
Transkript
Terapinin katkılarıyla Genel Sesler Podcast başlıyor.
Hepiniz hoş geldiniz.
Ben Bilge. Bugün giderek yalnızlaştığımız bir çağda arkadaşlık kurmanın ve hepsinden de öte bağ kurmanın önemi üzerine konuşacağız.
Özellikle yetişkinlik çağında iş yaşamıyla birlikte ve eğer aile kurduysak, çocuk sahibi olduysak giderek arkadaşlıklarımız daha da azalmaya başlıyor.
Yapılan araştırmalar da tam olarak bunu gösteriyor.
İnsanlar büyüdükçe...
Arkadaş sayıları azalıyor.
Hem podcastlerde hem de instagramda sık sık bağ kurmanın öneminden bahsediyorum.
Çünkü bağ kurmak bizim biyolojik ihtiyacımız.
Evrimimizle birlikte kodlarımıza işlenmiş ve karşılamadığımız zaman bizi depresyona, yalnızlığa ve mutsuzluğa sürükleyen bir şey.
Fakat ne zaman bu konudan bahsetsem aldığım soru net.
Hiç arkadaşım yok ve nasıl yeni arkadaşlar edineceğimi bilmiyorum.
Güzel haber şu ki yetişkinlik çağında da yeni arkadaşlar edinebiliriz.
Elbette ki bugün anlatacağım şeyleri sadece 25-35 yaş üstü yetişkinler değil, 16-17 yaşlarındaki liseye ya da üniversiteye giden ergenler de kullanabilirler.
Çünkü bunların hepsi aslında evrensel.
Fakat ben yoğunluklu olarak daha çok yetişkinlere hitap etmeye çalışacağım.
Çünkü biliyorum ki bu konuda en büyük sıkıntıyı yetişkinler yaşıyor.
Arkadaşlık kavramı benim hayatımda oldukça büyük bir yere sahip.
Çünkü çok ünlü bir söz vardır ya hani Arkadaşlar kendi seçtiğimiz ailelerdir diye.
Ben arkadaşlarımı tamamen kendim seçtiğim için o ilişkilerin içerisinde çok rahat ve mutlu hissediyorum.
Arkadaşlık ilişkilerimin kötü olması benim hayatımı da genelde kötü yerinde etkileyen, olumsuz etkileyen bir şey.
İyi dostlukların, arkadaşlıkların hayat kurtardığına inanıyorum.
Hatta çok sevdiğim bir dostum zamanında bana iyi bir dostluğun, iyi bir romantik ilişkiden çok daha iyi olacağını söylemişti.
Ve buna da sanırım sonuna kadar katılıyorum.
Çünkü... Arkadaşlık çıkarsızdır.
Nasıl çıkarsızdır?
İş arkadaşı gibi bir iş üzerinden bağımız yoktur.
Maddi bir çıkarımız yoktur.
Tamamen çıkarsız bir şekilde, özgürce...
bir arada olmayı tercih ederiz.
Arkadaşlık bir hazinedir.
Evlilik ve aile bağından tamamen farklıdır.
Bu nedenle bence dünyadaki en önemli şeylerden biri.
Ailelerimizle ne kadar kavga edersek edelim veyahut da ne kadar büyük sorunlar yaşarsak yaşayalım, onlarla olan bağımızı kolaylıkla koparıp atamayız.
Her ne kadar aile ilişkilerinde sıkıntılar yaşansa bile insanların genelde iyi veya kötü aileleriyle bir arada kaldıklarını görürsünüz.
Fakat arkadaşlıklarımızda işler ters gittiğine o arkadaşlığı rahatlıkla bitirebiliriz.
Bir şeyi istemediğimizde, bir ilişkiden hoşlanmadığımızda o ilişkiyi terk edebiliriz.
Bu nedenle arkadaşlık...
özgür olmasının yanında oldukça da kırılgandır ve düzenli olarak çaba ister.
Arkadaşlıkların çoğu hayal kırıklığına uğrarlar.
Uzun süren, belki de ömrümüzün sonuna kadar süren arkadaşlıklar edinmek oldukça zordur.
Aynı kendimize iyi bir hayat arkadaşı bulmak nasıl zorsa, iyi bir dostluk bulmak da bir o kadar zordur.
Hatta belki ondan daha da zordur.
Çünkü bu tip eşit ilişkilerde kıskançlıklar, birbirine haset etmek, Birbirinin arkasından kuyu kazmak gibi şeyler oldukça yoğunluklu oluyor.
İnsanlar birbirlerini arkadaşlık ilişkilerinde daha da fazla kıskanıyor.
Ve hepsinden de kötüsü, hayatlarımız yoğunlaştığında, evlendiğimizde, çocuk sahibi olduğumuzda veyahut da iş yaşantısına girip vakitsizlikten muzdarip olmaya başladığımızda ilk elediğimiz şey arkadaşlıklarımız
oluyor. Önce onları gözden çıkarıyoruz.
Oxford Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre romantik ilişkisi olan insanların genelde iki veya daha az yakın arkadaşı olduğu görülmüş.
Ve bu durum çocuklu olan insanlar da daha da fena.
Yani bakıldığında evlilik ve çocuk sahibi olmak sosyal açıdan bizi zayıf atan bir şey.
İnsanlar şehir yaşamının içerisinde o kadar çok meşgul ve hayatlarını o kadar hızlı yaşıyorlar ki arkadaşlarıyla olan iletişimlerini hızla kaybediyorlar.
Mesela ben bir zamanlar haftada bir veya iki defa gördüğüm insanları artık iki ayda bir görüyorum.
Neden? Çünkü o insanların öncelikleri değişiyor ve arkadaşlıklarına daha az zaman ayırmaya karar veriyorlar.
Hollandalı sosyolog Gerald Mollenhorst'un yaptığı bir araştırma, umarım doğru okumuşumdur adını, 7 yıllık bir süre içinde insanların ortalama olarak en yakın arkadaşlarının yarısıyla iletişimlerini
kaybettiklerini ortaya çıkarmış.
Endişe verici olan ise çoğumuz bu kaybettiğimiz arkadaşlıkların yerine yeni bir arkadaşlık koyamıyoruz.
O arkadaşlıkları kaybediyoruz.
Ve orada bir boşluk kalıyor.
Eğer dikkatli olmazsak yetişkinliğimizi arkadaşsız geçirme ihtimaliyle dahi karşı karşıya kalabiliriz.
Bu olmasını istemediğimiz bir durum.
Neden mi? Yani arkadaşlık neden bu kadar önemli?
Arkadaşlar sadece hayatta bir eğlence kaynağı veyahut da anlam kaynağı olmakla kalmıyor.
Aynı zamanda araştırmalar arkadaşlarımız olmadan kendimizi daha depresif hissetme riskimizin çok yüksek olduğunu gösteriyor.
Bundan önce Hayatla Yeniden Bağ Kurmak isimli bir bölüm kaydetmiştim.
Ve o bölümde Johan Hari'nin Kaybolan Bağlar isimli kitabından bahsetmiştim.
O kitap da aslında tamamen kaybettiğimiz aile ve arkadaşlık bağları üzerine.
Bu konuyla ilgili daha derin bilgi almak için elbette ki o kitaba göz atmanızı tavsiye ederim.
Amerikalı psikologlar Ed Diner ve Martin Seligman Çok Mutlu İnsanlar adlı bir çalışma yapıyorlar.
Bu çalışma tarihi 2002.
En mutlu insanlarla en mutsuz insanlar arasındaki temel farkın kurdukları bağlar olduğunu...
görüyorlar. En mutsuz insanların hiç arkadaşları yokken, neredeyse hiç arkadaşları yokken en mutlu insanlar ise oldukça güzel bağlara ve arkadaşlıklara sahipler.
Arkadaşlar bize tahmin ettiğimizden çok daha fazla şey verir.
Bu yüzden yeni dostluklar edinmek için yatırım yapmamız gerekiyor.
Peki bu yatırımı nasıl yapacağız?
Diyelim ki bir yetişkiniz işe gidip geliyoruz.
Bir ailemiz var belki de, eşimiz var, çocuklarımız var ve yeni bir arkadaşlığımız kuracağımızı unuttuk.
Ya da daha genciz fakat iş hayatına yeni atıldık veyahut da okula gidiyoruz, utangacız.
Yeni insanlarla nasıl tanışılır, bağlar nasıl yeniden kurulur tam olarak bilmiyoruz ve kendimizden emin olamıyoruz.
Bununla ilgili size önerebileceğim birkaç madde var.
Birincisi, kasıtlı çaba.
Eğer yeni arkadaşlıklar edinmek istiyorsak topluluktan kaçmamalı, insanların olduğu yerlere girmeli ve kasıtlı bir çaba içerisinde olmalıyız.
Eğer topluluk içerisine girmiyorsak bir kaçınma davranışının içerisinde oluyor olabiliriz.
Yine bir önceki bölümde bahsettiğim içe dönük insanlardan biriyseniz eğer genel olarak kalabalık ortamlar sizi yoruyor olabilir.
Böyle zamanlarda ne kadar yorulsanız bile ara ara topluluk içerisine girmenizi kesinlikle öneririm.
Çünkü tamamen içinize kapanmak da sizi zamanla bitirip tüketecek ve daha depresif bir hale getirebilecek bir şey.
Reddedilme ve sevilmeme korkusuyla, insanların sizden hoşlanmama korkusuyla yeni insanlarla tanışmaktan kaçınmak aslında oldukça olağan bir tepki.
Veyahut da kendinizi yorgun hissettiğiniz için başka insanlara artık şans vermek istemediğiniz, geçmiş deneyimlerinizin üzerinize yarattığı olumsuz etkilerden dolayı artık farklı insanlarla tanışmaya
çaba harcamak istemiyor olabilirsiniz.
Ki bunların hepsini çok iyi anlıyorum.
Ama hayat düzenli olarak çaba istiyor.
Duygusal yoksulluk, terk edilme, karamsarlık gibi şemalar bizleri yanlış inançlara sürükleyip doğru kararlar almamızın önünde engel olabiliyor.
Belki de... yeni kuracağımız harika bir dostluğun, çok bize iyi gelecek bir bağın önünü kesiyor.
Böyle durumlarda kesinlikle uzman birinden destek almak lazım diye düşünüyorum.
Tam da burada bölüm sponsorumuz olan Çerep'inden bahsetmek istiyorum.
Öncelikle kendilerine bu bölüme sponsor oldukları için çok teşekkür ederim.
Terapin bünyesinde 300'den fazla uzman klinik psikolog barındıran ve 6 farklı kategoride hizmet veren bir terapi uygulaması.
Ama bence bir terapi uygulamasından da öte.
Çünkü içerisinde psikolojik sağlığınıza iyi gelecek pek çok ücretsiz içerikle mevcut.
Fakat çerepi almak isterseniz de bence harika bir seçenek.
Öncelikle uygulamayı açtığınızda bir başlangıç testi yapıyorsunuz ve size yaşadığınızı, sıkıntılarınızı, bütçenizi ve beklentilerinizi soruyor.
Buna göre sizi uygun bir psikoloğa yönlendiriyor.
Seans sonrası psikoloğunuzla Ücretsiz olarak mesajlaşma imkanınız var ve bence bu oldukça güzel bir seçenek.
İhtiyaç halinde çevrim içi psikologlara anlık istek göndererek 7-24 seans yapma ve anlık olarak hizmet alma şansınız da oluyor.
Psikologların özgeçmişlerine ve danışan yorumlarına da bakabiliyorsunuz ve size en uygun olanını seçebiliyorsunuz.
Biliyorsunuz ki ben...
Uzun zamandan beri terapi görüyorum.
Ara ara bıraktım, ara ara yeniden başladım.
Fakat bu süreç benim için hala devam ediyor ve terapi almanın gerçekten bu hayattaki en önemli şeylerden biri olduğunu düşünüyorum.
Sık sık bana terapistimin adını soruyorsunuz.
Maalesef ki ben kendi terapistimi etik nedenlerden dolayı sizlerle paylaşamam.
Ancak terapin uygulamasına girerek kendinize uygun bir terapist bulabilir ve bu yolculuğa en kısa zamanda başlayabilirsiniz.
Ve bitmedi. Güzel bir haberim de var.
Telepinden alacağınız ilk seansta sesler 20 koduyla %20 indirimli olarak seans alabilirsiniz.
Tekrar ediyorum sesler 20 kodunu kullanarak %20 indirime sahip olabiliyorsunuz.
Bence değerlendirmek için oldukça güzel bir fırsat.
Evet reklam aramız bitti.
Bölüme geri dönüyorum.
İlk maddemiz kısıtlı çaba demiştik.
Yani toplumun içerisine girmek, kaçınmalarımızı birazcık da olsa engellemeye çalışmak ve kendimizi öne atabilme cesaretine sahip olmak.
İkincisi ise insanların bizden hoşlandığını varsaymak.
Şimdi birazcık... garip gelebilir ve ne alaka diye düşünebilirsiniz.
Reddedilmekten ve sevilmemekten korkuyorsanız aslında bu şekilde düşünmek oldukça güzel bir seçenek.
Çünkü insanların sizden hoşlandığını varsaymanız kendini gerçekleştiren bir kehanete dönüşebilir.
1980'lerde Amerika'da bir araştırma yapılıyor ve bu araştırmada yeni tanıştıkları kişilerin onlardan hoşlandığı söylenen kişiler bu yönde davranmaya başlıyor ve
bağ kurmada daha başarılı oluyorlar.
Kendileri hakkında daha fazla şey paylaşıyorlar.
Daha az fikir aylığına düşüyorlar.
Sosyal ortamlarda daha olumlu davranışlar sergiliyorlar.
Yani bir ortama girdiğinizde olumlu bir zihniyete sahip olarak girmek durumun böyle olma ihtimalini arttırıyor.
Bir yere girdiğinizde ben zaten tuhaf birisiyim.
Bu insanlar benden hoşlanmayacak.
Zaten nasıl bağ kuracağımı bilmiyorum derseniz gerçekten de öyle davranıp Bağ kuramayabilirsiniz.
Fakat tam aksi olarak insanların sizden hoşlandığını ve sizin sevilebilir biri olduğunuzu düşünerek içeriye girerseniz davranışlarınızda büyük ihtimal Bu yönde şekillenecektir.
Ve size güzel bir haberim var.
Cornell Üniversitesi'nde yapılan bir araştırmaya göre insanlar bizi tahmin ettiğimizden daha fazla seviyorlarmış.
Ben bunu duyduğumda oldukça şaşırmıştım.
Gerçekten de çoğumuz tahmin ettiğimizden daha fazla seviliyormuşuz.
Fakat genellikle kendi içimizde kendimizi küçümseme veyahut da sahip olduğumuz şeyleri diğerlerine göre daha az görme, daha yetersiz görme eğiliminde olduğumuz için insanların bizden hoşlanmadığını varsayıyoruz.
Fakat bu... Tam tersi.
Bir diğer maddemiz ise başlatmak.
Yani işi şansa bırakmamak.
İlişkiler şans değil, çaba işidir.
Bunu bir yere nota dinlerim.
Hatta çok sevdiğim Türkan Şoray ve Kadir İnanır'ın oynadığı Selvi Boylum Al Yazmalı filminde ne diyordu Türkan Şoray?
Sevgi neydi? Sevgi emekti.
Gerçekten de öyle. Sevgi, dostluk bunların hepsi emekle yaşanan şeyler.
Çabalarımız bazen olumsuz da sonuçlanabilir.
Ama bu da sürecin bir parçasıdır.
Kurduğumuz her arkadaşlık, başlattığımız her dostluk başarıyla sonuçlanmayabilir.
Kötü sonuçlar da alabiliriz.
Yanlış kişilerle tanışabilir, sırtımızdan bıçaklanabilir veyahut da kötü deneyimler yaşayabiliriz.
Bunlardan kaçış yok. Eğer hayattaki olumsuz deneyimlerden kaçarsak olumluları hiçbir şekilde yaşayamayız.
Bu nedenle bir şeyi başlatmaktan korkmamak ve ilk adamı atan taraf olmaktan çekinmemek gerekiyor.
Mesela benim bununla ilgili küçük bir anım var.
Zamanında birisiyle tanışmıştım bir arkadaşla ve kendisiyle aslında ilk başta oldukça iyi iletişim kurduğumu düşünmüştüm.
Bir iki defa aynı ortamda denk geldikten sonra onu kahveye çağırdım.
Kahveye çıktık, birazcık sohbet ettik, muhabbet ettik.
Sonrasında ona arı arı mesajlar attım.
Fakat fark ettim ki aslında bu benim kendi kendime gösterdiğim tamamen yetersiz bir çaba.
Çünkü o insan benimle, benim onunla olmak istediğim kadar arkadaş olmak istemiyor.
Ve bu oldukça doğal bir durum.
Ondan sonrasında ise o ilişkiyi mesafelendirdim.
Yani yazmadım veyahut da buluşma isteği göstermedim.
Kendisi de böyle bir istekte bulunmadı ve aramızdaki bağ tamamen koptu.
Böyle şeylerin de bu sürecin bir parçası olduğunu akılda tutmak ve moral bozmamak gerekiyor bence.
Bir ortamda bir insanın yanına ilk giden olmak.
onunla ilk konuşan olmak, onu ilk bir yere davet eden olmak asla çekinilecek veyahut da utanılacak bir şey değil.
Bence tam aksine bir özgüven göstergesi.
Bu yüzden ben kendi ilişkilerimde başlatan taraf olmayı çok seviyorum.
Bence bu romantik ilişkilerde de geçerli olabilir.
Fakat bugün sadece arkadaşlık ilişkisi üzerinden bahsediyorum.
Eğer özellikle bir ortamda, işte gittiğim bir atölyede, bir kursta yahut da bir partide herhangi bir şeyde sohbet etmekten keyif aldığım birini görürsem, kesinlikle onu bir yere davet ediyorum, bir kahve
içiyorum veyahut da başka bir şey yapıyorum.
Veyahut da sadece birini uzaktan görüp de onun arkadaş olma isteği içinde doğduysa, direkt gidip kendim konuşmaya başlıyorum.
Bu tarz şeylerden çekinmemek bana aslında hayatta oldukça güzel arkadaşlıklar kattı.
Diğer maddemiz sık sık göreceğimiz insanlarla arkadaşlık kurmaya çalışmak.
Bir insanla arkadaş olmaktan daha önemlisi onunla devamlı arkadaş olmak bence.
Çünkü çok fazla kısa süreli arkadaşlıklar yaşayabiliyoruz.
Birden fazla görebileceğimiz insanlarla arkadaşlık kurduğumuzda o arkadaşlıkların devamlı olma ihtimali daha da yüksek.
Yani gittiğimiz kurslar...
Kitap kulüpleri, dil eğitimleri veyahut da işte dans atölyeleri tamamen böyle kafamdan şu an seçenekler sunuyorum.
Bu tip sık sık gittiğimiz yani birden fazla kere gittiğimiz yerlerdeki insanlarla arkadaşlık kurduğumuzda onları daha fazla göreceğimiz için daha uzun süreli arkadaş olma ihtimalimiz...
1960 yılında yapılan bir araştırma var bununla ilgili.
Ve o araştırmanın sonuçlarına göre tekrardan göreceğimizi bildiğimiz insanları sevme eğilimimiz daha fazla.
Yani bir insanı eğer daha fazla göreceğimizden eminsek, işte diyelim ki bu sınıf arkadaşımız ve biliyoruz ki o kişiyi bu sınıfta sene boyunca sürekli göreceğim.
Onu sevme ihtimalim dışarıda anlık gördüğüm birisini sevme ihtimalime göre...
Zaten genelde bir insanla ilk defa tanışıldığında arada bir tuhaflık oluyor.
Yani insanlar direkt olarak kendilerini karşısındaki insana açamıyorlar ve güzel, samimi bir bağı hemen oluşturamayabiliyorlar.
O tuhaflık zamanla aşılıyor.
İnsanlar zamanla birbirlerini tanıyorlar.
Ve gerçekten karşımızdaki insanı tanımak, onunla sıkı bir bağ kurabilmek için bir ihtiyaç.
Bu yüzden sık sık görüşme ihtimalimiz olan insanlara yatırım yapmak belki yeni arkadaş.
Sonuncusu ise savunmasız olmayı öğrenmek.
Genelde dostlukların başlaması...
Kendimizle ilgili derin bir şeyi paylaşmakla başlıyor.
Bunun illa karanlık sırlarımız veyahut da sadece terapistimize anlatacağımız şeyler olmasına gerek yok.
Kendimizle ilgili bir şeyi korkusuzca paylaşmak, endişe ettiğimiz, korktuğumuz bir şey belki veyahut da başımıza gelen bir olayı açıkça ifade etmek ve o kırılganlığımızı ortaya koymak karşıdaki
insanla aramızda güçlü bir bağ oluşmasına sebebiyet veriyor.
Birbirimizle ilgili ne kadar çok şeyi bilirsek, Ve kendimizi birbirimize ne kadar çok aşarsak birbirimizi sevme ihtimalimiz de artıyor.
Zaten bir şey paylaşmadığımız insanlarla olan ilişkilerimiz genelde oldukça yüzeysel oluyor.
Geçenlerde bir arkadaşıma şey yazdım.
Böyle çok yüzeysel bir insanla sohbet ettikten sonra yüzeysel ilişkilerden nefret ediyorum.
Bence yüzeysel ilişkiler bu hayattaki en gereksiz şeyler.
Elbette ki iş hayatında veyahut da işte bazı yerlerde gerekli olarak yüzeysel ilişkiler kurmamız gerekebilir.
Ama kesinlikle özel hayatımda yüzeysel bir insanla arkadaş olmayı tercih etmiyorum.
Çünkü bu benim için çok ama çok yorucu.
Size daha önce de bahsettiğim gibi zaten içe dönük birisiyim ve insanlara karşı olan tahammülüm...
Oldukça düşük. Bu nedenle havadan sudan konuşacağım veyahut da sadece yüzeysel sohbet edeceğim kişilerle dostluk kurmayı gerçekten sevmiyorum.
Onun yerine benimle korkmadan bir şeylerini paylaşabilen ve ben kendime ait derin bir şeyi ona anlattığımda şefkat ve anlayış gösterebilen insanlarla bir arada olmayı çok daha fazla
seviyorum. Ve inanın bu insanlar tahmin ettiğimizden daha fazlalar.
Bu yüzden onları aramaktan asla vazgeçmemek gerekiyor.
Özetlemek gerekirse yetişkinlik hayatında özellikle arkadaş edinmenin sırrı denemek zorunda olmamız.
Yani denemeli, denemeli ve denemeliyiz.
Kendimizi ortaya koymalı, insanlarla buluşmalara gitmeli, etkinliklere katılmalı ve bunu tekrar tekrar yapmaya devam etmeliyiz.
Aynı romantik bir ilişki gibi aslında.
Fakat bana sorarsanız ondan daha zor...
Ama daha tatlı.
Çok sevdiğim bir filozof olan Cicero, M.Ö.
44 yılında yazdığı Dostluk Üzerini isimli kitabında şöyle söylüyor.
Evet, hayat arkadaşlar olmadan yaşanamayacak kadar zordur gerçekten de.
Ben bundan bir buçuk yıl önce şu anki yaşadığım şehre taşındığımda burada Bir veya iki arkadaşım vardı ve onları da tamamen yüzese olarak tanıyordum.
Neredeyse hiç arkadaşımın olmadığını söyleyebilirim yani.
Fakat zamanla geçtiğimiz bir buçuk yıl içerisinde edindiğim o güzel ve yakın dostluklar hayatımı kurtardı diyebilirim.
Hastalandığımda yanımda oldular, üzüldüğümde sırtımızı vazladılar.
Anlayışa ve şefkata ihtiyaç duyduğumda elimden tuttular.
Elbette ki ben de onlar da mükemmel değiliz.
Hepimizin hataları...
Birbirimize karşı yanlışlarımız oluyor.
Bazen belki birbirimizden sıkılıyoruz.
Bazen birbirimizle daha sık görüşmek istiyoruz.
İlişkiler asla lineer gitmiyor.
Aynı hayat gibi inişli ve çıkışlı olarak ilerliyorlar.
Eğer bir dostluğun, bir bağın özünde şefkat, anlayış ve sevgi varsa o bağ hiç kopmuyor.
Hep aynı şekilde kalıyor.
Hatta güçlenerek devam ediyor.
Bölümün başında dediğim gibi arkadaşlar kendi seçtiğimiz ailelerdir.
Tamamen benimle olmayı, benimle arkadaş olmayı özgürce seçmiş ve istediği zaman bunu bitirebilecek olan insanların bana verdikleri ilgi, sevgi bana çok iyi geliyor.
Aynı şekilde ben de onlara aynı ilgiyi ve sevgiyi vermeye çalışıyorum.
Büyük ihtimalle de hayatım boyunca nereye gidersem gideyim, hep yeni arkadaşlıklar edineceğimi, yakın bir dostluğa sahip olacağımı tahmin edebiliyorum.
Çünkü bununla ilgili çabalamaktan hiç vazgeçmiyorum.
hem bireysel mutluluk hem de toplumun genel iyiliği için temel bir unsur olarak görüyor.
Düşünsenize M.Ö.
44 yılında bile arkadaşlık, bireysel mutluluk ve toplumsal iyilik için oldukça önemliydi.
Ve ona göre dostluk, çıkar gözetmeksizin tam bir karşılıklı güvenle saygı üzerine kurulu olmalıdır.
Yani hiçbir çıkarın olmadan yanlarında tamamen kendin olabileceğin insanlar olmalıdır arkadaşların.
Dediğim gibi böyle insanları aramaktan sakın vazgeçmeyin.
Ben de burada aslında sizin bir arkadaşınız sayılırım.
Her ne kadar tek başıma konuşuyor olsam ve sizinle karşılıklı olarak sohbet etme fırsatım şu anlık...
Olmasa dahi beni kendinize bir dost gibi görebilirsiniz.
Çünkü ben podcast'te dinleyicilerime savunmasız taraflarımı da açıyorum.
Endişelerimi, şüphelerimi, korktuğum şeyleri de anlatıyorum.
Ve sizden her zaman ama her zaman şefkatli ve oldukça iyi kalpli geri dönüşler alıyorum.
İyi ki hepiniz varsınız ve iyi ki hepiniz benim arkadaşımsınız.
Hem sizlere hem de...
Bütün yakın dostlarıma, benim yanımda olmayı tercih ettikleri için, hayatımı güzelleştirdikleri için çok teşekkür ederim.
Bu bölümü de hayatta her zaman elimden tutan dostlarıma ithaf ediyorum.
İyi ki varlar ve siz de iyi ki varsınız.
Umuyorum ki hepinizin dostluklarla, sevgiyle ve sıkı bağlarla dolu harika bir yaşamı olur.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Fakat yeni bölümler yolda.
Sizi asla uzun süre yalnız ve boş bırakmayacağım.
Merak etmeyin. Bu bölümü sevdiyseniz sevdiklerinizle paylaşmanız beni çok mutlu eder.
Yorumlarınızı atgenelsesler podcast ismiyle aratarak instagramdan bana yazabilirsiniz.
Veyahut da genelsesler atgmail.com adresine mail atabilirsiniz.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Dostlukla ve sevgiyle kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
