
Bu bölümde sizlere Türk tiyatrosunun ve yeşil çam filmlerinin önemli isimlerinden Adile Naşit'i anlatıyorum.
Instagram @hayalperestinsesi
📩 hayalperestinsesi@gmail.com
Transkript
Herkese merhabalar, Melis ben.
Hayalperest'in sesine hoş geldiniz.
Türk tiyatro ve sinemasının Yeşilçam'ın unutulmaz isimlerinden Adile Naşit'e anlatıyorum bugün sizlere.
Benim de çok sevdiğim, saygı duyduğum oyunculardan birisidir.
Öyleyse haydi başlayalım.
Naşit Bey, Osmanlı'nın son dönemlerine Cumhuriyet'in ilk yıllarına damgasını vuran sıra dışı bir oyuncu.
Gösterilerinde salonları dolup taşar.
Abdülhamit bile güler onun gösterilerine.
Gitgide ünü yayılır Naşit Bey'in.
Bu sırada tiyatrodan oyuncu arkadaşı Amel'e hanıma aşık olur ve evlenirler.
Millet tiyatrosunun üst katındaki daireye taşınırlar.
1930'da Adile Naşit tiyatronun tam içinde dünyaya gelir.
Gerçek adı... Adela'dır.
Abisi Selim ile beraber tiyatro sahnelerinde kulislerde geçer çocukluğu.
Çatı katında buldukları bir delikten bütün oyunları defalarca seyreder ve bütün replikleri ezberlerler.
Adile Naşit'in oyunculuk hayatı o dönemden itibaren başlar.
Babası Adela'nın iyi bir tiyatro eğitimi almasını ister.
1930'larda sessiz sinemanın ortaya çıkışı ile Naşit Bey'in gösterilerine ilgi azalır.
Eskisi gibi seyirci gelmez oyunlarına maddi...
Geçim sıkıntısı her geçen gün artar.
Naşit Bey elde avuçta ne varsa her şeyi satar.
Sonra da sağlığı kötüye gitmeye başlar ve maalesef hayata veda eder.
Geriye ise yüklü miktarda borç bırakmıştır.
13 yaşında olan Adela parasızlık nedeniyle okulu bırakmak zorunda kalır.
Tiyatro eğitimi ve konservatuar hayal olur.
Adela bir tekstil firmasında abisi Selim sanayide çalışmaya başlar.
Anneleri Amela Hanım ise bir meyhanenin mezelerini yapar ve bu şekilde geçinmeye çalışırlar.
Gelin görün ki Adela'nın da abisi Selim'in de aklı hep tiyatroda kalır.
Annesi Amela Hanım çocukların ısrarlarına dayanamaz ve Naşit Bey'in arkadaşı Muammer Karaca'ya gider.
Ahmer Karaca, Naşit'in çocukları benim de çocuklarım der ve onları alır tiyatrosuna.
Soyadı Özcan olmasına rağmen sahne adı Adile Naşit olarak değiştirilir.
Adile Naşit çok çalışkandır.
Rollerine çok iyi hazırlanır.
Bir gün kuliste o dönemin ünlü isimlerinden Şevkiye May ile karşılaşır ve Şevkiye May Adile Naşit'e şu sözleri söyler.
Bak Adile ben senin ablan sayılırım.
O çarpık bacaklarınla, o kısacık boyunla.
Tiyatroda başarılı olamazsın.
Yol yakınken vazgeç bu işten der.
Adile Naşit bu sözlere çok üzülür.
Gururuna dokunur, günlerce gözyaşı döker.
Yıllarca atamaz o anı içinden.
Ancak tiyatrodan da vazgeçmez.
Bir gün figüran olarak oynadığı oyunda anne rolündeki kişi aniden rahatsızlanır.
Ben oynarım der Adile Naşit.
14 yaşındadır.
Makyaj ile yaşlandırırlar ve oyunu oynar.
14 yaşındaki ufak tefek kızdan kimse bu kadar iyi bir oyunculuk beklemez.
Oyunculuğu inanılmazdır.
Sonrasında Fuar Yıldız'ı oyununda canlandırdığı Dütürü Leyla karakteriyle herkesi kendine hayran bırakır.
Artık... Gerçek bir tiyatrocudur.
Adile Naşit'e başarılı olamazsın diyen Şevkiye May bile gelir özür diler.
Ancak bu sözler yüreğine dokunmuştur.
Yıllar sonra ünlü bir tiyatrocu olduğunda yapılan bir röportajda güzel bir kadın olmak istediğini söyler.
Çirkin kompleksli bir insanım der ve giydiklerini kendine yakıştırmadığını söyler.
Ben böyle bir şey yaşamış olmasına çok üzüldüm Adile Naşit'i.
Çok sevdiğim bir oyuncudur kendisi.
Hababam sınıfı olsun, işte Neşeli Günler, Sütü Oğlan ki en çok Sütü Oğlan'ı severim.
Daha birçok filmini defalarca izlemişimdir ve yine olsa hiç sıkılmadan ne zaman denk gelsem de izlerim.
Ama Adile Naşit'i mesela hiç bu açıdan düşünmemiştim.
O anaç tavrı, şen kahkahaları, elma yanakları, samimiyeti.
Bana göre oldukça da güzel bir kadın.
Güzellik bir etken midir oyunculukta?
Evet bir etkendir.
Önemlidir ama bana göre yetenek, içtenlik, samimiyet daha önemli oyunculukta.
Adile Naşit mesela küçümsenmiş o dönemde ama şu an Şevki Yama'yı kime sorsak belki çok az sayıda insan bilir.
Ama Adile Naşit'i sorsak bence birçok kişi Adile Naşit'i tanır.
Gelin görün ki küçümsenmiş ama akıllarda kalan Adile Naşit olmuş.
İnsanların dış görünüşleriyle dalga geçmemek lazım ya.
Yeteneklerine yaptığı işlere bakmak lazım bence.
Devam edecek olursak Adile Naşit kendisi gibi tiyatrocu olan Ziya Keskinler'e aşık olur, evlenirler ve bir oğulları olur.
Ahmet koyarlar ismini.
Pamuklara sarıp sarmalar Ahmet'ini.
İkinci sınıftayken aniden hastalanır Ahmet.
Kalbinin delik olduğu ve tedavi edilmezse yaşayamayacağını söyler doktor.
Ameliyat için Amerika'ya gitmesi gerekmektedir.
Tüm tiyatro camiası Ahmet için seferber olur.
Gazetelerde bağış kampanyası başlatılır ve Adile Naşit'in biricik oğlu Amerika'ya gönderilir.
Ameliyatı başarılı geçmiştir, iyileşmeye başlamıştır Amerika'da.
Tarihlerden 16. O gece Adile Naşit'in doğum günü kutlanacaktır.
Bir komedi oyunu düzenlenmiştir.
Adile Naşit sahneye çıkmak için hazırlanırken oğlu Ahmet'in ölüm haberi gelir.
Salon hınca hınç doludur.
Oğlunun ölüm haberine rağmen sahneye çıkar ve oyunu oynar.
Salon yine kahkahalara boğulur.
Burada biraz durmak istiyorum.
Burayı öğrendiğimde o kadar şaşırdım ki.
Gerçekten yeteneğinden mi, güçlü karakterinden mi, yoksa şoka mı girdi de o an çıktı sahneye, o oyunu oynadı?
Ben çok şaşırdım ya. Hayatta olsaydı herhalde ve bir gün onunla konuşma fırsatım olsaydı soracağım sorulardan biri bu olurdu.
Böyle bir habere, böyle bir acıya rağmen ki bir de komedi oyuncusu nasıl çıkıp sahnede hiçbir şey olmamış gibi oyununu oynamaya devam etmiş?
Ben buna çok şaşırdım.
herkesin yapabileceği bir durum değil gerçekten.
Usta oyunculuk böyle bir şey demek ki bilmiyorum.
O günden sonra bir daha asla doğum günü kutlamaz Adile Naşit ve sonraki hayatı için şunları söyler.
Bu acıdan daha büyüğünü yaşamadım.
Biz ana baba çocuk değildik.
Üç tane dosttuk.
Güzel bir arkadaştık.
Ondan sonraki beş sene benim için acılarla dolu.
Elbette ziyabe içinde.
İşte sonra kuş, kedi, köpek, bebek böyle oyuncaklara tutkun olduk.
Balıklar yaşadı, köpek kör oldu.
Çiçekler büyüdü. Böyle gidiyor yaşamın geri kalan kısmı.
Bu sözlerden sonra bir daha oğlu Ahmet hakkında hiç konuşmamış.
Kendini toparladıktan sonra tiyatroya devam eder Adile Naşit.
Acılarını sahnede unutur.
Aslında rol yapmaz Adile Naşit.
Canlandırdığı karakteri bizzat kendisi yaşar.
Türk televizyon tarihinde çocuklar için yapılan ilk program Uykudan Önce'nin Masalcı Teyzesi olur.
Her program açılışında onu izleyen çocukların isimlerini söyler.
İlk bölüme oğlu Ahmet'in ismiyle başlar.
Çocuklara hayvan sevgisini aşılayan iyiliği, güzelliği ö...
öğreten hikayeler anlatır.
Hadi bakalım kuzucuklarım uyuma vakti demeden.
birçok minik girmez yatağına.
Talihsizlikler bırakmaz peşini Adile Naşit'in.
Bir gün sahnede oyun sırasında eşinin aniden kalp krizi geçirip vefat ettiğini öğrenir.
İkinci dostluğu da kaybetmiştir artık.
Ardından Adile Naşit'e bağırsak kanseri tanısı konur.
Tedavi için Paris'e gider ancak doktor 6 ay ömür verir.
Adile Naşit hayat doludur.
6 yıl daha yaşar.
Ağrıları artar, kanser tüm vücudunu sarar ancak yine de inmez sahnelerden son ana kadar mücadele eder.
11 Aralık 1987'de hayata gözlerini kapatır Adile Naşit.
En çok da onun masallarını dinleyen kuzucukları üzülür.
Minicik ellerden mezarına çiçekler yağar.
O yaşarken yaşamamış bir nesilde olsam da enerjisini, içtenliğini her filminde her zaman içimizde hissediyoruz.
Ne kadar üzüntü deme. Acılarla, üzüntülerle geçmiş hayatı olmasına rağmen bunu hiçbir zaman seyircisine yansıtmamış Adile Naşit.
Ve baktığımız zaman da genelde hep komedi alanında oyun oynamış.
Hep şen kahkahalarıyla kalmış aklımızda.
Bu da onun ne kadar usta bir oyuncu olduğunu gösterir bence.
Hababam sınıfının Hafize Anası, Neşeli Günler'in Saadet Hanım'ı, işte şu an aklıma gelenlerden Süt Kardeşler'in Melik Hanım'ı.
Süt Kardeşler benim en sevdiğim sinema filmlerinden yani böyle...
bozulsa mutlaka açar onun bir 5-10 dakikasını izlerim yani ve her izlediğimde de kahkahalarla gülerim.
Hatta orada şey oluyordu ya elması kayboluyordu gitti iyi gitti diye böyle tavuk gıdaklaması gibi bir ses çıkartıyordum.
Bunları çıkarabilmek çok zor muhteşem bir oyunculuk.
Yine işte Yeşilçam'ın gelmiş geçmiş en önemli tiyatro oyuncularından birisiymiş kendisi.
Bugünlük benden bu kadar.
Dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Hoşçakalın, mutlu kalın.
Bay bay.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
