
Geçmişle Hesaplaşmadan Geleceğe Adım Atabilir misin?
19 Mart 2025 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Hiç yaşadığın bir duygunun ya da verdiğin bir tepkinin aslında geçmişine dayandığını fark ettin mi? Çocukluk anıları, ailemizden aldığımız bilinçaltı kodları ve geçmiş deneyimler, bugün kim olduğumuzu şekillendiriyor. Peki, geçmişin bugüne etkisini fark edip değişim yaratmak mümkün mü? Bu bölümde, geçmişin üzerimizde bıraktığı izleri keşfediyor ve onları nasıl dönüştürebileceğimizi konuşuyoruz.
---
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Bugün hissettiğiniz bir duygunun ya da verdiğiniz bir tepkinin aslında geçmişinizden gelen bir iz taşıdığını fark ettiniz mi?
Aynı hataları yaparken ya da aynı duyguları tekrar tekrar yaşarken buluyor musunuz kendinizi?
Belki de bunun sebebi geçmişte öğrendiğiniz ama hiç sorgulamadığınız şeylerdir.
Hayalperest'in Sesi podcast serisi başlıyor.
Hepinize keyifli dinlemeler.
Herkese merhabalar, Hayal Perestin Sesi podcast kanalına hoş geldiniz arkadaşlar.
Ben Melis, umarım keyifler yerindedir, her şey yolundadır.
Hepimiz hayatımızda bir şeyleri değiştirmek istiyoruz değil mi?
Daha mutlu olmak, daha özgüvenli hissetmek, belki de sürekli tekrar eden olumsuz döngüleri kırmak.
Ama bunu gerçekten yapabilmek için önce geçmişin üzerimizdeki etkisini fark etmemiz gerekiyor.
İşte bugün tam da bunu konuşacağız arkadaşlar.
İnsan geçmiş zamanı, şimdiki zamanı ve gelecek zamanı aynı anda düşünüp yaşayabilme özelliğine sahip tek canlıdır.
Bunu istediği şekilde yaşama hakkı da kendisine aittir.
Genellikle dün bugünü, bugün yarını, yarınsa geleceği inşa ederek devam eder.
Mesela çocukken duyduğumuz bir söz, hissettiğimiz bir korku, veya yaşadığımız bir deneyim yıllar sonra bile kararlarımızı etkileyebilir.
Bunu değiştirmek mümkün mü?
Tabii ki evet ama önce fark etmemiz gerekiyor.
Geçmiş bugünkü davranışlarımızın, düşüncelerimizin ve duygularımızın bir parçasıdır.
Kendimize, diğer insanlara ve dünyaya bakışımızı şekillendiren geçmişimizdir.
Çocukluk dönemimizde öğrendiğimiz şeylerin bugünkü davranışlarımızın üzerindeki etkisi çok büyüktür.
Özellikle çocuklukta öğrendiklerimiz farkında olmadan hayatımızın pusulası haline gelir.
Bize öğretilen kurallar, söylenen sözler, hatta şahit olduğumuz olaylar bile bugün kim olduğumuzu şekillendirir arkadaşlar.
İşte tam da bu yüzden geçmişin üzerimizdeki etkisini fark etmek ve bazen ona dur demek çok önemli.
Çünkü biz geçmişimiz değiliz.
Geçmişimizin şekillendirdiği ama değiştirebilme gücüne sahip bireyleriz.
Peki geçmişin izleri bugün bizi nasıl etkiler onu konuşalım arkadaşlar.
Örneğin küçüklüğünüzde size sen sus, büyüklerinin yanında konuşma.
büyüklerin lafını kesme, büyüklerle öyle konuşulmaz, büyükler sorgulanmaz gibi cümlelere maruz kaldıysanız, şimdiki hayatınızda bir topluluk önünde veya bir
ortamda konuşmaktan çekinme, fikirlerinizi kolayca dile getirememe, kurallara koşulsuz uymaya çalışma, sorgulamama, iş yerinde yönetici ne diyorsa uyma.
Haksızlığa da uğrasak, sessizce bekleme, sırada önümüze geçseler dahi ses çıkaramama gibi davranışlar göstermemize neden oluyormuş arkadaşlar.
Eminim şu an dinlerken kendi hayatınızdan sahneler gözünüzün önüne geldi.
Belki çocukken duyduğunuz bir söz, belki yaşadığınız bir olay.
Belki de şu an evet bana da öyle olmuştu diye düşünüyorsunuz.
Ve işin en ilginç yanı bu davranışları sorgulamadığımız sürece onların bizim seçimimiz olduğunu sanıyoruz.
Sanki biz doğuştan sessizmişiz, sanki biz zaten çekingenmişiz gibi.
Oysa bunlar bize öğretilen ve farkında olmadan kabullendiğimiz şeyler.
Çarpıcı bir örnekle daha devam ediyorum arkadaşlar.
Çocukluğunuzda sabırlı ol, öyle her şeye ağlanmaz, güçlü ol cümlelerini duyduysanız şimdiki hayatınızda ağlamamaya çalışmak, ağlamak güçsüzlüktür
diye inanmak, daima en iyisini yapmaya çalışmak, başka insanların sorumluluklarını kendi görevinizmiş gibi üstlenmek, Eşinize ya da partnerinize annesiymiş
gibi davranmak gibi davranışlar göstermenize neden olabiliyormuş.
Şimdi bir düşünün siz de kendinizi hep güçlü olmak zorundaymış gibi hissediyor musunuz?
Duygularınızı görmekten kaçınıyor, ağlamayı bir zayıflık gibi mi görüyorsunuz?
Belki de çocukken duyduğunuz bu sözler siz farkında olmadan bugün hala zihninizde yankılanıyor ve fark etmeden hayatınızı şekillendiriyor.
Ve belki de en önemlisi kendi duygularımızı bastırarak aslında kendimizi yalnızlaştırıyoruz.
Oysa ki insanız bazen kırılırız, bazen yoruluruz ve bazen sadece ağlamak isteriz.
Bu bizde güçsüz değil insan yapar.
Eğer kendinizi hep dayanmalıyım, güçlü görünmeliyim, kimseye yük olmamalıyım derken buluyorsanız belki de artık bu kalıpları sorgulama zamanınız gelmiştir
arkadaşlar. Çünkü gerçek güç hissettiklerine bastırmak değil onlarla yüzleşebilmektir.
Geçmişte yaşadığımız ve bugünkü hayatımızı etkileyen bir diğer duygu da kaygılı olmakmış arkadaşlar.
Bir ortama girdiğinizde kendinizi huzursuz hissediyorsanız, insanlar sizi kabul edecek mi diye endişeleniyorsanız, hayır demekte zorlanma, kendini başkalarına
kabul ettirmeye çalışma gibi davranışlarınız varsa, Altında yatan neden çocukluk döneminde dışlanmaya maruz kalmakmış arkadaşlar.
Çocukluk döneminizde aile içinde ya da okulda sürekli büyükler konuşurken sen sus ya da senin fikrin önemli değil gibi ya da sen anlamazsın denildiğinde okul
döneminde bir arkadaşınızın doğum günü partisine davet edilmediğinizde Her ne kadar çocukluk döneminde önemsizmiş gibi gelse de bu durumlar yetişkinlikte düşüncelerinizin değersiz
olduğunu kabullenme ve biraz önce söylediğim gibi girdiğiniz ortamda kendinizi huzursuz, endişeli ve kaygılı bir birey olarak hissetmenize neden oluyormuş.
Kendimle ilgili dramatik bir anımdan bahsedeyim size arkadaşlar.
İlkokul ve ortaokul dönemlerimde sınıfta veya işte evde sınıf arkadaşlarımızın doğum günü kutlanırdı.
Ben de katılırdım. Hediye falan alırdık.
Çok hoşuma giderdi.
Çok da eğlenirdik. Ama benim doğum günüm Ağustos ayındaydı ve yaz dönemine denk geliyordu.
İşte okullar kapalı oluyordu.
Tabii o zaman telefondur, sosyal medya falanla yok.
Benim doğum günüm hiç kutlanmadı.
Okul yıllarımda her yaz doğum günümde bu duruma çok üzüldürdüm.
Tabii şimdi 30'u geçtim ve doğum günlerini genel olarak hiç sevmiyorum.
Bunu anlatırken içinizden ben de buna benzer bir şey yaşadım diyenler varsa mutlaka yazın bana birbirimize destek olalım arkadaşlar.
Konumuza tekrar dönersek eğer bir ortama girdiğinizde insanların düşüncelerini çözmeye çalışıyorsanız hep en kötü ihtimali düşünüyorsanız Sakin ortamlarda
kendinizi rahatsız hissediyorsanız ve en önemlisi de güven problemi yaşıyorsanız, öfke patlamaları yaşıyorsanız maalesef bunlar da çocukluk döneminde kaotik bir
ortamda büyümenin etkileri ve geçmişten gelen duygular arkadaşlar.
Peki kaos içinde büyümek ne demek?
Çocukken sürekli belirsizlik içinde olmak, ebeveynler arasında sık sık kavga görmek.
ailede sürekli bir maddi ya da duygusal kriz yaşanması, evin içinde gergin bir atmosfer olması, işte tüm bunlar çocuk zihninde derin izler bırakıyor ve yetişkinlik
döneminde biraz önce söylediğim etkileri gösteriyor.
İşte tam da bu yüzden geçmişin üzerimizde bıraktığı izleri fark etmek çok önemli arkadaşlar.
Belki şu an anlatırken kendinizden bir şeyler buldunuz.
Belki de geçmişinizde yaşadıklarınızın bugünkü davranışlarına nasıl yansıdığını ilk kez bu kadar net fark ediyorsunuz.
Aslında hepimiz bir noktada çocukluğumuzun gölgesinde yaşıyoruz değil mi?
Mesela neden bazı durumlarda gereğinden fazla tepki veriyoruz?
Neden bazı insanlara hemen güvenmekte zorlanıyoruz?
Ya da tam tersi hak etmeyen insanlara bile güvenme ihtiyacı hissediyoruz?
İşte bunların cevabı çoğu zaman geçmişin bize öğrettiklerinde saklı arkadaşlar.
Bazen ben neden böyleyim diye kendimize soruyoruz ama belki de yanlış soruyu soruyoruz.
Asıl soru şu olabilir.
Bu duygular bana nereden tanıdık geliyor?
Çünkü insan bildiği şeyin içinde rahat hisseder.
Kaotik bir ortamda büyüdüysek huzur bize garip gelebilir.
Sakin bir ilişki içinde olduğumuzda acaba bir sorun mu var diye gereksiz yere endişelenebiliriz.
Peki bu böyle devam etmek zorunda mı?
Tabii ki hayır. Farkındalık ilk adımdır ve şu an tam da bu konular üzerine düşündüğümüz an kendimizi değiştirmek için bu podcast sayesinde harika bir fırsat yakalıyoruz
arkadaşlar. Geçmişten gelen ve bugünümüze etkileyen duygulardan biri de çocukken hep güçlü olmak zorunda mı kaldınız?
Kimseye derdinizi anlatamadınız mı?
Aileniz için bir şeyleri yoluna koymaya çalışan taraf mıydınız?
Duygularınızı bastırıp sorumluluk almayı öğrendiniz mi?
İşte bunlar yetişkinlikte nasıl hissettiğimizi ve hayatı nasıl yaşadığımızı derinden etkileyen durumlar arkadaşlar.
Peki bunlar biz fark etmeden hayatımızı nasıl etkiliyor?
Sürekli yeterince iyiyim diye sorgulamak, dinlenirken suçlu hissetmek, hayatta her şeyi yalnız halletmeye çalışmak, başkalarından yardım istemekte zorlanmak,
başkalarının mutluluğu için kendini feda etmek ve sürekli başkalarının problemlerini çözmeye çalışmak, en küçük hatalarda kendini acımasızca eleştirmek, Hissizleşmek,
küçük yaşta büyük yükler taşımanın yetişkinlikteki izleri arkadaşlar.
Ama bir gerçek var.
Biz hala o çocuk değiliz.
Artık ağır yükleri sırtımızda taşımak zorunda değiliz.
Yetişkin olarak geçmişin izlerini fark etmek ve artık kendimize iyi bakmayı öğrenmek bizim sorumluluğumuzda.
Şimdi bir soru sormak istiyorum size.
Bugüne kadar taşıdığınız en ağır yük neydi ve artık bırakmaya hazır olduğunuz bir yük var mı?
Düşünün çünkü bazı yükler bizim omuzlarımızda olmamalı arkadaşlar.
Geçmişten gelen ve yetişkinlikte iz bırakan duyguların sonuncusu da sürekli eleştirilerek büyümek arkadaşlar.
Hepimizin çocuklukta duyduğu bazı cümleler vardır.
Bu kadar mı yapabildin?
Daha iyisini yapmalısın.
Neden böyle davrandın?
Neden hata yaptın?
gibi. Eğer çocuklukta sık sık eleştirilerek büyüdüyseniz sürekli yetersiz hissetmek, mükemmelliyetçi olmak, hata yapmaktan aşırı korkmak bunlar
hep geçmişin üzerimizdeki izleri olabilir arkadaşlar.
Acaba yanlış mı yapıyorum diye her kararınızdan önce ve sonra düşünüyorsanız Ne kadar başarılı olursanız olun, içten içe hep bir eksiklik hissediyorsanız, sürekli
birilerinin fikrini almadan karar veremiyorsanız, birisi size küçük bir yorum yaptığında bile içinizde büyük bir rahatsızlık hissediyorsanız, bunlar geçmişte maruz kaldığınız
aşırı eleştirilerin bugüne yankısı arkadaşlar.
Ama şunu bilmek lazım, hata yapmak insan olmanın bir parçası, mükemmel olmak zorunda değiliz.
Kendimizi sürekli eleştirmek yerine kendimizi olduğumuz gibi kabullenmeliyiz arkadaşlar.
Kendini olduğu gibi kabullenmek deyince de bu konuyla ilgili bir podcastim var.
Onu da dinlemenizi tavsiye ederim.
Ayrıca her bölüm yine dediğim hatırlatmamı da söylemek istiyorum.
Sizin sevmediğiniz podcastteki bir cümle.
Bir başkasının hayatında yepyeni sayfalar açabilir.
Bu nedenle dinlediğiniz uygulamalar ve Spotify üzerinden beni takip etmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın arkadaşlar.
Sizlerden gelen geri dönüşler benim için çok kıymetli diyorum ve konuma geri dönüyorum.
Bazen geçmişten gelen sesler hala kulağınızda yankılanıyor olabilir.
Ama artık o sesi kısabiliriz arkadaşlar.
Kendimize daha şefkatli bakabiliriz.
Çünkü değişim her zaman mümkün.
Bugün hissettiğiniz duyguların nedenini biraz olsun anlamanıza yardımcı olabildiysem ne mutlu bana.
Unutmayın her yeni gün geçmişin üzerindeki etkisini yeniden şekillendirebileceğiniz bir fırsattır arkadaşlar.
Geçmiş sadece bir hikaye ve hikayenin devamını siz yazıyorsunuz.
Daha güzel, daha güçlü bir sayfa açın ve hikayenize sahip çıkın arkadaşlar.
Bugünlük benden bu kadardı.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
