
Bugün sizlere hayal kurmanın bilimsel tarafından ve hayatımıza etkilerinden bahsediyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Bugün sizlere kanalımın da ismini çağrıştıran bir konuyla geldim.
Hayal kurmaktan bahsedeceğiz.
En son ne zaman tek başınıza kalıp hayal kurdunuz ya da en büyük hayaliniz neydi?
Gerçek oldu mu? Hayal kurmayı biliyor muyuz?
Bence en önemli soru da bu.
Hayal kurmak denince genellikle ilk akla gelen mutlu olma, zengin olma, iyi bir eş bulma, ev, araba alma gibi eylemler geliyor.
Bu bağlamda herkes hayal kurar.
Ancak bunlar yaratıcılığa, üretkenliğe dönüşebilen dürtüler değildir.
Aslında hayal kurmak beynimizin yaratıcı olmasını aktivite ediyor.
Hepimizin beyninde retiküler korteks diye bir organ var.
Bu organın görevi duyularımız tarafından algılanan her bilgiyi Beynimizin ilgili kısımlarına dağıtması.
Retiküler korteksimizde belirli bir hedef için mesaj gönderdiğimizde beynimizin radarını o hedef için açar.
Bizim hedeflerimize ulaşmamız için algımızı hedefimiz yönünde çalıştırır.
Günlük aktiviteler içinde biz unutsak dahi hayalimizi gerçekleştirecek fikirleri aramaya devam eder.
Muhteşem bir organ değil mi ya?
Ben unutsam bile beynimin içinde bir köşe benim hayalimi gerçekleştirmek için orada çalışmaya devam ediyor.
Öte yandan hayal gücü yaratıcılığa dönüştüğü zaman üretkenlik de artıyor.
Bilimsel ve teknolojik birçok buluşlar ve icatlar bir mucidin hayali değil miydi zaten?
Amerika'nın teknoloji şirketi Intel Türkiye'de hayaller ile girişimcilik arasındaki bağlantıyı ortaya koymak amacıyla hayal haritası ve girişimcilik DNA'sı araştırması yapmış.
Maalesef sonuçlar pek iç açıcı değil.
Bu arada araştırma sonucunu açıklamak için Kaz Dağları'ndaki Adatepe köyünü seçmişler.
Nedeni buranın havası ve doğasının hayal gücünü geliştirecek bir yer olmasıymış.
Bu sonucu okuduğumda böyle kafamda deli sorular.
Acaba dedim oradaki ağaçları bu yüzden mi kesiyorlar?
Hayal kurmayalım, hayal gücümüz geliştirecek.
Adatepe köyünü bu özelliğinden dolayı seçmelerine ben ayrı bir şaşırdım.
Hem böyle bir araştırma yapıyorlar.
Araştırmanın sonucu içinde ya neleri neleri araştırıyor.
Amerikalılar çok farklılar ya ya da biz çok gerideyiz bilmiyorum.
Araştırma 10 şehirden 8-55 yaş arası yaklaşık 2000 kişi ile görüşülerek yapılmış.
Her 10 katılımcıdan 5'i...
En büyük hayalinin meslek sahibi olmak istediğini söylemiş ve genelde iş garantisi olan meslekler söylenmiş.
Araştırmaya katılan her iki kişiden biri hayal kurmak deyince onun lüks bir eylem olduğunu, kişinin hayal kurabilmesi için geçim derdinin...
olmaması gerektiğini söylemiş.
Buna çok üzüldüm ya. Yani hayal kurmayı lüks bir eylem olarak görmek kafada daha başlamadan bir şeyleri bitirmişler ya.
Oysa ki baktığımızda birçok mucit ne imkansızlıklar içerisinde icat yapmışlar.
Bir grup da hayal kurmayı başımıza icat çıkarma olarak yorumlamış.
Bence o grubun sayısı çok fazladır.
Çünkü ülkemizdeki birçok insan bu kafada.
İcat çıkarma deyince de aklıma şey geldi.
Bu Rasim Öztekin'in de başrollerinde oynadığı 80'ler dizisi.
vardı ya. Tam orada bizim baba yapımızı yansıtıyor.
Her şeyi icat çıkarma diyordu.
Hoşuma giden sahnelerden birinde de eve renkli televizyon almak istiyorlar.
Tabi Fehmi oradaki ismiyle Fehmi.
Fehmi baba. İcat çıkarmayın diye itiraz ediyor.
Şahin şey diyor. Ceyhun Fersoy'un canlandırdığı karakter o zaten çıkarılmış bir icat.
Hemen konuma geri dönecek olursam, maalesef bu genlerimizde işlemiş olan başımıza icat çıkarma kültürü çocukluktan itibaren hayal kuramamaktan ya da kurduğumuz hayallerin peşinden koşamamaktan
kaynaklanıyor. Toplum içinde inan ki böyle kişilere denk gelmişsinizdir ya.
Baktığınız zaman çocuk çok yetenekli ama ekonomik zorluklardan dolayı işte lisede veya küçük yaşta okulu bırakmak zorunda kalmış, çalışmaya başlamak zorunda kalmış.
Tekrar araştırma sonuçlarımıza bakacak olursak katılımcıların %78'i girişimciliği aklından bile geçirmemiş.
Girişimcilik düşünenlerin üçte biri fikrini kimseyle paylaşmamış.
Fikrini paylaşanların da %21'i arkadaş, %19'u baba, %14 eş sevgili.
%7'si annesiyle paylaştığını söylemiş.
Ben de o fikrini paylaşmayan üçte birlik kısımdayım ya.
İçimden sessiz sessiz ilerliyorum.
Bir de şöyle bir şey var. Fikrinizi insanlara söylediğiniz zaman sizi eleştiriyorlar, demoralize ediyorlar.
Yolunuza engel koyuyorlar, taş koyuyorlar.
Bu olaya sinir oluyorum. Ben de biraz kapalı kutuyum.
Kolay kolay paylaşmam fikirlerimi insanlarla.
En azından böyle hayallerimi falan söylemem yani kimseye.
Onlara anlatmak için harcayacağım enerjiyi kafamdaki kurduğum hayalime harcarım daha iyi.
Albert Einstein'ın çok hoşuma giden bir sözünü paylaşacağım sizinle.
Hayal gücü bilgiden daha önemlidir.
Bilgi sınırlıdır.
Hayal dünyayı kurtarır.
Zekanın gerçek işareti bilgi değil hayal gücüdür.
O kadar hayal hayal diye bahsettik.
Ben de bu podcast'ı hazırlarken kendi hayallerimi düşündüm.
Biraz sınırlı kalmış benim hayallerimde ama küçükken matematik öğretmeni olmayı çok istemiştim.
Matematiğim çok iyiydi ve çok sevdiğim bir dersi.
Hatta böyle defterlerimin arkalarına işte kitapların ilk sayfasına falan böyle matematik öğretmeni diye ismimi yazardım.
Ama benim yetiştiğim aile ortamına yani sosyo-kültürel ortama bakarsak okuyabilmem bile bir mucizeydi kesinlikle.
Şu an istemediğim bir mesleği yapıyorum ama geri kalan hayallerim artık bu durumu kabullendim yani geri kalan hayallerimi gerçekleştirebilmem için maalesef paraya ihtiyacım var.
Onun için de şu anki mesleğime sahiplenip bir şekilde hayallerimi gerçekleştirmeye odaklanıyorum.
Yine böyle hayallerimi düşündüm.
Hepsini paylaşmayacağım. Birkaçını paylaşacağım.
Herkes gibi ben de dünya turuna çıkmayı çok isterim.
En büyük hayallerimden birisi de bu.
Bu yaz eşimle küçük bir Avrupa turu yapıp bir başlangıç yaptık ama yeterli değil.
Yani ben daha çok yer merak ediyorum.
Benim bir arkadaşım vardı böyle yıllar önce görüştüğümüz.
Şans oyunları oynuyordu 5 liraya.
Biz de onunla hep dalga geçiyorduk.
Ya diyorduk hani çıkmayacağını biliyorsun.
Nihayetinde kumar hani 5 liraya niye böyle bir şey yapıyorsun falan.
Bize şey diyordu olsun 5 liraya hayallerimi satın alıyorum.
İnsanlar ne kadar hayal kurmayla ilgili önünüze engeller çıkar.
sizi dikkate almasalar da olumsuz eleştirseler de bence hayal kurmak çok güzel bir eylem ya.
İnsanın içinde bir umut ışığı böyle sizi alıp bambaşka yerlere götüren ve asıl bu konuyu seçmeye beni teşvik eden de hem kitabını bayıla bayıla okuduğum hem de Netflix'teki dizisini
bir çırpıda bitirip sonra tekrar başladığım bir kitapla geldim.
Çünkü kitaptan çevrilmiş bir dizi.
Bu arada kitap demişken yorumlarınızı ve mesajlarınızı Tek tek okuyorum.
Yorum yapanlara, mesaj atanlara teşekkür ediyorum.
Ben podcastlerimi daha önceden hazırladığım için siz o konuya göre yorum yapmış oluyorsunuz ama yorumlarınızı, mesajlarınızı tek tek okuyorum.
Onları dikkate alarak da podcast hazırlamaya devam edeceğim.
Yine böyle farklı fikirleriniz, istekleriniz varsa onları bana yazın.
Teşekkür ederim ayrıca yazanlar için de.
Tekrar konumuza dönecek olursak.
And with an A.
Kitabın ismi de Anne of Green Gables.
Lucy Montgomery'nin muhteşem eseri.
Bugün sizlere ondan bahsedeceğim.
Ben diziyi ilk izlediğimde böyle hem ağlamıştım hem gülmüştüm hem sevinmiştim.
Gerçekten böyle bir çırpıda bitirilebilecek bir dizi.
Mutlaka izleyin. Hatta önce diziyi izleyip...
Ondan sonra kitabını okursanız böyle karakterler kafanızda daha iyi canlanıyor.
Bu kitap 36'dan fazla dile çevriliyor.
50 milyondan fazla satarak dünya çapında en çok satılan ve okunan kitaplardan birisi.
Böyle izledikçe insanın içini açan, sanki oradaki böyle rüzgar insanın yüzüne esiyormuş gibi gelen, böyle alıp götüren çok güzel bir kurgusu da çok iyi.
Oyunculukları da çok iyi.
Kanada'da geçiyor. Zaten yazarımız da Kanadalı.
Kanada'yı gerçekten çok güzel anlatmışlar.
İçinizi böyle ferahlatıyor.
Şöyle bir konusundan kısaca bahsedecek olursam fazla da spoiler vermek istemiyorum.
Yetimhanede bulunan bir kızın evlatlık verilmesi hikayesini anlatıyor.
Hiç evlenmemiş iki yaşlı kardeş var Matthew ve Marilla.
Bunlar çiftlik işlerine yardım etmesi için bir erkek çocuk istiyorlar yetimhaneden.
Fakat yetimhanede bir karışıklık çıkıyor.
Erkek çocuk yerine kız çocuk veriliyor.
Bizim enimiz veriliyor.
Tabi aile demeyeyim de Matthew N ile karşılaştığı zaman buna çok şaşırıyor.
İşte biz erkek çocuk istemiştik ama kız çocuk gelmiş gibi.
N hayal dünyası çok gelişmiş, çok güzel hayal kurabilen, bakış açısını çok güzel değiştirebilen, farklı bir çocuk, yetenekli bir çocuk.
Negatifi pozitife çok güzel çeviriyor.
Yetimhaneden trene binerek bir yere geliyor.
Onu Matthew karşılıyor.
Matthew erkek kardeş, Marie'yle kız kardeş bu arada.
Çocuğun üstü başı kıyafetleri kötü bir halde tabii yetimhaneden gelmiş.
Annesi babası çok küçükken ölmüş eni.
Ve orada kıyafetlerinin kötülüğüyle ilgili Matthew'a şöyle söylüyor.
Trene bindiğimde sanki herkes bana bakıp acıyormuş gibi hissettim.
Ama hemen işe koyuldum ve üzerimde dünyanın...
en güzel uçuk mavi ipek elbisesinin olduğunu hayal ettim.
Çünkü eğer bir şey hayal edecekseniz uğraştığınıza değecek bir şeyler hayal etmelisiniz diyor.
Ve o yolculuğunu mutluluk içinde geçiriyor.
Yani hiç böyle benim kıyafetim kötü işte ezik büzük şöyle böyle kendisini hissetmiyor.
Hatta dizi boyunca ve kitap boyunca en hep bu şekilde yani çok farklı.
Yani sizi böyle daha pozitif düşünmeye, daha böyle hayal kurmaya, hayal kurmaktan vazgeçmemeye bunu size çok güzel veriyor dizide ve kitapta da aynı zamanda.
Bir de aile olmanın bazen kan bağı olmadan da olduğunu anlıyorsunuz.
Yine şöyle bir cümlesi geçiyor.
Çok etkilendiğim bir yer.
Küçük küçük anlatacağım size.
Başlamadan ne olacağını bilemezsin.
Önemli biri olabilirsin.
Her yere gidebilirsin.
Hayat benim için kin beslemek ya da yanlışlara odaklanmak için fazla kısa ben kendimi seçiyorum.
Bu şekilde de hiç hayal kırıklığına uğramıyorum.
Enin hayal dünyası o kadar geniş ki.
En bu arada 11 yaşında bir kız çocuğu.
Yetmihanede olduğu dönem...
Hep böyle işte bir aile tarafından sahiplenilmeyi, spoiler vermek istemiyorum ama kendimi de tutamıyorum.
Bir ev hayal ediyor, işte bir bahçe hayal ediyor, doğayı çok fazla hayal ediyor falan.
Ve birçoğu da gerçek oluyor.
Kendinden büyük, küçük, herkese mutlaka bir şeyler öğretiyor.
Gerçekten hepinizde bir şeyler katacak türden bir dizi ve kitap aynı zamanda.
Yine şöyle bir bölümünden bahsetmek istiyorum.
Ah Marilla, bir şeyleri iple çekmek mutluluğun yarısıdır.
diye haykırdı Anne. Onları belki elde edemeyebilirsin.
Ama hiçbir şey seni onlara kavuşmayı hayal etme coşkusundan ben edemez.
Bayan Light, beklentisi olmayanlar hayal kırıklığına uğramazlar diyor.
Ama bence hayal kırıklığına uğramaktan daha kötüsü hiçbir beklenti olmamasıdır.
Konfor alanımızdan çıkmamız gerekiyor ya.
Yani böyle aman başıma bir şey gelmesin, aman şöyle diyerekten.
Bu hayat o şekilde geçmez ya.
Risk alacağız, hayal kuracağız, yaşamaya devam edeceğiz.
Umut insanın içinde hiçbir zaman bitmemeli.
İnsan ne olursa olsun hayallerinden vazgeçmemeli bence ya.
Yani hayallerinizden vazgeçmeyin.
Baktınız çok üzerinize geliyorlar.
O zaman kimseye bahsetmeyin.
Sessiz sessiz o yoluna ilerleyin.
Hayaliniz gerçek olmasa bile en azından ben onu denedim dersiniz.
Hayal kurmayı, umut etmeyi, bakış açısını değiştirmek isteyenlere bu diziyi ve romanlarını şiddetle öneriyorum.
Beğeneceğinizden ve etkileneceğinizden çok eminim.
Dizi ve kitaplarla ilgili çok fazla şey söyledim.
Neredeyse diziyi... İzlemenize gerek kalmayacak.
Daha fazla bilgi vermeden podcastimi sonlandırmak istiyorum.
Yine enin bir sözüyle podcastimi sonlandıracağım.
Hayalleriniz sizlere sağlık, huzur, mutluluk getirsin.
Hayatınız hiçbir zaman gömülmüş umutların muhteşem mezarlığı olmasın.
Hoşçakalın, mutlu kalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
