
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm yazı yazmak üzerine konuşuyoruz. Yazıyı travmayı iyileştirmek, geleceği planlamak ve şimdiyi daha doyumlu kılmak için nasıl kullanabiliriz diye düşünüyoruz. Sizlerle birkaç farklı yazma pratiği paylaştım. Hepsinin ayrı ayrı alanlarda size yardımcı olacağını düşünüyorum. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Kitap Kulübüne Katıl :
Makaleler:
https://psyche.co/guides/to-start-to-heal-from-trauma-in-your-life-write-about-it
https://aeon.co/ideas/to-boost-your-self-esteem-write-about-chapters-of-your-life
https://medium.com/@tommyscience/the-future-authoring-program-jordan-b-peterson-9edc24a2edc6
*******
Bana yazın: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Bu sabah zorla uyandım.
Yataktan kendimi kazınmam gerekti.
Hava kapalı. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyor.
Adetim olmamasına rağmen akşam bulaşıkları yıkamadım.
Mutfakta öylece duruyorlar.
Lilanın kumunu da temizlemedim daha.
Sıradan yaşamın rutin işleri beni bekliyor.
Ama zihnimi ve ruhumu kemiren başka nedenlerden dolayı onları yapacak enerjim yok gibi hissediyorum.
Kendimi iyi hissetmiyorum.
Kendimi tanıyamıyorum. Yapmam gereken işlerin, yetiştirmem gereken ödevlerin ve asla açmayan güneşin sıkıntısı içindeyim.
Ama hala sabah kalkıp anlansız yazılar yazmaya devam ediyorum.
Sahi neden yıllardır başıma ne gelirse gelsin yazmaya devam ediyorum bilmiyorum.
Ama arkada çalan müzik çok güzel.
Yazılarım da aynı kafam gibi karmakarışık.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Az önce okuduklarım size bir anlam ifade etmediyse sıkıntı sizde değil.
Son derece anlamsız ve öylesine yazdığım, sabahları zihnime üşüşen şeyleri tamamen özgürce karaladığım defterimden bir kısım okudum size.
Böyle anlamsız şeyleri yazmanın zaman içerisinde anlam kazandığını yaşadığım süre içerisinde gözlenmedim.
Bugün yazı yazmak üzerine konuşacağız.
Yazmak benim için neredeyse bir ibadet gibi.
Ya da meditasyonda diyebilirim.
Sürekli bir şeyler yazarım.
En olmadık yerlerde, en garip zamanlarda bile yazarım.
Bazen gecenin bir yarısı, bazen silahı şafak sökmeden önce.
Bazen öğlenleri, bazen ikindi vakti.
Kalemim, defterim hep benimle gezer.
Çoğu zaman insanlara derdimi anlatmak yerine kendimi anlatırım.
Anlattıkça kendimi anlarım.
Amerikalı psikolog William James, düşüncelerimi yazana kadar onların ne olduğunu bilmiyordum demiş.
Kendisine çok katılıyorum.
Hatta bir defa aslında okulda şiddetli bir bunalıma girmiştim.
Ve dersten çıkıp kantine inmiş, yarım saat yazı yazmıştım.
İçimde kendine gerçekleri itiraf ederken zorlanan bir parça var.
Onu yazarak ortaya çıkarıyorum.
Bazen o parça beni öylesine zorluyor ki, Okulda dersin ortasında dersi terk etmek zorunda kalıyorum.
Ya da bir randevuya geç kalıyorum.
Bazen dünyanın en anlamsız cümlelerini yazıyorum kağıda ama yine de yazıyorum.
Çünkü yazdıkça anlamsızın anlama kavuşacağını biliyorum.
İyileşiyorum. Kendimi daha iyi anlıyorum.
Yazmak gerçekten de çok güçlü bir araç ve bunu hayatımızın pek çok alanında kullanabiliriz.
Bugün size... Sadece yazı yazmaktan değil de, yazarak nasıl daha iyi kararlar verebileceğimizden, yaratıcılığımızı nasıl artırabileceğimizden, kendimizi nasıl daha iyi tanıyabileceğimizden
ve olmak istediğimiz kişiyi nasıl inşa edebileceğimizden bahsedeceğim.
Eğer yakınlarda bir yerdeyse kağıt kaleminizi alın derim.
Bu bölümü dinlerken bir şeyler yazmak isteyebilirsiniz.
Herkese yeniden merhaba.
Bugün yazmak...
Ve yazmayı hayatımızı iyileştirmek, kendimizi iyileştirmek için farklı şekillerde nasıl kullanabileceğimizden bahsedeceğiz.
Ben birkaç başlık altına ayırdım aslında bunları.
Çok uzun zamandan beri yazma pratiği yaptığım için ve bu konu üzerine çok fazla araştırma yaptığım için aslında zihnimde ne anlatabileceğime dair genel bir çerçeve var.
Anlatırken büyük ihtimalle yeni yeni şeyler aklıma gelecek ve yeni yeni şeyler ekleyeceğim.
Ama öncesinde bir şey söylemek istiyorum.
Yaratıcılıktan, iyileşmekten, travmadan ve işte...
Geleceğimizi hayal etmekten bahsedeceğiz.
Tüm bunlardan bahsederken benim anlattıklarımın bir terapi tavsiyesi olmadığını, yalnızca kendi yaptığım araştırmalardan ve deneyimlerimden bahsettiğimi bilmenizi istiyorum.
Zaten bunun farkındasınızdır ama yeniden söylemek istedim.
Özellikle travmayla ilgili konuşurken bunu bir daha üzerinden geçeceğim ama büyük bir sıkıntınız varsa ve bunları yazarken, bunlarla yüzleşirken sorun yaşıyorsanız belki de bir uzman danışmanız gerekiyordur.
Öncesinde uyarımı yapmış olayım ve hemen maddelerimize geçmek istiyorum.
Ben yazmayı hayatımın farklı alanlarında kullanıyorum.
Bunlardan ilki yaratıcılığımı geliştirmek, kendimi tanımak için yaptığım bir egzersiz.
Aslında çok ünlü bir egzersiz.
Sanatçının Yolu isimli kitabın yazarı Julia Cameron'un bulduğu sabah sayfaları çalışması.
Bunu büyük ihtimalle duymuş olabilirsiniz ya da eğer Instagram'dan takip ediyorsanız benim uzun zamandan beri sürekli sabah sayfaları yazdığımı biliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Sabah sayfaları şu şekilde yazılıyor.
Elinize... Uyanır uyanmaz elinizi yüzünüzü yıkayıp başka bir şey yapmadan kağıt kalemi alıyorsunuz.
Ve oturup 3 sayfa yazı yazıyorsunuz.
Bu 3 sayfa yazı gerçekten son derece anlamsız olabilir.
Bölümün başında size okuduğum yazı aslında benim bu sabah yazdığım sabah sayfalarımın girişiydi.
Son derece anlamsız. Zihnimdeki karmaşık düşünceleri gördünüz.
Herhangi bir şeyi çözmeye çalışmıyorum.
Herhangi bir olayı anlatmaya çalışmıyorum.
Gerçekten sadece aklımdan ne geçiyorsa onu yazıyorum.
Ve bu son derece... Anlamsız olabiliyor.
Bir an işte ne kadar üzgün hissettiğimi söylerken bir an arkadan gelen müziğin ne kadar iyi olduğundan bahsediyorum.
Aslında bizim zihnimizde böyle işlemiyor.
Bir yandan bir şeylere üzülebilirken diğer bir yandan da başka bir şeyin ne kadar iyi olduğunu düşünüp, sevinip mutlu olabiliyoruz.
Hiç düşünmeden çamaşırlar, bulaşıklar, kedinin kumu, arkada çalan müziğin güzelliği, üzgün ve yorgun hissetmek, havanın kötülüğü gibi son derece basit ve sıradan şeyleri kağıda dökmek.
Uzun süre içerisinde insanda hem bir...
yaratıcı akışa sebebiyet veriyor hem de iyileşmeye götürüyor.
Bununla ilgili Julia Cameron diyor ki, bu sayfaları yazarken büyük ihtimalle içinizdeki sansürcünüz uyanacak ve size diyecek ki aptal mısın, salak mısın, ne saçma şeyler yazıyorsun, bu yazdıkların çok anlamsız, bunu
yazmana gerek yok, sen kendini ne zannediyorsun, sen bir şey yazabildiğini mi zannediyorsun, biri bunu okusa ne düşünür gibi sözler söyleyebilir.
Bu içinizdeki sansürcü adı üzerine bir sansürcü sestir ve sizi engellemeye çalışır, sizi tıkar.
Özellikle yaratıcı benliğinizi tıkar.
Bu nedenle kendinizi yalnız hissetmeyin diye aslında bölümün başında bu sabah yazdığım sayfaların girişini okudum.
Gerçekten de orada hiçbir amaca hizmet etmeden sadece içimi dökmek için yazdığım cümleler vardı ve ben bunu sürekli yapıyorum.
Bu yolda dediğim gibi...
Bir sürü defter bitirdim.
Ve bazen sadece sabahları değil, öğlenleri de yapıyorum, akşamları da yapıyorum.
Bu benim için zihnimi boşalttığım ve aslında kendime tanıklık edebildiğim bir alan.
Hatırlarsanız bir önceki bölümde besleygi dilinden bahsetmiş ve orada insanların birbirini en etkili şekilde nasıl dinleyebileceğini size anlatmıştım.
Karşımızdaki insanı dinlerken yargısızca dinlemek, yorum yapmamak, sadece onu anlamak ve belki anladığını...
ona yansıtmak yapabileceğimiz en iyi şey.
Ve aslında kendimizi dinlerken de böyle olmamız gerekiyor.
Ben yazı yazmayı aktif bir meditasyon ve aynı zamanda kendimle dertleşmek olarak görüyorum.
Yazı yazarken kendimi yargılamadığım, sadece yazdıklarımı yargısızca tanıklık ettiğim zaman aslında kendimi anlamaya başladığımı görüyorum.
Ve bence bu terapotik bir eylem.
En azından bende böyle işliyor.
Zamanla yazdıklarım bir anlam kazanmaya başlıyor gerçekten de.
İçimdeki o yaratık tıkanıklık geçiyor ve aklıma yeni fikirler geliyor.
Lütfen bunu deneyin.
Sabahları uyandığınızda yani eğer mümkünse tabii ki de sizin yaşam şartlarınızda bir şey yapmadan işte belki bir kahve yapın.
Ben genelde öyle yapıyorum. Elinize kağıt kalemi alın ve yazmaya başlayın.
Anlamsızca yazın. Zihninizde ne geliyorsa yazın.
Ve bunu devam ettirin.
Belki bir hafta, iki hafta, üç hafta.
Ve ilerledikçe fark edeceksiniz ki aklınıza yeni şeyler gelmeye başlıyor.
Yaratıcılığınız canlanıyor.
Umutsuz hissettiğiniz yerlerden yeni umut filizleri fışkırıyor.
Kendinizi daha iyi anlamaya ve daha iyi tanımaya başlıyorsunuz.
Bunun da ötesinde bu sabah sayfalarını yazmak ve kendi düşüncelerime yargısızca tanıtlık etmek bana öz şefkati de öğretti.
Kendi kendimi gözlemlemeyi, duygularımı da gözlemlemeyi...
Bazen içerisinden çıkamadığım, çok tıkandığım şeyler yaşıyorum ve kendimi bu hisler için suçluyorum.
Neden böyle hissediyorum diye kızıyorum.
Böyle zamanlarda elime hemen defterimi, kalemimi alıp yazmaya başlıyorum.
Ve yazdıkça duygularımı...
Çekinmeden itiraf ettikçe, kendimden sakladığım şeyleri kağıdımdan kalemimden saklamadıkça aslında kendimi şefkatle duymaya başlıyorum.
Ve bazen kendime diyorum ki tüm bu yaşadıkların içerisinde hala ayakta kalabildiğin için seninle gurur duyuyorum.
Bu şekilde serbestçe yazı yazmak ve özellikle sabahları uyanır uyanmaz yazmak gerçekten çok çok güçlü bir eylem.
Lütfen deneyin. Hatta burada anlatacağım bütün yazma stilleri içerisinde en iyisinin ve ilk yapmanız...
gerekenin de bu olduğunu düşünüyorum.
Bu nedenle ilk maddeye sabah sayfalarını koydum.
Hatta bu bölümü dinledikten sonra sabah sayfaları yazmaya başlarsanız lütfen bana resim çekip atın veya yazın.
Instagram üzerinden etgenelseslerpodcast hesabından bana ulaşabilirsiniz.
Gerçekten çok mutlu olurum.
Sizin de bu aracı hayatınızda kullanmanızı çok isterim.
İkinci yazma stili ise rüyalarımızı yazmak.
Ben bunu yaratıcılığımı güçlendirmek için yapıyorum.
Rüya günlüğü tutmak özellikle yurt dışında oldukça popüler.
Bunun şeyi de sabah sayfalarından bir tık farklı olarak yastığınızın altında küçük bir kalem ve defter bulundurmak.
Diyelim ki işte gece rüya gördünüz ve uyandınız.
Bu gece yarısı da olabilir, sabah da olabilir.
Uyanır uyanmaz, gerçekten hiç yerinizden kalkmadan...
O rüyayı yazmak. Çünkü uyandıktan sonra eğer kalkıp bir şeyler yaparsak genelde rüyalarımızı unutuyoruz.
Zihnimiz uyurken kendi içerisinde çok farklı bağlantılar kurabiliyor ve o kurduğu bağlantılar aslında bize rüya olarak yansıyor.
Rüyalarımızda normal bilinçli yaşantımızda yani gün içerisinde hiç aklımıza gelmeyecek şeyleri görebiliyoruz.
Ve bu gerçekten de normalde asla hayal edebileceğimiz şeyleri bize hayal ettirebiliyor.
Eğer yaratıcı bir işte uğraşıyorsanız ya da daha yaratıcı olmak bu konuda...
ilerlemek istiyorsanız hemen yastığınızın altına küçük bir defter ve kalemi koymanızı tavsiye ederim.
Özellikle ben bunu gece yarısı uyandığımda diyelim.
Bir rüya gördüm ve gece yarısı uyandım.
Hemen yazıyorum ve bunun etkisini sadece iş olarak değil, dışarıya ürettiğim chatler olarak değil de kendi hayatımda da görüyorum.
Mesela çok komik gelebilir ama bir masayı evinizde nereye yerleştireceğinizi bilmiyorsunuz.
Belki bir gece rüyanızın uyandığınızda onu nereye koymak istediğinizi bulabiliyorsunuz.
Çok garip gerçekten. Hatta bazı müzisyenlerin şarkılarının notalarını rüyalarında gördüklerini biliyoruz.
Direkt bir iyileşme aracı olarak değil de bunu daha yaratıcı, daha farklı fikirler bulmak için bir araç olarak kullanabilirsiniz.
Üçüncü yazma nedenim ise daha iyi kararlar verebilmek.
Yazarak insanın daha iyi kararlar verebildiğini ve zihnini daha iyi temizleyebildiğini gözlemledim.
Bunu daha öncesinde fark ettiğiniz mi bilmiyorum ama kendi içimizde aslında pek çok ses duyuyoruz.
Bir karar almaya yaklaştığım...
zaman içimizden bir ses yap derken diğeri yapma diyor ya da bir başkası diyor ki ama yapabilirsin yapmayabilirsin diyor.
Hiçbir şekilde aslında tek bir düşüncenin etkisi altında kalmıyoruz.
Karar anında pek çok olasılığı düşünüyoruz ve içimizden yükselen pek çok sese tanıklık ediyoruz.
Bununla ilgili okuduğum bir yazı da şöyle diyordu.
Elinize kağıdı kalemi alın ve içinizden gelen yükselen her farklı sesin ne söylediğini yazın.
Diyelim ki yeni bir işe başlamak istiyorum.
Bu işe başlamamı istemeyen sesin söyledikleri, isteyen sesini söyledikleri, nötr olan sesini söyledikleri.
Bunları yazın ve sonra şunu sorun kendinize.
Bu sözlerden hangisi gerçekten bana ait?
Bu cümleler benim geçmişte içselleştirdiğim bir ebeveynime ya da bir öğretmenime bir büyüme mi ait?
Yoksa bana mı ait? Bizler büyürken ebeveynlerimizin ya da bizi yetiştiren insanların, bize bakım veren insanların seslerini içselleştirip yetişkin hayatımızı taşıyabiliyoruz.
Hatta pek çoğumuz taşıyoruz.
Ve çoğu zamanda bir karar anında ya da hayatımızla ilgili önemli bir şey yapmaya çalıştığımızda içselleştirdiğimiz ebeveynin sesi ortaya çıkıyor.
O sesi kendi gerçek sesimizden ayırt etmek, Çok önemli.
Ve bu ayırt etme yolculuğunda yazmak bize yardımcı olabilir.
Zihnimizin içerisinde düşünceler uçuştuğunda öyle kalıyor ve onların gerçek mahiyetini bence anlamıyoruz.
Ama yazdığımızda o cümleler ve o düşünceler somutlaşıyor.
Somut bir şeyi algılamak ve gerçeğini ayırt etmek...
Soyuttan çok daha kolay oluyor bence.
Bu nedenle bir konuda karar vermekte zorlandığınız zaman bu bahsettiğim egzersizi kullanabilirsiniz.
Rüya günlüğü ve bu karar verme egzersizi ilk anlattığım sabah sayfalarından daha farklı.
Bunları çok düzenli yapmanıza gerek yok.
Sadece ihtiyaç duyduğunuzda kullanabileceğiniz araçlar olarak size sunmak istedim aslında sorarsanız.
Dördüncü maddemiz ise travmadan iyileşmek.
Bu biraz hassas bir konu.
Bölümün başında da söylemiştim.
Çok travmatik bir geçmişiniz varsa ya da yüzleşmekten korkuyorsanız kendi...
Kendiniz travmayla yüzleşirken zorlanıyorsanız lütfen bir uzmana danışın.
Travmadan iyileşmekle ilgili olan maddeyi hazırlarken aslında çok güzel bir makale okudum.
John Hopkins Üniversitesi'nde bir akademisyen travmadan yazarak iyileşmek üzerine dersler veriyor.
Ve bununla ilgili işte workshoplar, kurslar veriyor.
Bu makaleydi. O akademisyen yazmıştı.
Şu an adını gerçekten hatırlamıyorum.
Hintli birisiydi çünkü ve telaffuz çok zordu.
Ancak makaleyi yine açıklamalar kısmına bırakacağım.
Hani oradan okuyarak daha detaylı...
Haydi bir şekilde de öğrenebilirsiniz.
Bu akademisyen yazar yazmayı hem kendi üzerinde hem de başkaları üzerinde travmayı iyileştiren bir araç olarak kullanıyor.
Ve bunu da nasıl yapabileceğimizi bize madde madde açıklıyor.
Ama ben öncesinde bu travmadan yazarak iyileşmek üzerine düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hayat hikayemizi yazmak, travmamızı yazmak ve bizi...
Bu travmaya götüren, bize bunu yaşatan şeyleri yazmak çok fazla yazarın kullandığı bir şey.
Aslında pek çok yazar bunu kendi hikayelerini yazarak yapıyor.
Zamanın gelince de eğer yeterince cesurlarsa yayınlıyorlar.
Kendi travmalarını çıplak bir dille yazan yazarlar benim her zaman dikkatimi çekmiştir ve bu kitapları okurken her zaman çok etkilenmişimdir.
Eskiden bunu nasıl yapıyorlar diye kendi kendime hep düşünüyordum hani nasıl bu kadar...
dürüst olabiliyorlar? Nasıl bu kadar açık olabiliyorlar?
Şimdi ise bunu iyileşmek için yaptıklarını görebiliyorum.
Çünkü kendi acını, kendi yaşanmışlığını yazıp paylaşmak insanı iyileştiriyormuş.
Bu türde aklıma gelen ilk örnekler şimdi düşündüm aniden.
Miras, Talebe, Napoli romanları ve Martin Eden.
Eminim biraz daha düşünsem bunları çeşitlendirebilirim.
Ama bunlar şu an aklıma geldiler.
Kendi hayatımızın Parçalarını yazmak bize hayatımızı sahiplenme hissi veriyor.
Bir anıyı yazarken...
hem içe dönüyoruz hem de diğer karakterlerin gözünden de olaya bakmaya başlıyoruz.
Bunu öyküleştirmekten bu arada bahsediyorum.
Burada en önemli madde aslında kendi hayatımızın öyküsünü yazarken ya da hayatımızdan bir parçayı yazarken kurban rolünde değil de bir kurtaran rolünde bunu yazmak.
Genelde okuduğum kitaplarda da hep böyle oluyor.
Eğer bir yazar kendi hayati kendisini yazıyorsa ne kadar büyük bir travma içerisinden geçmiş olursa olsun onu kurban olarak değil de günün sonunda bununla yüzleşmiş, ve bununla yüzleştikten sonra yaşamaya devam
edebilmiş bir kurtulan olarak yazıyor.
Bence biz de bu egzersizi yaparken bu şekilde ele almalıyız yaşantılarımızı.
Okuduğum yazıda akademisyen şöyle söylüyor.
Travmatik olduğunu düşündüğünüz yaşamanızın parçasını ele alın.
Yani bu mümkünse sadece bir anı olsun.
Elbette ki pek çok anınız olabilir travmatik ama sadece bir tanesiyle başlayın.
Bir konu seçin ve onun üzerine yazın.
Bunu bir öykü olarak yazın ama hani gerçekten de otobiyografik bir eser gibi yazın.
Eğer böyle bir şey yapmak isterseniz öncesinde bazı otobiyografik romanları okuyabilirsiniz.
Hani o yazarlar nasıl yapmış bakabilirsiniz.
Bunu yazdıktan sonra bu anınızı bu anın içerisinde derinleşin.
Yani yazdığımız yazıyı dallandırıp budaklandırın.
Siz bunun içerisindeyken neler hissettiniz?
Çevrenizdekiler neler hissetti?
Onlar size nasıl davrandı?
Ve onların davranışlarının gerçekten nedenleri neydi?
Bir roman yazarı gibi bunu da yazın.
Yani o anıyı genişletin.
daha kapsamlı bir hikayeye dönüştürün diyor.
Sonrasında zaten artık onun üzerine yeterince düşündüğünüz hem kendi bakış açınız hem de etrafınızdaki bu olaya şahitlik eden ya da bu olaya sebebiyet veren diğer insanların bakış açılarını düşünüp yazdığınız için zihninizde
belli bir şeyler şekillenmeye başlıyor diyor.
Peşinden de bu akademisyenin tavsiyesi yazdığımız bu yazıyı paylaşmak.
Tabii ki de bunu bir kitap olarak yayınlamaktan bahsetmiyorum.
Herkes için böyle bir şey mümkün değildir.
Ama belki çevrenizde paylaşmak ya da bir komüniteniz varsa.
birlikte böyle yazılar yazdığımız insan topluluğu varsa onlarla paylaşmak çok iyi olabilirmiş.
Ben şahsen bunu yani bir anımı, bir travma yazma egzersizini kendim yaptım.
Böyle bir anımı yazdım. Küçük bir hikaye şeklinde ama bunu paylaşmadım.
Çünkü henüz o kadar paylaşacak kadar güçlü değilim.
Fakat podcastimde ara ara kendi hayatımdan hikayeler anlatıyorum.
Bu daha böyle hani serbestlikte anlattığım şeyler, hikayeleştirerek ya da üzerine düşünerek anlattığım şeyler değil.
Ama ona rağmen ne zaman bir şeyi anlatsam Gerçekten de rahatladığımı hissediyorum.
Gerek podcast'a anlatayım, gerekse bir arkadaşıma anlatayım.
Belki de böyle yüzleşmekten korktuğumuz, bize çok acı veren bir şeyi önce yazmak, sonra üzerine düşünmek, sonrasında ise bazı insanlarla paylaşmak bizim için de iyileştirici olabilir.
Aynı zamanda insanın kendi hayatını yazmasının özgüvenini arttırdığını gösteren bazı araştırmalar var.
Hani bu Seda Sayan'ın çok fazla Instagram'ın dönen videosu var.
Gülben Ergen'e şey diyor, neler yaşadın ya, neler yaşadın.
Anlat herkes duyursun.
Siz de aslında yazdıktan sonra kendi yaşantınızı dönüp öyle diyorsunuz bir nevi kendinize.
Vay be neler yaşamışım.
Ve bu insanın özgüvenini arttırıyormuş.
Bununla ilgili de yani yaşantımızı yazmanın özgüvenimizi nasıl arttırdığını gösteren çalışmaya dair araştırmayı ve makaleyi de yine açıklamalar kısmına bırakacağım.
Oldukça ilginç bir çalışma olduğunu düşünüyorum.
İsterseniz bakabilirsiniz. Son olarak da geleceğinizi ve future self yani gelecekteki kendinizi hayal etmeyi...
çalışmasından bahsetmek istiyorum.
Bunu ben Jordan Peterson'dan öğrendim.
Bu hafta kitap kulübümüzde Jordan Peterson'ın yazdığı Düzenin Ötesinde isimli kitabı okuyoruz.
Bir bölüm var. Geleceğinizi hayal etmek ve olmak istediğiniz kişi olmak üzerine.
O bölümü okuduktan sonra birazcık daha yazmak üzerine ve geleceği hayal etmek üzerine daha birini düşünmeye başladım.
Jordan Peterson kitabında diyor ki, geleceğini hayal edebilen, olmak istediği kişiyi hayal edebilen tek tür biziz.
Bizden başka hiçbir canlı böyle bir yeteneği yok.
Bizler gerçekten de olmak istediğimiz kişinin kim olduğunu zihnimizde canlandırabiliyoruz ve bu çok güçlü bir araç diyor.
Bunu kullanın diyor. Yani size böyle bir yetenek bahşedildiyse bunu kullanmamak zaten aptallık olurdu.
Ot gibi yaşamak yerine tabiri caizse ne olmak istediğini hiç düşünmemek yerine olmak istediğin kişiyi düşünüp bununla ilgili aksiyon planları almak eminim bizi kendimizle daha uyum içerisinde, daha barış
içerisinde kılacaktır.
Jordan Peterson diyor ki Hayat sorumluluk almaktır ve eğer kendi yaşamınızın sorumluluğunu almazsanız anlamlı ve mutlu bir hayat yaşayamazsınız.
Sorumluluğunu almak demekse aslında insanın geçmişinin, geleceğinin ve şimdisinin de sorumluluğunu alması demek.
Geçmişle ilgili yani travmalarla ilgili zaten bir egzersiz tavsiye ederim.
Şimdiyle ilgili sabah sayfalarını yazmak bence en iyi seçenek.
Gelecekle ilgili ise Jordan Peterson'ın yapmamızı tavsiye ettiği egzersizi şimdi sizlerle paylaşacağım.
Bu egzersiz aslında daha dallanıp budaklanan, uzun açıklamaları olan bir şey ama ben temelde 8 tane sorusunu size anlatacağım.
Bu 8 soruya yanıt aramak ve bu verdiğiniz yanıtlar doğrultusunda kendinize bir aksiyon planı, bir gelecek planı çizmek.
Aslında daha sorunlu bir hayat yaşamanız ve kendinize daha çok güven duymanız, daha emin adımlar...
İlerlemeniz için bir yol.
En azından Jordan Peterson öyle söylüyor.
Hatta onun bu sorularını yanıtlayıp da ona göre bir yaşam planını çizen insanların internette yorumlarını okudum.
Ben henüz yapmadım bu arada.
Size anlattıktan sonra ben de yapacağım.
Ama internette gerçekten çok güzel yorumlar vardı.
Hani bundan çok faydalandığını söyleyen insanlar vardı.
Nasıl yaptıklarını anlatan. Hatta Medium'da bir makalede okudum.
Onun da linkini bırakırım. Bugün podcast'ın açıklama kısmı.
Yazı linki dolu olacak. Hemen sorulara geçeyim.
Daha fazla uzatmadan. Birinci soru şu.
En iyi şekilde yapmak isteyeceğiniz bir şeyi düşünün.
En iyi yaptığınız şey nedir demiyorum bakın.
Gerçekten de en iyi yapmak istediğiniz, en iyisi olmak istediğiniz bir şey düşünün ve bunu yazın.
Tek bir şeyi yapacak olsaydınız bu ne olurdu?
İkinci sorumuz. Önümüzdeki 6 ay boyunca öğrenmek istediğiniz bir şey var mı?
Gerçekten kendinizi geliştirmek istediğiniz bir alan var mı?
Bu 6 aydan sonra 2 yıl düşünün.
Önümüzdeki 2 yılda ne öğrenmek istiyorsunuz?
Sonrasında ise 5 yılınızı düşünün.
Bu zaman içerisinde geliştirmek istediğiniz yetenekler, hayatınıza katmak istediğiniz bilgiler neler?
Spesifik olun, bunları yazın.
Sadece aman şunu öğrenmek istiyorum dediğiniz şeyler büyük ihtimalle zaten aklınızdan uçup gidecektir.
Üçüncü soru, geliştirmek istediğiniz bir alışkanlık var mı?
Mesela bu benim için odaklanmaktı.
Odaklanmak aslında bir yetenek ama aynı zamanda düzenli olarak hayatımızda barındırmamız gereken bir alışkanlık.
Ben de ADHD'de olduğu için yani dikkat eksikliği hastası olduğum için odaklanmakta cidden çok zorlanıyorum.
Tabii aynı zamanda sosyal medya işi yapıyorum ve telefonla vakit geçirmem gerekiyor.
Bunun üzerine neler yapabileceğimi, odaklanmamı her gün nasıl daha iyi bir seviyeye çıkarabileceğime dair mesela bir aksiyon planı yazmayı planlıyorum ben de.
Bu sizin için farklı bir şey olabilir.
Dördüncü soru. Nasıl bir sosyal çevreye sahip olmak istiyorsunuz?
Sosyal çevre gerçekten de bizim için çok önemli.
Çünkü bizler sürekli söylendiği gibi sosyal hayvanlarız ve tek başımıza yaşayamıyoruz.
Tek başımıza kaldığımızda kendimiz hakkında aslında o kadar da farkındalık sahibi olamıyoruz.
Başkalarının bize bir şeyler demesi, bizi dışarıdan görmesi, bizi toparlaması gerekebiliyor ara ara.
Bu nedenle sosyal çevremizi daha iyi bir hale getirmek bizi daha iyi ve daha mutlu yapabilecek bir şey.
Mesela bu soru benim aklıma şey getirir direkt.
Eskiden beri sosyal çevremle ilgili yakınırım.
Hani neden böyle, neden daha iyi değil, nasıl daha iyi bir çevre edinebilirim diye.
Yakınmak yerine bunun üzerine bir plan yapmam gerekiyormuş.
Daha iyi insanlarla ya da daha kafama uygun, beni daha ileriye götüreceğini düşündüğüm insanlarla tanışabileceğim alanları bulmak, bu alanlara girmek için onlarla...
Dostlar kurabilmek için bir aksiyon planı hazırlamam gerekiyormuş.
Oturduğum yerde kimse kapıma gelmiyormuş yani arkadaşlar.
Sizin de öyle olacak.
Bu nedenle sosyal çevirinizi düşünmek ve ideal sosyal çevirinizin nasıl olduğunu, gelecekte nasıl insanlarla dost olmak istediğinizi, arkadaş olmak istediğinizi hayal edip yazmak da yine gelecekteki benliğiniz için oldukça önemli.
Beşinci soru. İş ve okul dışında boş zamanınızda ne yapıyorsunuz sorusu.
Jordan Peterson diyor ki insanlar genelde boş zamanlarını ne yapacaklarını bilmediği için günde 3-4 saatleri çöpe gidiyor.
Telefona gidiyorlar ya da saçma sapan işler yapıyorlar.
Günde 3-4 saatin çöpe gitmesi demek yılda 1400 saatin çöpe gitmesi demek.
Ve bunu hayatınızla çarptığınızda binlerce saatiniz sadece boş geçiyor.
İdeal boş zamanlarınızda ne yapmak istediğinizi eğer önceden planlarsanız...
Sevdiklerinize daha fazla vakit ayırabilir, sanatsal etkinliklere daha fazla zaman ayırabilirsiniz veya kendinizi daha çok geliştirebilirsiniz.
Altıncı sorum, gelecekteki aile hayatımın nasıl olmasını istiyorum?
Bence bu zaten yani özel bir soru.
Kendiniz yazın bunu. Nasıl bir yaşam istediğinize dair.
Yedinci soru. Gelecekteki iş hayatımın ve kariyerimin nasıl olmasını istiyorum?
Kendimi nerede görmek istiyorum?
Sekizinci soru ise takdir ettiğim insanlar kimler?
En çok beğendiğim 3 kişi kim?
Bu 3 kişiyi yazın. Sonra bu insanların ortak yönleri var mı?
Bu insanların benimle ortak yönleri var mı?
Ve neden bu insanları bu kadar çok takdir ediyorum?
Neden onlara benzemek istiyorum?
Bu soruların yanıtlarını yazıp.
Sonrasında yazdığınız yanıtlarla uyumlu bir şekilde aksiyon planı hazırlamak, future self'inize yani gelecekteki kendinize yaptığınız çok büyük bir yatırım ve bence sadece tek seferlik değil de bu soruları
zaman zaman yeniden yanıtlamaya devam etmek, bu egzersizi ara ara yapmak kendimize bazı şeyleri hatırlatmak için çok iyi olacaktır diye düşünüyorum.
Mesela aklıma şöyle bir şey geldi.
Bazen gün içerisinde çok fazla düşüyorum, çok fazla kendimden kopuyorum ve yapmak istediğim şeyleri yapmamaya başlıyorum.
Ama bu soruların yanıtlarını yazdıktan sonra her zaman görebileceğim bir yere bırakacağım o yazdığım defteri.
Ve gerçekten bunaldığımda bir şeyleri yapmak istemediğimde o defteri açıp bunu gelecekte olmak istediğim kişiye ulaşmak için yaptığımı kendime hatırlatacağım.
Kim olmak istediğimi kendime hatırlatacağım.
İnsan önce kim olmak istediğini bilmeli.
Sonrasında ise ona giden yolda emin adımlarla...
İlerlemeli diye düşünüyorum.
Genel olarak benim hayatımda kullandığım ve kullanmayı planladığım yazma pratikleri bunlar.
Eğer sizin kullandığınız farklı pratikler varsa bunları bana yazabilirsiniz.
Merak ediyorum çünkü ben de hayatıma katmak isterim.
Bunların hiçbirini yapmasanız bile sadece öylesine birkaç satır yazsanız o bile size iyi gelecektir, iyi hissettirecektir diye düşünüyorum.
Bugünlük söylemek istediklerim bu kadar.
Eğer bu egzersizlerden herhangi birini yaparsanız benimle paylaşmayı da unutmayın lütfen.
Bu bölümü sevdiyseniz ve beğendiyseniz dediklerinizi arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz.
Yorumlarınızı her zaman bana iletebilirsiniz.
Şimdilik kendinize çok iyi bakın.
Haftaya görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
