
Bazı çocuklar çocuk olamadan büyür.”Ablasın idare et, sen büyüksün kardeşine bak“ gibi sözlerle sorumluluk yüklenen kendi ihtiyaçlarını arka plana atan ebeveynleştirilmiş kız çocuklarının hikayesini konuşuyoruz.
---
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Çocukken hep güçlü olmak zorunda mıydınız?
Duygularınızı bir kenara bırakıp çevrenizdeki insanlara yetişkin gibi mi davrandınız?
Belki de bugün hala sevilmek için mücadele ediyorsunuz.
O zaman bu bölüm tam size göre.
Herkese merhabalar, ben Melis.
Hayalperest'in Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Umarım bol kahkahalı bir gün geçiriyorsunuzdur.
Küçük yaşta büyük yükler taşıyanları bir adım öne alalım arkadaşlar.
Çocukken çocuk olamayanları, hep güçlü olması beklenenleri.
Eğer bu cümleler sana da tanıdık geliyorsa o zaman bu bölüm tam da sana göre.
Bugün sizlerle ebeveynleştirilmiş kız çocuklarını konuşacağız arkadaşlar.
Biraz can sıkıcı bir konu belki ama neyi neden yaptığımızı daha iyi anlayıp Farkındalık kazanırsak bundan sonra belki bir şeyler daha çok yolunda gider.
Özellikle bizim ülkemizde ilk dünyaya gelen çocuk kız çocuğu ise bu duruma en çok maruz kalanlar onları oluyormuş.
Sen ablasın idare et, sen büyüksün kardeşine bak, alttan al, annenin yükünü hafiflet biraz gibi sözler bir çocuğun sırtına kaldıramayacağı yükler bindiriyor.
Bu çocuk kendi ihtiyaçlarını unutmayı öğreniyor ve daha o yaşlarda kendinden önce başkalarına düşünmesi gerekiyormuş gibi bir algı oluşuyor.
Oyun oynaması gereken yerde kardeşine bakmak ya da kardeşleri yaşıtları oyun oynarken yemek masası hazırlamak, anne babaya yardım etmek çocukların çocukluklarını tam
yaşayamamalarına engel oluyor ve çocuk yaşından büyük bir olgunluk gösteriyor.
Sonrasında bu duruma maruz kalmış bireyler hem çocukluk döneminde hem yetişkinlik döneminde akranlarıyla sağlıklı ilişkiler kurmakta zorlanıyormuş.
Bu çocuk büyüdüğünde kendi ihtiyaçlarını tanıyamıyor.
Çünkü çocukken ona kendi isteklerinden önce başkalarının mutluluğunun gelmesi gerektiği öğretilmiş.
Bu yüzden yetişkin olduğunda da Sürekli başkalarını mutlu etmek için çırpınırmış ebeveynleştirilmiş kız çocukları.
Ebeveynleştirilmiş kız çocuğu ilişkilerinde hep bir kurtarıcı rolü üstleniyormuş.
Sorunları çözülmeye bekleyen biriyle birlikte olmaya meyilli oluyorlarmış.
Sürekli düzeltilmesi gereken birini buluyorlarmış.
Çünkü ona öğretilen bu.
Eğer iyi bir abla olursa, annesine yardım ederse, kardeşlerine bakarsa sevilir.
kendi hayatını yaşamak yerine başkalarının hayatını kolaylaştırmaya çalışır.
Başkalarının sorunlarını çözmek, başkalarına destek olmak, başkalarının yüküne sırtlanmak, çevresindeki her şeyi ve herkesi düzeltme görevinin kendisine ait olduğuna inanırmış
ebeveynleştirilmiş kız çocuğu.
Neden? Çünkü bu onun bildiği tek değer görme biçimi arkadaşlar.
Eğer sorumluluklarını yerine getirirse değer görür, takdir görür, onaylanır.
Annesi ya da babası aferin benim kızıma, benim kızım akıllı, söz dinler, ne dersek yapar, cümlelerini duyar ve yetişkin olduğunda da sürekli başkalarına
kendini kanıtlamaya çalışırmış ve onaylanma ihtiyacı duyarmış.
Tehlike işaretlerini fark etmez ya da görmezden gelirmiş ebeveynleştirilmiş kız çocukları.
Çünkü bir parçası halen işlevsiz bir ortamda Hayatta kalmaya çalışan küçük bir kız çocuğu.
Ebeveynleştirilmiş kız çocuğu duygularını anlayan bir ebeveyne hiç sahip olmamıştır.
Bu yüzden halen ne istediği ve kim olduğu konusunda kafası karışıktır.
Kendi ihtiyaçlarını tanımakta ve karşılamakta zorlanır.
Tüm hayatını başkalarına bakarak geçirdiği için tükenmiştir.
Bakın şimdi burası çok önemli arkadaşlar.
Tüm hayatını başkalarına bakarak geçirdiği için tükenmiştir dedik ya.
Bakın bu tükenmişlik şekilleri şu şekilde.
Ebeveynleştirilmiş kız çocuklarının çoğu yetişkin olduklarında kronik yorgunluk hissederler.
Çünkü yıllarca durmadan birilerinin yükünü taşımışlardır.
Fiziksel yorgunluk hissederler çünkü küçük yaşta fazla sorumluluk almak vücutlarına yük bindirir.
Duygusal yorgunluk hissederlermiş çünkü sürekli birilerinin ihtiyaçlarını önceliklendirmek, duygusal enerjilerini tüketirmiş.
Zihinsel yorgunluk hissederlermiş çünkü her zaman her şeyin kontrolünü elinde tutmaya çalışmak, her şeyi düşünmek, her şeyi hesap etmek onlar için çok
yorucu olurmuş. Sonuçta kişi kendini tükenmiş, bitkin ve donuk hisseder.
Bazı günler hiçbir şey yapmak istemez ama dinlenmeye de izin vermez.
Çünkü çocuklukta öğrendiği bir kural vardır.
Eğer bir şey yapmazsan faydasızsın.
Oysa dinlenmek insanoğlunun doğal bir parçasıdır.
Ama ebeveynleştirilmiş kız çocukları bunu bir türlü öğrenemez.
Biraz önce ne istediği ve kim olduğu konusunda kafası karışıktır dedim ya arkadaşlar.
Biraz bunu da açmak istiyorum.
Çocukken hep başkalarının ihtiyaçlarına göre hareket ettiği için büyüdüğünde kendi isteklerini belirlemekte çok zorlanıyormuş.
Ben kimim? Ben ne yapmaktan hoşlanırım?
Gerçekten sevdiğim şeyler neler?
gibi soruların cevabını veremezmiş arkadaşlar.
Çünkü çocukken akranlarıyla oyun oynaması gerekirken, yaşıtlarıyla iletişim kurması gerekirken, yetişkin gibi davrandığı için Çocuğun kendini keşfetmeye fırsatı
olmuyormuş. Ben bu bölüme çok üzüldüm arkadaşlar.
Düşünsenize küçücük bir çocuk oyuncaklarıyla oynaması gerekirken bir evin sorumluluğunu alıyor.
Akranlarıyla neşeyle kahkahalar atması gerekirken yetişkinlerin dertlerini dinliyor.
Daha kendi kimliğini keşfetmeye bile başlamadan bakıcı, sırdaş, destekçi rollerine giriyor.
Ve aslında Helis küçücük bir çocukken çocuklukları kayboluyor.
Ve sonra büyüdüğünde kendisine soruyor.
Ben kimim? Ama cevabını bulamıyor.
Çünkü kendine dair hiçbir zaman düşünecek vakti olmamış.
Gerçekten bu sahne gözümde canlandığında içim sızlıyor arkadaşlar.
Eminim aranızda bu söylediğim cümleler birçoğunuza tanıdık geliyor.
Bir çocuğun çocukluk yapmasına izin verilmemesi kadar büyük bir haksızlık olamaz bence.
Belki siz de kendinizi bu hikayede görüyorsunuz.
Küçük yaşta hep güçlü olmak zorunda kaldınız.
Kimse size sen nasılsın diye sormadı.
Kendi isteklerinizi dile getirmek bencilce geldi size veya öyle öğretildi.
Hep güçlü olmanız gerektiği söylendi belki de.
Ne kadar güçlü olmanız gerektiği söylenmişse de belki de en büyük güç biraz da olsa benim buna gücüm yok diyebilmekte.
Hep başkalarına bakıp onların ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmak bizi bir noktada tükenmişliğe götürüyor.
Yorgunluk bedende, zihinde ve duygularımızda birikiyor.
Ama bazen bir şeyleri değiştirebilmek için sadece dinlenmeye ihtiyaç duyduğumuzu da kabul etmemiz gerekiyor.
Benim içimde bir boşluk var diyenlerin çoğu aslında hiç dinlenmeye fırsat bulamamış ve ihtiyaçlarını görmezden gelmiş kişilerdir arkadaşlar.
Bakın bu cümleyi tekrar söylemek istiyorum.
Benim içimde bir boşluk var diyenlerin çoğu aslında hiç dinlenmeye fırsat bulamamış ve ihtiyaçlarını görmezden gelmiş kişilerdir.
Belki de şu soruyu artık kendinize sormalısınız arkadaşlar.
Kendi hayatınızı ne zaman sahiplenmeye başlayacaksınız?
Bu belki de ilk defa yapacağınız bir şey olacak ama unutmayın kim olduğunuzu keşfetmek yalnızca yaşadığınız yüklerden değil kendi ihtiyaçlarınızı fark etmekle başlar arkadaşlar.
Ebeveynleştirilmiş bir çocuk olarak büyümek hiç kolay değil ama artık geçmişini anlamak, kendini iyileştirmek ve hayatında yeni bir sayfa açmak da senin elinde.
Peki iyileşmek için neler yapabiliriz?
Öncelikle yapmanız gerekenlerden ilki sınır koymayı öğrenin arkadaşlar.
Başkalarının sorumluluklarını taşımak zorunda değilsiniz.
Kendi alanınızı korumayı öğrenmelisiniz.
Başkalarının yükünü taşımadan da değerliyim inancını geliştirmelisiniz ve suçluluk hissetmeden kendinize öncelik vermelisiniz.
İkinci adımdaysa kendinize şefkat gösterin arkadaşlar.
Ebeveynlerinize yönelik öfkeyi bir kabullenişe çevirin, içinizdeki çocuğun isteklerine kulak verin.
Yapmanız gerekenlerden biri de tükenmişlikten çıkmak için dinlenmeyi öğrenin arkadaşlar.
Dinlenmenin tembellik olmadığını kendinize hatırlatın.
Ve son olarak da eğer kendinizi çıkmakta hissediyorsanız, bu duyguların üstesinden gelemiyorsanız bir uzmandan destek almak her zaman iyi bir fikirdir.
Profesyonel destek kalın arkadaşlar.
Konumu bitirmeden önce şunları söylemek istiyorum.
Ebeveynleştirilmiş bir çocuk olmak, farkında olmadan ağır bir yük taşımak demektir.
Ama önemli olan bu yükü fark ettiğinde artık onu sırtında taşımak zorunda olmadığını bilmektir.
Çocukken öğrendiklerin seni şekillendirdi.
Ama geleceğini belirleyen şey bugün neyi seçtiğindir.
Sen de sevilmeye...
Değer görmeye ve kendi isteklerine öncelik vermeye layıksın.
Kendini bu şansı tanı.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Dinlediğiniz uygulamalar ve Spotify üzerinden beni takip etmeyi ve kanalıma abone olmayı unutmayın arkadaşlar.
Haftayı yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
