
Bu bölümü ben değil, biz hazırladık.
2025’i anlatan mesajlarınız, bu podcast’in kalbini oluşturdu.
Kimi zaman kırıldık, kimi zaman toparlandık.
Ama sonunda aynı yerde buluştuk:
Kendimizi sevmekte, kendimizi seçmekte.
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Bugün dinleyeceğiniz bu bölüm bugüne kadar yaptığım bölümlerden biraz daha farklı.
Çünkü bu podcastı tek başıma hazırlamadım.
2025'i uğurlarken Instagram'da sorduğum sorulara gönderdiğiniz mesajlarla oluştu bu podcast.
Birazdan duyacağınız cümlelerin bazıları birebir sizin kelimelerinizle oluştu arkadaşlar.
Bütün mesajlarınızı tek tek okuduğum her biri ayrı ayrı çok kıymetliydi.
Katılan, yazan, duygusunu paylaşan herkese gönülden teşekkür ediyorum.
Hazırsanız haydi bizim podcast'imize başlayalım arkadaşlar.
2025'i anlatırken çoğunuz aynı yerden zarar görmüşüz.
İnsan ilişkilerinden, yakınlarımızdan bir mesajda çok net bir cümle vardı bununla ilgili.
En çok en yakınlarımın zarar verdiğini gördüm.
2025'de en çok bunu öğrendim diyordu.
Ve bu cümle yalnız da değildi.
Birçok mesajda güvenin kırıldığı, arkadaşlıkların sessizce bittiği, bir zamanlar yanımda dediğiniz insanların bir gün hiç gelmemiş gibi hayatınızdan çıktığını yazmışsınız hep.
Hatta biriniz şöyle demiş en yakın arkadaşımın hayatı değişince bir doğum gününde bile hatırlanmadığını gördüm diye yazmış.
Aslında bu mesajda konu doğum günü meselesi değil de hayatında halen yerin var mı düşüncesi bana göre.
Bu yıl yalnızlığı da çok konuştuk sizinle ama tabii kötü bir şey olarak değil.
Hatta bununla ilgili benim bir podcastim de vardı yalnız olmak mı tek başına olmak mı diye.
Gelen mesajlardan birinde Aslında yalnız olduğumda daha mutlu olduğumu, iç huzurumu iyileştirdiğimi gördüm ve bunu sevdim.
Çok insanın çok dert olduğunu gördüm şeklinde yazıyordu.
Bu çok kıymetli bir farkındalık arkadaşlar.
Çünkü bazen insan kalabalıkların içinde kendini kaybediyor.
Ve bazen yalnızlık insanın kendine dönebildiği tek yer oluyor.
Kendini fark edebildiği, kendini tanıyabildiği tek yer oluyor.
O yüzden 2025 çok insan yılı değilmiş bazılarımız için.
Az insan çok huzur yılıymış bana göre.
2025 bazıları için de bir şeyleri bırakma yılı olmuş arkadaşlar.
İnsanları bırakmışsınız, alışkanlıklarınızı bırakmışsınız, hatta bazı hayallerinizi bırakmışsınız.
Bir mesajda şehir değiştirmenin ağırlığı vardı.
Bir şehirden diğerine taşınırken sadece adres değil bir hayat ritmi bırakmışım diyordu.
Ve çok çarpıcı bir cümlesi daha vardı mesajında.
Değişim her zaman iyileştirmiyor.
Bazen insan ait olduğu yeri kaybedince kendini de kaybediyor yazıyordu.
Bazen bir insan bir şehirden gitmez aslında.
Şehirden gidiyormuş gibi görünse de aslında oradaki günlük alışkanlıklarından, kendini güvende hissettiği düzeninden, o alanlarından, ben buyum dediği halinden de uzaklaşır o şehirden gittiğinde.
Bazen değişim önce bir boşluk yaratır, sonrasında insan kendini biraz kaybolmuş hisseder.
Ne istediğini değil de neyi istemediğini anlar bu sayede.
Ama belki de bu kayboluş yanlış yerlerde durmayı bırakmanın da bir sonucudur ve bazen kendini bulmak için önce bir kaybolmak da gerekir.
Ve 2025 bazıları için sadece ayrılıkları değil, veda edilemeyen kayıpları da getirmiş arkadaşlar.
gelen mesajlardan birini okurken adeta boğazım düğümlendi.
Çünkü bazı cümleler okunmuyor.
İnsanın içinde yankılanıyor.
Mesaj tam olarak şu şekilde arkadaşlar.
2025 bana en sevdiğim insanın bile bir veda bile edemeden hiç gelmemiş gibi hayatından kayıp gidebileceğini öğretti.
Bu gidişin adı bellidir aslında.
Ne bir kırgınlık ne bir uzaklaşma.
Bu gidiş sadece ölümdür.
Ve insanın En zor kabullendiği şey oluyor değil mi?
Her vedanın bir cümlesi olmuyor.
Her ayrılığın bir kapanışı olmuyor bazen.
Bazen son kez konuştuğumuzu bile bilmeden son kez konuşmuş oluyorsunuz.
Son kez bakmış oluyorsunuz.
Sonra bir bakıyorsunuz ki o insan bir daha sizin hayatınızda yok.
Mesajın devamı da şöyle geliyor.
Bununla başa çıkmam gerektiğini öğrendim.
Başa çıkmayı öğrendiğim an büyüdüm.
Aslında hiç kimse böyle bir şeye ölümün gerçeğine hazır olmaz bana göre.
İnsan bununla başa çıkmayı da öğrenemez.
Sadece yaşamaya devam eder.
Ve zamanla acının şekli değişir.
Aynı mesajda çok güçlü bir yer daha var arkadaşlar.
Mesaj burada bitmedi.
Bu yıl hayatı kazandım.
Yaşamayı pes etmemeyi en çok da nefes almayı ve şükretmeyi kazandım diye.
Kayıplar bize garip bir şekilde bir şeyler de öğretiyor.
Hayatın ne kadar kırılgan olduğunu ve aynı anda ne kadar inatçı da olduğunu.
Bu cümleyi hiç sevmiyorum ama maalesef hayat her şeye rağmen devam ediyor.
O yüzden hayatı, sevgiyi, söylenecek sözleri de ertelememek lazım.
2025 bazılarımız için sağlığın ne demek olduğunu gerçekten anlamak zorunda kaldığı bir yılda olmuş arkadaşlar.
Biriniz şöyle bir mesaj göndermiş.
2025 bana bir insanın sağlığının ne kadar kıymetli olduğunu öğretti.
Meğer sağlık her şeymiş.
Bedeninde yolunda gitmeyen bir şeyler olduğu anda hiçbir şeyin önemi olmuyor.
Bu cümle çok gerçek değil mi arkadaşlar?
Çünkü sağlığımız bozulduğunda hiçbir şeyi gözümüz görmüyor.
Önceliklerimiz değişiyor.
Daha önce dert sandığımız şeylerin aslında hiç de bir dert olmadığını falan anlıyoruz.
Mesajın devamı şu şekilde geliyor.
Geri geliyor, canından çok sevdiğin evlatlarını bile görmek istemiyor gözün.
Bunu okumak bile çok zor ama tam da bu yüzden bu cümle çok önemli.
Çünkü bize şunu hatırlatıyor, insan hasta olduğunda sadece bedeni değil, ruhu da yoruluyor ve kimse de bu hali yaşamadan tam olarak anlamıyor.
Aynı mesajda çok net bir farkındalık daha vardı.
İnsan önce sağlığının kıymetini bilmeli, kendine değer vermeli, sonrası sonra diye.
Belki de 2025'in en net öğrettiği şeylerden biri de buydu.
Önce kendin, önce bedenin, önce ruhun.
Mesaj burada bitmiyor arkadaşlar.
Biraz uzun bir mesajdı.
Bir kazanımdan da bahsediyor.
Bu yıl neleri kazandım diye devam ediyor.
Ne durumda olursam olayım yanımda kimin olduğunu öğrendim.
Zor zamanlarımız aslında hayatımızı bir elekten de geçiriyor.
İnsan bazı gerçekleri böyle dönemlerde, zor zamanlarında görüyor.
Kalabalıklar azalıyor, sesler kesiliyor ve geriye gerçekten yanınızda kalmak isteyenler kalıyor.
Siz zor zamanlarınızda bu gerçekleri görüyorsunuz.
Ardından çok net ve çok güçlü bir cümle daha geliyor.
Az insan çok huzur.
Bu cümleyi kaç kişi yazdı gerçekten bilmiyorum ama neredeyse gelen her mesajda bu cümle vardı arkadaşlar.
Demek ki bu sadece tek tek yaşadığımız bir hisse değil.
Bu hep birlikte öğrendiğimiz bir şey.
Az insan çok huzur.
Kalabalıkların güven vermediğini, herkesin yanımda demesinin yetmediğini ve gerçekten yanımızda olmadığını, asıl huzurun sayıdan değil samimiyetten geldiğini öğrenmişiz 2025'te.
Belki de bu yüzden 2025 çok insanın değil doğru insanı seçme yılımız olmuş bazılarımız için.
Bunlardan biri de ben oluyorum arkadaşlar.
Bazen insan bir yılı kapatırken başkalarına değil de en çok da kendine de bir şeyler söylemek istiyor.
Gelen mesajlardan biri de tam olarak böyleydi arkadaşlar.
Bu yılı kapatırken kendime şunu söylüyorum.
Kimseye taviz verme, önce kendini düşün.
Kendimi seviyorum ve ben değerliyim.
Bu cümleyi herkesin kendine yüksek sesle söylemesi gerekiyor bence.
Çünkü insan kendini yok sayarak kimseyi mutlu edemiyor ve hatta en çok kendisi mutsuz oluyor.
Hayatı değişmiyor, belki hemen değişmiyor bu farkındalıkla ama hayatın içinde durduğunuz yeri değiştiriyorsunuz.
Bir başka mesajdaysa bambaşka bir yerden ama aynı ortak duygulardan bahsediliyordu.
Bu mesajı okurken içimde hafif de bir rahatlama hissi oldu arkadaşlar.
Çünkü bazen zor yılların içinde sessizce toparlanan hayatlar da oluyor.
Biriniz de şöyle bir mesaj göndermiş.
Bu yılın bana kazandırdıkları...
Güzel arkadaşlıklar, iş arkadaşlarımla olan bağım daha da kuvvetlendi.
Eşimle olan sorunlarımızı çözebildik çok şükür.
Bazen iyileşme dediğimiz şey büyük mucizelerle gelmez.
Bazen sadece konuşmakla ya da konuşmamakla.
Bazen de iki insanın aynı yorgunluğa rağmen birbirini bırakmaması ile gelir.
Mesajın devamında çok tanıdık bir fark ediş daha vardı.
Aslında bu yıl kimlerin yanımda olduğunu kimlerin beni üzüp kırdığını öğrendim diye.
Sanırım 2025'in en net sınavlarından biri bu olmuş.
Çünkü biraz önce de dediğim gibi en çok gelen mesajlardan biri buydu.
Yani neredeyse gelen her mesajda bu fikir vardı.
Az insan, çok huzur bir de kimlerin yanında olduğunu görmek diye.
Gelen mesajlardan biri var ki okurken böyle yüzümde hafif bir tebessüm oluştu.
Böyle içimde bir umut bıraktı arkadaşlar.
O mesajı okurken çok keyif aldım.
Biriniz 2026'ya şöyle seslenmiş.
Umarım onun bütün dilekleri gerçek olur.
Mesaj aynen şu şekilde.
2026 huzurla gel, mutlulukla gel, aşkla gel, sağlıkla gel, bol parayla, bereketle gel.
Ne kadar sade ama ne kadar insani değil mi?
Aslında hepimizin kalbinden geçen temel şeyler bunlar.
Abartısız, gösterişsiz, sade, huzurlu bir hayat isteği.
Mesaj şöyle devam ediyor arkadaşlar.
Beni, seni seviyorum sözünü en içten duygularıyla söyleyip o sözü yüreğimin tam ortasına yerleştiren bir insanla tanıştır.
Onunla sonsuza kadar mutlu olacağım bir evlilik yapmayı nasip et.
Biraz da dua gibi bir mesaj.
Dediğim gibi umarım dileği gerçek olur.
Masal gibi bir mutluluk değil aslında talebi.
Birlikte büyüyebilmek, zor zamanlarda yan yana kalabilmek gayet de doğal bir istek.
Mesajın sonu daha da anlamlı arkadaşlar.
O evlilikten de sevgiyi merhametle büyüten, kalbi temiz, güreşiyle içimi ısıtan bir kız çocuğum olsun.
2025 bize çok şey kaybettirmiş olabilir ama 2026'dan istenen şey hala çok saf.
Sevgi, merhamet ve anlam.
Dediğim gibi bu mesajı okurken böyle yüzümde bir gülümseme oluştu.
Gerçekten umutlandım ve çok hoşuma gitti.
Belki de onca yaşanan şeyden sonra herkesin ortak dileği de bu.
Hayatı biraz daha yumuşak yaşamak, kalbimize iyi gelen insanlarla kalabalık olmayan ama gerçek bir mutlulukla yaşamak.
Bir mesaj daha vardı arkadaşlar.
Çok kısa ama çok net bir mesajdı.
Küçük hataları gerisi gelmez diye affetme.
Çünkü büyüğü yaptırıp cesaretlendiren de o küçük hatadır diye.
Bazen biz buna anlayışlı olmak diyoruz.
Bazen boş ver diyoruz, bazen de kırılmamak için görmezden geliyoruz.
Ama bazı küçük şeyler gerçekten küçük de değil aslında.
İçimizde bir yere oturuyor, orada kalıyor ve zamanla büyüyor.
Yorgun ama kararlı, kırılmış ama hala yoluna bakan bir mesaj daha vardı arkadaşlar.
2025 bana sakinliği ve akışa bırakmayı öğretti.
Kazandırdıkları ise 2024'deki enkazı toparlamama yardımcı oldu.
Kendimden başka kimsenin önemli olmadığını öğretti ve onu geride bırakmama yardımcı oldu diye.
Bu cümleler çok tanıdık değil mi?
Bir şeyleri zorlamayı bırakıp her şeyi kontrol edemeyeceğimizi kabullenip yavaş yavaş toparlanma hali.
Mesajın devamı ise bence 2006'ya dair en net duruşu da sergiliyor.
2026'da kariyer odaklı olacağıma kendime söz veriyorum ve başaracağımı biliyorum.
Umarım başarırsın sevgili takipçim.
Bu cümlede umut var arkadaşlar ama hayalci bir umut değil.
Çabasının farkında olan, yorulmuş ama vazgeçmemiş bir insanın umudu var.
Son bir mesajda kapanış yapmak istiyorum arkadaşlar.
Adeta bütün bölümün özeti gibi okurken en keyif aldığım mesajlardan da biriydi.
2026 yılı güzellikleri beraberinde getirsin diye kendimi daha çok sevmeliyim.
Ruhumu sıcak, çevremi renkli tutmam gerekiyor.
İki kat yürümeli, üç kat gülmeli ve sınırsız sevmeliyim.
Bolca şükretmeyi ve daima anda kalmayı öğrenmek istiyorum.
Yeni kapıları eski anahtarlarla açmayacağımı da öğrenmek istiyorum.
Bazen bırakmayı bilmek gerekir.
Canım kendim. Kendimi ve asıl beni bulmak için birini ya da bir şeyleri kaybetmeyi göze alabilmeliyim artık.
Yeni yılda bana sihirli bir değnek değmeyecek.
Neden biliyor musun? Çünkü kendi hayatımın sihiri benim.
Ne kadar güzel özetlemiş değil mi?
Hem podcast'imizin hem de 2025'in bir özeti gibi adeta.
2025 bizi yordu, sarstı, belki eksiltti ama aynı zamanda da büyüttü arkadaşlar.
Bu bölümde aslında biz bir yılı değil, bir sürü kalbi dinledik.
Kırılanları, toparlananları, bırakanları ve yeniden kendine dönenleri dinledik.
2025 hepimize başka başka yerlerden dokundu.
Kimi zaman canımızı yaktı, kimi zaman durup nefes almayı öğretti.
Ama galiba ortak bir yerde buluştuk arkadaşlar.
Kendimizi ertelemememiz gerektiğinde buluştuk.
Umarım 2026 kendimizi ihmal etmediğimiz, iyi ki buradayım diyebildiğimiz bir yıl olur.
Sağlığımız yerinde olsun, kalbimiz hafif olsun.
Hayat bize yük değil, nefes olsun.
Kendimize daha nazik davrandığımız, gerçekten gülüp, gerçekten dinlendiğimiz günlerimiz olsun 2026'da.
Umarım hepimize iyiliklerle gelir.
Bu bölüm benim sesimle başladı ama sizin cümlelerinizle ilerledi arkadaşlar.
Yazdıklarınız, yaşadıklarınız, cesaretinizle paylaştıklarınız sayesinde bu bölüm sadece bir podcast değil de bir hikayede oldu bana göre.
İyi ki yazdınız, iyi ki bu kadar gerçek oldunuz arkadaşlar.
Katıldığınız ve dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
