
Cumhuriyetin Kanatları: Sabiha Gökçen’in Hikâyesi
11 Mart 2026 · 16 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde, küçük bir kız çocuğunun Atatürk’le karşılaşmasıyla başlayan hayat yolculuğunu ve gökyüzüne cesaretle kanat açan Sabiha Gökçen’in, dünyanın ilk kadın savaş pilotu olarak tek başına çıktığı unutulmaz uçuşlarını keşfediyoruz. Her kalkışı, ardında milyonlarca hayalin kapısını aralayan bir kahramanın hikâyesi…
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Bazı hikayeler vardır.
Sadece bir insanı anlatmaz.
Bir dönemi, bir değişimi, bir cesareti anlatır.
Bugün sizlerle Türkiye'nin ve dünyanın havacılık tarihinde iz bırakmış, gökyüzüne cesaretle kanat açan bir isimden Sabiha Gökçen'den bahsedeceğim arkadaşlar.
Sabiha Gökçen'in hayatına bakarken onu yalnızca ilk kadın pilot olarak tanımlamak çok eksik olur.
Çok devrik bir cümle kurdum bu arada.
bu hikaye bireysel bir başarıdan çok bir dönemin zihniyet değişimini de anlatıyor.
20. yüzyılın başında Osmanlı'dan Cumhuriyeti geçiş sürecinde kadınların kamusal alandaki yeri oldukça sınırlıydı.
Eğitim, meslek ve karar alma mekanizmaları büyük ölçüde erkeklerin kontrolündeydi.
İşte Sabiha Gökçe'nin hayatı bu sınırların nasıl aşılabildiğini gösteren somut bir örnek sunuyor bizlere.
Sabiha Gökçen 22 Mart 1913 yılında Mustafa İzzet Bey ve Hayriye Hanım'ın 6.
çocuğu olarak Bursa'da dünyaya gelir.
Anne ve babasının çok küçük yaşta kaybeden Sabiha, abisi Neşet Efendi tarafından büyütülür.
1925 yılında O dönemin Cumhurbaşkanı Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk Bursa'ya ziyarete gelir ve bu ziyareti sırasında Hünkar Köşkü'nde konaklar.
Hünkar Köşkü Sabiha Gökçen'in evine çok yakındır.
Bu haberi alan 12 yaşındaki Sabiha Gökçen hemen Hünkar Köşkü'ne gider ve Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ü beklemeye başlar.
Atatürk'ün bahçeye çıkmasıyla kapıdaki görevliyi bir şekilde aşarak Ulu Önderimizin yanına gelmeyi Atatürk Sabiha Gökçen'e ne istediğini sorar ve küçük Sabiha okumak
istediğini söyler. Bunun üzerine Atatürk ailesini sorar ve abisiyle görüşür.
İşte Sabiha Gökçen'in hayatı bundan sonra değişir.
Çünkü atımız Sabiha'yı evlat edinmiştir.
12 yaşındaki küçük Sabiha artık Atatürk'ün...
manevi kızı olur. 12 yaşında küçük bir kız çocuğu düşünün arkadaşlar.
Anne yok, baba yok.
Savaşların, yoksulluğun, belirsizliğin ortasında geçen bir çocukluk.
Siz olsaydınız o yaşta böyle bir cesaret gösterebilir miydiniz?
Bir köşkün kapısında hayatının yönünü değiştirecek bir karşılaşmayı bekliyor.
Bugün geriye dönüp baktığımızda bu sahne bize şunu hatırlatıyor.
Bazen cesaret bağırmak ya da meydan okumak değil, bazen sadece ben okumak istiyorum diyebilmektir.
Sabiha Gökçen'in hikayesinde beni en çok etkileyen şeylerden biri de burası oldu arkadaşlar.
Sabiha Gökçen o an ne pilot olmayı biliyor, ne pilotluk mesleğini biliyor, ne gökyüzünü hayal ediyor.
Ama bildiği tek bir şey var.
Hayatının böyle gitmesini istemiyor ve okumak istiyor.
Ve karşısında bir çocuğun bu kararlılığını ciddiye alan bir lider var.
Mustafa Kemal Atatürk'ün Sabiha'ya evlat edilmesi sadece bireysel bir sahiplenme de değil.
Bu Cumhuriyet'in kız çocuklarına verdiği değerin sessiz ama çok güçlü bir göstergesi bana göre.
Sabiha Gökçe'nin hayatındaki değişim yalnızca evlat edinilmesiyle sınırlı kalmıyor ve asıl değişim aldığı eğitimle şekilleniyor.
Ankara'ya geldikten sonra dönemi İlk öğretimini Çankaya İlkokulu'nda tamamladıktan sonra Orta ve Lise öğretimine İstanbul'da Arnavutköy
Kız Koleji ve Üsküdar Amerikan Kız Koleji'nde devam ediyor.
Bu sıralarda bir rahatsızlık geçiriyor ve öğrenimine...
ara vermek zorunda kalıyor.
Önce Heybeliada'da sonra da Viyana'da tedavi görüyor ve Fransızcasını geliştirmek için de bir süre Paris'te bulunuyor.
1934'te soyadı kanununun kabul edilmesi üzerine Atatürk kendisine Gökçen soyadını veriyor.
Fakat bu soyadının da şöyle bir hikayesi var arkadaşlar.
Bu olayı Sabiha Gökçen şu şekilde anlatmakta.
Yıl 1934 Atatürk her gece sofrasında bir dostuna yakınına soyadı bulup veriyordu.
O gece sıra bana gelmişti.
Atatürk söyle bakalım Sabiha senin soyadın ne olsun diye soruyor.
Herkes yüzüme bakıyordu.
Siz ne emrederseniz o olsun efendim diye kekeledim.
Heyecanlanmıştım. Aklımdan bin bir şey geçiyordu ama bunların hiçbirini söylemeye cesaret edemedim.
Atatürk bir süre düşündükten sonra sana Atatürk'ün kızı soyadını vermek isterdim ama olmaz dedi.
Eline bir kağıt alıp şunu yazdı.
Gökçen yani göklerde olan.
O geceden sonra Sabiha Gökçen oldum.
Tabi o yıllarda ben henüz havacılığa başlamadığım gibi havacı olmayı da aklımdan geçirmemiştim.
Bana Sabiha demiyorlar.
Gökçen diyorlardı.
Çok kimse bu soyadını havacılığa başladıktan sonra aldığımı düşünüyor.
Oysa atanın Gökçen soyadını bana vermesinden sonra göklerle buluşup havacılığa başladım.
Burada şu detayı atlamamak gerekiyor arkadaşlar.
Atamızın ne kadar ileri görüşlü olduğu bir kez daha karşımıza çıkıyor.
Daha kendisi bile havacı olmayı düşünmezken Atamız ona Gökçen soyadını veriyor.
Bu bir yönlendirme, bir vizyon ve belki de farkında olunmadan çizilmiş bir kader yolu ama asla sıradan bir öngörü değil değil mi?
1930'lu yılların ortalarına geldiğinde Türkiye hala çok genç bir cumhuriyette.
Ordu yeniden yapılandırılmakta, havacılık ise stratejik bir alan olarak görülmekteydi.
Atatürk döneminde izlenen temel politika da şuydu.
Barışı korumanın yolu...
her an savaşa hazır olmaktan geçer.
Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında Türkiye yeterli hava gücüne sahip değildi.
Bu durum savaşlarda ciddi zorluklar yaşanmasına neden oldu.
Hava hakimiyetinin savaşların kaderini belirleyen en önemli unsurlardan biri olduğu artık çok netti.
Bu yüzden havacılık alanında yeniden yapılanma bir tercih değil, zorunluluk haline gelmişti.
İşte bu ihtiyaçtan hareketle Mustafa Kemal Atatürk'ün öncülüğünde 16 Şubat 1925'te Türk Tayyare Cemiyeti kuruldu.
Bu kurum kısa bir sürede halkın büyük desteğini kazandı.
Türkiye'nin dört bir yanından insanlar imkanları ölçüsünde bu kuruma destek veriyordu.
Alınan uçaklara isimler verildi, bağışlar yapıldı.
Havacılık ilk kez toplumun ortak hedeflerinden biri haline geldi.
Havacılığın artık sistemli ve yaygın bir devlet politikası haline geldiğini göstermek için 24 Mayıs 1935'te Türk Tayyare Cemiyeti'nin adı Türk Hava Kurumu olarak değiştirildi.
Aynı yıl Türkiye'nin havacılık tarihindeki en önemli adımlarından biri daha atıldı.
3 Mayıs 1935'te Atatürk tarafından Türk Kuşu açıldı.
Türk Kuşu, Türk Hava Kurumu bünyesinde bir uçuş okulu arkadaşlar.
Burada planör, paraşüt ve montaj.
motorlu uçaklarla ilgili sivil havacılık eğitimi verilmekteydi.
Bu kurumun açılış töreninde yapılan planör gösterileri özellikle gençler arasında büyük bir heyecan uyandırdı.
Bu gençlerden biri de Atatürk'ün manevi kızı Sabiha Gökçen'di.
Sabiha Gökçen, 1935'te Türk kuşunun açılış töreninde yapılan planör gösterilerinden çok etkilendi.
Uçakların havalanışını, planörlerin gökyüzünde süzülüşünü dikkatle izledi.
Bakışları sadece... Meraklı değil hayranlıkla doluydu ve tabii sonrasında olaylar şu şekilde gelişti.
Atatürk bu heyecanı fark etti ve Sabiha Gökçen'e dönerek Gökçen görüyorum çok heyecanlandın sen bu gösterilerde.
Nasıl sen de böyle havalarda süzülebilir misin?
Paraşütle atlayabilir misin bakalım dedi.
Sabiha Gökçen ise onların yerinde olmak isterdim diye cevap verdi.
Ve bu cevabın üzerine de Atatürk cesaretini beğendim dedi.
Ve Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Fuat Bulca'ya Fuat Bey bizim Gökçen de çalışmalara katılmak istiyor diyerek kaydını yaptırdı.
Sabiha Gökçen 4 Mayıs'ta çalışmalara başladı.
Böylece Gökçen ilk kız öğrenci olarak 1935 yılında Türk Hava Kurumu'nun Türk kuşu Sivil Havacılık Okulu'na giriş yapmış oldu.
Bir tören, bir gösteri ve bir cümle.
Bazen bir insanın hayatını değiştiren şey tam da böyle sıradan görünen bir anın içindedir değil mi?
Bir anda böyle her şey değişir.
Sabiha Gökçen için gökyüzüne atılan bu ilk adım yalnızca bir eğitim süreci değildi.
Bu adım aynı zamanda ağır da bir sorumluluğu beraberinde getirdi.
Çünkü o bulunduğu yerde sadece bir öğrenci değildi.
Aynı zamanda bir istisnaydı ve her istisna kendisinden fazlasını temsil etti.
1930'lu yıllarda havacılık, fiziksel güç, teknik bilgi ve askeri disiplin gerektiren bir alandı.
Bu alan toplumun zihninde kesin sınırlarla erkeklere ait olarak kabul edilmekteydi.
Sabiha Gökçe'nin Türk kuşunda eğitim almaya başlamasıyla bu algı ortadan kalktı.
Burada şu gerçeği görmek gerekiyor arkadaşlar.
O dönemde başarısız olan bir erkek öğrenci yalnızca kendi başarısızlığı ile anılıyor.
Ama bir kadın başarısız olduğunda zaten ondan olmazdı cümlesiyle kanıt haline getiriliyor.
Maalesef ki günümüzde de bu algı zaman zaman devam ediyor.
İşte Sabiha Gökçe'nin omuzlarındaki yük de tam olarak buydu arkadaşlar.
O sadece kendisi için değil kendisinden sonra gelecek tüm kadınlar için uçtu.
Ankara'daki eğitimini tamamladıktan sonra Sabiha Gökçen 7 erkek öğrenciyle birlikte Kırım'a yüksek planörlük eğitimi için gitti.
Ancak manevi kız kardeşi Zehra'nın vefatıyla...
Eğitimini ara verdi ve ülkesine geri döndü.
Bir süre dünyaya küsen Sabiha Gökçen Atatürk'ün ısrarıyla tekrar gökyüzüne döndü.
Eskişehir Havacılık Okulu'nda özel eğitim aldı ve 25 Şubat 1936'da ilk kez motorlu uçakla uçmaya başladı.
Sabiha Gökçen'in başarıları öylesine dikkat çekiciydi ki Atatürk ona şöyle bir şey söyledi.
Beni çok mutlu ettin.
Belki de dünyada ilk askeri kadın pilot olacaksın.
Bir Türk kızının dünyadaki ilk askeri kadın pilot olması ne iftihar verici bir olaydır.
O yıllarda kızlar askeri okullara alınmıyordu ama Sabiha özel bir üniformayla Eskişehir'de yoğun bir eğitimden geçti.
Brobesini aldıktan sonra 1.
Hava Alayı'nda görev yaptı.
Ege manevralarına katıldı ve Dersim isyanında görev aldı.
30 Ağustos 1937'de dünya tarihine adını altın harflerle yazdırdı.
Dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu.
Evet arkadaşlar sadece Türkiye'nin değil dünyanın ilk kadın savaş pilotu oldu.
Ve ardından Atatürk'ün barış vizyonu doğrultusunda Sabiha Gökçen Balkan Paktı heyeti üyeleriyle tanıştı.
Onların daveti üzerine Balkan ülkelerinin başkentlerini ziyaret etmeyi kabul etti.
Hazırlıklar tamamlandı, deneme uçuşları yapıldı ve işte o tarihi an geldi.
16 Haziran 1938'de Sabiha Gökçen bu Balkan turuna tek başına çıktı arkadaşlar.
Evet yanlış duymadınız bu Balkan turuna tek başına çıktı.
İstanbul'dan havalandı.
Atina'ya, Sofya'ya, Belgrad'a ve Bükreş'e gitti.
Buralarda gösteri uçuşları yaptı.
Ve 6. günün sonunda İstanbul'a geri döndü.
Ve bu turu tamamen kendi başına yaptı.
Bu tur sadece diplomatik bir görev değildi onun için.
Bir kadının gökyüzünde cesaret...
tek başına uçtuğu dünyada nadir görülen bir başarıydı arkadaşlar.
Her uçuşu, her inişi ve kalkışı sadece bir ülkeye değil gökyüzüne adım atan tüm kadınlara cesaretin sembolüne doğru atılmış bir adımdır.
Ulu Önder Atatürk'ün yaşamını yitirmesi üzerine kadınların orduda görev yapmasına ilişkin yası çıkarılmadığı için ordudan ayrılmak zorunda kaldı.
1938 yılında Türk Hava Kurumu Türk kuşuna baş öğretmen olarak atandı.
Bu sırada 1940 yılında Havaokulunda askeri coğrafya ve topografya öğretmeni Üsteğmen Kemal Esiner ile evlendi ama eşini 1943 yılında kaybetti.
Sabiha Gökçen 1955 yılına kadar baş öğretmen olarak görev yaptı.
Sonra Türk Hava Kurumu Yönetim Kurulu üyesi oldu.
1964'de de emekliye ayrıldı.
Sabiha Gökçen yaşamı boyunca 22 değişik hafif bombardıman ve akrobatik uçakla uçtu.
1953 ve 1959'da davet edildiği Amerika'ya Türk toplumu ve Türk kadınını tanıtmak amacıyla giden Gökçen büyük bir Amerika turu düzenledi.
Son uçuşunu 1996 yılında 83 yaşındayken Fransız ödülünü aldı.
Amerikan Hava Kurmay Koleji'nin mezuniyet töreni için düzenlenen Kartallar Toplantısı'nın onur konuğu olarak katıldığı Max Bell Hava Üssü'ndeki törende dünya tarihine adını yazdıran 20
havacıdan Biri seçildi.
Bu ödüle layık görülen ilk ve tek kadın havacı oldu.
Çağdaş Türk kadınının parlak bir örneği olan dünyanın ilk kadın askeri pilotu Sabiha Gökçe'nin adı İstanbul Kurkköy'de yapılmakta olan bir havaalanına verilmişti.
Ne yazık ki çok arzuladığı kendi ismini taşıyan ve inşaatı süresince ziyarette bulunduğu havaalanının açılışını görmeye ömrü yetmedi.
Ankara'da bir apartman dairesinde mütevazi bir yaşam...
Ram süren Sabiha Gökçen tedavi gördüğü Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi'nde 22 Mart 2001 tarihinde 88 yaşındayken yaşamını yitirdi ve Ankara'daki
Cebeci şehitliğine defnedildi.
Sabiha Gökçen Atatürk'ün hemen her yerde kadın ve erkek seviyesi arasında bir denklik görmekteyim.
Bu hal iftihara layıktır.
Kadınlarımızın daha elverişsiz şartlar altında erkeklerden geri kalmayışı ve belki aynı şartlar altında erkeklerden ileri gidişi övüncü gerektirir.
Sözünü örnekleyen çok sayıdaki Türk kadınından biri olduk.
Ve bugün Sabiha Gökçen'i anarken şunu da unutmamalıyız arkadaşlar.
Bugün kadın pilot görmek...
normalleştiyse bu normalin arkasında bir ilk vardır.
Sabiha Gökçen ilk değildi ve son olmamak için uçtu.
Eğer bugün kadınlar gökyüzünde, laboratuvarda, sahnede, direksiyon başında, kürsüde yer alabiliyorsa bunu öncelikle ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'e borçluyuz.
Sabiha Gökçen her kalkışı, her inişiyle ardında milyonlarca hayalin kapısını araladı.
Hayallerinizin sınırlarını siz belirleyin.
Gökyüzü sizin cesaretiniz kadar geniş arkadaşlar.
Bunu unutmayın. Uçmaktan korkmayın.
Çünkü her kanat yeni bir özgürlüğün sembolü.
Bu yüzden Sabiha Gökçen'i saygıyla, Mustafa Kemal Atatürk'ü minnet ve özlemle anıyorum.
Gökyüzüne bakmayı hayal eden tüm kadınlara da selam olsun.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
