Instagram: hayalperestinsesi
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Bugün çok özel ve oldukça hassas bir bölümle karşınızdayım.
Çünkü bu bölüm bana bir takipçimden gelen bir mesajla ortaya çıktı.
Gelen mesaj şöyleydi.
Onlar memnun olmazsa ben hep diken üstünde kalırım.
Ben memnun olmasam bile diğerleri hallerinden memnunsa sorun yok.
Öyle rahat ediyorum. Ama bu mesajı asıl ağırlaştıran şey bunu yazan kişinin henüz 15 yaşında olması.
Küçücük ama güçlü bir kalbin taşıdığı bu yük gerçekten içimi titretti arkadaşlar üzüldüm.
Bugün işte onun hikayesinden yola çıkarak herkese memnun etme çabasının psikolojik ve bilimsel kökenlerini, bu davranışın bir çocukta nasıl geliştiğini ve bu yükün hayatımıza neler
kattığını ya da bizden neler götürdüğünü konuşacağız.
Amacım yalnızca bu genç dinleyiciye destek olmak değil, aynı zamanda benzer durumda olan herkese yalnız olmadıklarını hissettirmek.
Kendi isteklerini geri plana atan, yeter ki kimse kırılmasın diyerek sessiz kalan, kendi iç sesini bastırmış herkese kendi değerlerini yeniden fark etmeleri için küçük bir kapı
aralamak istedim. Herkesi
memnun etmeye çalıştığınızı nereden anlarsınız?
Önce buradan başlamak istiyorum arkadaşlar.
İlişkilerinizde kendinden önce başkalarının mutluluğunu düşünüyorsanız, yaptığınız şeyler başkaları tarafından beğenildiğinde siz de beğeniyorsanız, kendinizi o zaman iyi
hissediyorsanız, hayır demek istediğiniz anlarda sırf karşınızdaki kişiler kırılmasın, üzülmesin diye evet diyorsanız, haklı olduğunuz zamanlarda bile siz özür dileyip karşınızdaki
kişilerin gönlünü yapmaya çalışıyorsanız, Maalesef herkesi memnun etmeye çalışıyorsunuz.
Bu noktada kendinizi suçlu hissetmeyin.
Çünkü herkesi mutlu etmeye çalışmak bir kişilik hatası değil.
Bu çoğu zaman hassas, empatik, zeki insanların geliştirdiği bir hayatta kalma biçimi aslında.
Bakın hayatta kalma biçimi diyorum.
Bu cümle çok önemli. Hatta bu durumun bilimsel olarak açıklaması da var.
Psikolojide buna faun tepkisi deniyor.
Dr. Stephen Porges'ın polivagal teorisine göre insanlar tehdit altında kaldığında savaşır, kaçar veya donar yani tepki göstermezmiş.
Ama özellikle çocuklarda dördüncü bir tepki daha görülüyormuş arkadaşlar.
Tehlikeyi insanları memnun ederek yatıştırmak.
Çocuğun büyüdüğü evde öfke, tartışma, belirsizlik ve gerginlik varsa çocukta şöyle bir düşünce gelişiyormuş.
Sessiz kalırsam kavga çıkmaz.
Ben uslu olursam kimse bağırmaz.
Bir şey istersem kızarlar o yüzden susayım.
Ben hatasız olursam kavga etmezler gibi gibi.
Bunlar çocuğun bilinçli seçimi değil beynin otomatik güvenlik sistemi.
Yani bir çocuğun hayatta kalma stratejisi.
Ne kadar üzücü değil mi?
Ama o çocuk büyüse bile içindeki korkmuş çocuk aynı davranışı sürdürmeye devam ediyor.
Bu duygular yetişkinlik döneminde herkesi memnun etmeye çalışan bir birey olarak karşımıza çıkıyor.
Herkesi memnun etmeye çalışan bireylerde en çok görülen davranışlardan biri de onay alma ihtiyacıymış arkadaşlar.
En basitinden sosyal medyada paylaşacağın bir fotoğrafı başkasına sormak, kıyafet alışverişi veya başka alışverişlerde tek başınıza karar verememek en sık görülen davranışlardanmış.
Bunun altında yatan nedense çok üzücü.
Başkalarıyla aynı fikirde olmazsam reddedilirim korkusu kişiyi farkında olmadan onay bağımlısı yapıyormuş.
Yani aslında mesele memnun etmekle değil güvende kalma çabası.
Peki bu döngüyü fark ettikten sonra ne yapabiliriz?
Herkesi memnun etmeye çalışmanın altında yatan bu otomatik davranışları nasıl dönüştürebiliriz?
Önce şunu söylemek istiyorum arkadaşlar.
Bu bir günde kırılacak bir alışkanlık değil.
Çünkü bu davranış sizin çocukluğunuzdan beri hayatta kalmanızı sağlamış bir savunma mekanizması.
Yani kötü bir şey değil.
Sadece artık size hizmet etmeyen eski bir yöntem.
Ama iyi haber şu, bu öğrenilmiş bir davranışsa yeniden öğrenebilir veya bir davranışla değiştirilebilir.
O yüzden şimdi size bu döngüden çıkmaya yardımcı olabilecek birkaç adım paylaşacağım.
Öncelikle kendinizi fark edin.
Bir isteğe evet demeden önce kendinize şunu sorun arkadaşlar.
Ben gerçekten bunu istiyor muyum?
Yoksa kaygılandığım için mi?
Dışlanmamak için mi evet diyorum?
Bu soruyu ilk başta cevaplayamayabilirsiniz.
Bu çok normal ama zamanla içinizde bir yol ayrımı oluşmaya başlıyormuş.
İkinci olarak küçük hayırlarla başlayın.
Hayır demek çok zor bir şey biliyorum.
Benim de zaman zaman yapamadığım bir şey.
Özellikle çocukluğundan beri kimseyi üzmemek için yaşayan biriyseniz bu iş daha da zor oluyor.
Bu yüzden küçük hayırlarla başlayın işe, küçük adımlar atın.
Şu an müsait değilim, bunu düşünmek istiyorum, işte bana biraz zaman ver, hemen cevap vermek istemiyorum gibi.
Bunlar bile sizin için dönüşümün ilk adımı arkadaşlar, sizi özgürleştirir.
Üçüncü olarak kendi duygularınızı isimlendirin.
Başkalarını memnun eden kişiler yıllarca kendi duygularını bastırıyor.
Bu nedenle duygularını, hislerini karıştırıyor ve hatta bazen ne hissettiğini, ne istediğini bile bilemiyor.
Bir şey sorduğunuz zaman işte bilmiyorum, fark etmez, nasıl olursa olsun gibi belirsiz cümleler kuruyor.
Çünkü tüm duygu ve düşünceleri başkalarına yönelik.
Hep başkalarını düşünmüş, hiç kendini düşünmemiş.
Bu nedenle de önce ne hissettiğinizi fark edin.
Kendi sınırınızı fark edin.
Kendinize şunu sorun.
Şu an ne hissediyorum?
Öfke, kırgınlık, yorgunluk, sıkışmışlık.
Üzülüyor muyum yoksa sinirleniyor muyum diye bir duygularınızın, hissettiklerinizin farkına varın ve onları isimlendirin.
Hislerini adlandırabilen kişi davranışlarını da değiştirmeye başlar.
Dördüncü olarak da sınır koymayı kötülük olarak zannetmeyin arkadaşlar.
Birçok kişi sınır koyunca egolu, kırıcı ya da sevgisiz biri olacağını zannediyor.
İşte dışlanılacağını düşünüyor.
Böyle dersen beni sevmezler gibi düşünüyor.
Ama gerçek şu. Sınır koymak bencilce değil.
Tam tersine sağlıklıdır.
Sizi seven insanlar sınırlarınızı anlamaya çalışır.
Ama siz sınır koyduğunuzda karşınızdaki kişi sinirleniyorsa, size tavır yapıyorsa asıl gerçek tepkisi sizden faydalanamayacağı içindir.
Bu cümleyi bir düşünün arkadaşlar.
Sınırlarınıza saygı göstermeyenlerin, sen artık değiştin, önceden böyle yapmazdın cümlelerinin asıl nedeni de bu işte.
Beşinci olarak içindeki çocuğunuza güven verin.
O içinizdeki çocukla bir barışın.
Bu en duygusal ama en önemli kısım.
Çünkü memnun etme davranışını başlatan bugün yetişkin olan siz değildiniz.
Küçükken korkmuş, incinmiş bir çocuktu.
Kendini korumak için başkalarını memnun edersem her şey yolunda gider gibi düşünmüş bir çocuktu.
O yüzden bazen kendinize dönüp şunu söylemek iyi gelir.
Artık büyüdüm.
Seni koruyabilirim.
Kimseye kendini kanıtlamak zorunda değilsin.
Bu tür cümleler beyninize tehlike geçidi mesajı verir.
O yüzden içinizdeki çocukla iletişime geçin ve ona böyle cümleler söyleyin.
Hatta ilk podcast yaptığım zamanlarda içinizdeki çocukla barışın diye bir podcastim de vardı.
Onu da bir dinlemenizi öneririm eğer dinlemediyseniz.
Eğer bu kısma kadar beni dinlediyseniz, kendinizden bir şeyler bulduysanız son olarak şunları söylemek istiyorum arkadaşlar.
Siz kimseyi memnun etmek zorunda değilsiniz.
Değerli olmanız için başkalarının memnun olmasına gerek yok.
Uyumlu olmakla, her şey kabullenmekle gerçek sevgi var olmaz.
Başkalarını mutlu ettiğiniz kadar kendinizi de mutlu etmeyi hak ediyorsunuz.
Hayır demek kötü biri olduğunuz anlamına gelmez.
Sınır koymak karşınızdaki kişi sevmediğiniz anlamına gelmez.
Kendi isteklerinizi önemsemek bencillik değildir.
Bu sadece kendinize değer verdiğinizi gösterir.
Eğer bugün söylediklerim size biraz dokunduysa, eğer evet bu bende de var dediyseniz bilin ki yalnız değilsiniz arkadaşlar.
Ve bu yolculukta küçük adımlar bile büyük dönüşümler başlatır.
Kendinize nazik olun, kendinize zaman verin ve şunu hiç unutmayın.
Memnun edilmesi gereken ilk kişi sizsiniz.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Spotify üzerinden beni takip etmeyi ve çevrenize önermeyi unutmayın.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
