
Bu bölümde sizlere beklemenin üzerimizdeki etkilerinden ve neleri beklemeyi bırakmamız gerektiğini anlatıyorum 😊
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Bugün sizlere hepimizin içinde bulunduğu ya da onun bizi bir şekilde içine tutup...
çektiği bir konuyla geldim.
Beklemekten ve beklentilerimizden bahsedeceğim sizlere.
Bu podcastı hazırlarken ben de çok düşündüm.
Beklentilerimi hem somut beklentilerim hem soyut beklentilerim düşündüm aslında.
Gerçekleşebilecekler ve gerçekleşmeyecekler diye.
Yani burada sizlere nasihat vereceğim belki ama kendi hayatımda uygulayabiliyor muyum bilmiyorum.
Belki bu sayede birbirimize destek olarak ben de uygulama konusunda daha somut adımlar atabilirim.
Ömrümüz sürekli bir şeyleri beklemekle geçiyor.
Bazen gelmeyen bir otobüsü, bazen mesai bitişini, hafta sonunu, dünyaya gelecek bebeğinize.
Hep bir şeyleri bekliyoruz.
Ama en önemlisi de başkalarından bir şey bekliyoruz.
Hayatın birçok alanında başkalarından bir şeyler bekliyoruz.
Bizi sevmelerini, anlamalarını, onaylamalarını.
Takdir etmelerini, kısacası bize iyi şeyler yapmalarını bekliyoruz.
Üstelik çoğu zaman hayal kırıklığına uğrayacağımızı bildiğimiz halde.
Çünkü insan doğası gereği başkalarıyla etkileşim halinde.
Dolayısıyla sevgi görmek, anlaşılmak, onaylanmak, takdir edilmek istiyoruz.
Ama bu beklemenin bizi ne kadar yıprattığını gözden kaçırıyoruz.
Çünkü kendi değerimizi belirlemek, gerçek mutluluğu yaşamak, kendimizi anlamak yalnızca bizim elimizde.
Bu nedenle başkalarından bir şeyler beklemeyi bırakmalıyız.
Peki neleri bırakmalıyız?
Sizin için bunları 7 madde altında toparlamaya çalıştım.
1. Madde Her zaman sizinle aynı fikirde olmalarını beklemeyin.
Çoğu zaman başkalarının da fikirlerimize katılmasını, bizimle aynı yolda olduklarını görmek istiyoruz.
Ancak yaşam böyle bir şey değil.
Herkesin kendine ait fikirleri var.
Hepimizin değer yargıları, inançları, doğruları farklı.
Dolayısıyla başkalarının bizim doğrularımıza katılmalarını beklemek gerçekçi değil.
Farklı bakış açılarını kabul edin ve bunların yaşamın zenginliği olarak görmeyi deneyin.
Böylece herkesin sizinle aynı fikirde olmasını beklemek yerine bu farklılığı takdir etmeyi öğrenir, kendinize bolca zaman kazandırırsınız.
Bunu ben de yapıyorum ya. Böyle bir şey söylediğim zaman bana karşı çıkıldığı zaman bu hiç hoşuma gitmiyor.
Önceden çok alınganlık yapıyordum ama artık böyle okuyup kendimi geliştirerek bu duruma biraz kabullenmeyi öğrendim.
Böylece hem benim alınganlıklarım azaldı hem de beynimin içinde böyle bir düşünce farklılığı.
Aa evet böyle de bir bakış açısı olabilir.
Evet demek ki bu da böyleymiş deyip geçmeyi öğrendim.
Bu insana daha iyi geliyor aslında.
Diğer türlü ya işte ama bu böyle ama ben böyle istiyorum dedikçe insan...
İnsanın kafası daha çok yoruluyor.
Bence kabullenmek daha iyi galiba.
İkinci maddemiz size sizin duyduğunuzdan daha fazla saygı duymalarını beklemeyin.
Bence burası çok önemli.
Kendinize gerçekten saygı duyuyor musunuz?
Yoksa bunu başkalarından mı bekleme eğilimindesiniz?
Önce şunu aklınızın bir köşesine not edin.
Sizin kendinize duymadığınız saygıyı başkaları size karşı duymasın.
Bu sözü bir de bu kendini sevme meselelerini böyle duvarlara, otobüs duraklarına, hatta otobüsün içlerine, AVM'lere, her yere yazasın var ya.
Yani bir şeyler gerçekten insanın kendi içinde başlıyor.
Önce biz kendimizi seveceğiz.
Önce biz kendimize saygı duyacağız.
Zaten insan bunu yaptığı zaman, kendisine yaptığı zaman dışa yansıması da farklı oluyor.
Sonrasında çevrenizdeki insanların sizlere davranışları da farklı oluyor.
Ben de yapabiliyor muyum dersem çok yapabildiğim söylenemez.
ama en azından kendimi sevme konusunda önceki yıllara göre biraz yol kat ettiğimi düşünüyorum.
Tekrar maddemizden devam edecek olursak, başkasının size veya başkasına ne kadar ve nasıl saygı göstereceğini belirleyemezsiniz.
Ancak öz saygınızı koruyabilir ve önce kendi kendinize saygı duymayı öğrenebilirsiniz.
Kendi değerinizi ancak siz belirleyebilir, insanların size davranabileceklerini ancak siz belirlersiniz.
Saygı da bu doğrultuda gelişir.
O yüzden bu konuda beklentiye girmeyin.
Siz kendinize saygı duyun, kendinizi sevin.
ve yolunuza devam edin.
Üçüncü maddem sizi sevmelerini ve onaylamalarını beklemeyin.
Şüphesiz ki bu dünyada verdiğimiz en büyük savaşlardan biri kendimiz olma savaşı.
Ancak bu savaşta sık sık kaybediyoruz.
Çünkü başkalarının bizi sevmesine, onaylamasına O kadar kendimizi kaptırıyoruz ki kendimizi sevmeyi ve kabul etmeyi unutuyor, kendi kimliğimizi kaybedebiliyoruz.
Bu konuda daha fazla zaman kaybetmeyin.
Kimsenin sevgisini kazanmak zorunda değilsiniz.
Kendinizi sevin yeter.
Kimsenin onayına ihtiyacınız yok.
Siz yaptıklarınızın arkasında durun.
Ben böyle istedim ve böyle yaptım deyin, geçin.
Dördüncü maddemiz kafanızda onları yerleştirdiğiniz kalıplara.
Uymalarını beklemeyin.
Hepimiz hayatımızdaki insanları zihnimizde bir takım yerlere yerleştiriyoruz.
O şöyle, bu böyle, o bunu yapmaz, o şöyle der veya bu asla bunu demez.
Ama bunlar sadece kafamızda bizim oluşturduğumuz kalıplar.
O kişilerin bundan haberi bile yok.
Dolayısıyla kimse onlar için belirlediğiniz kalıba uymak zorunda değil.
Çünkü kimse birbirini gerçek anlamda tanımıyor.
Dolayısıyla bu beklentiyi bırakmayı başarabilirseniz eğer herkesin özgünlüğünü, farklılığını kabul eder, daha az hayal kırıklığına uğrar ve yaşam kalitenizi artırırsınız.
Ben kendi içimde şöyle bir şey yapıyorum.
Benim içimde diyorum iki tane üç tane kızlar var diyorum.
Kendi kendime böyle başkalarına bir şeyi anlatamadığım zaman, söyleyemediğim zaman bir kahve molasında kendi kendine konuşmak da güzel bir şey bence.
Sonra işte bazen arkadaşlarım soruyor ya ne yapıyorsun?
Diyorum ki içimdeki kızlar bir türlü susmadı.
Melislerin karar vermesini bekliyoruz.
Melislerden birisi şu an bunu söyledi.
Bence siz de kendi içinizle barışık olursanız beklentilerinizi daha aza indirgersiniz diye düşünüyorum.
Beşinci maddemiz, aklımızdan geçenleri okumalarını beklemeyin.
Bu maalesef benim çok yaptığım bir şey.
Bu huyumdan nefret ediyorum.
Hatta bunun da üstüne gitmeye çalışıyorum.
Olabildiğince kendimi törpülüyorum.
Ama maalesef günün sonunda bazen yapabiliyorum ya.
Böyle bir olaya karşı, bir şeye karşı.
Ben bir şey söylemeden karşımdaki onu anlasın istiyorum ama işte olmuyor.
Aslında yanlış bir davranış.
Tekrar içeriğine bakacak olursak kimsenin akıl okuma gibi yeteneği yok.
Siz söylemezseniz kimse sizin ne hissettiğinizi ne düşündüğünüzü bilemez.
İster eşiniz ister yakın arkadaşınız olsun birisi siz aklınızdan geçenleri söylemediğiniz sürece bunu anlayamaz.
Anlaşılan olmak istiyorsanız olduğunuz yerde anlaşılmayı beklemek yerine doğru iletişim kurmayı deneyin.
İletişim becerilerinizi geliştirin ve kendinize anlatın.
Cümleyi kendim için yazdım aslında.
Çünkü ben de bunu çok yapamıyorum.
Bir dönem psikoloğa gitmiştim.
Bana şöyle bir örnek vermişti psikolog.
Masasının üstünde içinde yarısına kadar su dolu olan cam bardak duruyordu.
İşte konuşuyoruz konuşuyoruz ben anlatıyorum falan.
Sonra bana bardağı kaldırdı.
Dedi ki burada ne görüyorsun?
Ben de işte böyle baktım dedim ki bardak görüyorum.
Sonra bana dedi ki hayır dedi burada içinde yarısına kadar su dolu olan bir cam bardak var dedi.
Sonra gülmeye başladı.
Sonra şey dedi işte hangimiz doğruyu söylüyoruz?
Aslında baktığımız zaman ikimize doğruyu söylüyoruz.
İşte başkalarına karşı beklentilerimizi benim de alıngan bir tarafım var.
Bu şekilde yorumladı. Dedi ki sen buna cam bardak diyorsun.
Doğru mu? Evet doğru.
Ben de diyorum ki. bu yarısına kadar su dolu olan bir can bardak.
İkimiz de doğru söylüyoruz.
Aslında insanlardaki iletişim biraz da bu şekildedir.
Sonuçta hepimiz farklı kültürlerde, farklı ailelerde, farklı eğitimler, farklı şehirler derken hepimiz çeşit çeşit bambaşka bir bakış açılarımız, fikirlerimiz var.
Biraz bu noktada bizim doğrumuz bize göre doğru ama işte karşısındakinin de kendine göre doğru.
Yine konumuza dönecek olursak işte beklentiyi en aza indirip olabildiğince alınganlık yapmazsak...
Bence bu hayatı böyle daha kolay daha hafif geçirebiliriz.
Sıradaki maddemize bakacak olursak.
Altıncı maddemiz insanların her şeyi sizinle paylaşmalarını beklemeyin.
Ne kadar yakınınız da olsa insanlar her şeyini biriyle paylaşmak zorunda değil.
Belki yakın bir arkadaşınız ile ilgili bir durumu başkasından duyup Bunu neden bana anlatmadı diye günlerce düşünüp belki o kişiyle ilişkilerinizi sonlandırmış bile olabilirsiniz.
Ama şöyle bir durum var.
Konuşmak istediği kişi siz olmayabilirsiniz.
Utanmıştır, çekinmiştir ya da hiçbir sebebi olmaksızın onu size anlatmak istememiştir.
O yüzden bu beklentiyi bırakın.
Size anlatılanlara, size olanlara yoğunlaşın.
Yedinci maddemiz her zaman yanınızda olmalarını beklemeyin.
Bu benim en sevdiğim madde bu arada.
Hazırlarken en çok hoşuma giden ve en çok böyle üstüne düşündüğüm madde bu oldu.
Her zaman yanınızda olmalarını beklemeyin.
Çok sevdiğiniz, her zor anında yanına koştuğunuz yakınlarınız sizi çok sevip destekleseler bile her an yanınızda olmayabilirler ve buna mecbur değiller.
Beklentiye en çok giren kişiler işte annelerimiz olsun, babalarımız olsun, arkadaşımız, eşimiz, dostumuz.
Temelde baktığımız zaman işte aşırı beklentiye giren, aşırı alınganlık gösteren, temelde bireyselciliği hayatına böyle çok oturtamamış kişiler.
Kendi olmayı öğrenememiş veya kendi başına bir şey yapmayı öğrenememiş kişiler.
Bunlar daha fazla beklenti içine giren kişiler olmuşlar.
Beklemek maalesef kişiyi içten içe çürüten bir eylem.
Ancak kendimize yatırım yaparsak, kendi içimize dönersek olabildiğince bu beklentileri en aza indiririz diye düşünüyorum.
Bunları tabii kendime de söylüyorum.
Hepimizde olduğu gibi benim de kendi içimde hayattan birçok beklentim var.
Yani beklentsiz bir hayat tabii ki de düşünülemez ama maalesef bizim ülkemizde de doğuştan biz böyle bir beklenti içinde dünyaya geliyoruz.
Hatta hepiniz çevrenizde görmüşsünüzdür.
Bazı aileler yaşlanınca işte bize baksın diye çocuk yapıyor ya da işte kendi gerçekleştiremediği hayallerini, ideallerini o çocuk üzerine yıkıyor ki hatta ben onlara proje çocuk diyorum.
Bir gün biriyle tanıştım.
O kadar güzel çizimler yapmış ki böyle renkleri, desenleri böyle yağlı boya çalışması gibi kendi çiziyor.
Boyaların renklerini kendisi belirliyor.
Dedim ki sen ne kadar güzel şeyler yapabiliyorsun yani benim hiç çizim yeteneğim yok mesela hiç beceremem.
Hatta düz çizgi bile çizemem.
Sonra hatta şey dedim işte sen bir tişört markaların ya hani böyle şeyler oluyor.
Bazı renkli tişörtler onların üzerine böyle yağlı boya çalışması gibi resimler o tarz resimler yapıyordu.
Dedim sen bu işlemi falan uğraşıyorsun çünkü böyle ekonomik durum.
da iyi birisiydi. Dedi ki bana yok dedi ben doktorum.
Tabii ben şok. Dedim yani nasıl peki?
Böyle çok güzel çizimler yapabiliyorsun.
Eğitimini mi aldın? Hani böyle hobi olarak falan.
Niye dedi? Yok hani ben çocukluktan beri bu konuda yetenekliyim.
Dedim niye peki bu üzerin işine gitmedin?
Çünkü bu Tanıştığım kişi yönetici pozisyonunda birisiydi.
Hani böyle bir hastanede veya bir sağlık kuruluşunda kendisiyle tanışmadım.
Yöneticilik pozisyonunda da birisi olunca bir şaşırdım yani.
Sonra bana dedi ki ya annem çok ısrar etti.
Ailem çok ısrar etti. İşte klasik hikayeler bilirsiniz.
Onlar ısrar ettiği için ben de doktor oldum.
Onların gönlü olsun diye.
Ama dedi çizim yapmayı çok seviyordum.
Böyle işte renklerle, şekillerle uğraşmayı da çok seviyordum.
O yüzden de doktorluk yapmak istemiyorum.
Ben de kendime burayı seçtim.
çalışıyorum. İşte odama çekiliyorum.
Önüme yazılı gelirse imzalıyorum.
Kalan zamanlarda da.
Şekillerimi yapıyorum. Hem ailemin isteğini gerçekleştirmiş oldum.
Hem kendi isteğimi gerçekleştiriyorum diye bana bir açıklama yapmıştı o zaman.
Yani bence bana göre o şanslı birisiydi ki her iki tarafın gönlünü de yapmayı becerebilmiş ama hayat bazen her zamanda böyle olmuyor.
Bazen sadece bir seçim yapmak zorunda kalıyoruz ki bazen o yaptığımız seçimler de olmayabiliyor.
Dolayısıyla beklentisiz yaşamak Yaşamak mümkün mü?
Tabii ki değil ama onları en aza indirip içsel huzuru yaşamak da bizim elimizde.
Olabildiğince bireysel davranmayı, kendi içimize dönmeyi, kendi iç dünyamızda yaşamayı biraz olsun becerebilirsek, o içsel huzurumuzu yakalayabilirsek bu duyguyla daha
iyi baş edebiliriz diye düşünüyorum.
Bugünlük benden bu kadar.
Beklentilerinizi atın arkaya, anın tadını çıkarın.
Hoşçakalın, mutlu kalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
