
Bu bölümde bastırılmış duyguların hayatımıza etkilerini anlatıyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Hayalpires'in Sesi podcast serisi başlıyor.
Hepinize keyifli dinlemeler.
Luna Park'a gitmişti arkadaşlarıyla ve gondola binmişlerdi.
Herkes çığlık çığlığa bağırıyordu.
Korkuyordu. Hem de çok korkuyordu.
Ancak herkes gibi bağıramıyordu.
Yumruklarını sıkıyordu, dişlerini sıkıyordu.
Gözlerini kapatarak bu korkuyu bastırmaya çalışıyordu.
Çünkü böyle öğretilmişti kendisine.
Herkese merhabalar, Hayal Perest'in podcastine hoş geldiniz.
Beni ilk kez dinleyecek olanlar için ben Melis.
Bugün sizlere herkesin yaşadığı ya da belki de bir şekilde yaşamak zorunda bırakıldığı bir durumdan bahsedeceğim.
İçimizde bastırdığımız duygularımızı konuşacağız bugün sizinle.
Özellikle bizim kültürümüzde çok yer etmiş bir durumdur duyguları bastırmak.
Peki o zaman bastırılmış duygular nelerdir?
Oradan başlayalım.
Hepimizin hayatında, kişiliğimizde olumlu ve olumlu...
Olumsuz taraflarımız vardır.
Olumlu taraflarımızı hepimiz çok severiz.
Toplumda hep bu olumlu kimliğimizle var olmaya çalışırız.
İnsanlar bizi o yönlerimizle ansın isteriz.
Ancak bir de bizim olumsuz taraflarımız vardır.
Hayatımızda, kendimizde hiç istemeyiz bu duyguları.
Kimse bilmesin isteriz, görmesin isteriz.
Ve bu nedenle de duygularımızı bastırırız.
Bastıran duyguların en yaygın olanı utanç duygusu, suçluluk.
Kaybetme, başarısız olma, bir şeyleri yanlış veya eksik yapma gibi duygulardır.
Kişiliğimizdeki olumlu duygularımız ne kadar gerekli ve önemli ise bu bahsettiğim olumsuz duygular da aynı ölçüde bizim için gerekli ve önemli.
Fakat bu kadar önemli olmasına rağmen biz bu duyguları bastırmak, etrafımızdaki insanlardan gizlemek isteriz.
Her şey yolundaymış gibi gösteririz.
Güçlü görünmeye, güçlü durmaya çalışırız.
Ancak bu bastırdığımız, göz ardı etmek istediğimiz duygular asla kaybolmaz.
Kendini göstermeye devam eder.
Hiç beklemediğiniz bir anda her şey yolundaymış gibi davrandığınız sırada usul usul fısıldar içinizden gerçekleri ve kişi.
O an daha büyük bir yıkıma uğrar.
Bazen de kişiler duygularını bastırdığının farkına varmıyorlar.
Podcast'ın başında da söylemiştim ya hani bizim topluluğumuzda çoğu durumlar öğrenilmiş bir davranış diye.
Kişinin duygularını bastırması da maalesef ki öğrenilmiş davranışlardan bir tanesi.
Bu nedenle de kişi duygularını bastırdığını fark etmiyor.
İşte mesela podcast'ın girişinde verdiğim örnek gibi.
Ya da bir şeyleri yanlış veya eksik yaptığınızda...
Ya da hiç yapamadığınızda aniden öfkeleniyor musunuz mesela?
Küçücük bir şey için.
Oysa ki yapamamak, yanlış yapmak son derece doğal bir eylemken sizin o kadar öfkelenmeniz neden?
Bazı durumlarda kızdığınız şey o elinizdeki iş değil aslında.
O bastırdığınız duygunun dışa vurumu.
Bu nedenle bu kadar çok tepki veriyorsunuz küçücük bir olaya karşı bile.
Bastırılmış duygularım var mı diye düşünüyorsanız eğer bu durumları bir düşünün bence.
Diyelim ki bir ortamda bir konu konuşuluyor.
Sizin de fikir sahibi oldunuz.
Hatta çok iyi bildiğiniz bir şey mesela ama siz konuşmuyorsunuz.
Bildiğiniz şeyleri söylemiyorsunuz.
Ya da kendini aşırı değerli, aşırı önemli göstermeye çalışıyorsanız.
Bu madde yanlış anlaşılmasın lütfen.
Toplumdaki her birey tabii ki de değerlidir.
Her birey önemlidir.
Ancak benim bu örnekte anlatmayacağım.
çalıştığım kişiler.
Onlar böyle durduk yere bir kendini övme eğilimindedir.
Aşırı şekilde mutlu görünmeye çalışırlar.
Biraz megalomanlık eğilimi olur.
Onlar da içindeki duygularını bastırmaya çalışan kişilerde görülen davranışlardanmış.
Ya da bazı bireyler yalnız kalamaz.
Onlar biraz farkındadır durumlarının.
Yalnız kaldığında o düşüncelerle baş başa kalmak için sürekli kalabalık isterler.
Sosyal ortamlara atarlar kendilerini.
Bir de olumsuz eleştiriye çok çabuk sinirleniyorsanız bu da bastırılmış duygularınızın olabileceğinin bir göstergesi.
Çünkü siz aslında biliyorsunuz o içinizdeki hani biraz önce bahsettim ya olumsuz taraflarınızdan diye.
Siz o duyguları bastırıyorsunuz.
Dile getirmek istemiyorsunuz.
Ancak karşınızdaki kişi sizi olumsuz eleştirdiğinde sizin söyleyemediğiniz şeyleri yüzünüze söylediğinde de çok çabuk sinirlenip çok çabuk...
tepki veriyorsanız demek ki sizin de bastırdığınız bir şeyler var demektir.
Peki duygularımızı neden bastırırız?
Podcast'ta en etkilendiğim bölüme denk geldik arkadaşlar.
Hayatımızın tüm evrelerine baktığımızda yaşamış olduğumuz birçok olay çocukluğumuzdan getirdiğimiz, öğrendiğimiz ve bize öğretilen davranışlar ve maalesef ki duyguları bastırmak
da çocukluktan gelen durumlardan birisi.
Anneniz, babanız ya da küçükken sizinle ilgilenen, size bakım sağlayan bakıcı veya büyük anneniz, öğretmenleriniz, bu kişilerin yaşadığınız olaylara tepkileri.
bizim duygularımızı yönetebilmemizde rol oynuyor.
Düşünün küçücük bir çocuksunuz ve yere düştünüz.
Anneniz ya da babanız size dedi ki kalk hadi ayağa bir şeyin yok geçti gitti.
Burada çocuk ne hissediyor?
Tam olarak şunu hissediyor.
Tamam ayağa kalkabildim ancak acım geçmedi.
Mesela devam ediyor. Bakın ne kadar önemli bu çocuk için.
Ve bu durumun sonucunda da çocukta şöyle bir algı oluşuyor.
Benim yere düşmem.
Önemsiz canımın acıması önemsiz.
Bizim toplumumuzda bu durum çok yaygın maalesef.
Ben kendim de buna birkaç kez şahit oldum.
Özellikle çocuk yere düştüğü zaman birkaç tanıdığımdan gördüm.
Annesi böyle görmemezlikten geliyor.
Benim diyor şimdi onun düştüğünü gördüğümü fark ederse.
ağlamaya başlar. Ya çocuk ağlayacak çünkü yere düştü.
Duygularını nasıl ifade edecek ki?
Yere düştü. Tamam ciddi bir şey olmadıysa bile o çocuğun o an desteğe ihtiyacı var.
Mesela yanında olunmasına ihtiyacı var.
Ama annenin bakış açısı ya da toplumumuzda diyelim bakış açısı tamamen şu şekilde.
Eğer düştüğünü gördüğümü görürse ağlamaya başlar, bana naz yapar.
Aramızda ebeveyn olanlar varsa lütfen buna dikkat edin.
Çocuklarınıza bunu yapmayın, sevin.
Onların yanında olun ki duygularını bastırmasın.
Çocuklukta yaşanılan ve duyguların bastırılmasına yol açan 5 maddeden bahsedeceğim size arkadaşlar.
Bunlardan ilki eğer çocukların herhangi bir konuda bir şeylere üzülmesine, ağlamasına, öfkelenmesine izin verilmezse Çocuk bu duyguları bastırıyor ve duyguları
yokmuş gibi davranıyor.
Diyelim ki en sevdiği oyuncağı kırıldı ya da arkadaşıyla bir anlaşmazlık yaşadı.
Bunun için mi ağlıyorsun?
Ben sana yenisini alırım.
Ya da başka oyuncakların da var gibi cümleler.
Ya da işte arkadaşıyla yaşadığı anlaşmazlıkla ilgili.
Sen de onunla oynamazsan işte bununla arkadaş olursun.
Bununla oyun oynarsın.
Ya da ben seni parka götürürüm gibi cümleler.
Çocuğun o anki duygularını yok sayıyor ve çocukta da şöyle bir algı oluşuyor.
Bunun bir önemi yok.
Üzülmemeliyim. Sonra bu kişi yetişkin bir birey olduğunda da bu duygularını yansıtamıyor.
nasıl tepki vereceğini bilemiyor.
İkinci maddemizde yaşanan önemli bir olayın evde çocukla hiç paylaşılmaması ya da çocuktan gizlenmesi de duyguların bastırılmasına neden olan diğer durumlardan birisiymiş.
İşte ayrılık, hastalık, evden taşınma, eve yeni bir şeyler alınması ya da evde bir şeylerin yapılması çocukla paylaşılmayınca çocuk bir kararının, fikrinin olmaması
gibi bir duruma ve kendini yok saymasına neden oluyormuş bu durumun.
Biraz önce size bir örnek vermiştim ya hani bir konu konuşuluyor.
Bu konuda bilginiz var, fikriniz var.
Hatta çok iyi bildiğiniz bir konu ancak hani siz o ortamda işte bu bildiğiniz şeyi ifade etmiyorsunuz diye.
Bunun altında yatan sebeplerden birisi de çocukken hiç fikriniz sorulmadıysa, düşünceleriniz sorulmadıysa kişi kendini yok sayıyor.
Bu da bastırılmış duygulardan birisi maalesef.
Üçüncü maddemizde anne babanın dinliyor gibi görünse de aslında dinlememesi çocukta ben duyulmaya değer bir şey söylemiyorum, dinlenilecek biri değilim düşüncesini oluşturuluyormuş.
Eğer birine bir şey anlatırken onun sizi dinlemediğini fark ettiğinizde çok sinirleniyorsanız, çok gereğinden fazla tepki veriyorsanız altta yatan sebeplerden biri de bu olabilir.
Dördüncü maddemiz.
Çocuklukta istek ve ihtiyaçlarını dile getirmemen konusunda baskı yapılması da bastırılan duygulardan birisiymiş.
Bu durumda çocukta bir şey istemenin yanlış olduğu algısı oluşuyormuş ve bu tür durumlara maruz kalan çocuklar da yetişkin olduklarında hiç kimseden herhangi bir konuda asla yardım
isteyemiyorlarmış. Beni en çok etkileyen maddelerden birisi bu oldu arkadaşlar.
Eminim aramızda bu durumu çokça yaşayan vardır.
Çünkü ben de böyle bir bireyim.
Birinden bir şey isteyemem.
Hep kendim halletmeye çalışırım.
Bu konunun üzerine gitmeye çalışıyorum.
Kendimi geliştiriyorum, çabalıyorum.
Bu durumu aşmaya çalışıyorum.
Yeterli miyim? Değilim.
Ama önceki zamanlarıma göre yol kat ettiğimi düşünüyorum.
En azından kendi adıma. Ama birilerinden yardım istemek lazım.
şeyi kendi yüklendiğinde bir gün bir şekilde yoruluyorsunuz ve alakasız bir konuda öfke patlaması işte ağlama krizleri yaşıyorsunuz.
Bunlar hep bastırılmış duyguların sonucu maalesef.
O yüzden lütfen birilerinden yardım isteyin.
Ben bu maddeyi biraz yetişkinler üzerinden yorumladım ancak aslında çocukluktaki dönem içinde bu madde çok önemli bir madde.
Düşünün ki evde çocuğun birinden bir şey istememesi, yardım istememesi öğretiliyor.
Bu çocuğa bu söylüyor.
Sonra bu çocuk olumsuz bir bireyle karşılaştığında, kendisini istismar etmeye çalışan biriyle karşılaştığında ya da bir durumdan, bir kişiden, işte ne bileyim bir şeyden korktuğunda çocuk kimseden yardım
istemiyor. Çok çok kötü bir şey maalesef.
O yüzden lütfen bunu çocuklarınıza yapmayın.
Birinden yardım istemek kötü bir şey değil.
Hani tamam belki yetişkinlikte bazı insanlar dozunu aşabiliyordur ama bunu çocuklara asla bu şekilde öğretmeyin.
Çocukların yardım istemeye ihtiyaçları var.
Çocuklarımız bizlerden yardım istesin.
Beşinci maddede...
Çocuğa karşılaştığı bir olay karşısında tepkilerini abarttığının söylenmesi, acaba yanlış mı hissediyorum, böyle hissetmemeli miyim diyerek kendini sorgulamasına ve duygu karmaşası
yaşamasına neden oluyormuş.
Bu da bana göre çok önemli maddelerden birisi arkadaşlar.
Hem çocuklukta hem de yetişkinlikte.
Bırakın çocuk ağlamak istiyorsa ağlasın, o duyguyu öğrensin.
Evet ağladığı şeyler bazen biz yetişkinler için saçma gelebilir, basit gelebilir.
Komik gelebilir ancak onun bu tepkileri yaşayarak öğrenmesi gerekiyor.
Eğer ki siz ona işte sus, ağlama, konuşma, amma abarttın bunun için ağlanılır mı diye tepkiler gösterirseniz onların bu duygularına engel olursanız onlar da bu duygularını
bastırırlar. Ve sonrasında ağlaması gereken yerde ağlayamaz, konuşması gereken yerde konuşamaz.
Dehşet verici bir örnek vereceğim size.
Gerçekten dehşet verici bir örnek buna başka bir cümle bulamıyorum.
Ancak toplumumuzda...
Bunu yaşayan çok fazla çocuk ve yetişkin birey de var yani çocukluğa maruz kalan.
Aranızda tahmin edenler olabilir.
Cinsel istismara maruz kalan ve tacize uğrayan bireylerin de çoğunun duygularını hep bastıran kişiler olduğu görülmüş.
Bu konu çok hassas bir konu.
Beni hangi yaş grupları dinliyor bilmiyorum ama yine de burada bir şeyler söylemek istiyorum.
Hani özellikle akraba içinde bir istismar olduğu zaman Çocuğun bunu ailesine gelip söyleyebilmesi lazım.
Bakın bu çok çok önemli bir konu.
Dolayısıyla çocuklarınızı sakın susturmayın.
Bırakın ağlasınlar, konuşsunlar.
Saçma sapan bir şey olsa bile onun için ağlasınlar ki o duyguyu öğrensinler.
Sonra hiç beklemediğimiz bir yerden bakın haberlerde neler neler görüyoruz.
Bir akraba tarafından işte bir okulda bir şekilde yanlış bir davranışa maruz kaldığında o cümleleri telaffuz etmek istemiyorum.
Bunu mutlaka... Gelsinler ve sizinle paylaşsınlar.
Sinir bozucu bir örnek daha vereceğim size.
Hani böyle işte hastalık durumu olur, ayrılık veya ölüm gibi durumlarda sizi böyle teselli etmeye çalışan bazı insanlar vardır.
Ve size şöyle söylerler.
Ağlama, işte üzülme.
Özellikle yaşlı birisi vefat ettiğinde mesela vaktiydi falan derler.
Ben buna gerçekten sinir oluyorum.
Yani sen mi karar veriyorsun onun vefat, ölüm vaktinin geldiğine?
Ya da ne bileyim kişi 100 yaşında bile ölse sevdiği için kayıptır yani bu acıdır.
Sinir oluyorum böylelerine. Ancak işte şimdi düşünüyorum da demek ki o bireylerin de ağlamasına, üzülmesine izin verilmemiş.
O kadar öğrenebilmiş.
Yaptığı yanlış fakat bilgisi bu kadar.
Ama biz bu podcastlerle, burada öğrendiğimiz şeylerle bu işin doğrusunu öğreneceğiz ve o tarz insanların da düzelmesine katkıda bulunacağız diye düşünüyorum.
Biraz önce çocuklukta yaşadılan ve duyguların bastırılmasına yol açan 5 maddeden bahsettik.
Ebeveynlerimizin duygularına yaklaşımları ve bizde oluşturduğu durumları konuştuk sizinle.
Bir de tüm bunların sonucunda çocuk da şöyle bir durumda ortaya çıkıyormuş.
Ben en çok buraya üzüldüm arkadaşlar.
da şöyle bir algı oluşuyor.
Eğer ağlarsam annem babam beni sevmez ya da çok konuşursam onlardan bir şey istersem yardım istersem beni istemezler gibi bir algı oluşuyormuş.
Küçücük çocuklara ne kadar büyük sorumluluklar yüklüyoruz.
Ve sonra da bu durum sadece aile üyelerine anne babaya karşı değil de bütün hayatındaki diğer insanlara karşı da bu tavırları sergiliyormuş bu bireyler.
İşte okul olur, arkadaşları olur, ne bileyim çalıştığı iş yerinde İşte eğer ben bunu böyle yaparsam değer görmem, bunu söylersem yardım istersem beni dışlarlar diyerek
kendisini kabul ettirmeye çalışıyorlar bu bireyler.
Ve sonrasında ne oluyor? Bastırdığı duyguları yok saydıkça o duygu içinde daha çok büyüyor.
Ve acımasız yöneticiler, dünya yıkılsa yüzünde mimik değişmeyen hissiz insanlar ve en kötüsü de şiddete eğilimi olan bireyler çıkıyor ortaya.
Bastırılmış duyguların en yaygın sonuçlarından birisi şiddete eğilmiş arkadaşlar.
Duygularını bastıran insanlar doğru tepkileri öğrenemiyorlar.
Hani biraz önce örnek verdim ya size işte ağlama, üzülme, sus, konuşma örneğindeki gibi.
Dolayısıyla duygusal davranmıyorlar ve tepkisel davranıyor bu tarz bireyler.
Mesela içten içe güçsüz olduğunu biliyor.
Zayıf olduğunu biliyor ama bunları bastırıyor.
Sonra eşine, sevgilisine, çocuğuna ve hayvanlara şiddet uygulayan hasta ruhlu insanlarla karşılaşıyoruz toplumda.
Bu podcast'ı hazırlarken karşılaştığım bir bilgiden daha bahsetmek istiyorum size.
Duygularını bastıran kişilerin cinsel hayatında da sorunlar yaşadığı, cinsellikte şiddete başvurduğu bilgileri yer alıyor.
Bu podcast'ta daha çok duygular üzerinde durmak istedim.
Ancak eğer böyle bir bölümde isterseniz bana yazın.
Bastırılmış duyguların cinselliğe etkisiyle ilgili de bir bölüm yaparım.
Bastırılmış duyguların psikolojimize olan etkilerinden, duygularımıza olan etkilerinden bahsettik.
Fakat uzmanlar fiziksel sağlığımızı da olumsuz etkilediğini söylüyor.
Stresin bazı durumlarda kas ağrısı, baş ağrısı, uykusuzluk gibi durumlara sebep olduğu görülmüş.
Yine gastrointestinal sistem özellikle de en çok etkilenen organlardanmış.
Mide ve bağırsaklarımız işte karın ağrısı biliyorsunuz ki bağırsak ikinci beyin olarak geçiyor.
Dolayısıyla stresten en çok etkilenen organlardanmış.
İlla ki yaşayanlar vardır.
Mide ağrısı, mide krampı, karın ağrısı bunların altta eten sebeplerinden biri de bu bastırılmış duygular, sıkıntı, stres olabiliyormuş.
Kendinizi sürekli bastırdığınız için hani bu kendi kendinizi yeme eğiliminiz oluyor ya içten içe buna bağlı olarak tırnak yeme, diş gıcırdatma ve yine kendini sıkmaktan, yumruklarını
sıkmaktan kaynaklı ellerde uyuşmada Bastırılmış duygular sonucu ortaya çıkan fiziksel durumlardanmış arkadaşlar.
Evet sevgili hayalperest dinleyicileri.
Buraya kadar çokça canımız sıkılmış, üzülmüş olabilirsiniz.
Yeter artık amma konuştun diyebilirsiniz.
Melis biz şimdi bu durumlardan nasıl kurtulacağız diyebilirsiniz.
Şimdi de onlara geçiyorum arkadaşlar.
İlk önce yapmanız gereken bu durumun farkında olmak.
Bakın farkındalık müthiş bir olay.
Neyi neden yaptığını...
Anlarsanız konunun %50'sini aslında o noktada halletmiş olursunuz.
Sonrasında da çevrenizi ve kendinizi gözlemlemeniz gerekiyor.
Çevrenizi neden gözlemlemelisiniz?
Şu açıdan önemli.
Hani dedim ya bizim toplumumuzda çok var.
Bazen de öğrenilmiş bir duygu, öğrenilmiş bir davranış olarak geçiyor diye.
Bazı insanlar bu duygularla ters bağlantı kurmamıza neden oluyor.
Ve sorunu kendimiz değilmiş gibi düşünüyoruz.
Bu bize inandırılıyor.
örnek veriyorum. Mesela bize diyorlar ki ne kadar nankörsün, elindekine şükret.
Biz sizin yaşınızdayken ekmek kuyruğunda bekliyorduk.
Benzin kuyruklarında bekliyorduk.
Ya da işte evin var, araban var, niye mutsuzsun?
Eşin sana istediğin süpürgeyi almış, daha ne istiyorsun?
Gibi gibi insanlar bizim duygularımızı bastırmamıza Daha çok sebep oluyormuş.
Özellikle çevrenizde böyle insanlar, böyle bireyler varsa onlardan uzak durun.
Ayrışabiliyorsanız kendini ayrıştırın onların arasına.
Ama uzak duramayacağınız bireylerse, ailenizden birileri ise mesela da onlarla bu tarz konuları konuşmayın.
Çünkü onlarla siz her konuştuğunuzda kendinizi yargılarsınız.
Kendinizi suçlarsınız.
Kendinizi acımasızca eleştirirsiniz.
Ve dersiniz ki evet ya ben nankörüm galiba.
Hani benim elimde bunlar bunlar var.
Ben hala şikayet edip söyleniyorsam işte bende bir sıkıntı var dersiniz.
Bunu dediğiniz anda da maalesef ki iyileşme gerçekleşmez.
Bastırılmış duygulardan kurtulmak için burayı tekrar bir toparlayayım.
İlk olarak yapacağımız şey farkında olmak.
Bize anlam karmaşası yaşatan kişilerden ayrışmak.
Şimdi bunları yaptıktan sonra da en önemlisi kendinizle iletişim kurun.
Bakın burası çok önemli.
Bunu yapmayan o kadar çok kişi var ki.
Mesela ne sevdiğini bilmeyen, neyden hoşlandığını bilmeyen, kendine sorular sormayan çok fazla insan var.
Kendinize şu soruları sorun.
Ben bunu seviyor muyum?
Ben bu insanla görüşürken ben gibi davranabiliyor muyum?
Bakın burası çok önemli.
Ben bu insanla görüşürken ben gibi davranabiliyor muyum?
Kendim olabiliyor muyum?
Podcast'ın başında konuştuk, anlattık.
Yani duyguları biraz da olsa tanıdığımıza göre artık kendiniz de şunu değerlendirebilirsiniz mesela.
Ben şu an doğru noktada mıyım?
Bulunduğunuz noktada, bulunduğunuz durumda ne hissediyorsunuz?
Ne hissediyorum? Bunu kendinize sorun.
Ve bu sorulara doğru cevap...
Cevapları verin arkadaşlar içinizden geçen başkalarına söyleyemediğiniz cümleleri söyleyin.
Dürüst olun kendinize.
Kendinizle iletişime geçme konusunda ilk adımı atmış olursunuz bunları yaptığınızda.
Ancak diyelim ki kendi kendiyle konuşmakta zorlanan bir bireysiniz.
Eğer zorlanıyorsanız da yazın.
Bunu hep söylüyorum. Eğer aranızda beni ilk kez bugün dinleyenler varsa kendimi nasıl geliştirebilirim diye bir podcastim var.
O podcastte yazı yazma konusuna daha çok değinmiştim.
Bir defteriniz olsun. Kendinizle konuşamıyorsanız o deftere...
Düşüncelerinizi, hislerinizi yazın.
Nasıl biri olmak isterdiniz mesela onu yazın.
Hayatınızda en mutlu olduğunuz anın fotoğrafını çıkartın ve sürekli görebileceğiniz bir yere koyun.
Neden tekrar mutlu olamayasınız ki?
Bu soruları sormak, kendinizle konuşmak veya bir yerlere yazmak, o mutlu olduğunuz anı tekrar yaşamak istemek...
İnanın sizi harekete geçirecektir.
Bastırılmış duygularla baş edebileceğimiz bir diğer önemli hususta ben dilini kullanmak.
Bakın burası da en önemli maddelerden birisi bana göre.
Özellikle bunu başka insanların yanında yapmaya çalışın ki o içinizdeki özgüven eksikliğini de atmış olursunuz.
Özellikle başkalarının yanında yaparsanız.
Aslında basit gibi görünüyor.
Ben dilini kullanmak ancak çok çok etkili yöntemlerden birisi.
Hemen size birkaç örnek vereyim.
Bir şeyi beğenmediyseniz bunu açık açık söyleyin mesela.
Bu bir yemek olur, kıyafet olur.
Herhangi bir obje olur.
Artık neyse. Siz de yöneltilen soruya gerçek fikrinizi söyleyin.
Eğer gerçek fikrinizi değil de karşınızdakinin hoşuna gidecek bir şey söylerseniz duygunuzu yine bastırmış olursunuz.
Dolayısıyla gelişemeyiz, iyileşemeyiz.
Burada oturmak istemiyorum deyin.
Mesela bir restoranta mı gittiniz, bir kafeye mi gittiniz, size gösterilen yeri beğenmediyseniz burada oturmak istemiyorum deyin.
Bunu sevmedim, bunun tadına bakmak istiyorum, bunu yapmak istemiyorum ya da yapmak istiyorum gibi gibi bu örnekleri çoğaltabiliriz.
İçinizden geçen gerçek duygularınızı dürüstçe söyleyin.
Bu yöntemi kullandığınızda inanın bir süre sonra duygularınız serbest kalmaya başlayacaktır.
Baş etme yöntemlerimizden sonuncusu ve en önemlisi de tabii ki işin uzmanlarından destek almak.
Virginia Satir Bastırılmış duyguları şöyle anlatıyor.
Bastırılmış duyguları bodruma kapatılmış aç köpeklere benzetiyor.
Köpekler acıktıkça dışarı çıkmak için daha çok çabalayacaklar.
Onlar çabaladıkça köpeklerin sahibi bodrumun kapısını daha da sıkı kapatacak.
Kaçmalarına olanak vermemek için onları sürekli gözetleyecektir diyor.
Freud da şu şekilde söylüyor.
İfade edilmemiş duygular...
asla ölmez, sadece diri diri gömülür ve sonradan daha korkunç şekilde tezahür eder diyor.
Podcastimi toparlarken son olarak şunları söylemek istiyorum size.
İnsan kendisiyle yalnız kalabilmeli, yüzleşmeli ve hatta kendisiyle konuşabilmeli ki sorunlarını çözsün.
Kendinize oyalamak için sahte kalabalıklara koşmak yerine samimi yalnızlıkla kendinizle zaman geçirin.
İçinizden ağlamak geliyorsa ağlayın, gülmek geliyorsa gülün.
5 yaşında yaşadığınız olumsuz bir duyguyu 20 yaşınıza, 30 yaşınıza, ne bileyim 40 yaşınızda yaşamaya devam etmeyin.
İzin vermeyin buna. Bugünlük benden bu kadar arkadaşlar.
Umarım kendinizi keşfettiğiniz bir bölüm olmuştur.
Eğer podcastlerimi beğeniyorsanız çevrenizle de paylaşın ki...
Başka hayatlara da dokunalım.
Ayrıca dinlediğiniz uygulamalar üzerinden takip edip bildirimleri açarsanız da yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
