
Bu bölümde hayatını bilime adamış, ülkemizin en önemli isimlerinden birini; Aziz Sancar'ı konuştuk.
İnstagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Bir bilim adamı Nobel almak için değil, insanlığa katkı sunmak için uğraşır.
Bunun hazdını hiçbir şeyle ölçemezsiniz.
Prof. Dr. Aziz Sancar Herkese merhabalar.
Melis ben. Podcast kanalıma hoş geldiniz.
Girişten de anladığınız gibi bugün sizlere Aziz Sancar'ı anlatacağım.
Ömrünü bilime adamış, Nobel ödülü alarak hepimizi gururlandırmış, çalışmalarıyla hem kendi adını hem de ülkemizi dünyaya duyurmuş ve pek çok gence ilham kaynağı olmuştur.
Peki Aziz Sancar kimdir?
Haydi başlayalım.
8 Eylül 1946 yılında Mardin'in Savur ilçesinde dünyaya geldi.
8 çocuklu bir ailenin 7.
çocuğu idi Aziz Sancar.
İlkokul ve ortaokulu Savur'da lise eğitimini ise Mardin'de tamamladı.
Okuma yazma bilmeyen çiftçi bir ailesi vardı.
Çocukluğu yoksulluk içinde geçmişti.
Ayakkabı bile onun için lüksdü.
Kendi ifadesine göre 14 yaşına kadar yazları yalın ayak geçmişti okul haricinde.
Hiç ayakkabısı olmamıştı Aziz Sancar'ın.
Özellikle okumaları konusunda annesi Meryem Hanım'ın kendisini ve kardeşlerini okumaya teşvik ettiğini söylüyordu.
Onlar da annelerinin bu öğütlerini dinlemiş olmalılar ki yaptığım araştırmada diğer kardeşlerden bazılarının da general, binbaşı ve makine mühendisi olduğunu gördüm.
Eğitim hayatı ile devam edecek olursak Aziz Sancar lisedeyken kimya dersini çok sevmiş ve kimyager olmak istemiş.
Sınava girmek için 5 arkadaş Mardin'den İstanbul'a gelmişler ve arkadaşlarının ısrarı üzerine Aziz Sancar kimya ile beraber tıp sınavına da girmiş.
Her iki sınavdan da başarılı bir geçer puan almış fakat sonrasında tıpta devam etmek istemiş.
Bu arada arkadaşlar Aziz Sancar eğitim hayatı boyunca işte ilkokul, ortaokul ve lise hep birinci.
olmuş. Hep sınıf birincisi ve hep okul birincisi olmuş.
1963 yılında İstanbul Üniversitesi'nde tıp okumaya başlıyor.
Bir röportajında şöyle bir söylemi var Aziz Sancar'ın.
Çok etkilendim ben bu söylemden.
Tıbba diyor başladım diyor.
Sınıfta diyor Robert Koleji'nden İstanbul Erkek Lisesi'nden gelen öğrenciler vardı diyor.
Bense diyor işte Mardin'in köyünden çıkmış gelmişim diyor.
Onların arasında başarısız olmaktan çok korktum ve gece gündüz çalıştım diyor.
Ve Aziz Sancar bir 1969 yılında tıp fakültesinden de birincilikle mezun olmuş arkadaşlar.
Çok etkilendim bu azminden, hırsından.
Ya başarının önünde hiçbir şey engel olamaz bence ya.
İnsan başarılı olmak isterse her şeyi yapar bence.
Tekrar devam edecek olursak.
Aziz Sancar okuldan mezun olduktan sonra bir hocası onun 2 yıl doktorluk yapmasını tavsiye ediyor.
O da hocasının tavsiyesi üzerine doğduğu yere Mardin Sabur ilçesine geri dönerek bir sağlık ocağında çalışmaya başlıyor.
Evinin bir odasını muayenehane yapıyor.
Aldığı maaşla işte ihtiyaç sahibi.
Bir fakir gücü yetmeyen işte maddi imkanı yetmeyen fakir hastaların tedavi ve ilaç masraflarını karşılıyor.
Oradaki çocuklara işte oyuncak falan alıp onlara yardım ediyor.
Yıllar sonra bir röportajında şöyle bir cümlesi var.
Hayatımın en mutlu yıllarıydı.
Savur'da iki yıl doktorluk yaptığım dönemdi.
Ben buradan da çok etkilenmiştim ya.
Yani ben daha önce işim gereği doğuda bulunmuştum.
Ve orada bir doktorla tanışmıştık.
İşte onun da böyle bir hikayesi var.
Buna benzer bir hikayesi var.
Az buçuk onun hastalara yaklaşımını falan böyle hatırlıyorum da.
Çok farklı bir histir, çok farklı bir duygu.
Öyle bir insanların hayatına dokunmak.
Sancar'da Savur'daki bütün herkesin hayatına dokunmuş.
Benim o arkadaşım da işte doğuda bir köyde doğmuş, büyümüş.
İlkokul ve ortaokulu yatılı okulda tamamlamış ilçede.
Liseyi de merkezde okumuş.
Merkezde işte üniversite sınavına girecek.
Tabii benden yaşça daha büyük şey demişti.
Lisede bir öğretmenim. İşte sınava yakın bir zamanda bana optik form sormuştu.
Optik form sormayı biliyor musun diye.
Ben de diyor hayatımda hiç optik form görmedim diyor.
Nasıl bir şey olduğunu da bilmiyorum diyor.
İşte bana anlatmaya falan çalıştı.
Adını söylediğini yazacaksın. dolduracaksın, işaretleyeceksin ama sonradan da diyor baktı kali olmadı.
Bir arkadaşın, başka bir öğretmen arkadaşından posta yoluyla bir tane optik form getirtmişler.
Bu tanıdığım doktor arkadaş işte o optik formu orada görmüş, orada tanımış.
İşte hocası ona tanıtmış. Hani bakın dershane, mershane, deneme sınavı, seviye tespit sınavı şunların bunların hiçbirisi yok yani.
Daha optik formu tanıyor.
Sonrasında o da doktor olmuş ve o köyüne geri dönmüştü.
İşte biz de tesadüf orada tanışmıştık.
Ya hem köyü için hem onlar için çok böyle farklıydı şu an gözümün önüne geliyor.
Aziz Sancar'ı da bilmiyorum ya çok farklı bir başarı hikayesi.
Neyse biz eğitim hayatından devam edecek olursak Savur'da iki yılını tamamladıktan sonra NATO TÜBİTAK bursu ile John Hopkins Üniversitesi'ne gidiyor.
Orada çalışmaya başlıyor ve çalışmaları da notları da dersleri çok iyi olmasına rağmen arkadaş edinemiyor.
Uyum sorunu yaşıyor ve bir süre sonra gerçekten psikolojisinin bozulduğunu söylüyor.
Ve Türkiye'ye geri dönüyor.
Türkiye'de bir süre yaşayıp kendini toparladıktan sonra Amerika'ya tekrar dönüyor.
Çünkü deney yapma imkanını Türkiye'de bulunduğu yerde bulamıyor.
Oradaki laboratuvarların kendisine daha çok imkan verdiğini söylüyor.
bir süre yaşayıp psikolojisini toparladıktan sonra tekrar dönüyor.
Dallas Texas Üniversitesi'nde moleküler biyoloji dalında doktora yapıyor ve sonra da çalışmalarına devam ederek Yale Üniversitesi'nde DNA onarımı dalında doçentlik tezini tamamlıyor.
Daha sonra DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi ve biyolojik saat üzerine çalışmaları devam ediyor.
Aziz Sancar'ın yayınlamış olduğu 415 tane bilimsel makalesi ve 33 tane kitabı varmış arkadaşlar.
Ve bu kitaplarından bazıları üniversitede ders kitabı olarak okutuluyormuş.
Ben bu bilgileri duydukça o kadar gurur duydum ki.
Yani Aziz Sancar'ı işte hepimiz böyle Nobel ödülü aldı olaraktan biliyoruz ama hani hayat hikayesine hiç bu kadar detaylı, bu kadar derin bakmamıştım, araştırmamıştım.
Gerçekten böyle araştırdıkça, notlar aldıkça çok etkilendim.
Çok gurur duydum aynı zamanda da.
Neyse içeriklerimize devam edecek olursak Aziz Sancar pek çok alanda ödül almış.
2005 yılında ABD Ulusal Bilimler Akademisi'ne seçilen ilk Türk olmuş.
2016'da da bu akademinin asil üyesi olarak seçilmiş.
Bu çalışmaların arasında kendisine de bir amaç daha edinmiş Aziz Sancar.
2005 yılında ABD Ulusal Bilimler Akademisi'nden aldığı 100 bin doların üzerine eşinin annesinden miras kalan 100 bin doları da ekleyerek Amerika'da okuyan
Türk öğrenciler.
Yabancılık çekmesinler.
Ben grubette çok zorlandım.
Onlar zorluk çekmesinler diye destek olmak amacıyla Aziz de Given Sancar Vakfı'nı kuruyor.
Ve Caroline Türk Evi isimli öğrenci misafirhanesini açıyor.
Bir röportajında da bu...
Caroline Türk Evi ile ilgili şöyle bir anısından bahsediyor.
Caroline Üniversitesi Amerika'nın en eski devlet üniversitesiymiş.
Harvard Üniversitesi daha eski ama orası özel bir üniversite olduğunu söylüyor.
Ama Caroline Üniversitesi Amerika'nın en eski devlet üniversitelerinden birisiymiş.
Ve üniversiteye giderken yakında bir caddede Türk bayrağı sallansın istedim diyor.
Özellikle Caroline Türk Evi isimli misafirhanesini o caddede açmak istedim diyor.
Ben bu söylediğinden... o kadar etkilendim ki yani her gün gurbette yaşamak, uzakta yaşamak çok zor.
Kendim de ailemden ayrı yaşıyorum mesela oradan anlıyorum ve yurt dışına çıkma imkanı bulduğumda da böyle bir Türk bayrağı gördüğünüz zaman veya Türkçe konuşan birini gördüğünüz zaman böyle bir şey oluyorsunuz.
Aa sen Türk müsün diye hemen böyle geliyorlar.
O da her gün gelip geçtiği caddede işte bir Türk bayrağı görmek istemiş.
Ne kadar güzel bir düşünce.
Ben çok etkilendim.
Benim yaşadığım sıkıntıları onlar yaşamasın diye.
Yani o mütevazilik, o İnce düşünce bilmiyorum ya Aziz Sancar'ın hayatı beni çok etkiledi.
Tekrar içeriklerimize dönecek olursak Aziz Sancar bu yaptıklarının hiçbiriyle yetinmiyor.
Gerçekten bilime gönlünü vermiş, insanlığa faydalı olmak için adamış kendini.
Gece gündüz kendisini Nobel'e götüren bu yolda çalışmalarına hiç ara vermeden devam etmiş.
Ve bu çalışmaları Aziz Sancar'ın sonuç veriyor.
2015 yılında hücrelerin hasar gören DNA'ların nasıl onardığı ve genetik bilgisini koruduğunu haritalandıran araştırmalarından dolayı Aziz Sancar Nobel ödülü almaya hak kazanıyor.
Çalışmasının içeriğinden kısaca ve yüzeysel bir şekilde bahsedecek olursam kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar DNA'nın yapısına zarar veriyor.
Bu buluş sayesinde DNA'nın bozulan ve zarar gören yerlerinin tekrar kendisini onarması sağlanıyor.
Bu buluş gerçekten kanser tedavisi için çok büyük bir buluş bence.
Yani çok tıp bilgim yok ama araştırmalarımdan anladığım kadarıyla oradaki yorumlardan, içeriklerden gördüğüm kadarıyla.
Gerçekten kanser tedavisi için inşallah önümüzdeki günlerde kanser tedavisinde çözüm olabilecek bir yöntem olur ki kendisi de bunun üzerine hala çalıştığını söylüyor.
Bir röportajında şöyle anlatıyor buluşunu Aziz Sancar.
DNA onarımını keşfeden benim hocamdı.
Kendisi fizikçiydi.
Fiziği bırakıp bu konu üzerine çalışmaya başladı.
Ben laboratuvara gittiğimde hocalarım fenomen olarak enzimi biliyorlardı ama nasıl çalıştığını bilmiyorlardı.
Ben de küçük dağları ben yarattım.
Büyükleri Allah'a bıraktım.
Edasıyla ben bunu çözerim dedim.
Çözdüm de ama gece gündüz çalıştım.
Laboratuvarlarda yattım.
Ya ne kadar emek vermiş ya.
Ne kadar çok uğraşmış.
Aziz Sancar kendisini Nobel'e götüren bu çalışmasını şöyle anlatıyor.
Aktivitesini yitirmeden enzimi arıtmak gerekiyordu.
Ve bu enzimi arıtmak için gerekli derece 4 santigrat dereceydi.
4 santigrat derecede...
Günlerce çalıştım.
5 yıl boyunca gece gündüz çalıştık.
Baktık olmuyor. En sonunda bir gün yanımdaki asistan elindeki röntgen filmini gösterdi.
Hemen eşime koştum.
Ben bir şey buldum.
Bunu bir ben bir Allah biliyor dedim.
O an bilimsel hayatımın en mutlu anlarından biriydi diyor.
Çalışmasını artık keşfettiği gün.
Ya düşünebiliyor musunuz? 4 santigrat derece ne kadar soğuk bir derece.
Ve gece gündüz 5 yıl boyunca çalışıyor.
Ve hatta bazı yerlerde laboratuvardan yattığından falan bahsediyor.
Ya bu nasıl bir başarı hikayesi?
Bu nasıl bir azim? Etkilenmemek elde değil gerçekten.
Aziz Sancar beni ödüle götüren Atatürk'ün ve Türkiye Cumhuriyeti'nin...
Dolayısıyla bu ödülün sahibi Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti'ni temsil eden Anıtkabir'dir diyerek Nobel ödülünü, madalyasını ve sertifikasını Anıtkabir'e teslim etmiştir.
Bu teslim töreninde yaptığı konuşmada bu madalyayı buraya vermekle Atatürk'e ve Atatürk'ün silah arkadaşlarına Türkiye Cumhuriyeti'ni kuranlara vefa borcunu ödedim diyor.
Peki biz Aziz Hoca'ya olan vefa borcunu nasıl ödeyeceğiz bilmiyorum.
Gerçekten ben bu araştırmasını yaparken hem hayat hikayesinden hem bu çalışma azminden, başarılarından hem çok etkilendim hem çok gurur duydum.
Sonra kendi hayatıma baktım, çevreme baktım ve gerçekten bazen çalışmak için bulduğum bahanelerimden utandım.
Çünkü Aziz Sancar'ın öyle bir çalışma prensibi vardı ki hayatımın hiçbir döneminde hiçbir şey için herhalde bu kadar çalışmamışımdır.
40 yaşına kadar Aziz Sancar günde 18 saat çalışıyormuş.
40 yaşından sonra bunu 12 saate düşürmüş.
Ya aramızda hangimiz bir iş için 18 saat çalışıyoruz?
Yani illaki sabahladığımız sınav gecelerimiz olmuştur.
İşte özellikle üniversitedeyken veya aranızda yüksek lisans yapan varsa.
Ama bu belki bir gündür, belki iki gündür bilmiyorum.
Yıllar boyunca 18 saat çalışmak, sonrasında da bunu 12 saate düşürmek.
İşte Nobel ödülünü alıp kabire bağışlayarak vefa borcunu ödedim diyor.
Peki biz ona karşı bu vefa borcumuzu nasıl ödeyeceğiz acaba?
Çok etkilendim ya. Etkilenmemek elde değil gerçekten.
Bir taraftan da şöyle bir şey var.
Yani tamam işte üniversiteyi de birincilikle bitirmiş, başarılı bir eğitim hayatı olmuş ama sonrasında uzman bir doktor olup daha stabil bir şekilde hayatını devam ettirebilirdi mesela.
Ama yani kendini bilime adamış bir insan.
Aziz Sancar ile ilgili genel bilgilere bakacak olursak hayattaki en büyük prensibinin çok çalışmak olduğunu gördüm.
Çünkü 40 yaşına kadar günde 18 saat çalışmış.
Hayatımda hiç böyle 18 saat çalıştığım bir şey oldu mu diye düşündüm.
İşte belki bizde final haftalarında falan sabahlamışımdır ama kendini, ömrünü adeta bilime adamış.
Çok etkileyici, çok gurur verici.
Bu hayatına baktığım zaman da aslında Nobel ödülü almasına da çok da şaşırmamak lazım.
Şöyle bir bilgi gördüm. Çok hoşuma gitti.
Cüzdanında bu çalışmasını yaptığı, Nobel ödülünü aldığı DNA onarımının haritasının resmini taşıyor.
Ya işte hani herkes sevdiğinin resmini taşır.
Belki herkes çocuğunun resmini falan taşır ama onun cüzdanında o Nobel ödülü almasını sağlayan çalışmasının resmi var.
Çok güzel bir olay ya.
tutkusu, emeklerinin karşılığını almış olması hem onun adına hem bizim insanlık adına çok gurur verici, çok güzel bir olay bence.
Sonlara doğru gelecek olursak Aziz Hocanın şöyle tavsiyeleri var.
Kanser tedavilerinin hangi aşamasındasınız gibi işte sorular sorulmuş kendisine.
Kansere tedavi bulmaya çalışıyoruz.
O bizim görevimiz ama sizin görevinizde kanser olmamak diyor.
Öldürücü kanserlerin %30'unun sigaradan kaynaklandığını söylüyor ve kesinlikle sigara içmeyin diyor.
Yakın zamanda Batman Üniversitesi'nde Online bir programa katılıyor ve programda şöyle söylüyor.
Bana konuşmasından da çok etkilendim.
Arama motorlarının kendisi hakkında birçok bilginin olduğunu ancak hangi motivasyonla Nobel'e uzandığının bilgisinin olmadığını belirtiyor.
İsmimi Google'a yazdığınızda Nobel ödülü alan ilk Türk bilim insanı olduğumu okuyacaksınız.
Biraz daha merak edip okumaya devam ederseniz bilimsel çalışmalarımı ve kariyerimi göreceksiniz.
Ama Google'ın yazmadığı şeyler de var.
Ben müsaadenizle... sizlere onları anlatmak istiyorum.
Google, Mardin'in Savur ilçesindeki bir çocukken hangi motivasyonlarla Nobel'e uzanan bir yolculuğa çıktığımı yazmaz.
Çünkü o motivasyon genlerimizde.
Tarihi mirasımızda kültürel kodlarımızda var.
Eğer bizi bugüne getiren düne dönebilirsek yarınınızı da öngörebilir ve geleceğe yönelik projeksiyonlarımızı daha sağlam yapabiliriz.
Bizler benim manevi mirasım, ilim ve akıldır diyen büyük kahraman Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu ülkenin çocuklarıyız.
Bizler zamanın en büyük argecisi, mucidi Fatih Sultan Mehmet'in torunlarıyız.
Bizler ilk emri oku olan bir dinin...
Ahlakı ile sarmalanan insanlarız.
İlim Çin'de bile olsa gidip alın diyen bir geleneğin temsilcisiyiz.
Soladığımız iklim İbni Sinalar'ın, Ali Kuşçular'ın, Ömer Hayyamlar'ın iklimidir.
Eğer bu iklimi solumayı bilirseniz sizlere neyin miras bırakıldığını anlarsınız.
Sizi bugüne getiren dünün sorumluluğunu hissedersiniz.
Geriye sadece başarılar için yola çıkmak kalacaktır dedi.
Buradan baktığımızda ne günlerden ne imkansızlıklar içerisinden çıkıp nerelere kadar gelmiş Aziz Sancar.
Ben çok etkilendim hayat hikayesinden.
Umarım hepimize, gençlerimize, çocuklarımıza örnek olur.
Umarım Aziz Sancar'ları ve bu gibi çalışması olan hocalarımızı ülkemizde daha çok görürüz.
Onların daha çok destek aldığı, daha çok çalışmalarının yapıldığı ve insanlığa faydalı olacak hocalarımızı ülkemizde daha çok görürüz.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Yeni içeriklerde görüşmek üzere.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
