
Bu bölümde Hatice Melisa Acar’ın Özgürlüğün Rotası Bağımsız Ruhların Hikayesi adlı kitabını anlatıyorum.
***
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Hayatta hiç duyulmadığınızı hissettiğiniz zamanlar oldu mu?
Kendinizi ne kadar ifade etseniz de anlaşılmadığınızı, hatta görünmez olduğunuzu hissettiğiniz anlar.
Duyulma ihtiyacınızın özgürlükle bir alakası olabilir mi peki?
Özgürlük neden bu kadar önemli?
Herkese merhabalar. Hayal Perestin Sesi podcastine hoş geldiniz.
Ben Melis. Umarım keyifler yerindedir ve her şey yolundadır.
Bugün sizlerle özgürlük konusunu konuşacağız.
Bir kitap okudum. Kitap gerçekten çok etkileyiciydi arkadaşlar.
Etkilendiğim bölümlerden size de alıntılar yapacağım.
Kitabın ismi Özgürlüğün Rotası Bağımsız Ruhların Hikayesi.
Kitabın yazarı Hatice Melisa Acar.
Benim de yakından takip ettiğim yazılarını hep defterime not aldım.
Kitap bana göre tam bir başucu eseri arkadaşlar.
Instagram sayfamda paylaştım.
Kitapta altını çizmediğim, işaretlemediğim yer kalmadı.
O kadar beğendim yani siz düşünün.
Şimdi biraz da size yazarımızdan bahsetmek istiyorum.
Hatice Hanım lisans eğitimine ODTÜ tarih bölümünde başlayıp derecesini Kadip Çelebi Üniversitesi'nde teoloji bölümünde fakülte birincisi olarak tamamlamış.
Şu anda da Birleşik Krallık'ta Glasgow Üniversitesi felsefe bölümünde siyaset ve ahlak felsefesi üzerine doktora yapmakta.
Kitapta felsefe ve bilim kurgu çok güzel harmanlanmış arkadaşlar.
Binlerce yıldır tartışılan özgürlük konusu anlatılıyor.
Konuma başlamadan önce sizlere...
Peki sizce özgürlük ne demek?
Özgürlük bir hak mı yoksa kazanılması gereken bir sorumluluk mu?
Mücadele gerektirir mi?
Bir de şöyle sorayım. Eğer tam anlamıyla özgür olabilseydiniz hayatınızda neyi değiştirirdiniz?
Şu an yapamadığınız ama özgür olsanız yapabileceğinizi düşündüğünüz şeyler neler?
Podcast boyunca aklınızın bir köşesinde olsun bu sorular arkadaşlar.
Instagram üzerinden cevaplarınızı bekliyor olacağım diyorum ve konuma başlıyorum.
Özgürlük, insanlık tarihinin en eski kavramlarından biri olarak yüzyıllardır filozofların, yazarların ve düşünürlerin dikkatini çekmiş bir konudur.
Özgürlük, bireylerin hayatlarındaki anlamı sorgulamalarına, kendi sınırlarını ve haklarını tanımalarına olanak tanımıştır.
Fakat özgürlüğün doğası her zaman açık ve net bir şekilde anlaşılmamış.
Tam tersine kimi zaman bireyin kendi istekleri doğrultusunda hareket edebilme gücü olarak, zamanda toplumsal düzene uyum sağlamak için gereken bir kavram olarak yorumlanmıştır.
Bu kitapta özgürlüğü farklı açılardan ele almış.
Kitabın içindeki derin felsefi anlatımları, filozofları size kitaptan okuyacağım alıntılarla özgürlüğün gerçekten ne anlama geldiğini anlamaya çalışacağız arkadaşlar.
Çok uzun ve karmaşık bir cümle oldu ama özgürlük konusu da sanıldığı kadar basit bir konu değil arkadaşlar.
Kitaba tekrar dönecek olursam, bir grup felsefe fakültesi eğitim projesi hazırlıyor.
Bu projede Atlantis'te özgürlük adaları hazırlanıyor.
Podcast'in başında bilim kurgu tarzında olduğunu söylemiştim.
Bu adalarda katılımcılara çeşitli görevler veriliyor ve bu görevleri tamamlayanlar eğer isterlerse bir sonraki adaya geçebiliyorlar.
Aklınıza Squid Game dizisi gelmiş olabilir ama ondan çok farklı.
Kullanılan farklı bir teknoloji sayesinde gittikleri her adada binlerce yıl önce yaşamış filozoflara ve tarihi olaylara tanıklık ediyorlar.
Katılımcılar ilk adada İmmanuel Kant ile karşılaşıyor ve Kant onlara aklın yasalarından bahsediyor.
Derste aktardığı bazı bilgiler şu şekilde arkadaşlar.
Yeryüzünde sayısını bilmediğimiz kadar çok canlı vardır fakat düşünme kapasitesi sadece insana aittir.
Dolayısıyla hem ahlak yasaları hem bilinçli özgürlük sadece insanda gerçekleşir.
İnsan çıplak, zavallı, soğuğa ve sıcağa karşı kırılgan bir varlıktır.
Ne var ki doğa karşısındaki bu çaresizliğini akıl gücüyle telafi etmek kapasitesine sahip olmuştur.
Bu öyle bir güçtür ki yırtıcı hayvanları alt edebilmeyi başarmış, içinde yaşanılası devletler inşa etmiş, yasalar üretmiş, medeniyetler kurmuştur.
İşte insan kendi bedeninin kurtuluşunu akıl gücüyle bulduğu gibi manevi kurtuluşunu da ona dayanarak inşa edecek, özgürlüğünü akıl gücüyle kurmayı başarabilecektir.
Yani Kant hem adadaki katılımcılara hem de bize diyor ki aklınızı kullanın.
Özgürlük sadece fiziksel olarak istenilen şeyleri yapmak, istenilen yere gitmek de değil.
Kendi hayatınızla ilgili kararları da kendiniz verebilmelisiniz.
Ama bir başkası sizin yerinize kararlar alıp sizi yönetiyorsa işte bu da özgürlük değildir.
O yüzden akıl gücünü kullanmak gerekir.
Kitabımıza tekrar dönersek bakalım katılımcılar başka kimlerden, hangi filozoflardan, hangi dersleri almış?
Kitabın hepsinden bahsetmeyeceğim.
Beni en çok etkileyen yerlerden bahsedeceğim arkadaşlar.
Bir sonraki derste katılımcılar Nietzsche ile karşılaşmışlar.
Bakın Nietzsche onlara özgürlük ile ilgili ne söylemiş?
Niçe derse şu şekilde başlıyor arkadaşlar.
İnsanlar genellikle kabile düşünce biçimine sahiptir.
Kültürleri onlara neyi söylerse onu yapar.
Neyi sevmezlerse ona mesafe alırlar.
Bu insanların genellikle sürüye uymanın güvenli olduğu düşüncesine sahip ucuz bir hayatta kalma mekanizmasıdır.
Bu alıntıyı okuduğumda gerçekten çok şaşırdım arkadaşlar.
Diğer taraftan da bu cümle toplumsal baskının ne kadar güçlü olduğunu da gözler önüne seriyor aslında.
Çoğu zaman sadece güvende olmak adına sürüye uyarız.
Halbuki gerçek özgürlük dışarıdan gelen bu baskıları reddedip kendi yolumuzu çizmekle başlar.
Nietzsche anlatmaya şu şekilde devam ediyor arkadaşlar.
Burayı lütfen iyi dinleyin.
Çizmekten, not almaktan kitabı mahvettiğim yerlerden birisi burası.
Sizden farklı insanları aşağıya çekmeye çalışıyorsunuz.
Başarılı insanların önüne setler çekiyor.
Yeni şeyler deneme cesareti gösteren insanların önüne...
Tonla engeller çıkarıyorsunuz.
Sizin alamadığınız riskleri aldığı için insanları dışlıyor, ötekileştiriyor.
Kendi aşağı normlarınızda onları yargılamaya kalkan üstün hakimler kılmaya çalışıyorsunuz.
Ve benim için en can alıcı yer geliyor arkadaşlar.
Ne kadar çarpıcı bir ifade değil mi arkadaşlar?
Toplumun bizden yalnızca bir ürün olmayı beklediğini düşünmek insanı gerçekten şok ediyor.
Aslında hepimizin içinde sessiz bir baskı var.
Sessiz baskı bireyselliği yok ediyor ve özgürlüğümüzü ortadan kaldırıyor.
Çarpıcı bir alıntıyla daha devam etmek istiyorum arkadaşlar.
Birçok filozofun dersi var ama ben aralardan seçip aktarıyorum size.
Bakın Martin Luther King akıllı saatler hakkında neler söylüyor.
Kitabın bilim kurgu tarzında olduğunu tekrar hatırlatayım ki delirdiğimi düşünmeyin arkadaşlar.
Akıllı saatlere sürekli aktarılan nabzınız ve kan basıncınız sizin neye ilgi duyduğunuzu, neden korktuğunuzu, nerede heyecanlandığınızı ortaya çıkararak...
Benliğinizin hacklenmesi anlamına gelir.
İstediğiniz kadar poker suratı oynayın, karşınıza çıkarılan random kelimelere, olaylara ve yüzlere verdiğiniz içsel tepkiler, kan basıncınızın hangi ismi duyduğunuzda
yükselmesi, hangi anlarda öfke hormonları salgıladığınız, sizin hakkınızda özgür iradenizi baltalamak için alınan harika datalar olacaktır.
Akıllı saatlerle ilgili bu tespit çok ilginç değil mi arkadaşlar?
Bunu okuyunca gerçekten kendimizi ne kadar koruduğumuzu bir sorguladım.
Akıllı cihazların bizi tanımasına izin verdikçe aslında özgürlüğümüzü nasıl tehlikeye attığımızı fark ettiniz mi hiç?
Ben şahsen bu kadar fark etmedim.
Bu çok ciddi ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu bence.
Çünkü özgürlüğümüz ve belki de mahremiyetimiz bu verilerle elimizden alınıyor.
Kitabımıza tekrar dönersek sıradaki ders Marcus Aurelius'tan arkadaşlar.
Bakalım o özgürlük hakkında ne demiş?
Marcus Aurelius sadece odaklanın ve anlatmama izin verin dedi.
Özgürlüğünüzü kontrol etmek isteyenler öncelikle sizin kendinize olan inancınızı sarsmaya çalışır.
Kimliğinizi aşağılar, değerlerinizi tahkir eder, emeklerinizi küçümser.
Aşağılayarak yargılar.
Çabalarınızın işe yarar olmadığı ve başardıklarınızın o kadar da değerli olmadığını iddia ederler.
Bu duruma karşı durmanın en büyük sırrı kendi değerinizi bilmek.
Emeklerinize sahip çıkmak ve yaşamdaki yerinizi kavramaktır.
Unutmayın siz hikayenize sahip çıkmazsanız bunu sizin adınıza kimse yapmaz.
Bu cümleyi tekrar söylemek istiyorum arkadaşlar.
Siz hikayenize sahip çıkmazsanız bunu sizin adınıza kimse yapmaz.
Bu sözler aslında özgürlüğümüzün temelini oluşturan bir gerçeği de hatırlatıyor bizlere.
Kendimize olan inancımız zayıfladığında özgürlüğümüz de tehlikeye girer.
İnsanların başkalarının özgürlüğünü kısıtlarken ilk olarak onların içsel değerlerine saldırması, özgürlük mücadelesinde kendimize olan güvenin ne kadar önemli olduğunu bir kez
daha gösteriyor. Unutmayalım ki özgür bir birey olarak kalmak istiyorsak önce kendi hikayemize sahip çıkmalıyız.
Hayatımızın hikayesini başkalarının yazmasına izin vermek özgürlüğümüzü sessizce kaybetmek demektir.
Hayatta ne yaşarsanız yaşayın.
Özgürlüğünüzün rotasını başkalarına bırakmayın arkadaşlar.
Çabalarınıza, değerlerinize ve hikayenize mutlaka sahip çıkın.
Son bir alıntıyla podcastimi sonlandırıyorum arkadaşlar.
Biri sizi yalnız gibi göstermeye çalışıyorsa tam tersi sahip olduğunuz kalabalıktan korkuyordur.
Kitap tam bir başucu kitabı arkadaşlar.
Mutlaka okuyun.
Okuduktan sonra da bana düşüncelerinizi yazın.
Kitabın detaylarını instagram sayfamda paylaşın.
Ayrıca beni Spotify ve diğer dinlediğiniz uygulamalar üzerinden takip etmeyi, çevrenizdekilere tavsiye etmeyi unutmayın arkadaşlar.
Sesimiz, fikirlerimiz, konularımız ne kadar çok kişiye ulaşırsa belki o kadar hayata dokunmuş oluruz.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
