
Bu bölümde sizlere Çanakkale ‘de yaşanan hikayeleri anlatıyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Rehber şöyle dedi bize, 45 kilogram ve üstü eli silah tutabilen herkes.
Anlamadık başlangıçta, herkes birbirinin yüzüne baktı.
Aramızda öğrenciler vardı, küçük yaşlarda çocuklar vardı.
Sonra açıkladı, Çanakkale Savaşı'na katılması için halktan askere çağrılanlara sunulan şarttı bu söylediği.
Bakın tekrar söylüyorum, 45 kilogram ve üstü eli silah tutabilen...
Beni ilk kez dinleyecek olanlar için ben Melis.
Girişten de anladığınız gibi bugün Çanakkale'yi, Çanakkale ruhunu anlatmaya çalışacağım size.
Çok özel ve çok kutsal bir konu olarak görüyorum ben Çanakkale'yi.
2022'de gezme fırsatı buldum Çanakkale'yi ve bu girişte söylediğim bilgiyi de aynı şekilde rehberimiz bize söylemişti.
Çok klişe olacak belki bütün gidenler bunu söylüyor ama Çanakkale'nin gerçekten çok farklı bir ruhu var arkadaşlar.
Çok ayrı bir yer böyle kelimeleriz.
Sığmayacak böyle tarifsiz ayrı bir havası var Çanakkale'nin.
Onu gittiğinizde hissediyorsunuz.
Şu tarihte şu oldu, bu tarihte bu oldu diye tarihe boğmayacağım sizi.
Bölgeye gittiğimde hissettiğim Çanakkale ruhundan ve asıl asıl en önemlisi şehit askerlerimizin bizden istediğini yerine getirmek istedim.
Böyle de bir bölüm çıktı ortaya.
Kaynaklardan ve şehitlerimizden bize kalan eserlerden anlaşılıyor ki şehit askerlerimizin bizden istediği en önemli şey şu arkadaşlar.
unutulmamak ve bunu istemekte de son derece haklılar.
Çünkü canlarını verdiler bu topraklar için.
Biz bugün rahat bir şekilde yaşıyorsak onların sayesinde yaşıyoruz.
Onlara minnetle saygı duyuyoruz ve anıyoruz.
Çanakkale cephesinde görev yapan Teğmen İbrahim Naci cephede yaşadıklarını günlük olarak kaleme alıyor ve bugünlükte ısrarla en çok vurguladığı şeylerden bir tanesi şu.
Askerlerin arkadaşlarının şehit olduğunu görüyor ve Diyor ki arkadaşlarımın şehit olduğunu görüyorum ancak en büyük korkum unutulmaktı diyor.
Bakın şehit olmaktan korkmuyor unutulmaktan korkuyor.
Bir diğer askerimizin yünlüğünde yazanlar da şu şekilde.
Kanlısırp'te görev yapan Teğmen Mehmet Fasih Efendi.
kaleme aldığı kanlı sırt günlüğünde çok sevdiği Nuri Çavuş'tan bahsediyor.
Nuri Çavuş Erzurum'dan Çanakkale'ye savaşmak için gelen bir asker ve asıl görevi depodaki askeri malzemelerin kullanımı ve bu depodaki askeri malzemelerin kontrolüyle ilgili aslında.
Ancak yine de kendi işi bittikten sonra siperlere gelip savaşıyor ve oradaki askerlere yardım ediyor.
Ve bir gün o da şehit oluyor.
Onun bu durmadan her işe koşması, kendi işi bittikten sonra...
siperlere koşmasından dolayı hem alaydaki diğer askerler hem de Teğmen Nuri Çavuş'u çok seviyor ve bu nedenle de Teğmen Mehmet Fasih Efendi tarafından bir zeytin ağacının Dibine
defnediliyor Nuri Çavuş ve Mehmet Fasih Efendi onun mezarın başına şu sözleri yazdırıyor.
Ey zahir yani diğer anlamıyla ey yolcu buradan geçerken Nuri Çavuş'u unutma.
O alayın içindeki en değerli askerlerden biriydi diye hitabe yazıyor onun için.
Öleceklerini bile bile ölüme koşanların yeridir Çanakkale.
Toprakların kan gölüne dönüştüğü, derelerin renk değiştirdiği yerdir Çanakkale.
Çanakkale'de şu ana kadar isimleri tespit edilebilmiş 116 bin şehitten bahsediliyor.
İsmi tespit edilemeyenlerle birlikte bu sayı zaten çok çok fazla.
Rehberimiz böyle bir bilgi vermişti.
Özellikle ilkbahar aylarında karların eriyip yağışların tekrar artmasıyla da halen kemik parçaları, silahlar ve mermiler bulunuyormuş.
Hatta biz oraya gittiğimizde iki gün öncesinde yeni bir şeylerin daha bulunduğunu söylemiştim.
İstiklal Marşı'mızda diyor ya bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanı.
düşün altındaki binlerce kefensiz yatını diye.
Bu sözler çok büyük ve çok acı sözler arkadaşlar.
Eğer aranızda o bölgeyi görmeyen varsa mutlaka ama mutlaka gidin derim.
Podcast boyunca sanırım en çok bunu tekrar edeceğim.
Çünkü gerçekten o bölgeyi görmek hepimiz için kutsal bir görev.
Onlara çok şey borçluyuz.
Öğrendiğimde sinir olduğu bir hikayeden bahsetmek istiyorum.
Turgut Özal'ın başbakan ve Vehbi Dinçerler'in Milli Eğitim Bakanı olduğu dönemde Eğitim sistemiyle ilgili yapılacak düzenlemelerde Japonya'dan bir eğitim heyeti gelir.
Gerekli temas ve incelemeler yapılarak sonucu bizim Türk yetkililere aktarılacak ve ona göre işte iş birliği gerçekleşecektir.
Bu gelen Japon heyeti incelemelerini yapar, bitirir ve heyet bakanlıkta toplanır.
İşte sonucu açıklamak için.
Heyetin tespiti şudur.
Bakın çok çarpıcı bir tespit geliyor.
Sizin çocuklarınızda...
ulusal bilinç yok.
Bizimkiler Türk heyeti şaşırırlar, şok olurlar.
Derler ki nasıl bizim çocuklarımızda ulusal bilinç yok?
Bizler bu topraklarımız için işte canımızı veririz, şöyle yaparız, böyle yaparız.
Sonra sorarlar Japon heyetine sizin çocuklarınızda ulusal bilinç var mı?
Yani siz bunun için neler yapıyorsunuz diye ve Japonlar anlatmaya başlarlar.
Bakın burası çok önemli.
Biz çocuklarımıza ilkokula başlamadan şok testler uygularız.
Uçak gibi hızlı trenlerimize bindirir, bir tur yaptırırız.
Çok katlı yollardan geçen tren çocukları sarsar ve şok olurlar.
Bu şoktan sonra onları Hiroşima'ya götürürüz.
Bölgeyi aynen koruyoruz.
Bombalanmış bu bölgede hiçbir canlının, bitkinin bile yetişmediğini gösteririz ve bu olay hakkında onlara bilgi veririz ve deriz ki eğer sizler çalışmaz, sizden
öncekileri geçmezseniz vatanınız işte böyle düşmanlar tarafından...
Japonların bu sözleri üzerine bizim Türk heyeti de der ki bizim Hiroshima gibi bir bölgemiz yok.
Biz çocuklarımız için ne yapalım?
İşte bu ulusal bilinci onlarda nasıl geliştirelim?
Bize ne önerirsiniz?
Ne yapabiliriz diye sorarlar.
Bunun üzerine Japonlar da şunu söyler.
Sizin de böyle bir bölgeniz var ve hatta bizimkinden çok daha önemli bir bölge.
Çanakkale Savaşları'nın olduğu Gelibolu bölgesi gençlerinizin şok olması için Yeter de artar bile.
1 metrekareye 6000 merminin düştüğü savaşta Türkler her şeye rağmen galip çıkıyor.
Olmayacağı olur hale getiriyor.
Teknoloji ve donanıma meydan okuyarak inancın galip geldiğinin ispatını yapıyorlar.
Üstelik karşılarında tek bir düşman da yok.
Müttefik güçler var ve sizin deyiminizle 72 millet var diyor.
Yani Japon heyet diyor ya hani sizin gençlerinizde ulusal bilinç yok.
Yani gençlere gel. Önce siyasilerimizde maalesef ki bu ulusal bilinç yok.
Hani bir başbakanın, bir milli eğitim bakanının bu bilinçte olmaması gerçekten çok üzücü.
Bir de bakın bu tarih çok yakın bir tarih.
Yani Turgut Özal'ın başbakanlık yaptığı dönemi düşünürsek işte 80'li yıllara denk geliyor.
Yani çok yakın bir tarih ve bana göre maalesef iyi çok da doğru söylüyorlar.
Haklılar yani ben ulusal bilincimizin olduğunu maalesef düşünmüyorum.
Bakın bu savaşta Çanakkale Savaşı'nda...
Müttefik güçlerde tanklar varken bizlerde çoğunlukla tankta var ama azınlıkta kanılar var.
Müttefik askerlerin kıyafetleri, üniformaları son derece böyle korunaklı iken bizim askerlerimizin çoğunun üniforması bile yok.
Çanakkale bölgesinde bir müze var.
Şehitliğin olduğu yerde.
Bizzat bunları o müzede görebilirsiniz.
Müttefik askerlerin çok sağlam botları var.
Bizim askerlerimiz de...
Bot bile yok. Çarık var ayaklarında.
Ve İngilizler tarafından yerlere böyle üçgen şeklinde balık koltasına benzeyen böyle prizma şeklinde bölgeye çivi döküyorlar.
Ve askerlerimizin ayağına batıyor bunlar.
Ve bizim birçok askerimiz daha savaşa başlamadan tetanozdan ölüyor.
Yani havada çarpışan mermileri, seyit onbaşını, meçhul askeri anlatmıyorum bile.
Ancak maalesef bizde ulusal bilinç yok.
Çünkü bugün geldiğimiz nokta içler acı.
Biz şöyle bir milletiz ya tamam vatanımız için canımızı veririz.
Ancak canla başta kazandığımız bu toprakları şu anda parayla satıyoruz.
Bilmem kaç bin dolara işte mülk satılınca vatandaşlık veriliyor.
Ya da bakıyorsunuz İstanbul'da ev sahipleri Türklere evden çıkartıyor ve yabancılara dolar üzerinden kiraya veriliyor.
Ve maalesef ki Çanakkale'nin neden önemli olduğunu bilmeyen milyonlarca gencimiz, milyonlarca vatandaşımız var.
Durum böyle olunca da yani ilerlemeyi boşverin, yerimizde bile saymayıp şu an çok çok daha geriye gidiyoruz.
Mahatma Gandhi'nin Çanakkale Savaşı'nda söylediği, İngilizlerle ilgili söylediği şu çok efsane sözünü söyleyeceğim size.
Bazı yerlerde Mustafa Kemal Atatürk diye geçiyor, bazı yerlerde Türkler olarak geçiyor.
Mustafa Kemal Atatürk İngilizleri yenince...
Bakın bu sözü tekrar söyleyeceğim.
İngilizleri yeninceye kadar bizler Tanrı'yı İngiliz sanıyorduk diyor.
Tarihte... İlk kez 1 milyon merminin kullanıldığı yerdir mesela Çanakkale.
Çok kanlı bir savaştır.
Bir Türk pilotumuzun Fransızların savaş uçağını düşürmesiyle tarihte ilk kez uçak düşürülen savaştır Çanakkale.
Dünyada adına en çok kitap yazılan savaş ve bölgedir Çanakkale.
Böyle şanlı bir tarihe sahip olup bugün geldiğimiz nokta çok çok üzücü maalesef.
Yani mevcut durumumuz içler acısı.
Atalarımız bugünkü halimizi görse gerçekten biz bugünler için mi savaştık bile diyebilirler ya.
Yani şu anda hepimize çok fazla görevler düşüyor.
Çocuktan, yetişkine, işte gencinden, yaşlısına hepimizin bir şeyler yapması lazım.
En azından tarihimizi bilip topraklarımıza sahip çıkmamız gerekir.
Satmamamız, başkalarına vermememiz gerekir.
O bölgeyle ilgili öğrendiğim çok çarpıcı bir bilgi daha vereceğim size.
Tüm gemilerin ticaret amacıyla geçtikleri boğazları kayıt ettikleri ve bildirdikleri bir yer varmış.
İşte bu hani uçaklarda kuleyi bildiriyorlar ya böyle iniş yapacakları yeri o şekilde bir yer.
İşte örneğin İstanbul boğazını geçtik ya da Cebelitarık boğazını geçtik gibi.
Ancak Çanakkale boğazına geldiklerinde ise yalnızca Çanakkale'ye girdik ve Çanakkale'den çıkıyoruz ifadelerini kullanıyorlarmış.
Çanakkale'nin geçilmez olduğunu orada verilen...
Binlerce şehidi biliyorlar, binlerce yabancı şehidi, Türk şehitleri, askerlerini biliyorlar ve bu ifadeyi kullanıyorlar.
Bakın ne kadar önemli bir olay.
Çanakkale'nin geçilmez olduğunu herkes aklına kazımış.
Atılarımız bunu canla başla savaşarak göstermiş onlara.
Yoksulluk içinde, çaresizlik içinde, teknoloji yok, büyük silahlar yok.
Gerçekten verebileceklerin bir tek canları var ve canlarını da vermişler zaten.
Her şeyini vermişler.
Öyle hikayeler öyle anılar var ki yani Çanakkale'yi anlatmak için bırakın buradaki dakikaları günler aylar yetmez Çanakkale için.
Ama tüm bunların sonunda Elin Japon'u gelip diyor ki sizin çocuklarınızda ulusal bilinç yok.
Bu çok üzücü ve çok utanç verici bana göre.
Kayıtlarda bomba sırtı olayı olarak geçen bir hikayeden daha bahsetmek istiyorum size.
Mustafa Kemal Atatürk'ün komutasında bulunan 57.
alay bu savaşta en çok şehit verilen ve en kritik bölgenin bulunduğu yerde 57.
alay. Mustafa Kemal Atatürk oradaki askerleri için şunları söylüyor.
Karşılıklı siperler arasında mesafe 8-10 metre yani ölüm kaçınılmaz.
Sarsılmak yok.
Okuma bilenler...
Kur'an-ı Kerim okuyor ve cennete gitmeye hazırlanıyor.
Bilmeyenler kelime-i şehadet çekerek yürüyorlar.
İşte bu Türk askerindeki ruh kuvvetini gösteren hayret ve tebrike değer bir örnektir.
Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu yüksek ruhtur diyor Mustafa Kemal Atatürk.
Cephanesi biten ve cephane almak için geri dönen askere süngünü tak yere yat.
Ben size taarruzu değil ölmeyi emrediyorum dediği yerdir Çanakkale.
Bakın açlıkla, susuzlukla, canla kazanılmış.
Ölmeyi emrediyorum diyor atamız.
Ne kadar kutsal bir olay, ne kadar kutsal bir ruh.
Son olarak da Çanakkale Savaşı'nın sembolü olan Şehitler Abidesi'nden bahsetmek istiyorum.
18 Mart 1915'de zafer kazanılır ancak 9 Ocak 1916'da cephe tamamen kapatılır ve 18 Mart 1916'da da ilk anma töreni yapılır.
Savaştan sonra Türkler o bölgeye anıt yaptırırlar ve müttefik güçler de işte İngilizler, Fransızlar onlar da bölgeye anıt yaptırırlar.
Fakat... Müttefik güçlerin yaptırdıkları anıtlar bizim yaptırdığımız anıtlardan daha büyüktür.
Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk bu durumdan çok rahatsız olur ve görkemli bir anıt yaptırılması için talimat verir.
Verdiği talimat da şu şekilde.
Anıt Ege Denizi ile Marmara Denizi'nin birleştiği bir noktada 40-45 metre yüksekliğinde olsun ve boğazdan geçen herkes görsün şeklindedir.
Ekonomik sorunlar sebebiyle inşaata bir türlü başlanamaz ve maalesef ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün ömrüde bu anıtı görmeye yetmez.
Anıtım projesi 1944 yılında yapılan bir yarışma sonucu belirlenir ve yine ekonomik sıkıntılar, aylarca süren yardım kampanyaları sonunda 20 Ağustos 1960
yılında Çanakkale Şehitler Abidesi açılır.
Dünyanın dört etrafında Askerler savaştığı için 4 tane sütuna sahip ve uzaktan bakıldığında Mehmetçiğin meyse olarak görülecek şekilde ve 42 metre yüksekliğindedir.
Çanakkale hakkında günlerce hatta aylarca konuşabilirim.
Ancak podcast'imi artık ufaktan toparlamam gerekiyor.
Attığınız her adımda bir hikayeyle karşılaştığınız yaşayan bir efsane Çanakkale arkadaşlar.
Podcast'in başında da söyledim.
Ortasında da söyledim.
Biliyorum ama tekrar tekrar söyleyeceğim.
O bölgeye mutlaka ama mutlaka gidin.
Bizim oralarda şöyle bir söz vardır.
Ekmeğinden kız da yap derler.
Yani böyle önemli bir şey de.
ve o bölgeye mutlaka gidin.
Şehitlerimize sahip çıkın.
Biz o geziye gittiğimizde rehber bize şöyle bir şey söylemişti.
Ben ona çok üzülmüştüm.
Gökçeada ve Bozcaada'ya tatil için gelenlerin sayısı şehitliğe gelenlerin sayısından çok daha fazlaymış.
Bu tabii ki herkesin kendi tercihi.
Buna saygı duyuyoruz.
Buna bir şey demiyoruz. Ancak o şehitliğe de mutlaka gidilmesi gerekir.
Onlara sahip çıkmamız gerekir.
Mutlaka ama mutlaka gidin.
Şehitlerimize ecdadımıza çok şey borçluyuz.
Onları saygı, sevgi ve minnetle anıyoruz.
Bugün özgürce aldığımız her bir nefesin birilerinin verdiği son nefesi olduğunu unutmayın arkadaşlar.
Bugünlük benden bu kadar.
Haftaya yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
