
Beyaz Ekmeğin Gerçek Yüzü: Eski Kaliteli Ekmeklere Ne Oldu?
24 Temmuz 2024 · 6 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Bu bölümde beyaz ekmeğin hayatımıza nasıl girdiğinden bahsediyorum.
***
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Hayalperest'in Sesi podcast serisi başlıyor.
Hepinize keyifli dinlemeler.
Selamlar sevgili dinleyiciler.
Hepiniz hoş geldiniz.
Ben Melis. Yazın etkisini iyi de niye gösterdiği bugünlerde hepimizi yakından ilgilendiren bir konuyla geldim bugün.
İşin gerçeğini öğrenince çok şaşırdım.
Dedim bunu hemen hayalperest ailemle paylaşmalıyım.
Ben sağlıklı beslenmeye çok önem veren birisiyim arkadaşlar.
Bir de midemle ilgili bazı sağlık problemlerim olunca da bu konuya ekstra bir özen gösteriyorum.
Bir kereden işte ne olacak dediğimiz şeyler bile inanın aslında bizim vücudumuza çok fazla zarar veriyor.
Sağlıklı beslenmenin hatta temelde beslenme deyince belki de ilk aklımıza gelen temel taşlardan olan Sofralarımızın vazgeçilmesi, esmer ekmeğin tarihsel gelişimini konuşacağız bugün
sizlerle. Ama bizim ülkemizdeki tarihsel gelişiminden bahsedeceğim.
Çünkü bizim kültürümüzün asıl ekmeği esmer ekmekmiş.
Sonra neler olmuş hep birlikte öğreneceğiz.
1948 yılına kadar sofralarımızda, mutfağımızda kullandığımız bizim kültürümüzün asıl ekmeği esmer ekmekmiş arkadaşlar.
Maya da ekşi maya olarak evlerde üretiliyormuş ve her şey tam anlamıyla organik ve doğal olarak yapılıyormuş.
Fakat Amerika Birleşik Devletleri Anadolu'nun 14 kromozomlu siyez buğdayı ve 28 kromozomlu kavılca buğdayının genlerini oynayarak 48 kromozomlu cüce buğday
türünü geliştirmiş. Dünyanın verimli tarlalarının buğdaylarının kimyasal gübrelerle zehirli tarım ilaçlarıyla tanışma dönemi de bu zamanda başlamış.
Fakat kimse bu tehlikenin de farkına varmamış.
Buğdayın genetiğiyle sürekli oynanıyor.
Buğdayımsı bir şey oluyor.
Kavılca ve siyez buğdayı artık tanınmaz bir hale geliyor.
Sapının kısılığından dolayı bu buğday türü cüce buğday olarak adlandırılıyor ve genetiğiyle oynanmış bu yeni buğday türü Pakistan ve Hindistan'a ihraç ediliyor ve üretim rekoru
kırıyor. ABD 1950'den itibaren ihtiyaç fazlası diye yardım adı altında bu buğdayımsı ürünü Türkiye'ye de getiriyor.
O yıllarda savaştan çıkan, fakirlik, yoksulluk ve kıtlık sorunu çeken güzelim Türkiye, ucuz, buğdayımsı, cüce buğday adı verilen genetiğiyle oynanan bu ürünü ithal
etmeye başlar. O günden sonra ciddi bir beyaz ekmek tüketimi de başlar ülkemizde.
Ve sonrasında çölyak, diyabet, obezite ve daha birçok otoimmün hastalıkların sayısında adeta patlama görülür.
Size trajikomik bir olay söyleyeyim.
Adnan Menderes'in başında bulunduğu Demokrat Parti 1950'deki seçimlerinde beyaz ekmeği seçim vaadi olarak kullanmış.
Size buğday ekmeği yedireceğiz diyerek mitinglerinde büyük bir alkış toplamış.
Böyle bir seçim vaadini başka bir ülkede görmek gerçekten mümkün olur mu bilmiyorum ama aslında ne kadar kötü bir durumda olduğumuzu da gösteriyor.
Tahı lambarı güzelim ülkemiz kendi buğdayını kendi ekmeğini unutuyor.
Halk beyaz ekmek yedikçe de daha çok acıkıyor.
Ekmeksiz doymuyorum haline geliyor.
Ve sonrasında da obezde ve diabet olmak üzere birçok hastalıkta ciddi sayılardan görülmeye başlanıyor ülkemizde.
Eminim aranızda bu şekilde olanlar da vardır.
Hatta ben çevremde de...
Görüyorum makarnayı pirinç pilavını bile ekmekle yiyen insanlar var.
Allah'tan benim ekmekle çok aram iyi değil yani çok sevmem ekmeği.
Ama böyle bazı şeylerde de işte bir menemene de ekmek banılır yani.
Yine de beyaz ekmeğin ne kadar zararlı olduğunu bugün bir kez daha öğrenmiş oluyoruz arkadaşlar.
Bizim ülkemizde maalesef dünya ortalamasının 5 katı ekmek tüketiliyor.
Ve yine dünyada çöpe en fazla ekmek atan ülkelerden biriyiz.
Ülkemizde yıllık 14 milyon ekmek çöpe atılıyor arkadaşlar.
Evet yanlış duymadınız tam 14 milyon ekmek çöpe atılıyor.
Türkiye gibi Marshall yardımıyla beyaz ekmek tüketmeye başlayan tüm Avrupa ülkeleri beyaz ekmek yemeği sonrasında bırakıyor.
Fakat bizim ülkemizde beyaz ekmekle tam buğday ekmeği arasındaki fark bile daha yeni yeni anlaşılmaya başlıyor.
Beyaz ekmek yapımında o cüce buğday isimli ürünün kabuk kısmı kullanılıyor.
Yani aslında tam olarak buğday bile kullanılmıyor.
Bu nedenle de besin değeri düşük ve kişiyi çabuk acıktırıyor.
Ekmeksiz doymuyorum durumları ortaya çıkıyor.
İçindeki kıvam artırıcı maddeler de ekmek bağımlısı olmamıza sebep oluyor.
Zaten son dönemlerde sosyal medyanın da etkisiyle çok fazla ekmek çeşitleri artık satışta.
İşte tam buğday ekmeği, kepekli ekmek, çavdar ekmeği bilmiyorum.
Şu an bunlar benim aklıma gelen şeyler.
Ya elinize aldığınızda da o farkı hissediyorsunuz zaten.
Hani beyaz ekmekte böyle daha bir hani tamam.
Bastırdığınız zaman puf puf bir görüntü oluyor ama sonrasında gerçekten karnınızı doyurmuyor.
Ama bir tam buğday ekmeğini veya bir çavdar ekmeğini elinize aldığınızda o ağırlığı hissediyorsunuz.
Yani o içindeki doluduğu hissediyorsunuz.
Tahıl ambarı olan ülkemizde bugün gerçekten böyle bir noktaya gelmiş olmak çok üzücü.
Biraz önce de dediğim gibi yani ben kendimi bu noktada biraz şanslı görüyorum.
Ekmekle çok aram yok ama sağlığımızı en başta ilaç kullanarak değil de sağlıklı beslenerek korumamız gerekiyor.
Bu noktada topraklarımıza ve kendi tohumlarımıza ne kadar önem vermemiz gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor ve en önemlisi de Kültürümüzü her anlamda iyi tanımamız gerekir
ki bu şekilde değerlerimiz unutulmasın.
İşin gerçekleri bilinsin.
Umarım farkındalık kazandığınız bir bölüm olur ve sağlığınıza bir katkım olur arkadaşlar.
Lütfen ne yediğinizi bilin.
Bugünlük benden bu kadardı.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Bir sonraki bölümlerde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
