
Başkalarından Yardım İstemek Neden Bu Kadar Zor?
22 Nisan 2026 · 14 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Birileri size “Bir şeye ihtiyacın olursa söyle” dediğinde gerçekten söylüyor musunuz?
Yoksa “tabii söylerim” deyip her şeyi kendi başınıza halletmeye çalışanlardan mısınız?
Bu bölümde, neden yardım istemekte zorlandığımızı konuşuyoruz.
Çocuklukta duyduğumuz cümlelerin, güçlü olmak zorunda hissetmenin ve görülmeme deneyimlerinin bugünümüzü nasıl etkilediğini birlikte inceliyoruz.
Transkript
Selamlar Hayalperest'in Sesi Podcast kanalına hoş geldiniz.
Ben Melis. Birileri size bir şeye ihtiyacın olduğunda mutlaka söyle dediğinde gerçekten söylüyor musunuz?
Yoksa tabii söylerim deyip asla söylemeyenlerden misiniz?
Ben de söylemem arkadaşlar.
Kendi başıma halledebilmek için şartları sonuna kadar zorlarım.
Peki biz neden böyleyiz?
Neden başkalarından yardım istemekte zorlanıyoruz?
Bugün bunu konuşacağız.
Çok ilginç bir çelişki var aslında burada değil mi?
Normal şartlar altında biz aslında yardım etmeyi çok seven bir milletiz.
Hatta bazen gereğinden fazla müdahale ederiz ama konu kendimize gelince işler değişiyor.
Beni biraz sizlerle tanıdınız artık.
Sakin karakterde biriyim ve insanlar benden kolaylıkla bir şey ister.
Çünkü bilirler yani elimden geleni yaparım.
Ama bu durumun tam tersi olursa ben başlarım kara kara düşünmeye.
Kafamda 50 tane senaryo sekmesi açılır.
Nasıl yardım isteyeceğim ya da işte istemeden nasıl çözebileceğim.
O kadar şartlanırım ki günün sonunda konu neydi ya diye düşünmeye bile başlarım yani.
Bakın şimdi yok artık diyeceğiniz başımdan geçen bir şey anlatacağım size.
İstanbul'da yaşadığım dönemde yağmurlu bir havada işte açtım şemsiğimi otobüs bekliyorum.
Otobüs geldi otobüse bineceğim sırada şemsiyeyi kapatırken parmağım bir anda bir yerlere sıkıştı ama önemsemedim otobüse bindim.
Tabii kalabalık ayakta gidiyorum.
Bir baktım parmağım feci şekilde kanıyor.
Yağmur suyu sandığım şey aslında benim parmağımdan gelen kalmış.
Çantama bakıyorum, ceplerime bakıyorum.
Asla bir peçete, ıslak mendil kalmamış ki normalde her zaman olur.
Tabii ben parmağımı o halde görünce hemen elimi cebime koydum.
Otobüs oldukça kalabalık ama ben kimseden bir peçete, bir ıslak mendil isteyemedim.
Cebimin köşesinden bakıyorum, elim kan içinde.
Sonra ben sırf Bir yerden bir peçete alabilmek için, bir şeyler bulabilmek için otobüsten indim arkadaşlar.
Markete girdim. Koca bir paket ıslak mendil aldım.
Yara bandı aldım. Sonra bir köşeye çekilip parmağımla ilgilendim.
Otobüste onlarca insan var.
Hatta küçük çocuğu olan kişiler de vardı.
Hani eminim onların yanında bir şeyler vardı.
Muhtemelen dönüp istesem bir peçeteniz var mı desem mutlaka biri bana çıkarıp bir şeyler verecekti.
Ama ben ne yaptım? Otobüsten indim.
Market buldum. Koca bir paket ıslak mendil aldım.
Yani yardım istememek için mini bir alışveriş turu yaptım.
Peki neden kimseden bir şey istemedim?
Hiçbir mantıklı nedeni yok.
Sadece istemedim. Eminim aramızda benzer durumlar yaşayanlar vardır.
Benim gibi olanlar vardır.
Mesela derste bir şeyi anlamıyorsunuz ama onu öğretmenize soramıyorsunuz.
Ya da işte başka bir konu hakkında zorlanıyorsunuz ama onu söyleyemiyorsunuz.
Üzülüyorsunuz ama belli etmiyorsunuz.
Ve sonra şöyle diyorsunuz.
Ben niye bu kadar yoruldum ki?
Çünkü her şeyi tek başımıza halletmeye çalışıyoruz.
Burada çok kritik bir şey var bence arkadaşlar.
Biz yardım istemeyi çok büyük bir olay gibi görüyoruz.
Sanki yardım isteyince şöyle olacak işte karşı taraf duracak seni süzecek ve diyecek ki bu da kendi başını halledemiyor işte bu da hiçbir şey yapamıyor gibi.
Ama gerçek hayatta böyle bir şey yok.
Hatta girişte de söyledim ya fazlasıyla yardımsever bir milletiz.
Birine destek olmak, birine iyi gelmek insana kendini iyi hissettirir.
Ama aynı şeyi kendimize tanımıyoruz, aynı imkanı kendimize sunmuyoruz.
Sanki biz yardım isteyince karşı tarafın hayatına yük olacağız gibi düşünüyoruz.
Peki neden böyle düşünüyoruz?
Bu durum biraz geçmişimizle ilgili, daha doğrusu nasıl büyüdüğümüzle ilgili arkadaşlar.
Çünkü biz yardım istemeyi ilk olarak ailemizden öğreniyoruz.
Mesela bazı evlerde şöyle bir yaklaşım var.
Abartma, bunda ağlanacak ne var, bunu da mı yapamıyorsun gibi.
Şimdi çocukken bunu duyduğunuzu bir düşünün.
Ne öğreniyorsunuz? İhtiyacımı söylemek, eleştirilmek anlamına geliyor gibi bir şey öğreniyorsunuz.
Hatta öyle bir noktaya geliyor ki böyle cümleleri duyan bir çocuk çok insani olan bir şey olan ağlamayı bile yapamaz hale geliyor.
Çünkü ağlamak bile onun için yanlış, abartı ya da zayıflık gibi hissettiriliyor.
Böyle büyüyen biri yetişkin olduğunda ne yapar?
Tabii ki de yardım isteyemez.
Çünkü bilinç altında şu var.
İstersem yargılanırım ya da eleştirilirim.
Bir de şu var. Bazı çocuklar çok erken yaşta güçlü olmak zorunda kalıyor.
Belki de hep şöyle deniyor.
İşte sen güçlüsün, sen yaparsın, sen halledersin.
İlk başta bunlar kulağa güzel gibi geliyor.
Aslında bunun altında da şu var arkadaşlar.
Benim yardıma ihtiyacım olmamalı.
Ve bu yetişkinlikte şöyle bir etki gösteriyor.
Yardım isteyecek kadar zor durumda değilim.
Ben hallederim. Maalesef ki bu durum beni açıklıyor arkadaşlar.
Ben de bu karakterde birisiyim.
Korkmak, yardım istemek hep zayıflıkmış gibi büyütüldüm ben de.
Bizim evimiz bahçeliydi böyle küçükken yaşadığım ev.
Bahçeden bir ses geldiğinde babam bana şey derdi.
Sakın ışık falan açma.
Sessizce bir bak işte o ses neymiş diye.
Hani düşünün küçücük bir çocuğum.
Ve bu ne kadar tehlikeli bir düşünsenize.
Yani ben korkuyorum ama benim korkmamam gerekiyor.
İşte yardıma ihtiyacım var ama istememem gerekiyor.
Ben bunu bu şekilde öğrendim.
Korkmak işte yanlış.
bir davranış ya da yardım istemek zayıflıkmış gibi öğrendim ben de.
Yardım isteyememekle ilgili şöyle bir durum daha var arkadaşlar.
Bazı insanlar çocukken ihtiyaç duyduklarında gerçekten karşılık alamıyor.
Yani yardım istiyor ama görülmüyor, duyulmuyor, ihtiyaca girilmiyor.
Ve bunun sonunda da şöyle bir inanç oluşuyor.
İstesem de bir şey değişmez.
Ve bu da yetişkinlikte şuna dönüşüyor.
Boşver söylemeyeyim.
Zaten söylesem de bir şey değişmeyecek.
Ve bu çok tehlikeli bir şey.
Çünkü kişi fark etmeden kendini yalnızlaştırıyor.
Şimdi burayı bugüne bağlayalım.
Biz neden yardım istemiyoruz?
Birincisi... Güçlü görünme ihtiyacımız var bizim.
Ama tabii bu sonradan oluşmuyor.
Küçükken öğrendiğimiz bir şey.
Yani güçlü olmalıyım, yardıma ihtiyacım olmamalı şeklinde görünme ihtiyacımızdan, güçlü görünme ihtiyacımızdan dolayı yardım istemiyoruz.
İkincisi de... Yük olma korkusu.
Eğer çocukken böyle fazlalık gibi hissettirildiyseniz, öyle büyüdüyseniz yetişkin olduğunuzda işte kimseyi rahatsız etmeyeyim diyorsunuz ve yük olmaktan korkuyorsunuz.
Bu nedenle yardım istemiyorsunuz.
Üçüncüsü de reddedilme korkusu arkadaşlar.
Yardım istememe nedenlerimizden üçüncüsü de.
Ama bu da genelde çocukken ya da işte önceden görülmeme ihtiyacınızdan, görülmeme hissinizden geliyor.
Ya yine önemsemezsem, ya ben yardım isteyince işte bu benim isteğim reddedilirse diye bu korku da sizin yardım istememenize neden oluyor.
Ve dördüncüsü de alışkanlık arkadaşlar.
Bir şeyleri hep kendiniz hallettiyseniz yardım istemek size garip geliyor.
Karakterinize ters bir şey gibi geliyor.
Bir de şöyle bir önemli durum var.
O da kontrol ihtiyacı.
Yardım istediğinizde kontrolün bir kısmını bırakıyoruz.
Ve bu bazı insanlar için çok rahatsız edici bir şey.
O yüzden de diyor ki boşver ben yaparım diyerek her şeyi üstleniyoruz.
Ama sonra ne oluyor? Yoruluyoruz.
Böyle baktığımızda konu sadece yardım istemek gibi değilmiş aslında değil mi?
Çünkü yardım isterken aslında sadece biz o anı yaşamıyoruz.
Geçmişten gelen bir sürü şey o an bizimle birlikte geliyor.
Yardım istemek isterken sadece bir cümle kurmuyoruz.
Aynı zamanda şunlarla uğraşıyoruz.
Ya yargılanırsam ya reddedilirsem.
Ya zayıf görünürsem, ya karşı taraf sıkılırsa, onu rahatsız edersem, beni yanlış anlarsa gibi.
Böyle baktığımızda bizim yardım istemeden önce o duyguyla bir yüzleşmemiz gerekiyor.
Ama artık biz o çocuk değiliz ve seçimlerimizi değiştirebiliriz.
Evet belki sana güçlü ol diye öğretildi ama bu hep tek başına ol demek anlamına gelmiyor.
Belki sana abartma dendi ama bu hiç hissetme anlamına gelmiyor.
Ve evet belki sana bu durum hiç öğretilmedi ama şimdi bunu öğrenebilirsin.
Yardım istemek zayıflık değil.
Bu podcastı hazırlarken çok sevdiğim bir çocuk kitabı geldi aklıma arkadaşlar.
Bazı kitaplar çocuk kitabı gibi görünüyor ama aslında en çok yetişkinlere bir şeyler anlatılıyor.
Hatta belki de biz büyüdükçe unuttuğumuz şeyleri de hatırlıyoruz çocuk kitabı okudukça.
Ben de öyle olur. Charlie McKessie'in Çocuk Köstebek Tilki ve At isimli kitabı.
Tam da böyle bir kitap.
Ve bu kitapta geçen çok basit ama çok güçlü bir cümle var.
Çocuk ata şöyle soruyor.
En güçlü olduğun zaman ne zamandı diye.
Zayıflığımı göstermeye cesaret ettiğim zamandı diye cevap veriyor at.
Ve sonra da şöyle devam ediyor.
Yardım istemek pes etmek değil pes etmemeyi reddetmektir diye.
Ve o kitapta beni etkileyen şöyle bir cümle daha var arkadaşlar.
O da çocukla köstebek arasında geçiyor.
Sahip olduğumuz en büyük özgürlüklerden biri olaylara nasıl tepki verdiğiniz diye.
Aslında bu kitap genel olarak bize şunu da hatırlatıyor.
Hayat sandığımız kadar karmaşık olmak zorunda değil.
Biz büyüdükçe bazı şeyleri zorlaştırıyoruz.
Güçlü olmayı...
Her şeyi tek başına halletmek zannediyoruz.
Ama bu kitap tam tersini söylüyor.
Yumuşak kalabilmek de bir güç.
Kırılgan olabilmek de bir güç.
Ve en önemlisi ihtiyacın olduğunda bunu söyleyebilmek de bir güç.
Çünkü biz genelde şöyle düşünüyoruz.
Ne kadar az ihtiyaç duyarsam o kadar çok güçlüyüm.
Ve belki de tüm mesele burada başlıyor arkadaşlar.
Çünkü artık şunu biliyoruz.
Bu bir karakter meselesi değil.
Küçüklükten çocuklukta öğrendiğimiz bir şey.
Peki sonradan öğrenildiyse değiştirilebilir mi?
Gelin biraz da buraya bakalım.
Böyle hayatınızı bir anda değiştirecek şeyler söylemeyeceğim.
Çünkü gerçekçi olmaz.
Ama küçük küçük başlayabileceğimiz şeyler var.
Birincisi farkındalık.
Kendini durdurup şunu fark etmek.
Ben şu an yardım isteyebileceğim bir durumun içinde miyim?
Böyle bir durumdayım da istemiyor muyum diye önce bir bunu fark etmek.
Çoğu zaman otomatik olarak ben hallederim moduna giriyoruz.
İlk adım o otomatiği yakalamak.
Ben bunu çok yapıyorum.
İkincisi de yardım istemeyi yeniden tanımlamak.
Çünkü çoğumuz yardım istemeyi yetersizlik olarak görüyoruz.
Oysa psikolojide bu bir baş etme becerisi olarak geçiyor.
Yani yardım istemek zayıflık değil, durumu yönetebilme becerisi.
Üçüncüsü de küçük adımlarla başlamak arkadaşlar.
Beyin büyük değişimleri sevmez ama küçük deneyimlerle öğrenir.
Bu yüzden hemen en zor konudan başlamak yerine günlük hayatta küçük şeylerle başlamak gerekir.
Birine bir şey sormak, bir konuda fikir istemek, küçük bir defa...
Destek talep etmek gibi.
Bu deneyimler zamanla şunu öğretir.
Yardım istemek tehlikeli bir şey değil.
Dördüncüsü de net ve açık iletişim kurmak.
Araştırmalar şunu gösteriyor.
İnsanlar ne istediğini net anlattıklarında yardım etme olasılıkları ciddi şekilde artıyormuş arkadaşlar.
Yani belirsiz yuvarlak cümleler yerine net, açık ve doğrudan ifadeler kullanmak hem süreci kolaylaştırıyor hem de karşı tarafın yükünü azaltıyormuş.
Beşincisi de reddedilmeyi kişiselleştirmemek.
Her yardım isteği karşılık bulmayabilir.
Ama bu çoğu zaman senin değerinle ilgili değil.
Karşı tarafın o anki şartlarıyla ilgili.
Bu ayrımı yapabilmek yardım isteme davranışının devamlılığı için çok önemli.
Ve son olarak da duygulara alan açmak.
Çünkü yardım istemeyi zorlaştıran Şey çoğu zaman davranış değil o davranışın altındaki duygudur.
Podcast'in başından beri söylediğimiz gibi.
Korku, utanç, yetersizlik hissi.
Bunları bastırmak yerine fark etmek ve kabul etmek değişimin en önemli parçalarından biridir.
Şimdi tüm bu anlattıklarımızın sonunda aslında şuraya geliyoruz.
Yardım istemek sandığımız gibi sadece bir davranış değil.
Çoğu zaman bir geçmişin, bir öğrenmenin ve bir duygunun birleşimi.
Ve bu yüzden de Bir anda değişmesi gereken bir şey değil.
Ama burada önemli bir ayrım var.
Evet bazı şeyleri çocukken öğrendik.
Evet bazı cümleler bizi şekillendirdi.
Bugünkü halimize getirdi.
Ama bugün artık aynı yerde değiliz.
Şunu fark etmek belki de en kritik nokta.
O zamanlar öğrendiğimiz şeyler bugün zorunlu gerçeğimiz değil.
Artık şunu seçebiliriz.
Her şeyi tek başımıza taşımaya devam etmek mi?
Yoksa ihtiyaç duyduğumuzda bunu söylemeyi öğrenmek mi?
Çünkü yardım istemek, kontrolü kaybetmek değil, hayatı biraz daha paylaşabilmeyi seçmektir.
Ve belki de en önemlisi şu, insan tek başına güçlü olmak zorunda olduğu için değil, bağ kurabildiği için güçlüdür.
O yüzden bugün kendiniz için küçük bir adım atın arkadaşlar.
Her şeyi tek başınıza halletmek zorunda değilsiniz.
Belki sadece şunu kabul etmekle bile başlayabilirsiniz.
Benim de yardıma ihtiyacım olabilir.
Çünkü bazen değişim bir şey...
çözmekle değil, onu tek başına çözmek zorunda olmadığını fark etmekle başlar.
Bugünlük benden bu kadardı arkadaşlar.
Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Dinlediğiniz uygulamalar ve Spotify üzerinden beni takip etmeyi unutmayın.
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın, hoşça kalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
