
Yol Ayrımında: Kendini Kaybetmek Ve Yeniden Bulmak
7 Haziran 2023 · 17 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölümünde içsel diyolaglarımı sizlerle paylaştım. Son zamanlarda beni rahatsız eden şeylere bulduğum çözümlerden, kendimle olan kavgamdan ve yaptığım tüm hatalara rağmen kendimi affetme yolculuğumdan bahsettim. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Bahsettiğim makale: https://psyche.co/guides/how-to-forgive-yourself-and-move-past-a-hurtful-mistake
Kitap Kulübüne Katıl :
*******
Bana yazın: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Aslında bu bölüm bir yürüyüş esnasında doğdu.
Beni Instagram'dan takip edenler bilir, akşamları uzun uzun yürüyüşler yapmayı çok seviyorum.
Özellikle saat 10'dan ya da 11'den sonra.
O saatlerde dışarıda çok az insan oluyor ve insanların az olması, ortamın sessizliği ve sakinliği, gecenin karanlığı, düşüncelerime parlaklık ve kendime dair iç görüme bir genişlik getiriyor.
Bazen bu yürüyüşlerde üzülüyorum.
Bazense mutlu oluyorum.
Hayatıma dair yeni kararlar alıyorum ya da yaptıklarımı yeniden sorguluyorum.
Neyse çok da fazla uzatmayacağım çünkü bugünün konusu yürüyüş değil.
Bu yürüyüşlerden birinde kulağımda Spotify'dan dinlediğim bir müzik listem vardı.
Bu listeyi yürüyüş yaparken dinlemek için hazırlamıştım.
Bir noktadan sonra liste bitti ve ben de yeni bir şey açmayınca Spotify kendi kendine eskiden dinlediklerime ya da şu an beğendiğim şarkılara göre Böyle karışık müzikler çalmaya başladı.
Bu müzikler benim listemde değil tabii ki de.
Eğer Spotify kullanıyorsanız az buçuk anlamışsınızdır zaten ne dediğimi.
Ve bir anda bir şarkı çalmaya başladı kulağımda.
Ve ben olduğum yerde kaldım.
Dondum. Bu şarkıyı yaklaşık 3 yıldan beri hiç dinlememiştim.
Hayatımın bir döneminde sürekli dinlediğim bir şarkıydı oysa ki.
2020 yılının yaz mevsiminde o 3 aylık periyotta Uludağ'da kalıyordum, Bursa Uludağ'da.
Sürekli bu şarkıyı dinlerdim.
2020 yılının yazı benim hayatımı değiştiren bir yazdım.
Gerçekten de karşılaşmaktan korktuğum şeylerle karşılaştığım, kendi düşüncemin karanlığına korkmadan baktığım ve yapmak istediğim şeyleri yeniden revize ettiğim bir dönemdi.
O dönemde cesurdum, güçlüydüm, kendime dair düşünmekten korkmuyordum ve kendimden kaçmıyordum.
O şarkının beni o şekilde dondurmasının ve bir anda şok olmamın sebebi aslında 2020 yılının yazındaki o bilgeden ne kadar da koptuğumu ve uzaklaştığımı fark etmemdi.
Son zamanlarda maalesef ki kendimi kaybolmuş hissediyorum.
Kendimi sürekli uyuşturduğumu fark ediyorum.
Çalışarak, arkadaşlarla, eğlenceyle, sosyal medyayla.
Evet, kendimden kaçmak için çok fazla şey yapıyorum ve tüm bu saydıklarım bu amaca hizmet ediyor.
Oturup da Ne yapmak istediğim üzerine ya da beni rahatsız eden şeyler üzerine çok fazla düşünmüyorum.
Artık eskisi kadar cesur değilim.
Bazı kararları alırken kendimden o kadar da emin olamıyorum.
Korkularımın kurbanı oluyorum.
Ve o an şunu da fark ettim.
2020 yılının yazındaki Bilge şu anki Bilge'den hiç memnun olmazdı ve şaşırırdı.
O zamanki Bilge beni görse hayal kırıklığına uğrardı.
Bunu biliyorum. Hayal kırıklığına uğrayacağı şey kendimi getirdiğim nokta, işimi getirdiğim nokta değil.
Hayal kırıklığına uğrayacağı şey benim karakterimin zayıflaması ve yapmak istediklerime dair gerçek görüşümün kaybolması olurdu.
Ve bunun üzerine birazcık düşünmeye başladım.
Şu an o 3 yıl önceki kıza göre çok daha farklı bir hayat yaşıyorum.
Ama ondan daha boyun eğeceğim.
Ondan daha korkarım.
O bir şeyleri kaçırmaktan korkmazdı.
Ben korkuyorum. O yalnız kalmaktan korkmazdı o kadar.
Elbette ki korkuları vardı ama bu kadar değildi.
Ya da yalnız kalma korkusuyla asla yalnız seçimler yapmazdı.
Ama ben korkuyorum ve yalnız seçimler yapıyorum.
O boyun eğici bir insan değildi.
İsyan ederdi. Durmak istemediği yerde durmazdı ve bunun için her şeyi yapardı.
Ben artık öyle değilim.
Yıprandığımı fark ediyorum.
Ve bence bu... Bir bahane değil.
Yeniden kendimi hatırlamak istiyorum.
Kabul etmeliyim ki bu dönemde bazı hatalar da yaptım.
Girdiğim yanlış ortamlar, yaptığım yanlış seçimler, kendimi soktuğum yanlış durumlar oldu.
Ve bunların hiçbiri için kendimi affedemedim.
Gittikçe büyüyen bir acı girdabının içerisinde zihnin bana yaptığı oyunların içerisinde kaybolmaya başladım.
Ne istediğimi unuttum.
Neden burada olduğumu unuttum.
Tüm bu olaylar... Beynimin bana yaptıkları, zihnimin dinmeyen güyültüsü gece uykularımı çaldı, iştahımı çaldı ve kendimden nefret etmeye başladım.
Kabul etmeliyim ki şu an çok spontane konuşuyorum ve bölümle ilgili en başında bu uyarıyı yapmamıştım ama şimdi söylemek istiyorum.
Bu bölümde her şeyi kendi öznel deneyimlerimin üzerinden konuşuyor olacağım.
O yüzden eğer çok aşırı bilgilendirici bir bölüm arıyorsanız aradığımız bölüm bu olmayabilir.
Arada duyurumu da yaptıktan sonra devam etmek istiyorum.
Tüm bu döngünün içerisine girdikten sonra bir gece yarısı saat 2'de Google'a şunu yazdım.
How to forgive yourself.
Kendini nasıl affedersin?
Karşıma çıkan ilk makalede şöyle bir şey okudum.
Bu arada burada paylaştığım makaleleri de soruyorsunuz.
bu kendini affetmekle ilgili olanı açıklamalar kısmına koyacağım.
Oradan bakabilirsiniz. Diyordu ki kim olduğunuzu ve yaptığınız şeyi birbirinden ayırın.
Yaptığınız hatalar, seçtiğiniz yanlış yollar sizin kim olduğunuzun kanıtı değildir.
Bunlar sizi kötü bir insan yapmaz, yanlış bir insan yapmaz.
Yeniden doğru şeyleri seçebilirsiniz.
Yeniden kendinizi hatırlayabilirsiniz ya da kendinizi yeniden inşa edebilirsiniz.
Hayatta ne yapmak istediğimiz ve olduğumuz kişi bence sıklıkla değişkenlik gösteriyor.
Hayat boyunca hep yeni bir şeyler deniyoruz, yeni insanlarla karşılaşıyoruz.
Her karşılaştığımız insan ve deneyim yaşamımızda yeni kombinasyonlar oluşturuyor, zihnimizi değiştiriyor.
Belki de kendi adıma konuşmam gerekirse yaşantım boyunca tek bir insan olmayacağım.
Farklı farklı bilgeler olacak, farklı farklı hayatlar yaşayacağım belki de.
Şu an buradayım ama belki bundan 5 sene sonra tamamen...
Farklı bir yerde olacağım. Başıma nelerin geleceğini, neler yapacağımı bilmiyorum.
Mesela 5 yıl sonra hala bu podcastı kaydediyor olacak mıyım?
Onu da bilmiyorum. Bu karşılaştığımız şeylerin ve tüm bu kombinasyonların ötesinde bize ait bazı şeyler kalmalı diye düşünüyorum.
Ben kendime dair o şeyleri yeniden kazanmak, yeniden hatırlamak ve bazı temel şeylerin hayat boyu benimle kalmasını istiyorum.
Bunların en başında korkmamak geliyor.
Dün çok sevdiğim bir insanla konuşuyordum.
Ve ona bir şeyden bahsettim.
Sonra dedim ki yalnız kalmaktan çok korkuyorum.
O da bana dedi ki çöl gezegenini hatırla.
Burada da çok bahsettim Dune çöl gezegeni kitabından.
Orada dendiği gibi dedi.
Korku katilidir aklın.
Korku gerçekleri görmeni engeller.
Korkma. Şimdi yeniden güçlü bir adım atıyorum hayatımla ilgili.
Yapmak istediğim şeyleri yapabilmek ve kendimi ihanet etmeden yaşamak adına korkmamayı seçiyorum.
Bir şeyleri kaçırabilirim. Hayatımın belli bölümlerinde belki yalnız kalabilirim ki şimdiye kadar hiç kalmadım.
Bunun yersiz bir korku olduğunu biliyorum.
Dışlanmaktan ve serinlemekten kaçmak adına boyun eğmeyi reddediyorum.
Kendime ve olduğum kişiye sahip çıkmak istiyorum.
Kendimizi yeniden bulma yolunda.
Ya da kendimizi keşfetme, yapmak istediğimiz şeyi bulma yolunda yapabileceğimiz en iyi şey belki de duygusal zekamıza yatırım yapmak.
Duygusal zeka IQ'dan çok daha önemli.
Bizim insan ilişkilerimizi ve kendimizle olan ilişkimizi düzenlememize yardım eden bir şey.
Eğer karşımızdaki insanın duygularını anlamıyorsak, kendi duygularımızı anlayamıyorsak, insanların bizlere verdiği sinyalleri iyi okuyamıyorsak bu hayatta çok zorlanırız.
O yüzden duygusal zekama yatırım yapmak...
Benim için çok önemli.
Bir diğeri ise bedenime kulak vermek.
Yani bu ne demek? Taçımlarımı yaparken bir şey beni rahatsız ettiğinde ya da bir şey yapmak istemediğimi tam olarak kestiremediğimde bedenime bakmak.
Beden asla yalan söylemez diyor Alice Miller.
O ünlü kitabının da başlığı bu zaten.
Eğer okumadıysanız okumanızı şiddetle tavsiye ederim.
Eğer siz bir şey yapıp yapmak istemediğinize emin olamıyorsanız bedeninize bakın.
Bedeniniz size gerçekleri söyleyecek.
Bir yer kasılıyor mu?
Nideniz bulanıyor mu?
Başınız ağrıyor mu? Boğazınız kuruyor mu?
Elleriniz titriyor mu?
Bir huzursuzluk geziyor mu bedeninizde?
Bir insanla konuşurken sıkışıyor musunuz?
Neler hissediyorsunuz?
Bunlara bakın. Bedeniniz size yalan söylemez.
Nietzsche diyor ki bedeninizde en derin felsefenizden daha fazla bilgelik vardır.
Gerçekten de beden yaşamın hakikatlerine aklımızdan daha fazla vakıftır.
Aklımız bazen bizi sabote edebilir, yanlış şeyler düşündürtebilir ya da korkularımızın kurbanı yapabilir.
Ama bedenimiz her zaman doğruyu söyler.
Kendimi kaybetme ve bulma yolunda beni en çok zorlayan şeylerden bir tanesi elbette ki ilişkiler.
İlişkiler o kadar önemli ki hayatımızı mahvet edebilir, çok güzel bir hale getirebilir.
Aslında doğduğumuz anda hayatımızı şekillendiren ilk şey anne ve babamızla olan ilişkimiz.
Onlarla olan ilişkimiz bizim kim olduğumuzu belirliyor.
Bizim kim olduğumuzu.
genellikte nelerle uğraşacağımızı, ne gibi ruhsal sıkıntılar yaşayacağımızı belirliyor.
Arkadaşlık ilişkileri, ebeveyn ilişkileri, romantik ilişkiler hepsi ama hepsi yaşamın en önemli parçasını oluşturuyor.
Fakat tüm bu ilişki anı içerisinde bazen kendimizden vazgeçebiliyoruz.
Annemize yapmak istemediğimiz bazı fedakarlıklar yapabiliyoruz.
Sevdiğimiz insanlara boyun eğebiliyoruz.
Onların bizi bizden çalmasına müsaade edebiliyoruz.
Çünkü korkuyoruz. Dediğim gibi yalnız olmaktan ve sevmemekten korkuyoruz.
Engin Genç'ten İnsan Olmak kitabında diyor ki insan sınırları aşıldığında hayır demesi gerektiği gibi geri geldiğinde yardım isteyebilmesi de kendine karşı bir sorumluluğudur.
Maalesef ki bizim toplumumuzda sınırlarımız aşıldığında hayır demek karşı taraf için kırıcı olarak kabul ediliyor ya da yapmamız gereken bir şeymiş gibi gözüküyor.
bizim toplumumuz çoğu zaman hayırlı bir yanıt olarak kabul etmiyor ya da sizin onlara karşı gösterdiğiniz bir değersizlik olarak görüyor.
Bu denge bir türlü kurulamıyor.
Bu ayarı tutturabileceğimiz ilişkiler kurabilmeye çalışmamız gerekiyor.
Biliyorum çok zor.
Gerçekten zor. Yine Engin Gençler'in kitabından bir alıntı okumak istiyorum bu konuyla ilgili.
Diyor ki Çağdaş dünyanın gerçekleriyle ve kendi tarihsel mirasını uzlaştırıcı bir yaşam felsefesi geliştirmemiş toplumların, kronolojik yaşıyla orantılı olarak olgunlaşmış bireyler üretebilmelerini
beklemek bir ütopyadır.
Maalesef ki ben de toplumumuzda tam anlamıyla yaşına orantılı bir biçimde olgunlaşmış bireyleri bulmanın kolay olduğunu düşünmüyorum.
Ve bu toplumun sürekli bizden kendimizi feda etmek, kendimizden vazgeçmemizi istediğini de biliyorum.
Fakat bunu yaptığımızda...
Hiçbir zaman mutlu olmayacağız ve bizden bunları isteyen insanlar gibi yani o toplumun geri kalanı gibi mutsuz, kendinden kopuk, hissiz ve belki de başkalarını acı
çektiren varlıklara dönüşeceğiz.
O yüzden zor da olsa korkmamak gerekiyor.
Kendinize sınırlarınıza sahip çıkmak, yeri geldiğinde yardım isteyebilmek, kendinizin ve çevrenizin sorumluluğunu almak.
Sizin elinizde, bizim elimizde.
İlişkilerime bu şekilde yeni bir bakış açısı getirdim.
Aslında eskiden de bu bakış açısına sahiptim.
Ama özellikle yalnız yaşamaya başladıktan sonra korkularım ve endişelerim daha da arttı.
Ve bu tabii ki de kendi içerisine haklı bir artış.
Olursa olsun toplumsal birer canlı olduğumuz için bizim dışımızdaki diğer insanlara karşı bir bağlılığımız var.
Ve ben bunu asla reddetmiyorum.
Hayat boyu yalnız kalabilirim, yalnız yaşayabilirim.
Kimseye ihtiyacım yok demiyorum.
Tam aksine çok iyi insanlara, güzel arkadaşlara hayatımda ihtiyacım var.
Ama benden beni çalacak insanlara ihtiyacım yok.
Ve tüm bunların ötesinde bazen kaybolmuş hissettiğimizde yapabileceğimiz en güzel şeylerden biri de yazmak oluyor.
Kız kardeşimi aradım. Tüm bu duyguları en yoğun yaşadığım zamanda.
Kendimi kaybettiğimi, mahvolduğumu falan söyledim.
Bana dedi ki evet kendini kaybetmişsin.
Şu an sen o eski tanıdığım kız değilsin.
O kız kadar güçlü değilsin fakat ne yapmak istediğini hatırlayabilirsin.
Sen gerçekten şu anki yaşadığın bu hayatı yaşamak istiyor musun?
Otur ve yaz.
Önceliklerin neler? Değerlerin neler?
Hayatını nasıl yaşamak istiyorsun?
Hedefin ne? Maalesef ki zamanımız kısıtlı ve her geçen saniye tükeniyor.
Bu kısıtlı zamanın içerisinde yapmak istediklerimizi yapmamak bence büyük bir kayıp.
Neyi istediğimize?
Ve hayatımızda neyi yaratmak istediğimize dikkat etmemiz gerekiyor.
Yine kız kardeşim yaptığımız o telefon konuşmasında bana şöyle dedi.
Abla istediklerine dikkat et.
Çünkü 3 yıl önce istediğin ne varsa bak gerçek oldu.
Onlar için çabaladın, onlar için emek gösterdin ve bu dileğini seslendirdin.
Şimdi ne istiyorsun?
O istediğin şeyi dikkatli seç.
Farkında ol. Bu yüzden geçen akşam oturdum.
Uzun uzun yazdım.
Bir liste yaptım. Ne istediğimi, hayatımda nelere yer açmak istediğimi, kimlere vakit ayırmamam gerektiğini ya da nelere vakit ayırmamam gerektiğini detaylıca şekillendirdim.
Hatta bir tablo oluşturdum.
Bu tabloyu bir kenarda hep tutacağım.
Çünkü hani bir söz vardır ya söz uçar, yazı kalır diye.
Orada onların kalması benim için önemli.
Bazen yine unutabilirim o yazdıklarımı.
Ama artık kağıda yazılı oldukları için dönüp bakıp kısa süre içerisinde...
Kendimi bir yol ayrımında hissediyorum.
Ve hayatın içerisinde birden fazla yol ayrımı var.
Bu böyle çok büyük bir yol ayrımı değil belki de.
Bu ayrımın bir tarafında kendini uyuşturan, hızlı bir hayat yaşayan, oturup mantığıyla ne istediğini düşünmek yerine anlık duygularıyla karar veren bir bilgi var.
Diğer tarafta ise aynı eskisi gibi dik duran, korkmayan, yeri geldiğinde korksa bile kendisini tercih eden ve istediği şeyleri Bilen ve bunları dillendirmekten
çekinmeyen ve ne kadar zor olsa bile doğru şeyi istemekten korkmayan bir bilge var.
Bir insanın kendi hayatının sorumluluğunu alması kadar önemli ve bir o kadar da zor bir şey yok bence hayatta.
Kendi hayatımızın sorumluluğunu %100 almak bizi korkutuyor.
Çünkü böyle bir durumda yaptığımız her şeyin sebebi ve sonucu biz oluyoruz.
Masalları ve hikayeleri bilirsiniz.
Orada da kahraman hata yapar, yanlış yapar.
Dizi kanar, düşer ama hep hedefine doğru ilerler.
Vazgeçmez. Hikayenin sonunda bazen ölür, bazense kahraman olur.
Fakat ölse de, ölmese de hikayenin sonunda kahraman hep o hikayenin kahramanıdır.
O yüzden şunu demek istiyorum.
Yeniden kendi hayatımın kahramanı olmaya karar verdim.
Ve bunun tabii ki de getirdiği çok fazla sorumluluk.
Yapmam gereken, vermem gereken çok fazla karar olacak.
Bunlardan da kaçmıyorum.
Bunlardan da korkmuyorum.
Bilmiyorum bu bölüm nasıl oldu.
Çok anlık kaydetmeye başladım.
Çok anlık konuştum.
Eğer bu bölümü dinliyorsanız ve ben bu bölümü yayınladıysam size tek bir şey söylemek istiyorum.
Lütfen korkmadan kendi hayatınızın kahramanı olun.
Hiçbir şey ama hiçbir şey kendiniz için yaşamadığınız bir hayat kadar kötü olamaz.
Bölümün sonuna gelmişken bir de ufak ekleme yapayım.
Beni Instagram'dan takip etmeyi ve yeni bölümlerden haberdar olmak için abone olmayı unutmayın.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
