
Bu bölümde ailenin günah keçisi olmayı anlatıyorum.
***
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Hani bazen ne yaparsanız yapın suçlanmaktan kurtulamadığınız durumlar vardır.
Konu bir şekilde döner dolaşır ve size gelir.
Neden? Çünkü ailenin günah keçisi siz seçilmişsinizdir.
Herkese merhabalar.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Ben Melis. Bugün derin bir konu anlatacağım size.
Yaşamı boyunca kişiye sürekli kendini sorgulatan ben ne yaptım?
Annem babam neden sürekli beni suçluyorları konuşmak için geçtim bugün mikrofonun başına?
Derin bir konu dedim ama podcast'in sonunda bambaşka bir günah kesisi anlatacağım.
Biraz beyin yakacağımız bir bölüm oldu.
Öyleyse başlayalım.
Ailenin günah keçisi olmak çoğumuz için derin bir acı ve yıkımın başlangıcıdır.
Aile içinde yaşanan sorunların, hataların veya çatışmaların tek bir bireyin üzerine yıkılması anlamına gelir günah keçisi olmak.
Hatta bu durum bazen o kadar ileri gider ki fiziki özelliklerinizin anne ya da babanızın sevmediği bir akrabasına benzemesi bile sizi günah keçisi yapabilir.
Podcast'i araştırırken şöyle bir yazıyla karşılaştım arkadaşlar.
Birisi yazmış ve şöyle söylemiş.
Annem beni ben doğmadan önce ölen halama benzediğim için babam ve babamın akrabalarıyla yaşadığı her sorunda sen de zaten aynı halana benziyorsun diyerek sürekli beni
suçluyor demiş. Olayın saçmalığına bakar mısınız?
Eminim aranızda bu ve buna benzer durumları yaşayanlar vardır.
Bazen de anne babalar proje çocuk dünyaya getirir.
Ben bu durumu... Proje çocuk olarak adlandırıyorum.
Şimdi açıklayınca daha iyi anlayacaksınız benim ne demek istediğimi.
Ve bu proje çocuk konusunu da iki şekilde inceledim.
Birinci durumda anne ya da babanın eğitim seviyesi yüksektir.
Çok iyi bir kariyerleri vardır.
Ve daha siz dünyaya gelmeden gideceğiniz okullar, yapacağınız meslek.
Edineceğiniz hobiler bile bellidir.
Hatta evleneceğiniz kişi bile bellidir bazı ailelerde ve sizin yetenekleriniz, istekleriniz önemli olmaz.
Çünkü adınıza karar verilmiştir.
Eğer bunların aksini yaparsanız, projenin dışına çıkarsanız günah keçisi olursunuz ve her şeyin tüm sorumlusu da siz olursunuz.
İkinci durumdaki proje çocuktan bahsediyorum.
Bana o kadar mantıklı şey geliyor ki bu.
Bilmiyorum ikisi arasında bir kıyaslama yaparsam herhalde birinci durumdan daha kötü olur.
Bu durumda da siz şöyle bir projesiniz.
Yaşlanınca bize kim bakacak?
Biz ebeveynlerimize baktık.
Siz de bize bakacaksınız.
Eğer projenin dışına çıkarsanız günah keçisi olursunuz.
Burada biraz durmak istiyorum.
Beni linçlemeyin lütfen bu sözümden dolayı.
Ebeveynlerimiz tabii ki bizim için çok önemli, çok kıymetli.
Canımız, kanımız.
Tabii ki onların yanında olup destek olacağız.
Ama burada şöyle bir sorum var arkadaşlar.
Size birey gözüyle...
Birey olmanıza izin verilmiyor.
Sizin bu hayattaki tek göreviniz dünyaya getirilme nedeniniz bu.
Ailenize bakıcılık yapmak.
Dolayısıyla birey kendini geliştiremiyor.
Sürekli bir hizmetçi rolünde, sürekli aileyi memnun etme çabası içerisinde.
Bu sadece bazı durumlarda bakımla da kalmıyor.
Hem maddi hem manevi boyuta dönüşüyor.
Tabii ki de kişinin ailesine maddi yardım sunması kötü bir şey değil.
Aksine olması gereken de bir şey.
Ancak ortada bir zorunluluk olması bana göre bir problem.
Yani en azından ben öyle düşünüyorum.
Hani sağlık sorunları olur, istenmeyen durumlar...
Tabii ki ailemize destek olacağız ama bu durumun zorunluluk gibi tutulması bence bir problem oluşturuyor gibi düşünüyorum.
En azından ben. Çünkü hayatta her şeyin bir denge üzerine kurulu olduğunu düşünüyorum.
Yani bir dengede olması gerektiğini düşünüyorum.
Ve bir de şöyle de bir durum da var.
Bunlar sizin görevinizmiş gibi davranılıyor.
Çünkü sizin dünyaya getirilme amacınız bu ya.
Bundan dolayı da karşılığında hiçbir takdir edilme, teşekkür edilme, bazen yerine göre güzel söz duyma gibi bir durum asla söz konusu bile değil.
Bireye çocukluğundan itibaren bu yükler yüklendiği için de o kişi, o göremediği sevgiyi, ilgiyi, değeri hep aksine ailesine Daha çok vermeye çalışıyor.
Yaranamadım, yaranamadım diyenler vardır aranızda.
Eğer şunu yaparsam beni severler, kabul ederler.
Şu isteklerini de yerine getirirsem beni kabul ederler diye.
Daha çok yani ailesi onu dışladıkça bu bireyler daha çok vermeye çalışıyor.
Ama ne yaparsa yapsın yaranamaz.
Çünkü proje baştan bellidir.
Tüm bunların dışına çıkarsanız da günah keçisi olursunuz.
Her şeyin sorumlusu siz olursunuz.
Bazen de günah keçisi olmanız için sadece kız çocuğu olarak dünyaya gelmeniz yeterlidir.
Ne kadar zeki de olsanız, başarılı da olsanız, üstün yeteneklere de sahip olsanız bunların hiçbirisi suçlamaların önüne geçmez.
Çünkü dünyaya kız çocuğu olarak gelmişsinizdir ve maalesef ki o aile içerisinde ne yaparsanız yapın daima bir sıfır geridesinizdir, günah keçisinizdir ve suçlanmaktan asla
kurtulamazsınızdır. Bir diğer günah keçisi olma nedeni daha söyleyeyim size.
Bazı ailelerin şiddete ve zorbalığa eğilimi vardır.
Şans da bu ya. Ailenin o zorbalığına karşılık hassas ve duyarlı bir çocuk dünyaya gelir.
Naiftir, kibardır, anlayışlıdır.
Şiddeti ve zorbalığı kabul etmez ve bu da onu günah keçisi olmaktan kurtaramaz.
Ne yaparsa yapsın ailesi onu asla kabul etmez.
Sürekli dışlanır, suçlanır.
Kendileri gibi olmadığı düşüncesiyle de ailenin günah keçisi o seçilir.
Bazen de kardeşler arasındaki okul başarısı sizin günah keçinizdir.
olmanıza neden olur. Hatta bununla ilgili yaşadığım bir anıyı anlatmak istiyorum size arkadaşlar.
Lisedeyken 12. sınıfta olduğum bir dönemde bir gün nöbetçiyim.
Benim okuduğum okulda diyeyim daha doğrusu 9.
sınıflara yani lise 1'lere nöbet tutturulmuyordu ama 10-11-12.
sınıflar nöbet tutuyordu.
Benim de nöbetçi olduğum bir gün.
9. sınıflar arasında ikiz bir erkek kardeş var ama sanırım tek yumurta deniyor onlara.
Tek yumurta ikizi deniyor onlara.
Birbirlerinin tıpı tıpı.
Çocuklardan bir tanesinin işte böyle sürekli kavga çıkar diyor okulda bunu görüyoruz falan.
Ben nöbetçiyim böyle nöbetçinin oturduğu bir yer var.
Koridorda böyle bir ses arttı işte bir şeyler oldu falan.
Öğretmen bunu tuttu kolundan çıkardı dışarıya.
Sonra işte müdürün odasına falan gittiler böyle bir şeyler oldu.
En son müdür yardımcısı onu getirdi.
Benim oturduğum masanın böyle karşısına doğru orada durmasını söyledi.
Dedi ki bu burada duracak cezalı.
Ben de tamam dedim. Bakıyorum böyle işte çocuk karşımda ayakta duruyor falan.
En son öğretmen sınıfa girdi.
Müdür yardımcısı gitti. Aldım artık dedim.
Yani sen ne yaptın? Ne oldu?
Neden kavga ettin falan diye sormaya başladım.
İşte ismini söyledi tanıştık.
Ya bana o kadar çarpıcı bir şey söyledi ki.
Mesela şu an neden kavga ettiğini hatırlamıyorum ama o söylediği çarpıcı cümleyi hatırlıyorum.
Sınıfta bir kavga çıkarmış.
Bundan dolayı öğretmen bunu kızmış atmış.
Peki dedim bunu neden yaptın?
Hani bu kavgayı neden çıkardın?
Bana öyle bir cümle söyledi. ki arkadaşlar ikizinin ismini söyledi.
Şu an isimleri aklımda değil. Onun dedi matematiği çok iyi.
Dersleri çok iyi. Matematikten hep yüksek not alıyor.
Ben dedi matematiği anlamıyorum.
Ve dedi matematiği anlamadığım için derslerim kötü.
Annem ve babam beni sürekli dövüyorlar ve kardeşimi daha çok seviyorlar dersleri iyi olduğu için dedi.
Ben de dedi kendimi göstermeye çalışıyorum.
Ben de dedim güzel kavga ediyorum.
Benim de yaptığım en iyi iş bu falan dedi.
Ben çocuğun o cevabına o kadar şaşırdım ki yani aslında söylediğine bakarsanız evet belki matematik konusunda iyi olmayabilir ama bu çocuğun bu cümleleri söyleyebilmesi bile aslında çok zeki olduğunun
bir göstergesi. Burada biraz eğitim sisteminin kurbanı da oluyor çocuklar ama sonuçta ne olursa olsun herkesin belirli bir yeteneği, iyi olduğu bir alanlar vardır.
Bundan dolayı da kardeşler arasında bu şekilde bir eşitsizlik yapmak kişiyi oldukça olumsuz etkiler.
Yani sırf dersleri kötü diye ya da ne bileyim matematiği anlamıyor diye çocuklarınızı günah keçisi yapmayın.
Bir örnek daha söyleyeceğim size.
Kıvanç Tatlıtuğ ve Buğra Gürsoy'un oynadığı Kuzey Güney dizisinde hatırlamıştır izleyenler bilir.
Çok iyi çıkarımları olan ve bu konuya tam da örnek olan dizilerden birisi bence.
Tüm bunların sonucunda ortaya çıkan durum şu ki günah keçisi seçilmenizin sizinle hiçbir ilgisi yok ve aslında bunun için bir neden de yok.
Yapılan araştırmalarda şöyle de bir sonuç ortaya çıkmış.
Ailesi tarafından günah keçisi seçilen bireylerin aidiyet duygusunu hissedemediği görülmüş.
Ne demek istedin Melis?
Hemen söylüyorum ne demek istediğimi.
Sık sık ev değiştirme isteği.
iş değiştirme isteği, eşya ve mekan değiştirme isteği gibi şeklinde bireylerde bir ait olamama duygusu ortaya çıkıyormuş.
Çok zor ve derin bir duygu maalesef arkadaşlar.
Hiç alakanız olmayan bir konu nedeniyle anneniz ya da babanız tarafından sürekli dışlanıyorsunuz.
Dolayısıyla kişi kendini kabul ettirmek için, kendini ispatlamak için türlü türlü yollara başvuruyor.
Ancak ailesine yine de kendini kabul ettiremiyor.
Kendini hiç ait hissetmiyor.
Ve yeri dolmayacak bir boşluk içinde uğraşıp duruyor.
Peki aileniz size neden böyle yapıyor?
Eğer ki ebeveynleriniz ya da ebeveynlerinizden biri narsist bir karakterse bunu size yapabilir arkadaşlar.
Ya da her iki ebeveyninizin de ya da onlardan birinin psikolojik sorunları varsa bunu size yapabilir.
Ve belki de en önemlilerinden biri...
Biz ebeveynlerimizi şu anki aklımızla ve bulundukları yaşlarına göre değerlendiriyoruz.
Ancak küçük prenste de geçiyor ya hani bütün büyükler bir zamanlar çocuktular.
Pek azı bunu hatırlayabilse de diye.
Ebeveynlerimizin de bir çocukluk dönemi olduğu.
Öğrenebildikleri kadarını uyguluyorlar aslında bize.
Hani bu durum doğru mu?
Tabii ki değil. Ancak bu kadar biliyorlar.
Evet sevgili hayalperest dinleyicileri peki Melis biz ne yapalım dediğinizi duyar gibiyim.
Aile içinde böyle duruma maruz kalmış kişilerde özgüven eksikliği, değersizlik hissi, kararsız olma, bağlanma problemleri, madde kullanımı, intihar, depresyon
gibi çok ciddi psikolojik sorunlar ortaya çıkarıyormuş günah keçisi olmak ki çok çok normal bir durum zaten.
Böyle bir muamelenin sonucunda bu tarz durumlarla karşılaşmamak.
Bu nedenle de işin uzmanlarından destek almanız gerekiyor arkadaşlar.
Eğer bu saydığım durumlardan birisini baskın olarak hissediyorsanız kendinizde mutlaka bir uzmandan destek alın.
Ve sonrasında bir diğer yapabileceğiniz eylem de zor ama kabullenmek arkadaşlar.
Çünkü konunun sizinle hiçbir ilgisi yok.
Ve ne yaparsanız yapın karşınızda sizi anlamayacak insanlar var.
Ancak yorulduğunuzda kalacaksınız.
Dolayısıyla kabul edip önünüze bakmak en iyisi.
Ve en önemlisini de sona bıraktım.
Evet bu da çok zor.
bir eylem ancak ailenize sınır koymanız gerekir arkadaşlar.
Dur demeniz gerekir.
Birey olduğunuzu, bir hayatınızın olduğunu, isteklerinizin, hayallerinizin olduğunu ve belki de evlisiniz kendi ailenizin olduğunu onlara hatırlatıp dur demeniz gerekir.
Yoksa bu sömürge hayat boyu devam eder ve siz de oradan oraya savrulur durursunuz.
Bana göre insanın asıl evi anlaşılmak için çırpınmadığı Bakın bu cümleyi tekrar söylemek istiyorum.
Altını çizerek söylüyorum bu cümleyi.
İnsanın asıl evi anlaşılmak için çırpınmadığı yerdir.
Ne yaparsanız yapın onları değiştiremeyeceğiniz için o enerjiyi kendinizi geliştirmeye, kendinizi iyileştirmeye harcayın.
Şimdi bu kadar travmalardan konuşmuşken daldan dala atlıyorum ve bambaşka bir konu anlatacağım size.
Podcast'in girişinde demiştim ya bu bölüm biraz beyin yakacağız diye.
Şimdi podcast boyunca günah keçisi diye söyleyip durdum.
Podcast'i araştırırken günah keçisinin asıl anlamını öğrendim arkadaşlar.
Bizdeki anlamından çok farklı onu da söylemeden geçmek istemedim.
Günah keçisinin bizdeki anlamını hepimiz çok iyi biliyoruz.
Hatta bazılarımız iliklerine kadar yaşıyor.
Ancak günah keçisinin gerçek anlamı ise şu şekilde arkadaşlar.
Yahudilerin her yıl kefaret günü tören ayinlerinde yaptıkları bir dini ritüelden geliyormuş günah keçisi.
Rivayete göre bu dini ritüel için Keçi sürüsünden iki adet erkek keçi seçilir ve keçilerden biri tanrıya adanırken diğeri de şeytana sunulurmuş.
Tanrıya adanan keçi bir din adamı tarafından kesilerek bağışlanırmış.
Şeytana sunulması için seçilen keçi ise başka bir din adamı tarafından ayinin yapıldığı yerin ortasına getirilerek başından tutulup yere eğilir ve sonra din adamı tarafından keçinin
kulağına halkın tüm günahları ve o güne kadar yapılan kötülükler anlatılırmış.
Tüm bunları mecburen dinleyen keçinin de kötülükleri ve günahları üzerine aldığı düşünülürmüş ve bu nedenle de günah keçisi olarak adlandırılır.
Terbiyesiz bırakılırmış. Olayın saçmalığına bakar mısınız ya?
Bu ne kadar saçma bir ritüel.
Bir gözünüzün önünde hayal etmeye çalışsanıza.
Ortada bir keçi var ve keçinin kulağına bir şeyler söyleyen bir adam var.
Ve bir de demişler ki keçinin bunu dinlediğine inanılıyor.
Ya tabii hayvan öyle görünecek, öyle yapacak başka bir çaresi var mı ki?
Aklıma şu an geldi. Düşünsenize keçi de giderken şey söylüyormuş.
Aldım, kabul ettim.
777 teşekkürler oldu oldu oldu diye.
Alın işte bu da size böyle bir bilgi.
Bu arada geçenlerde bir film izledim Netflix'ten.
Başrolünde... Millie Bobby Brown'un oynadığı damsel filmi.
Orada da tanrıları için her yıl bir kadın kurban ediyorlardı.
Bununla mı alakalı diye bir düşünmedim değil açıkçası.
Ayrıca aranızda fantastik film seven varsa da bu filmi tavsiye ederim.
Ben zaten Millie Bobby Brown'un oyunculuğunu çok beğeniyorum.
İşte Enola Holmes ve Stranger Things'deki izleyenler varsa bilirler.
Bence bu film de başarılı yani bunu da bir izleyin derim.
Güldük, eğlendik ve podcastimizi bitirelim artık.
Vurucu sözümü de söyleyip podcastimi kapatmak istiyorum.
Biraz daha konuşursam gerçekten ne anlattığımı unutacağım.
Edip Cansever'in güzel bir sözüyle kapatmak istiyorum arkadaşlar podcastimi.
Çocukluk gökyüzü gibidir.
Nereye gidersek üstümüzde gelir diyor.
Bugün gökyüzüne bakıp...
Çocukluğunuzu bulacağınız, eğer bulamasanız da çocuk gibi neşeli olacağınız bir gün olsun.
Bu arada bugün bir şarkı dinliyordum.
Sonra fark ettim ki şarkının içindeki bazı cümleler de bizim bugünkü bölümümüzü çağrıştırıyor.
Bundan da bahsetmek istedim.
Biraz çenem düştü ama tamam artık bu son.
Daha bundan sonra kapatıyorum podcasti.
Ben Sezen Aksu'yu çok severim arkadaşlar.
En sevdiğim şarkıcı Sezen Aksu'dur.
Bütün şarkılarına bayılırım.
Dinlediğim şarkı da...
Sezen Aksu'nun Farkındayım şarkısıydı.
Hani orada şey diyor ya kendini seçemiyorsun, bırakıp kaçamıyorsun.
Yazmadığın bir hikayede uzun ya da kısa vadede az biraz keşfediyorsun.
Öteki olabilmeyi, yerine koyabilmeyi, geride durabilmeyi öğreniyorsun diye geçen sözler.
Günah ketisi olmayı aslında çok güzel bir şekilde özetliyor bence bu cümleler.
O yüzden siz de... Kendinizi üzmeyin.
Öteki olun. Yerine koyabiliyorsanız koyun.
Ama koyamıyorsanız da geride durmayı öğrenin arkadaşlar.
Bugünlük benden bu kadar.
Eğer bölümü sevdiyseniz de dinlemesini istediğiniz kişiye gönderin.
Seven sevdiğine bu podcast'ı göndersin.
Ayrıca paylaşımlarımı görmek için Instagram üzerinden beni takip edebilirsiniz.
Dinlediğiniz uygulamalar üzerinden takip edip bildirimlerinizi açarsanız da yeni bölümlerden ilk sizin haberiniz olur.
Arkadaşlar haftaya yeni bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın ve en önemlisi de mutlu kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
