
Bu bölümde “Elalem ne der” korkusunun nereden geldiğini ve hayatımızı nasıl fark etmeden yönettiğini konuşuyoruz.
Neden sürekli başkalarının onayını arıyoruz?
Neden kendi kararlarımızdan korkuyoruz?
Ve en önemlisi… bu döngüden nasıl çıkabiliriz?
Eğer sen de zaman zaman kendi sesini bastırıyorsan, bu bölüm tam sana göre.
Transkript
Selamlar Hayal Perestin Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Sırf birileri ne der diye içinizden gelen bir şeyi yapmaktan vazgeçtiniz mi hiç?
Ya da bir kararı verirken kendi sesinizi değil başkalarının sesini dinlediniz mi?
Bugün tam olarak bu konuyu konuşacağız arkadaşlar.
El alem ne der?
Bu üç kelimelik basit soru kültürümüzün en derinlerine işlemiş, en güçlü ve en sinsi sosyal problemlerinden biri.
Hayallerimizi ertelerken, giyeceğimiz kıyafeti seçerken, kariyer yolumuzu çizerken veya sadece içimizden geldiği gibi gülerken bile zihnimizin arkasında beliren o görünmez ses elalem.
Peki kim bu elalem?
Nerede yaşıyor? Ne yapıyor?
Hayatımızın üzerinde bu kadar çok söz hakkını kim verdi onlara?
Ve belki de en önemli soru şu arkadaşlar, siz kendi hayatınızı mı yaşıyorsunuz yoksa başkalarının onayını almaya çalışan başka bir hayatın versiyonunu mu yaşıyorsunuz?
Çünkü çok net bir şey söyleyeceğim size, başkaları ne der diye yaşamak, yaşamak değil seyirci kalmaktır.
El alem ne der korkusu nereden geliyor?
Öncelikle buradan başlamak istiyorum arkadaşlar.
Şunu net söyleyeyim, bu korku öyle bir anda oluşmuyor.
Yani bir sabah uyanıp ben artık el alem ne der diye düşüneyim demiyoruz.
Bu korkunun kökleri var ve genelde çok eskilere gidiyor.
Mesela ilk olarak şu var, toplulukçu bir kültürde büyüyoruz.
Yani biz küçüklükten itibaren birey olmaktan çok uyumlu olmak öğretiliyor bize.
İşte ses çıkarma, ayıp olur, onu öyle yapma, başkaları ne der?
Bunları kaç kere duyduk bir düşünsenize.
Peki neden? Çünkü eskiden bir gruptan dışlanmak demek, hayatta kalamamak demekmiş.
O nedenle de insanlar farklılıklara, değişikliklere hep uzak durmuşlar ki yaşadıkları ve içinde bulundukları toplumlardan dışlanmasınlar.
Ama bugün artık öyle değil.
Bugün biri seni eleştirdi diye hayatın bitmiyor.
Ama bizim beynimiz bu durumu hala bir tehdit gibi algılıyor.
Yani aslında şu oluyor.
Sen bir şey yapmak istiyorsun ama içinden bir ses diyor ki başkaları ne der?
Bunu böyle yaparsan dışlanırsın.
Bizim aileye de bu böyle yapılmaz.
Ve sen duruyorsun değil mi?
O sesten etkileniyorsun.
Yapmak istediğin ya da söylemek istediğin şey her neyse sırf başkaları ne der diye daha düşünce aşamasında bile onu uygulamaktan vazgeçiyorsun.
Hatta düşünmekten vazgeçiyorsun.
Aslında tehlike yok.
Çevrende öyle kişiler yok ama bilinç altında o sesler, o hisler hep var.
El alem ne der korkusunun altında yatan bir diğer neden de koşullu sevgi arkadaşlar.
Bu podcast'ı hazırlarken beni en çok etkileyen yerlerden birisi burası oldu.
Çocukken en çok ne zaman takdir edildiniz?
Gerçekten kendiniz olduğunuzda mı yoksa ebeveynlerinizin istediği gibi davrandığınızda mı takdir edildiniz?
Mesela uslu durduğunuzda, dersleriniz iyi olduğunda, büyüklerinizin sözünü dinlediğinizde daha çok sevilmiş gibi hissettiniz değil mi?
Ama tam tersi olduğunda ne oldu?
Bir hata yaptığınızda, yanlış bir şey söylediğinizde, kendi istediğinizi yaptığınızda ne oldu?
Sevgi azaldı, ilgi azaldı.
Bazen de açıkça şunu hissettiniz.
Böyle davranırsam sevilmem.
İşte bu koşullu sevgi arkadaşlar.
Çocuk koşullu sevgiyi öğreniyor ve sevilmek için bir şey yapmalıyım ya da bunu yapmamalıyım.
Sevilmek için işte uyum sağlamalıyım.
Sevilmek için kendimi değiştirmeliyim.
Ya da bunu işte annemin istediği gibi, babamın istediği gibi yapmalıyım.
Bunu böyle yaparsam annem küsmez.
Bunu böyle yaparsam ailem beni dışlamaz gibi gibi.
Ve bu düşünce büyüdü.
Türkçe'de şuna dönüşüyor.
İnsanlar beni beğenmeli, insanları memnun etmeliyim, herkes beni onaylamalı, kimse beni eleştirmemeli şeklinde bir düşünceye dönüşüyor.
Ama burada çok önemli bir gerçek var.
Çünkü bu mümkün değil.
Ne yaparsanız yapın herkes sizi sevmeyecek.
Ve sen herkesi memnun etmeye çalıştıkça...
Kendi sesini daha çok kaybedeceksin ve bu düşünceyle büyüdüğünüzde de hayatınız yavaş yavaş başkalarına göre değişecek.
Kendi kararınızı vermek yerine başkalarına soruyorsanız.
Kendi fikrinizi söylemek yerine susuyorsanız, kendi istediğinizi yapmak yerine onay arıyorsanız ve fark etmeden kendi hayatınızın kontrolünü başkalarına veriyorsunuzdur.
Ve işte bu yüzden el alem ne der, başkaları ne der sorusu sadece bir düşünce değil arkadaşlar.
Bu bir hayat yönü ve eğer fark etmezseniz sizi yavaş yavaş kendinizden uzaklaşır.
Peki bu el alem ne der düşüncesinden nasıl kurtulabiliriz arkadaşlar?
Bu döngüyü kırmak mümkün mü?
Evet mümkün. Ama şunu söylemem lazım ki bu bir gecede olacak bir değişim değil.
Bu bir anda tamam artık deyip özgürleşmek de değil.
Adım adım verilen bir savaş ve en önemlisi de bu savaş başkalarıyla değil kendinizle, kendi içinizle.
Öncelikle ilk adım...
Başkaları dediğimiz şeyin aslında kim olduğunu fark etmek.
Çünkü çoğu zaman başkaları ne der diye düşündüğümüzde aslında ortada gerçekten bir başkaları yok, bir insan yok.
Annenin sesi olabilir, babanın sesi olabilir, komşunun, öğretmenin ya da sosyal medyada hiç tanımadığın insanların sesi bile olabilir.
Ama aslında hepsi birleşip senin zihninde tek bir sese dönüşüyor.
Yapma, yanlış.
Olmaz, bu bize göre değil gibi gibi.
İşte ilk yapmanız gereken şey bu sesi tanımak ve şunu sormak.
Ben gerçekten kimden korkuyorum?
İlk olarak kendinize bunu bir sorun arkadaşlar.
O sesin kim olduğunu bir bulun.
İkinci olarak kendi değerlerinizi netleştirmeniz gerekiyor arkadaşlar.
Çünkü başkalarının kurallarıyla yaşadığınız sürece hep kaybolursunuz.
Bakın bu sözümü unutmayın.
Başkalarının kurallarıyla yaşadığınız sürece hep kaybolursunuz.
Ama kendi değerinizi bildiğinizde her şey değişir.
Kendinize şu soruyu sorun.
Benim için gerçekten önemli olan ne?
Dürüstlük mü, özgürlük mü, huzur mu, yaratıcılık mı?
Ya da istediğiniz sizin için önemli olan her neyse.
Veya bir karar alırken de şunu kontrol edin.
Bu seçim benim kendi değerlerimle, isteklerimle uyumlu mu?
Yoksa ben farkında olmadan o seçimimi başkalarına göre mi yapıyorum?
Eğer cevabınız evetse işte o zaman ilk başlamanız yer burası oluyor arkadaşlar.
Üçüncü adım da korkularınızla yüzleşmeniz.
Çünkü çoğu zaman sorun bu korktuğun şeyin kendisi değil, onu senin zihninde büyütme şeklin.
Kendinize şunu sorun.
Başkalarının söylediğini yapmadığım zaman...
Kendi istediğimi yaptığım zaman en kötü ne olabilir?
Gerçekten bunu bir düşünün.
En kötü ne olabilir? Bu soruya dürüstçe cevap verin ve sonra tekrar şunu sorun.
Bu gerçekten baş edemeyeceğim bir şey mi?
Çoğu zaman göreceksiniz ki korktuğunuz şey aslında düşündüğünüz kadar da büyük değil.
Veya en kötü ne olabilir sorusunun cevabı da bir hiç olabilir.
Yani hiçbir şey olmayabilir.
Ve dördüncü olarak da kendinize şefkat gösterin arkadaşlar.
Çünkü bu yolculukta en çok ihtiyacınız olan şey bu.
Kendinizi sürekli eleştirmek yerine kendinizle daha yumuşak konuşmayı öğrenin.
Çünkü hata yaptığınızda kendinize kızmak kolaydır.
Ama kendinizi toparlamak, kendinizi değiştirmek daha güçtür.
Ve bazen sadece şunu söylemek de yeterlidir.
Evet bu zordu. Evet herkesi memnun edemedi.
Ama ben kendime sadık kaldım.
Kendi istediğim şeyi yaptım.
Ve son olarak da başkalarının onayı olmadan yaşamak bencil olmak değildir arkadaşlar.
Bu kendinize sahip çıkmaktır.
Kendi hayatınızı sahiplenmektir.
Karakterinizi sahiplenmektir.
Ve belki de en önemli fark şu.
Sen kendine inandığında başkaları dediğin ses küçülmeye başlar.
Ve senin sesin... daha çok duyulmaya başlar.
Sen gerçekten sen olmaya başlarsın.
Çünkü en önemli onay başkalarından gelen değil senin kendi kendine verdiğin onaydır.
Eğer bugün beni buraya kadar dinlediyseniz bu farkındalık bile sizin değişmeye başladığınızı gösterir.
Kendisi küçük ama etkisi büyük bir soru ile podcastımı bitirmek istiyorum arkadaşlar.
Bugün kendinize şu soruyu sorun.
Sorularla dolu bir podcast oldu.
Ben bugün sadece kendim istediğim için Eğer cevabınız hiçbir şey yapmadımsa işte asıl başlamanız ve üzerine düşünmeniz gereken yer burası.
Çünkü hayatınızı değiştiren şey büyük kararlar değil küçük cesaretlerdir, küçük başlangıçlardır.
Son olarak da şunu bilmenizi istiyorum.
Başkaları dediğiniz insanlar sizin hayatınızı sizin kadar düşünmüyor.
Ama siz kendi hayatınızı düşünmek zorundasınız.
Çünkü bu hayat sizin, başkalarının hayatı değil.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Dinlediğiniz uygulamalar ve Spotify üzerinden beni takip etmeyi unutmayın.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
