
Değersizlik hissi nedir? Nasıl çözüm bulabiliriz?
14 Şubat 2024 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde sizlere değersizlik hissinin ne olduğunu ve nasıl ortaya çıktığını anlatıyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Umarım keyifler yerindedir, her şey yolundadır ve gününüz çok güzel geçiyordur.
Bugün sizlere değersizlik hissinden, değersizlik duygusundan bahsedeceğim.
İnsanın yaşamı boyunca yakasını bırakmayan eylemlerden birisi maalesef kendini değersiz hissetme, kendini yetersiz hissetme durumu.
Değersizlik duygusunun tanımı, nasıl geliştiği ve bu duyguyla baş etme yöntemlerini anlatacağım.
Beni çok etkileyen bir bölüm oldu.
Çünkü çok iyi bildiğim bir konuyu anlatıyorum bugün size.
Değersizlik hissini nasıl tanıyabiliriz?
Bu durum bizde var mı?
Nasıl anlayabiliriz?
Hani bazen olumsuz bir ruh haline bürünürüz ya böyle.
Adını koyamayız, tarif edemeyiz.
Ama böyle üzerimizde bir mutsuzluk olur.
Böyle bir canımız sıkılır, kabuğumuza çekiliriz.
Fakat çevremizdeki biri bizden bir şey istediğinde de böyle ne kadar istemesek de hemen kalkarız, istediğini yaparız.
Kendimizi o an feda ederiz.
Birazdan daha çok örnekler de vereceğim ama işte insan bazen bu ruh hali içinde neyi neden yaptığını anlamıyor.
Bakın burası çok önemli.
Neyi neden yaptığını anlamak.
İşte bu yüzden tanımla başlamak istedim ki yaşadığımız negatif duygularda neyi neden yaptığımızı anlayıp ona göre çözümler bulalım.
Değersizlik duygusuna sahip biri kendinden hiçbir zaman memnun olmaz.
Yaşamdan zevk almaz.
Benlik algısı olumsuzdur ve kendine saygısı azdır.
Kendini yetersiz ve işe yaramaz görür.
Bu kişiler için diğer insanlar ya üstündür ya da aşağıdır.
Eşiti yoktur. Sürekli birilerinin onayını almak isterler.
Burada biraz durmak istiyorum.
Araştırma yaparken gördüm.
Fikir alışverişi yapmak ve onay almak birbiriyle karıştırılmış.
Fikir alışverişinde adı üstünde ortada bir fikir vardır.
Ancak emin olamadığınız bazı durumlar vardır ve teyit etmek istersiniz.
Ancak onay alma ihtiyacı hisseden kişilerde ortada böyle bir fikir, böyle bir düşünce yok.
Yani olsa da bunu dile getiremiyorlar zaten ve hep karşı taraftan bekliyorlar.
İşte sen karar ver, sen söyle, senin istediğin olsun, işte sen nereye gitmek istersen oraya gidelim gibi gibi.
Bunun ayrımına da dikkat etmek lazım.
Değersizlik duygusu da diğer duygularda olduğu gibi doğuştan gelen bir eylem değildir, bir his değildir.
Maalesef sonradan gelişen bir durumdur.
Ben değersizim hissinin çoğunlukla çocukluk döneminde geliştiği, çocukluk dönemindeki travmaların sebep olduğu açıklanmış araştırmalarla maalesef ki yine her taşın
altından çocukluk dönemi çıkıyor.
Çocukluk dönemindeki değersizliğe sebep olan davranışları 3 başlık altında.
inceledim sizin için. Birinci başlıkta çocukluk döneminde aşırı eleştiriye maruz kalan çocuklar yetişkin olduğunda kendilerini değersiz ve yetersiz hissediyorlarmış.
İşte sen ne biçim bir çocuksun, böyle mi oyuncak toplanır, ayakkabılarını giymeyi beceremiyorsun, işte ödevini düzgün yap gibi gibi olumsuz eleştiriler çocuğun kendini yetersiz ve beceriksiz
hissetmesine ve sonuç olarak da değersiz hissetmesine sebep oluyormuş.
Bu madde de aile ortamından ziyade okul ortamında da çocuk eğer olumsuz ve eleştiriye maruz kaldıysa o da çocukta değersizlik hissine sebep oluyor.
oluyormuş. Çocuklukta değersizlik hissine sebep olan ikinci maddemizde aile içinde dinlenilmeyen ve kendisine söz hakkı tanınmayan çocuk kendini değersiz ve yetersiz
hissediyormuş. Beni en çok etkileyen maddelerden biri bu oldu maalesef.
Özellikle bizim ülkemizde kız çocukları bu duruma çok fazla mağdur kalıyorlar.
Halen negatif ayrımcılık çok fazla yapılıyor.
Sonra bakıyorsunuz ki olmayacak olaylarla karşılaşıyoruz.
Hani olmaması gerek. Yapılmaması gereken davranışlar görüyoruz ve maalesef birçok kız çocuğumuzun kadınlarımızın hayatları kararıyor.
Ben kendim de böyle ortamda büyüyen bir birey olmama rağmen hiçbir zaman umutsuz olmadım.
Buradan da size söyleyebileceğim tek şey.
Eğer yaşıyorsak ve hayattaysak umut her zaman vardır.
Böyle insanlara harcayacağınız enerjiyi, zamanı kendinizi geliştirmeye ayırın mutlaka.
Kendinizi geliştirmek için harcayın o enerjiyi.
Evet ilgi görmemiş, sevgi görmemiş, konuşmanıza fırsat verilmemiş olabilirsiniz.
Hep geri plana atılmış olabilirsiniz.
Ancak bir insan bu hayatta...
isterse her şeyi yapar.
Kendinizi geliştirir bu durumların üstesinden gelirseniz bir gün mutlaka bir yerlerde sizleri dinlemek isteyenler olacaktır.
Bundan emin olun. Bu maddede bir de anne babası boşanan çocuklarda da değersizlik hissinin görülme sebeplerinden birisi de bu madde oluyormuş.
Çünkü anne baba kavga etmekten hani çocukla uğraşamıyor.
Böyle çocuğa zaman ayırmıyor.
Çocuğu dinlemiyor. Dolayısıyla böyle bir ortamda büyüyen çocuk da yetişkin olduğunda kendini değersiz hissediyormuş.
Çocuklukta değersizlik hissine sebep olan son maddemiz, üçüncü maddemiz de çeşitli konularda birileri ile kıyaslanan çocuk da kendini değersiz hissediyormuş.
İşte çok kardeşli ortam, okul başarısı, fiziki özellikler, dini inanış, dış görünüş, kültürel farklılıklar gibi çeşitli nedenlerle kıyaslanma da çocuk da yetişkin
olduğunda değersizlik hissine sebep olan maddelerden birisiymiş.
Bu kıyaslanma da...
Aile ortamından ziyade okul ortamı da tabii rol oynuyor.
Eğer okul ortamında öğretmen sınıftaki çocukları birbiriyle olumsuz bir şekilde kıyasladığı zaman da diğer çocuk kendini değersiz olarak hissedebiliyormuş yetişkin olduğunda.
Değersizlik duygusunun oluşmasıyla ilgili şöyle de bir durum da var.
Bazen kişiler güzel bir çocukluk dönemi geçirmiş olabiliyor.
Böyle hayatlarında her şey yolunda gitmiş olabiliyor.
Ancak bunun yanında terk edilme, yenilgiye uğrama, başarısızlık, Kız olma, fiziksel eksiklikler, işte anne ya da babanın birinin kaybı gibi durumlarda çocuklukta olmasa bile
ilerleyen yaşlarda kişilerde değersizlik hissedilmesine sebep olan nedenlerden birisiymiş.
Bu saydıkları değersizlik hissinin altında yatan nedenlerdi.
Peki değersizlik hissi yaşayan bireylerde hangi durumlar, hangi davranışlar gözleniyor?
Şimdi de ondan bahsedeceğim ki hani podcast'ın başında demiştim ya neyi neden yaptın?
O maddelerden bahsettikten sonra da neyi neden yaptığımızı anlayalım ki ona göre çözümler üretelim.
Girişte bundan kısaca bahsetmiştim ama değersizlik duygusu olan bireyler sürekli dışarıdan...
Onay alma ihtiyacı hissederler.
Özellikle de kendisine otoriter ve olumsuz davranan kişileri kendilerinden üstün ve değerli görürler.
Kendilerinden üstün gördükleri için onların desteğini, onayını alırlarsa işlerinin yolunda gideceğini düşünür.
Ancak o kişilerden onay alıp istediği desteği görünce de ondan hemen uzaklaşır.
Çünkü ben değersiz, işe yaramayan biriyim.
Sen benden üstünsün.
Nasıl bana değer veriyorsun?
içten içe bir düşünceleri vardır ama tam tersi olduğunda o üstün gördüğü kişi bu bireyleri dışlayıp olumsuz davrandığında daha çok memnun oluyorlar.
Çünkü içten içe istedikleri duygu da bu.
Burada şöyle çarpıcı bir örnekle karşılaştım.
Buna illa ki maruz kalmışsınızdır.
Kendiniz veya çevrenizde birilerinin başına gelmiştir.
Hani böyle bazen kadın erkek ilişkilerinde şey olur ya işte kadın der ya ya benim peşimden işte o kadar çok koştu ki benim için şöyle sürprizler yaptı.
Bana böyle hediyeler aldı.
Ama sonra biz işte birlikte olduk.
Ben onu kabul ettim. O adam gitti ya da işte İşte o kadın gitti onun yerine bambaşka ilgisiz birisi geldi.
Öyle birinden böyle birine nasıl dönüştük bunu anlayamadım diye.
Bakın işte tam da bu anlattığım şeye geliyor.
Ben değersiz biriyim sen nasıl olur da benim gibi birine değer verirsin diye.
Aslında bu şekilde yapan kişilerin o davranışlarının altında da işte böyle sebepler yatıyor maalesef.
Değersizlik duygusu olan bireyler hayır diyemezler.
İnsanların sevgisini kaybetmemek için istemedikleri şeyleri yapmıyorlar.
Ya da eğilimleri vardır.
Çok hastadır. Bitirmesi gereken işi vardır.
Sınavı vardır. Vizesi finali vardır.
Ancak yine de kalkar o çağrıldığı yere gider.
Hayır diyemez. Çünkü içinde bir yerlerde o kadar çok kabul edilme dahil edilme isteği vardır ki hayır diyemez ve istemese de gelir ya da kendisinden istenileni yapar.
Değersizlik duygusu olan bireyler ikili ilişkilerinde olsun fark etmez.
arkadaş ilişkilerinde ya da iş ortamlarında karşılığını alamadığı ilişkilerde, ortamlarda yüksek fedakarlık yapmak isterler.
Tüm masanın hesabını ödemek isterler mesela.
Başkalarının işlerini yapmak ister, onların yerine de çalışmak isterler.
Değersizlik duygusu olan bireyler kendilerini yetersiz hissettikleri ortamdan kaçarlar.
Gelir düzeyi kendilerinden daha düşük, kendisinden daha az çekici, az konuşan ve pasif kişilerle arkadaşlık etme eğilimleri daha fazla olur.
Değersizlik duygusu yaşayan bireyler başkalarını eleştirmezler, başkalarının hoşuna gidecek böyle huyuna gidecek sözler söylerler, davranışlar sergilerler ve toplum
içinde çok uyumlu görünürler ancak kendilerini Acımasızca eleştirirler.
Burada çok çarpıcı bir örnekle karşılaştım.
Çünkü bu benim de yaptığım bir davranıştı.
İlla ki siz de denk gelmişsinizdir.
Bazen böyle farklı bir kıyafet giyersiniz ya da o gün saçınızı işte ya da makyajınızı farklı yaparsınız.
Birisi size der ki ya işte bugün çok güzelsin, çok güzel olmuşsun.
Şöyle bir cevap veriliyor.
O senin güzel görüşün.
Bu benim de yaptığım bir şeydi bazen.
Hiç bu açıdan da düşünmemiştim.
Bunun altındaki anlam ben güzel değilim.
Senin güzel görüşün beni gösteriyor şeklindeymiş.
Bunu duyduğuma çok şaşırdım.
Ben böyle hani nezaketten öyle söylüyordum.
Hani o sizin güzel düşündüğünüz, güzel görüşünüz falan diye.
Ama ben de bunu öğrendim ki bundan sonra birisi size çok güzelsin veya çok güzel olmuşsun dediğinde işte o senin güzel görüşün, o sizin güzel görüşünüz demiyoruz.
Yalnızca teşekkür ediyoruz ve konuyu böyle kapatıyoruz.
Çünkü bu bir değersizlik hissinin göstergesiymiş.
Onun sebep olduğu bir şeymiş.
Buraya da hep birlikte dikkat edelim.
Konumuza devam edecek olursak kendilerini değersiz hisseden insanlar değer göreceğini düşünerek her şeyin en mükemmelini yapmaya çalışırlar.
Mesai biter çalışmaya devam eder.
Hafta sonu çalışır.
Başkalarının işini yapar.
Ya da ailesinin gözüne girmek için ailesinin hoşuna gidecek işleri yapar.
Kısacası kendini her konuda feda eder.
eder. Kendini değersiz hisseden bireylerde değersizlik duygusu yaşayan kişilerde alkol ve yabancı madde kullanımına karşı da bir yönelim fazla oluyormuş.
Çünkü o kadar böyle kabul edilme istekleri oluyormuş ki hani bir ortama karşı işte bir gruba karşı beni kabul etsinler diye.
Sırf o kabul edilme isteklerinden dolayı da bu şekilde yanlış şeylere yönelimleri çok fazla oluyormuş bu kişilerin.
değersizlik duygusu olan bireylerin odaları, eşyaları Düzensizlik içinde oluyormuş.
Evleri düzensiz oluyormuş.
Nedensiz mutluluk hissi yaşıyorlarmış.
Kendilerini ortama ve dünyaya ait hissetmiyorlarmış.
Sürekli bir ait olmama hissi yaşıyorlarmış.
Eğer bu söylediklerimden biri veya birkaçı sizde varsa bir durum düşünmeniz gerekiyor demektir.
Durumun farkına varmak da sorunun nedenini anlamak da çözüm bulmak için atılan bir adımdır aslında.
Bir de şöyle de bir durum. Bu değersizlik duygusu, değersizlik hissi hani çocukluktan gelen bir şey değil.
Sonradan yaşanılan olaylar insanda böyle bir duruma sebep olduğu için çözümü de var.
Yani çözümünün olması da güzel bir şey.
Bir de değersizlik hissi yaşayan bireyleri kadınlar ve erkekler olmak üzere iki gruba ayırıp Bunların üzerinde ayrı bir araştırma yapmışlar.
Önce bir genel sonra bir de böyle ayrı araştırma yapmışlar.
Onda da çarpıcı sonuçlar var.
Bakın değersizlik hissi yaşayan erkekler kendilerini güçlü göstermek için çok fazla çalışıyorlarmış ve işkolik tipler oluyorlarmış.
Öfkeli bir duruş sergiliyorlarmış.
Kalbini kazandığı kadına sonradan değersiz ve ilgisiz davranıyorlarmış.
Dış görünüşlerine karşı çok hassas davranıyorlarmış ve çapkınlığı da bir gurur duyma hareketi olarak görüyorlarmış.
Değersizlik hissenin kadınlardaki etkileri ise farklı olma çabasına giriyormuş bazı kadınlar.
Öfke ve asi bir duruş sergiliyorlarmış.
Kadın kimliklerinden memnun olmuyorlarmış ve karşı cinste bir etki bırakma çabası içinde oluyorlarmış sürekli.
Bir de maskelerin ardına saklanma hissi oluyormuş.
Bu da yapılan araştırmalarda kadın ve erkek üzerindeki etkileriymiş değersizlik hissenin.
Genel anlamıyla bakacak olursak aslında bütün anlattığım bu maddelerde değersizlik hissi yaşayan kişinin kendisiyle barışık olmadığını ve kişinin kendisini olduğu gibi kabul etmedi.
Buraya kadar hep olumsuz şeylerden konuştuk.
Hep böyle olumsuz örnekler verdik ama şimdi biraz da güzel şeylere geçelim.
Biz bu hisle baş edebilir miyiz?
Değersizlik hissiyle baş edebilir miyiz?
Neler yapabiliriz?
Bundan konuşalım. Tabii ki de baş edebiliriz.
Sonuçta bu his podcast'in başında da söyledim ya doğuştan bizimle gelen böyle bir şey değil.
Sonradan yaşadığımız olaylar sonucu gelişen bir durum olduğu için bunun çözümü de var tabii ki.
İlk olarak terapiye gitmek.
çok çok önemli. Çünkü değersizlik hissi göz ardı edildiği zaman böyle üstüne gidilmediği zaman işte depresyon, ansiyete ya da başka böyle ruhsal açıdan sorunlara sebep
olabiliyormuş. Dolayısıyla bu işin uzmanlarından profesyonel bir şekilde destek almak lazım, yardım almak lazım.
O yüzden mutlaka gidebiliyorsanız terapiye gidin.
Kaçtıklarımız ve sustuklarımız daima büyür içimizde ve peşimizi hiçbir zaman bırakmaz.
Bu değersizlik hissini, değersizlik duygusunu ne kadar bastırırsak içimizde o kadar çok büyür bu his.
Dolayısıyla olduğumuz kişi ile olmak istediğimiz kişiyi iyi tanımamız gerekiyor.
Ve sonrasında kendimizi acımasızca eleştirip maskelerin ardına saklanmak yerine kendimizi olduğumuz gibi kabul etmemiz gerekiyor.
Çok sevdiğim gruplardan Grippi'nin bir şarkısı var ya.
Her nereye gidersen kendinle yüzleşirken kimse duymaz.
Yalan söyle, terk ettiğin şehirler yarım kalmış şehirler.
Sustukların büyür içinde dediği gibi.
Ve diğer maddeye geçiyorum.
Ebeveynlerinize kızarak onları suçlamak yerine bunun için harcadığınız enerjiyi de kendinizi geliştirmek için harcayın.
Bazen bu yaşadığımız olumsuz şeylerin acısını, sorumluluğunu diyeyim ebeveynlerimize yüklüyoruz.
İşte diyoruz ki annem bana öyle yapmasaydı ben böyle olurdum.
Babam şöyle yapsaydı ben böyle olurdum gibi.
Evet çok haklısınız.
Onlar öyle yapsaydı belki çok daha farklı hayatlarımız olabilirdi.
Eminim hepimizin hayatında bir acısıdır yani bu.
konu. Ebeveynlerimizin bazı davranışları bizim hayatımızda önemli şeylere sebep olmuştur.
Ancak burada şöyle de bir durum var.
Onlar da bize bildikleri kadarını öğrendikleri kadarını aktardılar.
Biz ebeveynlerimizin mesela yetişkinlik dönemini biliyoruz ama onların çocukluk ortamını görmüyoruz.
Mesela bilmiyoruz. Kendi çocukluğumuzu biliyoruz.
Kendi travmalarımızı biliyoruz ya da işte kardeşimizle belki kendimizi kıyaslayabiliyoruz ama ebeveynlerimizin çocuk Yokluğunu bilmiyoruz mesela onlar neler yaşadılar, onlar nasıl olaylara maruz kaldılar.
Eminim ki hiçbir ebeveyn çocuğunun kötülüğünü istemez.
Bildiği ona göre bildiği mesela doğrudur.
Baktığı zaman yaptığı yanlıştır ama işte o ona göre doğrudur yani o kadar biliyordur çünkü.
Onları suçlamak da aslında bana göre bir bahane göstergesidir.
Siz onları suçlamak için harcayacağınız enerjiyi boşverin gelin kendinize yatırım yapın.
Bu bahanenin arkasına sığ...
Kaç yıl söyleyebilirsiniz ki işte annem bana böyle yaptı, babam bana böyle yaptı.
Bunu bir gün söyleyin, iki gün söyleyin, elli kere söyleyin, yüz kere söyleyin.
Ne değişecek? Hiçbir şey değişmeyecek.
Sadece durup dururken sinir olacaksınız.
Modunuzu düşüreceksiniz.
Demoralize olacaksınız.
Gününüz, zamanınız ya da işte haftalar, aylar söylenmekle geçecek ki elinize sonuç olarak hiçbir şey geçmeyecek.
Ben bunu bir bahane olarak görüyorum.
Ebeveynlerinizle uğraşmayı bırakın ve gelin kendinize.
Kendi hayatınıza bakın. Evet aranızda çok büyük travmalar yaşamış olanlar olabilir.
Ebeveynlerinizle gerçekten çok ciddi olaylar yaşamış olabilirsiniz.
Ancak sonuç olarak yapabilecek bir şey yok.
Yani yaşanmış, olmuş ve geçmiş.
Bırakın geçmişi geçmişte kalsın ve siz bugününüze bakın.
Bugün ve bundan sonra ne yapabilirsiniz ona bakın.
Değersizlik hissiyle baş etme yöntemlerimize devam edecek olursak ilişkilerde denge çok önemli.
Arkadaşlık olsun işte sevgili olsun evlilik aile hiç fark etmez.
Bir ilişkide denge daima çok önemlidir.
Sürekli fedakarlık yaparsanız bu denge bozulur.
İçinizden şunu söyleyebilirsiniz mesela işte ama ben bunu böyle yapmazsam.
İşte ilişkimiz bozulur, aramız bozulur, arkadaşım bana küser, sevgili beni terk eder vs.
vs. buraya bir sürü madde sıralayabiliriz.
Ancak unutmayın sevgi hiçbir zaman tek taraflı olmaz ki adı üstünde ilişki diyoruz.
Yani bunlar karşılıklı yapılması gereken eylemlerdir.
Siz bunu ne kadar devam ettirebilirsiniz ki?
Sonuç olarak bir insansınız, belirli bir sınırınız var.
Yani bunu ne kadar yüklenebilirsiniz?
İlişkilerinizdeki yükü siz mi sırtlandınız yoksa o yük sizin üzerinizde mi devrildi?
Bu ikisinin ayrımı çok önemli.
Bence bu durumu bir düşünün ve ilişkilerinizi ona göre gözden geçirin.
Denge her daim çok önemli.
Kendinizi başkalarıyla kıyaslamak yerine kendinizi...
Kendinizle kıyaslayın.
Eğer bunu yapmakta zorlanırsanız kendinizi ne kadar geliştirdiğinizi, neler kazandırdığınızı, o güne kadar kazandığınız başarılarınız, takdir edildiğiniz yerler, ne kadar yol
kat ettiğiniz onlara bakın ve onlardan güç alın.
Yaptıysanız yine yaparsınız.
Başkalarından onay alarak ya da başkalarının iltifatları ile mutlu olmak yerine sizin nelerin mutlu edeceğini düşünün ve kendinize o konularla ilgili yatırım yapın.
Bir önceki kişisel gelişimle ilgili podcastimde bu konudan bahsetmiştim.
İşte kendinizle randevulaşın o ben saatinizde kendinize yatırım yapın diye.
Psikiyatri uzmanı Dr.
Gülseren Budayıcıoğlu'nun çok hoşuma giden bir konuşması var.
Sizde de paylaşırım onu.
Şöyle diyor. Su mu içeceksiniz?
Evdeki en güzel bardaktan için suyunuzu diyor.
Ve kendinden örnek veriyor.
Ben diyor evdeki en güzel kokan sabunla diyor banyo yaparım.
Ve kendimi böyle ödüllendiririm diyor.
Sizin de böyle kendiniz için minik minik ödülleriniz olsun.
Kendinize has bir kokunuz olsun.
Size has bir eşyanız olsun.
Böyle size özel bir şeyiniz olsun.
Kendinize değer verin.
Güzel bir şey mi yaptınız?
Ya da yapın ve sonuç olarak kendinize ödüllen...
Öyle büyük bir şey olmasa bile gidin kendinize bir çikolata alın.
Bence çikolatanın mutlulukla kesinlikle bir ilgisi var.
Ben böyle böyle güzel bir iş yaptım.
İşte birine teşekkür ettim.
Birine iyi davrandım.
Bir patili dostumuzun karnını doyurdum gibi.
Kendinize böyle iyi bir şey yaptığınız zaman kendinize gidin bir çikolata alın ya.
Bence bu şekilde başlamak bile çok önemli adımlar.
Bunlar çok güzel şeyler. Tabii ki de bu söylediklerimiz böyle bir günde çabucak.
olacak şeyler değil ancak çözümsüz de değil.
Çünkü değersizlik duygusu doğuştan gelmez.
Başka insanların bize karşı davranışları bizi bu hale getirir.
Başkaları bizi bu hale getirdiyse biz de kendimizi başka hallere dönüştürebiliriz.
Bir insan bir şeyi gerçekten isterse yapar.
Bunu Aziz Sancar podcastinde anlatmıştım zaten Aziz Sancar'ın hayatını dinleyenler bilirler.
Aziz Sancar Mardin'in köyünden kalkıyor ve İstanbul Üniversitesi tıp fakültesini okumak için oraya geliyor.
İstanbul'a ilk geldiğinde kendini o kadar değersiz ve o kadar yetersiz hissediyor ki hatta bununla ilgili bir konuşması da var.
Diyor ki işte sınıftakiler diyor hep diyor kolejden gelmişlerdi diyor.
Özel okuldan gelmişlerdi diyor.
Ben diyor Mardin'in işte bir köyünden kalkıp gelmiştim diyor.
Ben bunlarla nasıl baş edeceğim işte ben ne yapacağım diye diyor.
Çok düşünüyordum diyor. Ama Aziz Sancar o kadar çok çalışıyor ki o kolejlilerin arasından o Özel okuldaki okuyan öğrencilerin arasından Mardin'in bir köyünden gelen Aziz Sancar
İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesini birincilikle bitiriyor.
Bakın dünyaya geldiği coğrafyaya kızmıyor.
Annesine babasına kızmıyor.
O bahanelerin arkasına saklanmıyor.
Sadece çalışıyor ve üniversiteyi birincilikle bitiriyor.
Dolayısıyla bir insan isterse bence her şeyi yapar.
Başarılı olmak veya para kazanmak için değil de yapmaktan hoşlanacağınız bir uğraşlar bulmalısınız.
Bir önceki podcastimde bununla ilgili de konuşmuştum kişisel gelişim podcastimde.
Sevdiğiniz bir uğraşı bulun ki işinizi değiştiremeseniz, ortamınızı, yaşadığınız şehri değiştiremeseniz bile en azından o hoşlandığınız, yaptığınız zaman hoşunuza giden şey sizin bir sığınağınız
olur. Ve o işi yaparken keyif alırsınız, mutlu olursunuz.
Bu da sizin kendinizi değerli hissetmenize sebep olur.
Podcast'ı hazırlarken aklıma şey geldi Avrupa yakasında Hasibe Eren'in canlandırdığı Makbule karakteri vardı ya bileziklerini de böyle takardı şıkır şıkır terliğinden ses çıkarta çıkarta gelirdi.
Bir bölümde Makbule'nin yaptığı yemekler çok beğeniliyor ve bir yerden teklif alıyor.
İzleyenler bilirler bu bölümü ve sonrasında Makbule televizyon programlarının birinde işe başlıyor işte yemek yapıyor falan yemek programına başlıyor.
Aslında o evde herkes işte bir şeylerle uğraşıyor.
Evin bütün işlerini yapan Makbule.
Makbule burada çalışmaya başladıktan sonra ben o sahneyi çok iyi hatırlıyorum.
Evdekilerin böyle verdiği tepkiler çok sinir bozucuydu.
Hani onun işte sosyal ortama karışmasını bir tebrik etmek yerine aa öyle mi?
Hani bak evet işte sonunda senin bu yeteneğin keşfedildi demek yerine.
Evdekilerin verdiği tepki şuydu.
Eee peki bizim yemeklerimizi kim yapacak?
İşte bu evin işleri ne olacak?
Bizim üçümüzü kim yapacak?
Yani evde yaşayan herkes var.
Ancak Makbule o kadar fedakarlık yapıp o kadar böyle her şeyi kendisi sırtlanıyordu ki.
Bir süre sonra o görevler sadece Makbule'ye aitmiş gibi böyle onun üzerine yapışmıştı.
Biraz önce ilişkilerde fedakarlıktan bahsettim ya hani böyle işte hep...
Siz yapmayın fedakarlık dengelerini bozar diye.
Eğer sürekli fedakarlık yapan taraf siz olursanız işte bu zorunluluklarla ve mecburiyetlerle dolu bir hayatınız olur.
Ve bu zorunluluklar da bir yerden sonra insanın özgürlüğünü kısıtlar.
Yani özümüze iyi gelmez kendimizi kaybederiz.
Kendimizi daha çok değersiz hissederiz.
Her şeye rağmen hayat çok güzel ve yaşanmaya değer mutlu anlar vardır diye düşünüyorum ben hepinizin hayatında.
Dolayısıyla... Ne olursa olsun hiçbir zaman bunlara hakkınızın olmadığını düşünmeyin.
Kendinizi suçlayıp susturmaya çalışmayın.
Bu duyguları içinizde bastırırsanız psikolojik başka problemlere bile sebep olabilir.
Burayı anlatırken de aklıma Joker filmi geldi.
Tabii ki bu filmde Arthur'un yaptıklarını desteklemiyorum.
Yani kötülüğü meşrulaştırmıyorum.
Ancak Arthur karakterini, diziyi izleyenler Arthur karakterini bilir.
İzlemeyenler için de ben böyle küçük bir özet geçmek olayım.
Azından böyle konumu anlatmak açısından.
Baş karakterimiz olan Arthur annesiyle beraber yaşıyordu ve palyaçoluk yaparak geçimini sağlıyordu.
En büyük hayali de herkesi güldüren bir komedyen olmak istiyordu.
Fakat kendisine komik olduğunu da yalnızca annesi söylüyordu.
Diğer insanlar işte Arthur'un şakalarına gülmüyordu, onu dışlıyordu, eziyorlardı falan.
Bir de Arthur'un psikolojik bir rahatsızlığı vardı.
Artur üzüntülü anlarında kahkaha atarak gülüyordu ama öyle normal bir gülme değil yani böyle filmi izleyenler bilir.
Fakat insanlar onun bu durumunu işte anlamaya çalışmak yerine yine onu böyle dışladılar.
İşte Artur yalnız kaldı ve filmin sonunda biliyorsunuz ki korkunç şeyler yaptı.
Bir sözü vardı ya böyle beni çok etkiler ağlayamadığım için gülüyorum demişti.
Bence çok etkili bir sözdü.
Bir de şey diyordu mesela bir canavara dönüştüğüm için neden özür dileyeyim?
Kimse beni bu hale getirdiği için benden özür dilemedi şeklinde bir sözü vardı.
Bana göre de çok vurucu yerlerden birisiydi.
Evet kötülüğü meşrulaştırmıyorum ve hak ettiler de demiyorum asla.
Ancak işte insanların dengeleri...
Bozulunca korkunç olaylara karışabiliyorlar, korkunç şeyler yapabiliyorlar.
Dolayısıyla kendinize değer verin.
Dünyaya bir kere geliyoruz ve hayat çok kısa.
Gerçekten bir saat sonra bile ne olacağını bilmiyoruz.
Dolayısıyla kendinize değer verin.
Aynanın karşısına geçin ve başkaları için söylediğiniz güzel sözleri...
Kendinize de söyleyin.
Evet insanların statüsü, konumları, eğitimleri sizden yüksek olabilir.
Ancak sonuç olarak hepimiz özümüzde insanız yani birbirimizden bir üstünlüğümüz yok.
Sadece meslek olarak, maaş olarak, statü olarak üstün olmak başka insan olarak hepimiz aynıyız.
Dolayısıyla kendinize değer verin.
Siz kendinize değer verir, kendinizi geliştirirseniz zaten insanlar sizin ışığınızdan etkilenerek size gelirler.
İzlediğiniz için teşekkür ederim.
Umarım beğendiğiniz, keyif aldığınız bir bölüm olmuştur.
Beni Instagram'dan takip etmek isterseniz adresim aşağıda yazıyor.
Ayrıca dinlediğiniz platformlar üzerinden de takip edip bildirimlerinizi açarsanız yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
