
Günlük hayatta sıkça yargıladığımız davranışlar çoğu zaman korku, eksiklik ve korunma ihtiyacından doğar. Bu bölüm, kıskançlık, kibir ve mükemmeliyetçilik gibi kavramlara
farklı bir yerden bakmak isteyenler için.
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Geçenlerde bir yazı okudum arkadaşlar.
Yazı bazı davranışların altında yatan nedenlerle ilgiliydi.
Mesela kıskançlığın altında yetersizlik duygusu, dik başlı olmanın altında güçsüzlük korkusu, kibirli olmanın altında değersizlik hissi gibi çıkarımlar vardı.
Bu yazı ve çıkarımlar çok hoşuma gitti.
Ben böyle psikolojik çıkarımları olan yazılara bayılıyorum.
Bilgiyle boğmadan çayımızı kahvemizi alıp sanki böyle yan yana karşı karşıya oturuyormuşuz gibi sohbet havasında bir bölüm yapalım istedim.
Bugün size öğretmeye değil de böyle birlikte düşünmeye geldim aslında.
Sohbet havasında bir bölüm olacak.
Hepimizin günlük hayatta çok sık kullandığı bazı kelimeler var değil mi?
Kıskanç gibi, kibirli, işte dik başlı, tembel gibi.
Bu kelime... Bir şeyleri söylerken çoğu zaman karşımızdaki insanı anlatmıyoruz aslında.
O davranışın bizde yarattığı hissi dile getiriyoruz.
Bizi rahatsız eden, tetikleyen, içimizi sıkan şeyi tek bir kelimeyle özetliyoruz.
Ama buraya geçmeden önce küçük ama önemli de bir parantez açmak istiyorum.
Bu bölümde konuşacağımız çıkarımlar kesin tanılar değil.
Psikolojide farklı ekoller, farklı bakış açıları var ve biz bugün onlardan bazılarına bakıyoruz.
Yani burada anlatılanlar herkes için böyledir demek değil.
Yani tek bir şeye bağlı değil.
Psikolojide sıkça böyle yorumlanıyor demek.
O yüzden bunları kendimize ya da başkalarına yapıştıracağımız etiketler gibi değil de üzerinde düşünebileceğimiz ihtimaller gibi dinleyelim.
Çünkü hepimiz tek bir davranıştan ibaret değiliz.
Davranış dediğimiz şey her zaman insanın karakterini anlatmaz aslında.
Bazen sadece kendini koruma şeklidir.
İnsan bazı tavırları kötü olduğu için değil de incinmemek için de geliştirir böyle bazı tepkileri, bizim dışarıdan gördüğümüz bazı davranışlarını.
Ve biz çoğu zaman bu farkı kaçırırız, onun neden böyle yaptığını anlamayız.
Psikolojide sıkça karşılaşılan bir bakış açısı vardır.
İnsan davranışlarının bir kısmı bilinçli tercihlerden çok kendini güvende tutma çabasıymış arkadaşlar.
Yani biz çoğu zaman kötü niyetli değiliz aslında, sadece korkuyoruz.
Her zaman değil ama bazı zamanlar kötü niyetli değiliz diye düşünmek istiyorum en azından.
Burada kendimize küçük bir soru soralım.
Cevabını hemen bulmak zorunda değiliz.
Zaten bu bölüm sohbet havasında geçecek bir bölüm.
Son zamanlarda sizi en çok zorlayan davranış hangisiydi?
Bu davranışı başkalarında mı görüyorsunuz yoksa kendinizde mi görüyorsunuz?
Mesela kıskançlık.
Kıskançlık dediğimizde çoğumuzun içi böyle biraz sıkılır.
Hem yaşaması zor hem de maruz kalması daha da zor bence.
Bazı psikolojik yaklaşımlara göre kıskançlık çoğu zaman karşımızdaki kişiyle değil de bizim kendimizle ilgiliymiş.
Bir başkasında gördüğümüz bir şey bizde eksik hissettiğimiz bir yere dokunabiliyor.
Bu bazen fark edilme isteği, bazen takdir edilme ihtiyacı, bazen de ben de buradayım deme arzusu.
Yani kıskançlık çoğu zaman karşımızdakinden çok içimizde duyulmak isteyen bir duyguyu anlatıyormuş.
Kıskançlığı hemen susturmaya çalışmak yerine şunu sorsak belki daha iyi olurdu.
Ben şu an neye ihtiyaç duyuyorum?
Neden bu kıskançlık duygusunu yaşıyorum, hissediyorum?
Sonrasında dik başlılık duygusu arkadaşlar.
Hep haklı olmak zorunda hissettiğimiz anlar, geri adım atmadığımız yerler.
Bir insan neden hiç esnemek istemez, duvarlar örer, kararını asla değiştirmez?
Tabi omurgasız olmayı desteklemiyorum.
O çok başka bir konu yanlış anlaşılması.
Dik başlı aşırı inatçı kişilerden bahsediyorum.
Bazı insanlar için esnemek, daha uysal olmak, kaybetmekle neredeyse eş anlamlıymış arkadaşlar.
Belki geçmişte uyumlu davrandıkları için incindiler, belki geri çekildiklerinde yok sayıldılar.
O yüzden bugün dik durmak onlar için bir hayatta kalma şekli.
Burada kendimize bir bakalım.
Biz en çok hangi konularda insanlara daha dik, daha inatçı davranıyoruz?
Ve onlarda neyi kaybetmekten korkuyoruz?
Ya da kendimizle ilgili neyi kaybetmekten korkuyoruz?
İlk başlılık kısmını hazırlarken kendimi de yakaladım biraz arkadaşlar.
Beni dinleyenler bilir, ses tonum çok sakindir.
Hatta bazen mesajlarınızda yazıyorsunuz işte sesin çok yumuşak diye.
Ama dışarıdan bakıldığında duruşum tam tersi.
Daha dik, daha mesafeli bir insanımdır.
Yeni tanıştığım insanlar başlarda bir şey sormaya çekindiklerini bile söylüyorlar bana.
Bu podcast'ı hazırlarken fark ettim ki bu benim kötü bir tarafım değil aslında.
Bu benim güvenli alanım.
Dik durmak, kendimi koruma şeklim.
Sınırlarımı hemen açmamamı sağlayan bir alan.
Bu sayede böyle sınırlarımı koruyabiliyorum.
Gelelim. Kibirli olmaya, dışarıdan bakınca güçlü duran, mesafeli hatta ulaşılmaz görünen bir hal.
Kibirli görünmek o şekilde açıklanıyor.
Bazı psikolojik yaklaşımlar kibrin her zaman kendini beğenmişlikten gelmediğini söylüyor.
Bazen içeride hissedilen bir değersizlik duygusunu örtme çabası olabiliyormuş.
Yani yukarıdan bakmak aslında görünür kalmaya çalışmanın bir yolu haline geliyor.
İnsan ne zaman kendini olduğundan büyük göstermeye ihtiyaç duyar.
Ve o duruşu bir anlığına bıraksak altında neyle karşılaşmaktan çekiniriz.
Bunu bir düşünmek lazım. Bu yüzden kibri sadece itici bir özellik olarak etiketlemek yerine altında hangi ihtiyacın saklandığını fark etmek daha önemli.
Çünkü çoğu zaman kibir yüksek sesle söylenmeyen bir mesajdır.
Beni fark edin mesajı.
Kibirde de, dik duruşta da ortak bir yer var aslında.
İnsan bazen kendini korumak için görünüşünü güçlendiriyor.
Öyle görünmeye çalışıyor.
Ama bazı insanlar bunu duruşta değil de yaptıklarıyla gösteriyor.
Daha iyisini yaparak, daha kusursuz olmaya çalışarak.
Daha az hata yaparak göstermeye çalışıyor.
İşte burada da mükemmelliyetçilik devreye giriyor.
Bazı insanlar için mükemmel olmak, sevilmenin şartı gibi hissediliyor.
Hata yaptıklarında değer kaybedeceklerini düşünüyorlar.
Biz hata yaptığımızda kendimize nasıl davranıyoruz?
İnsanlık hali mi diyoruz yoksa acımasızca kendimizi yargılıyor muyuz?
Belki de mükemmelliyetçilik başarma isteğinden çok kaybetme korkusudur.
Ve işin ilginç tarafı da şu, bu kadar çabaladıktan sonra bazen hiçbir şey yapamaz hale geliyoruz.
İşte burada da tembellik dediğimiz şeyle karşılaşıyoruz.
Ama bu her zaman isteksizlikten mi kaynaklanıyor?
Bazen insan yanlış yapmaktan o kadar korkuyor ki hiç başlamamayı seçiyor.
Çünkü başlamamak hata yapmaktan daha güvenli geliyor.
Yani tembellik sandığımız şey aslında yorgun bir zihin, kendini koruma şekli de olabilir.
Daha az denemek için değil de daha az incinmek için.
Buraya kadar konuştuğumuz her şey şunu söylüyor aslında arkadaşlar.
Davranışlar göründüğü kadar basit değil ve biz çoğu zaman gördüğümüzle yetinip anlamayı es geçiyoruz.
Birine kıskanç, kibirli, tembel dediğimizde onu tanımlıyoruz.
Üzerine bir etiket yapıştırıp geçiyoruz.
Ama etiketlemek kolay tabii.
Onu anlamaya çalışmak daha zahmetli.
Ve insan en çok da anlaşılmadığı yerde öfkelenir.
içine kapanır ve savunmaya geçer.
Belki de mesele şudur. Biz gerçekten neye bakıyoruz?
Kişinin davranışına mı yoksa o davranışın bizde oluşturduğu hisse, duyguya mı bakıyoruz?
Şunu net söyleyelim.
Hiçbirimiz tek bir kelimeden oluşmuyoruz.
Ve hiçbir davranış tek başına bütün hikayeyi anlatmaz.
Bir dahaki sefere bir davranışa sinirlendiğinizde, karşıdaki kişiye öfkelendiğinizde ya da kendinize acımasız davrandığınızda bir durun ve düşünün arkadaşlar.
Çünkü orada büyük ihtimalle bir korunma hali var.
Kendinize ya da başkalarına baktığınızda bir davranıştan fazlasını görmeyi denemek, etiketlemek yerine anlamaya bir adım daha yaklaşmak.
Belki de asıl dönüşüm tam da burada başlıyordur.
İşler ondan sonra kolaylaşır.
Eğer bu sohbet size eşlik ettiyse, yalnız hissetmediyseniz, düşüncelerinizde küçük bir kapı araladıysa beni Spotify'dan takip etmeyi ve bir sonraki bölümler için de kanala abone olmayı unutmayın arkadaşlar.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
