
Demli Tarih: Çayın Kültürleri Birleştiren Yolculuğu
23 Ekim 2024 · 11 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde olmazsa olmaz içeceğimiz çayın tarihini anlatıyorum.
***
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Bir bardak çayın arkasında yatan hikayeyi merak ettiniz mi hiç?
Hadi alın çaylarınızı, bugün sizlerle onu konuşalım arkadaşlar.
Hayalperestin Sesi podcast serisi başlıyor.
Hepinize keyifli dinlemeler.
Herkese merhabalar, Hayalperestin Sesi podcastine hoş geldiniz.
Ben Melis. Umarım gününüz çok güzel geçiyordur ve her şey yolundadır.
Girişten de anladığınız gibi...
Hem dünya genelinde hem de bizim ülkemizde vazgeçilmez bir içecek olan çayın keşfedilme hikayesini ve bizim ülkemize nasıl geldiğini anlatacağım arkadaşlar.
Çayı ben de çok severim.
Olmazsa olmazlarımdan bir içecek.
Birkaç yıl öncesine kadar ciddi bir çay içeceğiydim.
Ancak bazı sağlık sorunları sebebiyle günde iki bardak içebiliyorum şimdilerde.
Çay gerçekten çok ilginç bir içecek arkadaşlar.
Bazen yalnızlığınızı paylaşırsınız bir demlik çayla, bazen dost meclisinde muhabbetlerinize eşlik eder, yorucu bir günün en iyi ilacı ya da üzerinde dumanıyla pazar kahvaltısında
masanın en güzel köşesinde yerini alır.
Öyleyse hem bu kadar sosyal hem de kültürel olan çayın hikayesi neymiş hep birlikte öğrenelim.
Efsaneye göre M.Ö.
2700'lü yıllarda Çin İmparatoru Shen Nong bahçesinde yabanılı bir çay ağacının altında oturur.
O sırada elindeki sıcak su dolu kaseye birkaç yaprak çay yaprağı düşer.
Düşen çay yapraklarının suya verdiği renk ve tat İmparatorun çok hoşuna gider.
Shen Nong'un çayı içip çok beğenmesi üzerine çay keşfedilmiş olur.
Başlarda çay, şifa bulmak amacıyla ilaç olarak kullanılır.
Gün geçtikçe tedavi amacıyla kullanılan çay, Çin'de ticaretin gelişmesiyle ekonomik değeri olan bir unsur haline gelir.
M.S. 8.
yüzyılda Çin kültürünü incelemeye gelen Japon rahipler burada çayla tanışır ve bu mucizevi bitkiyi ülkelerine götürür.
Böylece Japon halkı da çayla tanışır ve Japon halkı tarafından da çay çok sevebilir.
Hatta Japonlar önemli protokol toplantılarında çay seremonisi bile yapmaya başlarlar.
Çeşitli ticari araçlarla çay Japonya'dan Hindistan ve İran'a yayılır.
Diğer ülkeler çayı içecek olarak kullanırken Hindistan çayı tedavi amaçlı kullanmış.
Bazı kaynaklara göre günümüzde de tedavi amaçlı kullandığı geçmekte.
Avrupa'nın çayla tanışması Asya ülkelerine göre biraz daha geç olmuş.
17. yüzyılda Hollanda, Fransa, İspanya ve İngiltere çayla tanışan ilk Avrupa ülkeleri olmuş.
Bu şekilde söylediğimizde basit gibi görünse de aslında çay pahalı bir içecek olarak yalnızca festival ve özel günlerde tüketilmiş.
Peki bizler çayla nasıl tanışmışız?
Bir de buna bakalım. Tarih kitaplarında Türklerin Anadolu'ya gelmeden önce çayla tanıştığı yazıyor.
Kazak-Tatar Türklerinden dil reformcusu Abdülkayyum Nasiri, Fevaki Hülcülesa adlı eserinde 12.
yüzyılda Kazakistan'da yaşayan Türk şair Hoca Ahmet Yesevi'nin çay içen ilk Türk olduğundan bahsediyor.
Hoca Ahmet Yesevi'nin misafir olduğu Türkmen komşusunun evinde içtiği sıcak çayın yorgunluğunu giderdiğini ve hastalarınızda bundan içirin ki şifa bulsunlar diye dua
ettiği yazıyor. Osmanlı'nın çayla tanışma hikayesi ise İstanbul'daki birkaç tüccarın çay ithalatı yapmasıyla başlamış.
Avrupa'da olduğu gibi Osmanlı'da da çay pahalı ve kıymetli bir içecekmiş.
Osmanlı'da kahve ithal edilen bir ürünmüş ve Osmanlı'nın 1.
Dünya Savaşı'nı kaybetmesi ve kaybettiği toprakların ticari anlaşmaları etkilemesi sonucu kahveyi oldukça pahalı ithal etmeye başlamış.
Yemen'den gelen kahveler çok pahalı olmuş.
Bunun üzerine kahvenin yerine çay düşünülmüş.
2. Abdülhamit Türkiye'de çay yetiştirilmesiyle ilgili bazı girişimlerde bulunmuş.
Çin'den çay tohumu getirtilmiş ve Bursa'da çay tarımına başlanmış.
Ancak Bursa'nın iklimi çay yetişmesine uygun olmadığı için çay yetiştiriciliği başarısızlıkla sonuçlanmış.
Birinci ve ikinci dünya savaşları, Osmanlı'nın çöküşü, yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması derken çay yetiştiriciliğine önem verilmemiş.
Sonrasında 1900'lü yıllara gelindiğinde Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye'ye yakın ve çay yetiştiren Gürcistan ve Batum'a çay yetiştiriciliği
için gerekli iklim şartlarını araştırsınlar diye bir heyet gönderir.
Yapılan inceleme ve araştırma sonucu Türkiye'de Doğu Karadeniz bölgesi ve özellikle Rize'nin çay yetiştiriciliğine çok uygun bir bölge olduğu tespit edilir.
1924 yılında Rize ve çevresinde çay, mandalina ve portakal yetiştirilmesine ilişkin 407 sayılı kanun çıkartılır.
Dönemin Ziraat-ı Umum Müdürü Zihni Derin tarafından başlatılan ilk çalışmalar, Gürcistan'dan getirilen ilk tohumlarla mümkün olur.
Rizeli üreticilere dağıtılan bu tohumlarla ilk deneme üretimleri başlar ve deneme üretimleri başarıyla sonuçlanır.
1937'de Batum'dan 20 ton çay tohumu ithal edilir ve ilk mahsul 1938 yılında alınır.
Böylece ülkemizde tam anlamıyla çayla tanışmış olur.
Asya ve Avrupa ülkelerine bakınca aslında çayla çok geç tanışmış bir ülkeyiz.
Burada söylemeden geçemeyeceğim bir şey daha var.
İçtiğimiz çayı bile ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e borçluyuz.
Zekası, araştırmacı kişiliği.
Ve profesyonelliği bir kez daha gösteriyor onun ne kadar farklı olduğunu.
Asya ve Avrupa'ya göre çayla geç tanışmış bir ülke olduğumuzu söylemiştim.
Ancak ne kadar geç tanışmış olsak da şu anda çay tüketimi konusunda dünyada birinci sıradayız arkadaşlar.
1900'lü yıllara kadar kahve tiryakisi bir ülkeyken çayın keşfiyle kahve tüketimi biraz gerilemiş.
Hatta o dönemlerde kurulan kahvehanelerde bile çay tüketilmeye başlanmış.
Sonradan çay içilmesi için çay bahçesi, çay ocağı gibi özel yerler açılsa da kahvehanelerde de halen çay tüketimi önceliğini koruyor.
Çay içmek için açılan özel yerlerin yanında bizim seramonilerimizden biri de çayı ince belli bardakta içmemiz.
Asya ve Avrupa'da çay daha büyük ve kulplu bardakta içilirken Bizim çay içmek için özel bardağımız var.
Tabii ki bu bardağın da bir hikayesi var.
Hemen sizlere ondan da bahsetmek istiyorum.
İnce belli çay bardaklarının ilk kez kimin tarafından ve ne zaman yapıldığı ne yazık ki bilinmiyor.
Ancak ressam Ali Rıza Hoca'nın yaptığı Semaver isimli tabloda ince belli çay bardağına rastlanıyor.
Çay ülkemizde 1900'lü yıllarda keşfedildiği için İnce belli bardağın yapılış tarihi de bu yıllarda olduğu düşünülüyor.
Lale figürü bizim kültürümüzde çok önemli olduğu için şeklinin buradan geldiği düşünülüyor.
Ancak bu bilgi kesin değil arkadaşlar.
İnce belli çay bardaklarının bu şekilde olmasının arkasında aslında daha çok bilimsel sebepler bulunuyor.
İncebelli çay bardaklarının ortasındaki kavis sayesinde bardak tam avuç içine denk geliyor.
Bu da soğuk havalarda elleri ısıtmaya yarıyor.
Yine bu ortasındaki kavis sayesinde çay daha geç soğuyor.
Bardağın ortaya doğru daralıp ağız kısmına doğru genişlemesi de üst kısmın daha hızlı soğumasını sağladığı için ağzı yakmadan çay içme imkanı sağlıyor.
İnce ve saydam camdan olması da dem ayarının görülmesini sağlıyor.
Ve bu bardaklar İstanbul Beykoz'daki cam fabrikasında üretilmiş arkadaşlar.
Bardak değil de adeta böyle bilimsel bir icat gibi bunları öğrendikten sonra çay bardağını elime alınca da bir saygı duydum doğrusu bardaklara.
Bu arada poşet çaylarla ilgili de ilginç bir bilgi vermek istiyorum arkadaşlar.
New York'taki tüccarlar Hindistan ve Çin'den çay ithal ediyorlarmış.
Çaylar teneke kutu içerisinde geliyormuş.
Thomas Sulmian isimli New York'lu tüccar denemeleri için müşterilerine küçük ipek torbalarda çay göndermiş.
Çünkü çay çok pahalı bir bitki olduğunu söylemiştim.
Bu nedenle de küçük küçük keselerde göndermiş müşterilerine.
Gönderdiği müşterileri de çayın o şekilde demleneceğini düşünüp Çayları keseyle demlemişler.
Ve bu şekilde daha çok satış yapan tüccar da çay için özel keseler yaptırmış ve çayı bu şekilde satmış.
Bu tesadüfle de poşet çay keşfedilmiş arkadaşlar.
O tüccar bu işten oldukça çok para kazanmış belki ama ben poşet çayı hiç sevmem arkadaşlar.
Yani poşet çay içmektense, sallama çay içmektense çay içmemeyi tercih ederim.
Yani öyle zorda kalsam bile.
Yani emek emek demlenen çayla sallama çayın lezzeti tabii ki kıyaslanamaz.
Siz çayı en çok nasıl içersiniz ya da ne zaman içersiniz ya da sever misiniz?
Benimle düşüncelerinizi mutlaka paylaşın.
Çok sevdiğim bir dizi karakterinden bir alıntıyla da podcast'imi bitirmek istiyorum arkadaşlar.
Başrollerini Ali Atay ve Serkan Keskin'in oynadığı efsane Leyla ile Mecnun dizisi en sevdiğim dizilerden ve açıp açıp izlediğim dizilerden halen izlerim.
O dizide de izleyenler bilir çaya çok önem verilir.
Serkan Keskin'in canlandırdığı İsmail abinin şöyle bir sözü var.
Bu hayatta her şey sallayın ama çayı demleyin arkadaşlar.
Bugünlük benden bu kadardı.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
