
Bugün bizlere, çocukluğumuzdan itibaren ezberci bir yaklaşımla öğretildiği hâlde çok daha derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde tanımanın gerekliliğini konuşuyor ve Mustafa Kemal Atatürk'ü birlikte tekrar keşfediyoruz.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Bugün sizlere çok özel bir konuyla geldim.
Mustafa Kemal'i, Atatürk'ü, ulu önderimizi, başkomutanımızı, başöğretmenimizi ne kadar tanıyoruz?
Bugün size ondan bahsedeceğim.
Okula başladığımız günden bu yana bize zorla öğretilen Mustafa Kemal kimdir?
1881'de Selanik'te doğdu.
Annesi Zübeyde Hanım, babası Ali Rıza Efendi.
19 Mayıs'ta Samsun'a çıktı.
1938'de vefat etti.
Bize zorla ezber bilgilerle sevdirilmeye çalışıldı.
Zaman zaman da sıkıldık bu bilgilerden.
Atatürk ölmedi, kalbimizde yaşıyor diyerek şarkılarını, şiirlerini öğrettiler bize.
Toplum geneline baktığımızda ise bir tarafta ilahlaştırılan, bir tarafta ise din düşmanı olarak gösterilen bir Mustafa Kemal daha var.
İlkokul dönemlerinde gerçekten ben de hayatını ezberlemekten sıkılırdım.
Böyle her milli bayramlarda böyle aynı bilgiler, aynı bilgiler.
Bana da çok sıkıcı gelirdi.
Devrimlerinden, ilkelerinden hiç konuşulmayan, hatta daha birçok özelliğinden konuşulmayan, bizim tanımadığımız ders kitaplarında anlatılmayan farklı bir Mustafa Kemal
daha var. Ben bugün sizlere ondan bahsedeceğim.
Bu podcast'ı hazırlarken birkaç kitaptan faydalandım.
Kitapta şöyle bir yer okudum.
O kadar hoşuma gitti ki bunu sizinle paylaşacağım.
Kitapta yazanı aynen aktarıyorum.
Atatürk çok çalışkan birisiydi.
Çalışmanın önemini her fırsatta belirtti.
Bize ise atam izindeyiz öğretildi.
Atatürk tüm bu yaptıklarını çok çalışmasına borçlu olmasına rağmen bize çalışmak yerine onun izinde olmak öğretildi.
Aynı kitapta Atatürk ile ilgili şöyle bir cümle daha geçiyor.
Türk çocuğu atalarını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.
İşte ben bugün şimdi sizlere o anlatılmayan Mustafa Kemal'den bahsedeceğim.
Mesela cepheden cepheye koşarken iki tane dil öğrenmiş.
Bazıları net bir bilgi olmamasına rağmen okuduğu kitaplardan ve birebir görüşme yaptığı komutanlardan İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Farsça, Bulgarca ve Almanca bildiği
tespit edilmiş. Bu saydığım yedi dilden iki tanesini cephede savaş sırasında öğrenmiş ama hangi dili...
O savaş sırasında öğrendiği ile ilgili net bir bilgi bulamadım.
Bu nedenle de paylaşmak istemedim.
Yani toplamda 7 tane dil biliyor ve bu 7 dilin 2 tanesini de savaş sırasında öğreniyor.
57 yaşına kadar toplamda 4000 tane kitap okumuş.
Geometri kitabı yazdı.
Üçgen, açı ve dikdörtgen gibi kavramlara isim verdi.
Geometri dahil olmak üzere.
Toplamda yazdığı 12 tane kitabı var.
Türk tarihinde ilk resim sergisi açan kişidir.
Dünyada baş öğretmen lakaplı tek liderdir.
Minber adında bir gazete çıkarmıştır.
Bu gazetenin içeriğiyle ilgili kısaca bahsetmek istiyorum.
Günlük iki sayfa olarak yayınlanmış ve hemen hemen her konuda içinde yazılar yer almış.
Osmanlı İmparatorluğu'nun can çekiştiği meşrutiyet idaresi yöneticilerin yönetim anlayışının ciddi bir şekilde sorgulandığı, ülkenin dört bir taraftan işgale uğradığı bir zaman diliminde Atatürk Minber
adında bir gazete çıkarıyor ve yayına başlıyor.
Kendi parasıyla Elmalılı Hamdi Yazıra...
Kur'an-ı Kerim'i Türkçe'ye çevirtiyor.
Biliyorsunuz ki her dönemde olduğu gibi o dönemde de insanların dini duygularıyla çok fazla oynanmış.
İşte Kur'an'da şöyle yazıyor, bu böyle olacak.
Kur'an'da bunu böyle diyerek insanların sömürülmesini istemiyor ve kendi cebinden, kendi parasından karşılayarak Kur'an-ı Kerim'in Türkçe'ye çevrilmesini istiyor.
Atatürk dil bilimci, tarihçi, antropolog, sosyolog, yazar, asker ve devlet adamıdır.
Görüyorsunuz değil mi? Her şeyden bir şey var.
O kadar dahi bir insan ki.
Böyle olduğunu biliyordum ama bu podcast'ı hazırlarken benim de bilmediğim şeyler olduğunu öğrendim.
Bir kez daha ne kadar büyük bir insan olduğunu anladım.
Ona gerçekten çok şeye borçluyuz.
İranlı bir şair Tahran gazetesine şöyle bir yazı yazmış.
Allah bir ülkeye yardım etmek isterse başına Mustafa Kemal gibi bir lider getirir.
İnşallah... Rabbim bize yine yardım etmek ister de başımıza Mustafa Kemal gibi gelmez bir daha belki birisi de.
Yani onun yakınından geçse sanki şu dönemde o bile yeter.
Norveççe'de Atatürk gibi düşünmek diye bir deyim varmış.
İmkansız çözümü olmayan konularda bu deyimi kullanıyorlar.
Atatürk gibi düşünmek deyimini kullanıyorlar.
UNESCO 1981 yılını Atatürk yılı olarak ilan etmiştir.
Bunun nedeni ise şöyle anlatılıyor.
1978 yılında UNESCO kendi üyelerine bir öneriyle gelir.
Öneri de şunları söyler.
Bugün UNESCO'nun üzerinde çalıştığı bütün projelerin isim babası Mustafa Kemal'dir.
Onun doğumunun 100. yılında UNESCO'ya üye olan 152 ülke aynı anda Atatürk'ün doğum günlük kutlamasını önermiştir.
İsveç delegesi bu öneriye itiraz eder.
Ne yani? Dünyada bu kadar devlet adamı var, hepsinin doğum gününü böyle kutlayacak mıyız?
Rus delegesi ayağa kalkar, yumruğunu masaya vurur ve şöyle der.
Genç delege arkadaşım, hatırlatmak isterim ki Atatürk öyle dünyadaki herhangi bir lider değildir.
Bırakın onu bir yıl anmayı her problemimize...
çare aramalıyız der.
Bu olayın üzerine ilk başta bu öneriye karşı çıkan ve eleştiren İsveç delegesi imzanın atıldığı gün mikrofonun başına gelir ve şu ifadeleri kullanır.
Ben Atatürk'ü inceledim.
Bütün ülke temsilcilerinden özür diliyorum ve bu metne ilk imzayı ben atıyorum der.
UNESCO tarihinde bir ilk yaşanır ve hiç red oy kullanmaz.
Atatürk'ün doğum günü 152 ülkede Bu önerinin karar metninde UNESCO şu ifadeleri kullanır.
İşbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılapçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan
haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayrımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye
Cumhuriyeti'nin kurucusudur.
Bu hikayeden o kadar çok etkilendim ki 30 yaşındayım.
Bugüne kadar ne okul hayatımda ne sosyal hayatımda öğretmen veya yetkililerden Atatürk için böyle sözler söylendiğini hatırlamıyorum ya ya da ben mi duymadım bilmiyorum ama tanımın güzelliğine bakar
mısınız? Kıymetinin bilinmemesine...
O yetmezmiş gibi karalanmaya çalışmasına çok üzülüyorum.
Bizim niye Atatürk'le ilgili bir deyimimiz yok mesela?
Bize niye okulda, derslerde işte 1881'de doğdu, 10 Kasım'da öldü şeklinde anlatılıyor da UNESCO'nun yaptığı gibi bir tanım yapılmıyor.
Geçen Cumhuriyet Bayramı kutlamalarıyla ilgili Instagram'da yaptığım paylaşımlar için birisi şey yazmış.
Bu adamı fazla büyütüyorsunuz.
Osmanlı yıkılma dönemine girmişti.
Birinin bir şeyler yapması gerekiyordu.
Onu Mustafa Kemal Atatürk yaptı.
işte böyle Hazreti Muhammed'le ilgili bir şey söylemiş işte İsrail çocukları öldürüyor kimse bir şey demiyor falan demiş aslında daha fazlası var da mesajın burada siyasete girmek istemiyorum kendisine sadece daha çok okumasını tavsiye
ettim ya biz Atatürk'ü büyütmüyoruz Atatürk zaten büyük bir insan onlar Atatürk'ü küçültüyorlar ve şöyle de bir durum var milli bayramlarımızı kutlamazsak dini bayramlarımızı kutlayacak
bir ülkemiz kalmaz.
Bu sözümü unutmayın arkadaşlar.
Sabaha kadar konuşabilirim ama tekrar konuma dönmem gerekiyor.
Bu arada bu hikayeyi okuduktan sonra şunu da düşündüm.
Kaç kişi Atatürk'ün gerçek doğum tarihini biliyordur?
Gerçek doğum tarihini bilen kişilerin az olacağını düşünüyorum.
Ama bilmeyenler için ben hemen söylüyorum.
Zübeyde Hanım Mustafa'yı Erbaa'yın soğuklarında 23 Aralık'ta doğurdum dediği biliniyormuş Zübeyde Hanım'ın.
Tabi bu Rumi takvime göre o yılın Erbay'ın soğukları 22 Aralık 1878 ve 31 Aralık 1879 arasına denk geliyor.
Rumi takvime göre de 23 Aralık'ta miladi takvimde 4 Ocak 1879'a denk geliyor.
Bundan dolayı da Atatürk'ün gerçek doğum tarihi 4 Ocak 1879 olarak hesaplanmış.
Ancak kendisine ne zaman doğum tarihi sorulsa...
Milletimizin yeniden doğduğu 19 Mayıs 1919 benim doğum tarihim demiştir.
Dünyanın gıpta ile baktığı Atatürk'ü biz maalesef hiç tanımıyoruz.
Ya da bize hiç tanıtılmıyor.
Bilinmeyen bir yönünü daha anlatayım sizlere.
Bir pazar günü Yalova'daki köşkünden bahçeye çıkar.
Bahçıvan'ın bir çınar ağacını kesmeye çalıştığını görür ve ne yaptığını sorar.
Bahçıvan, paşam der çınar ağacının kökleri köşkün temelini kaldırdı.
Ya köşkü kaybedeceğiz ya ağacı keseceğiz der.
Mustafa Kemal bunun üzerine kesmeyin ağacı gerekirse köşkü ağaçtan uzaklaştırırız der.
Bahçıvan ve etrafındakiler bu sözüne çok şaşırır.
Sonrasında Atatürk İstanbul'daki köprü altındaki tramvay raylarını Yalova'ya taşıttırır.
Köşkü hiç yıkmadan tramvay raylarının üzerine döşetir ve 4 metre 80 santim kenara çekerek ağacı da köşkü de kurtarır.
Hatta ondan sonra o köşkün adı Yürüyen Köşk olarak kalmış.
En son 2015 yılında tutulan bir raporda çınar ağacının 390 yaşında ve sağlıklı olduğu belirtilmiş.
Yani köşk de çınar ağacı da Cumhuriyetimiz gibi.
Ve halen dimdik ayakta duruyor Atatürk'ün sayesinde.
5 Mart 1996 tarihinde dünyada ilk kez şeklinde bir haber çıkar.
Haberin içeriği şu şekildedir.
Amerika'da dünyada ilk kez kullanılan bir yöntemle bir bina raylar üzerinde çekilerek yerine başka bir bina yapılmıştır şeklindedir.
Manşette bahsettikleri ve ilk kez kullanılan dedikleri yöntemi yaklaşık 70 yıl öncesinde bizim Ulu önderimiz bir ağaç için yapmıştır.
Ama tabii bunlar bize anlatılmadığı için, duyurulmadığı için.
Baktığınız zaman adamlar bir buluş yapmış gibi bunları dünyada ilk kez şeklinde haberlere, manşetlere çıkarıp anlatılmıyor.
Niye? Çünkü biz anlatmıyoruz böyle şeyleri.
Aklıma kesilen zeytin ağaçları, yanan ormanlarımız geliyor.
O kadar ileriden bu kadar geriye nasıl düşmüşüz?
Gerçekten çok üzülüyorum.
Tekrar devam edecek olursak kocasının arkasında yürüyen söz hakkı tanınmayan kaderi babasının ellerine bırakılmış kadınları baş tacı yapan bir Mustafa Kemal'imiz daha var bize tanıtılmayan.
Yıl 1916 Mustafa Kemal Atatürk Bitlis cephesi komutanı ve cepheyi düşman elinden kurtarıyor.
Dışarıda bu kurtuluş kutlanırken Mustafa Kemal yaverinin eline kendi el yazısıyla bir not veriyor.
Notta şunlar yazıyor.
Savaştan sonra ilk işimiz Türk kadınına erkeğin yanında...
Eşit haklar tanımak.
1916'da kadınların sokağa çıkma hakkı, kimlik hakkı yoktu.
Savaşın ortasında kucağında cepheye mermi götüren Ayşe Tayyip'e hatunu, düşman tarafından esir alınıp işkence gören ama yine de askerimizin yerini söylemeyen Nazife kadını, milli
mücadelenin diğer kadınlarını görüyor ve bundan dolayı da cephede zafer kazandıktan hemen sonra kadınlara erkeğin yanında eşit haklar verilmesi.
için talimat veriyor Ulu Önder'imiz.
Ne kadar büyük bir adam değil mi?
Anlatmaya, okumaya doyamadım.
Podcast'ı hazırlarken.
Dünyada ilk üniformalı ve rütbeli kadın asker bizim ordumuzdadır.
Bunu hiç bilmiyordum. Ben de bu podcast'ı hazırlarken öğrendim.
Yine gurur duydum. Yine çok hoşuma gitti.
Dünya tarihine geçen Tek kadın üstteğmenimiz bizzat Atatürk tarafından atanmış Kara Fatma'dır.
Savaş döneminde eşiyle birlikte cepheden cepheye koşmuş.
Sarıkamış da eşini şehit vermiş.
Asıl adı Fatma Seher.
Erdin'dir. Batı cephesinde önemli başarılar elde etmiş.
Rum ve Ermeni çeteleriyle savaşmış ve Atatürk 700 erkek ve 43 kalından oluşan müfrezenin başına kara fatmayı geçirmiştir.
Cesareti ve gözü kara oluşundan dolayı da onu kara fatma diye anmıştır.
Ulu önderimiz kitap gibi.
Derya, deniz, yer kelimesi her sayfası bambaşka manalarla dolu.
Biraz da böyle günlük hayatıyla ilgili küçük küçük bilgiler vermek istiyorum.
Atatürk öfkelendiğinde hayvan dermiş.
En ağır hakareti hebenneka imiş.
Hebenneka Osmanlıca'da ahmak olduğu halde kendini zeki zanneden anlamına geliyormuş.
Bundan sonra birine kızdığımda ben de bu kelimeyi kullanacağım.
Hebenneka diyeceğim. O düşünsün dursun anlamını ben kaçarım o sırada.
Karakterini beğenmediği kişilere bırakınız şu ahşap adamı dermiş.
Ya naifliğe bakar mısınız ya?
Odun dememek için bırakınız şu ahşap adamı demiş.
Çok güzel bir bilgi daha söyleyeceğim.
Orta Doğu coğrafyasına mermi sıkmadan toprak kazanan tek lider.
Tabii ki ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk.
Kendisine bir röportajda işte asker olmasaydınız hangi mesleği seçerdiniz ya da işte meslekler hakkında bilgisi sorulduğunda asker olmasaydım.
Gazeteci olurdum demiş ki zaten araştırmacı yapısına baktığımız zaman da profesyonel bir eğitimi almamış belki ama bence bir gazeteci kadar da bilgisi varmış kendisinin.
Çok güzel bir hikayesini daha anlatacağım size.
1930 yılında Galatasaray Lisesi'ni ziyarete gelir.
Tesadüfen o gün öğrencilerin tarih ve coğrafya sınavı varmış.
Sınav salonuna girip öğrencilere tek tek şu soruları sormuş.
Romalılarla harbi sırasında Afrika'dan İspanya'ya geçen ilk Arap ordusu kaç kişiydi?
Bunlardan kaçı Türktü?
İlk nereyi işgal etti?
Sevr ve Lozan antlaşmalarını mukayese ediniz.
Ege Denizi iklimi ile Adalar Denizi iklimi arasındaki fark nedir?
Devletçilik ve fertçilik.
Bu soruların devamı var ama maalesef podcast'ı toparlamam gerekiyor.
Faydalandığım kaynakları yazarım.
Sonrasında devamını okumak isteyenler o kitaplardan okur.
Ya sorulara bakar mısınız?
Ne kadar akademik düzeyde.
Ben de böyle bu podcast'ı hazırlarken düşündüm.
Yani sorulara doğru düzgün ben de cevap veremedim ki 1930 yılında savaştan yeni çıkmışız.
Cumhuriyetimizin yeni kurulmuş üstünden 7 yılı geçmiş ortaokul lise öğrencileri işte bu soruları cevaplayabilecek bilgiye sahipmiş.
Okuma yazma bilmeyen bir ulus Atatürk'ün vizyonuyla sadece 7 yılda işte bu kadar ileriye gitmiş böyle bir seviyeye gelmiş.
Üzülerek podcastimi maalesef sonlandırmak istiyorum.
Bir kadın olarak... Bize bu imkanları sağlayan atamızı sadece 29 Ekimlerde, 10 Kasımlarda değil, kendimi özgür hissettiğim her an, geleceğimi planladığım her gün,
sokakta özgürce dolaşabildiğim, okuyabildiğim, çalışabildiğim her dakika, kadınla erkek eşit olmaz diyenlere inat, bir kez daha atamızı özlem, saygı
ve minnetle anıyorum. Açtığın yolda, gösterdiğin hedefe, durmadan yürüyeceğime.
Ant içerim. Hoşçakalın.
Mutlu kalın. Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
