
Yaşamına Yön Verecek 8 Kitap Ve Umut Üzerine Kısa Bir Konuşma
29 Mayıs 2023 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yine yeniden kitaplara sığındığım bir bölümle karşınızdayım. Yıkılmadık ayaktayız. Biraz sohbet muhabbetle, biraz da kitap önerileriyle dolu bir bölüm oldu. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Kitap Kulübüne Katıl :
*******
Bana yazın: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Aslında bu bölüm önceden planlanmış bir kitap tavsiyesi bölümüydü.
Uzun zamandan beri bana çok fazla mesaj geliyor.
Bilge, bayağıdır kitap tavsiyesi bölümü çekmedin.
Yeni kitapları tavsiye etsen ne kadar güzel olur diye.
Ben de bunun üzerine bir liste hazırlamıştım ve böyle bir bölüm kaydedecektim.
Fakat sonrasında, özellikle dün akşamdan sonra çok fazla yeni bölüm yap, birazcık bizimle konuş, dertleşelim tarzında mesaj geldi.
Ben de zaten böyle yapmak istiyordum.
Biliyorsunuz burası benim...
özgür olduğum, rahat hissettiğim bir alan.
Hepimizi çok seviyorum. Sizlerle konuşmak, muhabbet etmek bana çok iyi geliyor.
Ben de size iyi geliyorum.
Geri dönüşlerinizden bunu biliyorum.
O yüzden böyle bölümün başında birazcık konuşmak, sonrasında bazı kitap tavsiyelerine bulunmak istiyorum.
Çünkü hayat devam ediyor.
Bizler yola devam etmek zorundayız.
Bu yolda yalnız değiliz.
Birbirimize destek olacağız.
Aynı zamanda kitaplardan, yazılardan, makalelerden, İnsanlığın ürettiği bütün o bilgiden, deneyimden de destek alacağız yine.
Hepsi bizim için varlar.
Dün akşam herhalde saat akşam 11 civarlarında Instagram'da bir story paylaştım.
Orada birazcık vazgeçmemekten, umutsuzluğa kapılmamaktan ve her zamankinden daha fazla çalışmamız gerektiğinden bahsettim.
Burada şunu söylemek istiyorum öncelikli olarak.
Siyasi görüşünüzün ne olduğunu bilmiyorum ve beni ilgilendirmiyor da zaten.
Ben sadece bu ülkenin iyi bir yer olmasını istiyorum.
Ve kendimce bu ülkenin en iyi hale gelmesini destekleyecek, onu o noktaya götürecek bir siyasi görüşüm var.
Fakat şundan çok eminim.
Bu podcastı dinleyen herkes.
hangi noktada duruyor olursa olsun siyasi olarak bu ülkenin iyi bir yer olmasını istiyor, iyi bir noktaya gelmesini istiyor.
Aslında hepimiz aynı palitedeyiz.
Böyle bütüncül bir şekilde yaklaşmak, hepinize seslenmek istiyorum.
Aranızda çok fazla umutsuz insan var.
Özellikle gençler, üniversite okuyanlar, üniversite sınavına hazırlananlar.
Lütfen umutsuz olmayın.
Önce bununla başlayacağım.
Lütfen umutsuz olmayın çünkü...
Sizler umudumuzsunuz.
Gençler umudumuz.
Atatürk'ü hatırlayın.
Onun bize olan güvenini hatırlayın.
Ne zaman üzülseniz, ne zaman kendinizi yalnız hissetseniz hep onu düşünün.
Ve sonra sizin gibi düşünen diğerlerini düşünün.
Ve birbirinizden destek alın.
Yalnız olmadığınızı bilin istiyorum.
Bundan birkaç gün önce Instagram'da gezinirken çok güzel bir postla karşılaştım.
Küçük Prens'ten bir alıntıydı.
İzninizle size de okuyacağım.
Diyor ki Küçük Prens.
Elbette seni inciteceğim.
Elbette sen de beni inciteceksin.
Elbette birbirimizi inciteceğiz.
Varoluşun koşulu budur.
Bahar olmak, kışı göze almaktır.
Var olmak da yok olmayı göze almaktır.
Şimdi diyebilirsiniz, Bilge ne alaka bizimle bu alıntıyı paylaştın?
Aslında burada her şeyin zıtlıklarıyla var olduğunu görüyoruz.
Umutsuzluk olmadan umut olmuyor.
Bahar olmadan kış olmuyor.
Yok olmak olmadan var olmak olmuyor.
Bazen umudun en güçlü yaşardığı yer umutsuzluğun en fazla olduğu yerdir.
Bununla ilgili birazcık pozitif psikolojide yer alan öğrenilmiş çaresizlik ve öğrenilmiş imserlik kavramlarından bahsetmek istiyorum.
Zaten bunlarla ilgili birkaç gün içerisinde yeni bir podcast bölümü yapacağım ve öğrenilmiş imserlikten bahsedeceğim.
O bölüm zaten çok daha geniş bakış açısına sahip.
Bu konuyu tamamıyla irdelediğimiz bir bölüm olacak.
Sadece şunu bilmenizi istiyorum.
İnsan psikolojisi gerçekten çok garip.
Çaresiz olmayı, umutsuz olmayı öğrenebildiğimiz gibi umut var olmayı, ilimsel olmayı da öğrenebiliyoruz.
Ve çok böyle ünlü bir hikaye vardır biliyor musunuz?
Toplum arasında anlatılır.
Bana ilk bunu annem anlatmıştı.
Gerçekliği sorgulanır.
Ama bence bu öğrenilmiş çaresizlik konseptiyle çok iyi uyuşuyor.
Derler ki pireleri bir kavanoza koymuşlar.
Ağzını kapatmışlar.
Pireler zıplamaya başlamış.
Zıpladıkça kavanozun kapağına çarpmışlar.
Zıpladıkça kavanozun kapağına çarpmışlar.
Bir süre böyle devam etmiş.
Sonrasında kavanozu açmışlar.
Ve gözlemlemişler ki pireler sadece kavanozun kapağına kadar sıçrayabiliyor.
daha da yukarı sıçrayamıyor.
Dediğim gibi bunun gerçek olup olmadığını gerçekten bilmiyorum.
Şu an konuşurken aklıma geldi bu örnek.
İnsanın öğrenilmiş çaresizliğine dair bence çok güzel bir örnek ama bu.
Bizler bir şeyi çok uzun süre yaşadığımızda, bu psikolojik olarak da kanıtlanmış bir şey, çok böyle umutsuz olaylara üst üste maruz kaldığımızda, hayal kırıklığı yaşadığımızda, zorlandığımızda çaresiz
olmayı öğrenebiliyoruz.
Ve bu çaresizlik ve kötümserlik hayatın her noktasında bize eşlik eden, bakış açımızı şekillendiren bir şeye dönüşebiliyor.
Yani otomatik olarak bizi kötümser yapıyor.
Ama çaresizliği öğrendiğiniz gibi iyimser olmayı da öğrenebiliyoruz.
Hatta pozitif psikolojinin kurucusu Martin Seligman'ın Öğrenilmiş İyimserlik isimli bir kitabı dahi var.
Zaten bu kitaptan bahsedeceğim daha detaylı olarak.
Öğrenilmiş İyimserlik ise ne olursa olsun, hayatta başımıza ne gelirse gelsin, Esnek olabileceğimizi, her zaman bir seçeneğin olduğunu, sağlıklı yetişkin yanımızda olaylara
bakıp, sorumluluğumuzu alıp yola devam edebileceğimizi söyleyen bir şey.
Ve bunu yapabiliriz.
Yani insan olarak hayata ilimser bakma, umut var bakma kapasitemiz var.
Bu hani şey demek değil.
Hayata pembe gözlüklerle bakın, her şey işte çok iyi olacak, her şey mükemmel olacak.
Hayat toz pembe bir yer demek değil.
Zaten ben dünyanın güllük gilistanlık bir yer olduğunu düşünmüyorum.
Yaşamın her zaman iyiliklere gebe olduğunu da düşünmüyorum.
Zaten bütün insanlık tarihine bakacak olursanız ne kadar büyük acılar çekildiğini, insanoğlunun buraya gelene kadar nelerden geçtiğini, kendisine ve doğaya ne kadar zarar verdiğini görebilirsiniz.
Hatta bunun için geriye gitmenize de gerek yok.
Şu anki mevcut dünya durumuna bakın.
sadece bizim ülkemize değil, dünyadaki diğer yerlere de bakıp bunun böyle olduğunu rahatlıkla kendinize kanıtlayabilirsiniz.
Bizim de payımıza düşen bazı acılar, bazı sıkıntılar var, evet.
Bazıları bizden çok büyük şeyler götürüyor, bazıları bizi üzüyor ama tüm bunların karşısında edilgen bir yapıda kalmamayı tercih etmek bizim elimizde.
Doğacı filozoflardan Sene Kanıdı yanlış hatırlamıyorsam bir sözü var, Epik Tetos da olabilir.
Şu an buna tam emin olamadım.
Diyor ki hayat başımıza gelenler değil, bizim onlara verdiğimiz tepkidir.
Biz de ilimser olmayı, her şeye rağmen umutlu var olmayı tercih edebiliriz.
Bölümün başında da söylediğim gibi ne zaman umudunuzu kaybetseniz lütfen Atatürk'ü düşünün.
Onun nereden, hangi noktalardan geçtiğini, nasıl bir savaş verdiğini...
Umutsuzluğun ve yıkımın ortasında nasıl yeniden bir umut, bir ülke var ettiğini hatırlayın.
Yine bu kötümserlik ve ilimserlikle ilgili Seligman'ın Öğrenilmiş İlimserlik kitabında okuduğum bir hikayeden bahsetmek istiyorum.
Orada bir örnek veriyor aslında bu hikaye üzerinden.
Diyor ki bir anne ve baba düşünün.
Bu anne ve babanın bir tane çocuğu oldu ve çocuk daha yeni doğmuş bir bebek yani.
Seslere tepki vermiyor.
Baba evhamlanıyor.
Diyor ki bu çocuk neden seslere tepki vermiyor?
Neden bu şekilde sürekli işte biz gürültü yaptığımız halde hiçbir şey yapmıyor, uyanmıyor?
Anne de ona diyor ki bu bir dakika bu daha yeni doğmuş bir bebek.
Farklı şeyler olabilir bir bebek kitabına bakalım diyor.
Bebek kitabını alıp açtığında yeni doğan bebeklerin ilk doğdukları birkaç gün içerisinde seslere tepki vermemeleri, uyanmamalarının normal olduğu bu tip reflekslerin sonradan gelişine dair bir
bilgi okuyor. Fakat baba net tatmin olmuyor.
Bunun üzerine anne diyor ki tamam.
Sakin ol. Pazartesi günü doktordan randevu alırız.
Gidip çocuğu muayene ettiririz.
Fakat baba yine kötümser olarak düşünmeye devam ediyor.
Pazartesi gününe kadar annenin peşinde geziyor.
Çocuğumuz sağır mı? Doğdu mu?
Ne yapacak? Zaten benim dedem de sağır diyor.
Bu kesin genetiksel bir durum.
Mahvolduk. Bizim evladımız sağır diye üzülüp duruyor.
Ve hayatı tabii ki de sekteye uğruyor.
İşlerini yapamaz hali geliyor.
işlevselliğini kaybediyor.
Neyse pazartesi günü olduğunu çocuğu doktora götürüyorlar ve bir sıkıntı olmadığı ortaya çıkıyor.
Zaten çocuk birkaç gün içerisinde streslere tepki vermeye başlıyor.
Baba bundan sonra rahatlayıp hayatına geri dönüyor.
Şimdi bu örnekte anne ve babanın tavırları karamsarlığa ve ilgisayarlığa çok iyi birer örnek.
Ortada bir sorun olduğunda direkt olarak üzülüp evhamlanmak yerine araştırmak, bakmak eğer gerçekten bir sorun varsa da bunun çözümünü nasıl olabileceği üzerine düşünmek yetişkince
bir tavır. Ben kendi tavrımı söylemek istiyorum.
Tüm bu yaşadığımız zamana, bu ülkedeki durumlara, ekonomik dengesizliklere ve üzücü her şeye karşı olan tavrım çalışmaya devam etmek ve durmamak.
Yani bu mikrofonu elime alıp sizlerle konuşmak, yeni bir şeyler yapmak, yeni bir girişimde bulunmak belki, okumaya devam etmek, öğrenmeye devam etmek ve her zaman iyi olanın Güzel olanın
yanında dik bir şekilde durmak.
İşte arkadaşlar benim tavrım bu.
Ve dün akşam Instagram'da söylediğim gibi artık her zamankinden daha da umut varım.
Daha da çalışkanım her zamankinden.
Duracak değilim. Vazgeçecek değilim.
Hiçbir şey bana bunu yaptıramaz.
Hayal kırıklarımdan ders çıkarmaya, üzüntülerimle olgunlaşmaya hazırım.
Kötü olan şeyleri reddetmeyeceğim.
Ama şunu da çok iyi bileceğim.
Koşullar ne kadar kötü olursa olsun.
Onlara yenilmek zorunda değiliz.
Zorluklar karşısında daha umutlu düşünmeyi kendimize öğretebilir ve bütün zorlukların, acıların ortasında insan olarak nelere uyum sağlama kapasitemiz olduğunu
hatırlayabiliriz.
Hedeflerimizi takip edebiliriz.
Umudu koruyabiliriz.
Hayatın getirdiği kaçınılmaz fırtanalardan kurtulmak için cesaret, güç ve dayanıklılık bulabiliriz.
Bu kapasite... Bu söylediğim şeylerin hepsi insan olarak içimizde gizli.
Ha derseniz ki Bilge, benim daha da fazla desteğe ihtiyacım var.
İşte o noktada size bazı kitaplar tavsiye edeceğim.
Bu kitaplar bizi hayata karşı motive edecek, umudumuzu artıracak, hayatın içerisinde hareket ederken esneklik kapasitemizi arttırıp ilişkilerimizi hem ötekiyle
olan ilişkimizi hem kendimizle olan ilişkimizi iyileştirmemize yardım edecek.
Beni biliyorsunuz kitaplar her zaman en büyük dostum olmuştur.
Onları sevmekten, onlara sığınmaktan hiç vazgeçmedim ve her zaman beni doğru olan tarafa götürdüler.
O halde hemen ilk kitabımızla başlamak istiyorum.
Bu çok ünlü bir kitap.
Aslında listeye koyarken düşündüm.
Kesin herkes biliyordur dedim.
Ama yine de koymak istedim.
Viktor Frankl'ın İnsanın Anlamarı Eşi kitabı.
Viktor Frankl Yahudi soyuklumuna maruz kalmış bir aileye sahip.
Kendisi Yahudi, Nazilerin toplama kamplarına topladığı ve orada ölümüne çalıştırdığı insanlardan biri.
Bir psikiyatrist o toplama kamplarından sağ çıkan az sayıda kişiden biri aynı zamanda.
Bütün ailesini, eşini, akrabalarını sevdiği herkesi orada kaybediyor.
Ve oran çıktıktan sonra insanın her zaman hangi zorlukta olursa olsun ayakta kalabileceğinin canlı bir kanıtı olarak psikiyatrist olarak kariyerine devam ediyor.
Ve aynı zamanda İnsanın Anlam Arayışı isimli bu kitabı yazıyor.
Bence bu kitap size insan olarak ne kadar güçlü olduğunuzu hatırlatabilecek ve en derin umutsuzluğun içerisinde bile bir umut olduğunu gösterebilecek bir eser.
O yüzden hala okumadıysanız ya da kitaplığınızda yoksa almanızı şiddete tavsiye ederim.
İkinci kitabımız ise Janet Winterson'ın Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın isimli eseri.
Bu otobiyografik bir kitap.
Janet Winterson evlatlık verilmiş çok bağnaz bir ailenin elinde büyümüş.
16 yaşında evden kaçmak zorunda kalmış.
Hayatı gerçekten zorluklarla, acılarla bir şekilde dolmuş ve yetişkin olduktan sonra da hayatındaki çoğu şeyi, çoğu travmayı düzeltmekte zorlanmış bir yazar.
Çok ünlü bir yazar. Ve bu kitabında bütün çıplaklığıyla kendi hayat hikayesini...
...anlatıyor, kelimeleri çok güçlü, anlatımı çok güçlü.
İnsanın kendini bulması, umutsuzluktan çıkması, yaşamını yeniden inşa edebilmesi, sevmeyi, sevilmeyi öğrenebilmesi üzerine...
Muhteşem bir eser.
Bu kitaptan bir alıntı okumak istiyorum size.
Beni çok etkilemişti.
Diyor ki yazar kitabında.
Bir şey fark ettim.
Makul, akıllı davranmak ancak küçük kararlar söz konusu ise iyi bir fikir.
Hayat değiştiren şeyler için riske girmek zorundasınız.
Sarsıcı olansa şu.
Riske girdiğinde doğru olanı yaptığında sağduyunun sınırlarına gelip de karşıya bilinmeyen topraklara atladığında Bütün aşina kokuları ve ışıkları arkanda bıraktığında öyle muazzam
bir sevinç, müthiş bir enerji filan duymuyorsun.
Mutlusu oluyorsun.
İşler kötüye gidiyor.
O bir yas tutma dönemi.
Kaybetmenin acısı, korku.
Kendimizi sorularla delik deşik ediyoruz.
Sonra vurulduğumuzu, yaralandığımızı hissediyoruz.
Sonra ne kadar ötlek varsa karşına geçip gördün mü?
Biz sana demiştik diyor.
İşin aslı. Hiçbir şey demediler.
Bu alıntı hayatında yeni bir şeyler yapmak isteyen ya da yapan sonrasında aslında hiçbir şeyin muazzam olmadığını, yaşamın sonsuz bir çalışma olduğunu fark eden
herkese gelsin.
Üçüncü kitabımız ise Ferhat Cacak İçöz'ün yazdığı Kendin Olmanın Dayanılmaz Hafifliği.
Kitabın içerisinde çok fazla ve farklı konulara değiniyor.
Aşktan, bağlanmadan, sorumluluktan, ait olmaktan.
cinsellikten, pek çok şeyden bahsediyor ve tüm bunlara varoluşçu bakış açısıyla bakıyor.
Çok güzel bir eser.
Kendinizden ve yaşantınızdan izler bulabileceğinize emin olduğum bir kitap gerçekten.
Yine bu kitaptan bir alıntı okumak istiyorum.
Martin Heidegger'e göre canlılığın sırrı otantiklikten yani hayatlarımıza sahip çıkmaktan geçer.
Hayatımızda bize dair ne varsa bunların sahipliğini kabul etmek bu bana dair.
Bana ait demek başlı başına zorlu bir yol gibi gözükse de alternatifi çok daha korkunçtur.
Karanlık, kişiliksiz, yüzleri olmayan bir kalabalığın içinde sesimizi kaybetmek, öylesine yaşamak, adeta bir ölü gibi günler geçirmek.
Hayatımızda sahip çıkmamız gereken tek şey kendi seçimlerimiz ve sonuçları değildir.
Aynı şekilde başımıza gelenlere de sahip çıkmak durumundayız.
Zor gelenlere yokmuş gibi davranmak, ölümcül bir uykuya yatmak demektir.
Bence bu gerçekten çok düşündürücü bir alıntı.
Zor gelenlere yokmuş gibi davranmak, ölümcül bir uykuya yatmak demektir diyor.
Şu an ne kadar zor bir şeyin içerisinde olsanız da başımıza ne geliyor olursa olsun onu sahiplenmek, bu bana ait demek ve bununla
devam edebilmek, bunun üstesinden gelebileceğine inanmak gerekiyor.
Lütfen inanın ben böyle dayanamıyorum.
Konuşmak istiyorum. Gerçekten hepimizin çok güçlü olduğuna inanıyorum.
Ve bunu böyle nasıl anlatsam altı boş bir şekilde söylemiyorum.
Hem psikolojik çalışmalar, araştırmalar bunu gösteriyor.
Hem de kendi yaşantımdaki gözlemlerim bunu gösteriyor.
Mesela dayanamayacağımı düşündüğüm, atlatamayacağımı düşündüğüm ne varsa hepsini atlattım.
Hiçbir şey zihnimdeki kadar korkunç değildi.
Zaten yine stoğacı filozofların da dediği gibi.
Zihnimizde gerçekte olduğundan daha fazla acı çekeriz.
Hepimiz. O yüzden şu anki o umutsuzluk zorluk hissi var ya zihnimizde.
Aslında gerçek o kadar da korkunç değil.
Elbette ki gerçekliğimizde çok kötü şeyler oluyor.
Bundan bahsetmiyorum.
Şunu diyorum. Sizin o dayanamayacağınızı düşündüğünüz gibi değil.
Dayanabilirsiniz. Hayatınıza ve başınıza gelenlere, seçimlerinize, bütün zorluklara her şeye sahip çıkabilirsiniz.
Ve hepsinden önemlisi bu sayede omurgalı ve dik birine dönüşürsünüz.
Bence bu da bizi biz yapan şeylerin en önemli parçası.
Dördüncü kitabımız Daniel Goleman'ın Duygusal Zeka isimli kitabı.
Duygusal zeka kavramını daha öncesinde duydunuz mu bilmiyorum.
Genelde biz büyütürürken IQ'ya önem veren bir eğitimde büyüdük.
Yani işte ders notlarınızın iyi olması, çok iyi ezber yapabiliyor olmanız ya da konuları çok iyi anlayabilmeniz gerekiyordu.
Daniel Goleman diyor ki duygusal zeka IQ'den daha önemlidir.
Özellikle de iş yaşamında ve hayata karıştığınız zamanda.
Mesela okullarda matematiği öğreniyoruz.
İşte üniversiteye gidiyorsak mesleğimizle ilgili her şeyi öğreniyoruz.
Ama... Karşılaştığımız duygusal zorluklarla, zor insanlarla, başımıza gelen kötü olaylarla nasıl daha iyi mücadele edebileceğimizi öğrenmiyoruz.
Benim çok sevdiğim ve çok başarılı tanıdığım birisi var.
Ve bana şöyle demişti.
Her zaman demişti.
Hayatım boyunca duygusal zekama yatırım yaptım.
Kendimi, duygularımı regüle etmeyi öğrendim.
İnsanları öğrenmeye çalıştım.
İlişkilerimi çok iyi yapmaya çalıştım.
Ve bütün başarımı da buna borçluyum.
Elbette ki IQ önemli olabilir, notlarımız önemli olabilir.
Ama duygusal zekanız kadar önemli değil.
O yüzden içinde bulunduğumuz bu dönemlerden geçerken belki de bu kitap elimizde bir rehber olacak.
İnsanlara ve kendimize nasıl davranmamız gerektiğini ve yeni ilişkiler kurarken karşımızdakini ve kendimizin duygularını nasıl regüle edebileceğimizi öğretecektir.
Ağır bir kitap, ders kitabı gibi bir kitap hatta.
Ama okuduğunuzda çok şey öğreneceğiniz, hayatınızı değiştirebilecek bir kitap.
Öyle söyleyeyim. Bence kesinlikle not edin.
Beşinci kitap Peter Levy'nin Kaplan'ı Uyandırmak isimli kitabı.
Biz bu kitabı kitap kulübümüzde okuyacağız çok yakın bir zamanda.
Bu arada eğer daha öncesinde duymadıysanız hazır yeri gelmişken söyleyeyim.
Benim bir kitap kulübüm var.
Katılım linki...
Podcast'ın açıklamalar kısmında olur.
Oraya koyarım. Orada pek çok kitap okuyoruz.
Daha burada birazdan tavsiye edeceğim kitapların bir kısmını okuduk.
Bazılarını da okuyacağız. Ben bir sunum yapıyorum.
İşte katılımcılar kitapla ilgili kendi görüşlerini söylüyorlar.
Hani işin aslını sorarsanız bir kitabı okuyup sonrasında onu böyle ilmek ilmek irdeliyoruz.
Alabileceğimiz en iyi içerikleri alıp damıtıyoruz.
Ve hayatımıza katmaya çalışıyoruz.
Çok güzel. Bir grup var orada seviyorum.
Eğer katılmak isterseniz dediğim gibi katılabilirsiniz.
Kaplan'ı uyandırmak, travmayı iyileştirmek, hayatımızdaki zorluk, geçmişte yaşadığımız zorlu deneyimlerin üstesinden gelip gerçek potansiyelimizi ortaya koymakla ilgili.
Arkasında şöyle bir yazı var.
Diyor ki hepimizin hayatı bizi hazırlıksız yakalayan zorluklar içerir.
Okuyun, öğrenin ve hayata iyileşmeye hazır olun.
Eğer iyileşmeye hazırsanız gerçek potansiyelinizi ortaya koymaya.
O geçmişte aldığınız yaraları, belki şu anda aldığınız yaraları iyileştirmeye hazırsanız bu kitabı okuyun derim.
Bu da gerçekten ağır bir kitaptır, zor bir kitaptır.
Yer yer tetikleyici de olabilir.
Zaten hep derim kolay şeyleri pek sevmem.
Hayatımdaki asıl öğrenimlerimi hep zor bir şeyin üstesinden gelirken öğrendim.
Zor bir kitabı okumayı da işte bu yüzden seviyorum.
Okurken sizi zorlayacak ama bitirdiğinizde hayatınızı değiştirebilecek etkide bir eser bu da.
Altıncı kitabımız Emir Levin'in yazdığı Bağlanma kitabı.
Bu kitap aşkı bulmanın ve korumanın bilimsel yolları üzerine bir kitap olduğunu söylese de bence bunu da ötesinde ikili insan ilişkilerini anlamak için çok harika bir eser.
Ben bu kitabı okuduktan sonra genel olarak kendime ve ilişkilerime olan bakışım değişti.
Şimdi şöyle bir şey var biliyorsunuz ki bizler birbirleriyle bağ kurmaya Doğuştan ihtiyacı olan, evrimsel olarak, genetiksel olarak bağlanma ihtiyacıyla var olan canlılarız.
Bu bizim kodlarımızda var.
Bundan kaçamayız. Fakat bağlanma stilimiz bizi, bizle ilgili çok fazla şeyi anlatıyor.
Bir kitapta okumuştum.
Hangisi hatırlamıyorum. Diyordu ki...
İnsan kendini tanımaya ötekiyle olan ilişkisinde başlar.
%100 buna katılmasam da ötekiyle ilişkiye girdiğimizde yani yakın bir ilişkiye girdiğimizde kendimize daha önce varlığından dahi haberdar olmadığımız farklı şeyleri görüyoruz.
Farklı korkular, farklı endişeler görüyoruz.
Ve Emre Levin diyor ki birisine bağlanmak hayatınızı muhteşem bir şeyle yapabilir.
Hayatınızı mahvedebilir.
O yüzden... Kendi bağlanma stilinizi, karşınızdaki insanların bağlanma stilini öğrenmek istiyorsanız, duygusal olarak daha doyumlu, güzel ilişkiler yaşamak, daha mutlu bir hayat yaşamak istiyorsanız
kısaca bu kitaba bakın.
Altıncı kitap Michael Singer'ın Özgür Ruh isimli kitabı.
Biz bunu galiba bir ay önce falan kitap klübünde okuduk.
Katılımcılar tarafından çok sevildi.
Çok akıcı ve güzel bir kitap.
Bu kitap bize kendi zihnimizin hapishanesinden, duygularımızın, düşüncelerimizin hapishanesinden nasıl çıkabileceğimizi öğretiyor.
Kendi düşüncelerimizin bize oynadığı oyunları aslında fark etmemize yardımcı olabilecek bir rehber diyebilirim.
Kitabı okuduğunuzda...
Öncelikli olarak kendinizle olan ilişkinizi, düşüncelerinizle, aklınıza gelen şeylerle olan ilişkinizi sorgulamaya başlıyorsunuz.
Farkındalığı çok arttırabilecek bir eser.
İçinde çok sevdiğim bir alıntı var.
Orayı da okumak istiyorum. Hayatın her anını yaşayın.
Sizi iliklerinize kadar doldurmasına ve diriliklerinizdeki varlığa dokunmasına izin verin.
Bunu yapamayacağınız tek an bile yoktur.
Korkunç bir şey olduğunda bile bunu sadece hayatın bir başka deneyimi olarak düşünün.
Ölüm derin bir huzura erişmemizde çok önemli bir öğüt verir.
Bu öğüt her şeyin geçici olduğu ve zamanla kaybolup gideceğidir.
Eğer sabrınız varsa bu da geçecek.
Son kısmı bir daha okumak istiyorum.
Eğer sabrınız varsa bu da geçecek.
Sekizinci kitapsa bölümün başında bahsettiğim Martin Seligman'ın Öğrenilmiş İyimserlik isimli kitabı.
Tamamen bu kitapla alakalı bir bölüm de yapacağım zaten.
Uzun uzun konuşacağız bunun temellerini.
Fakat belki siz kendi kitabınızda olmasını istersiniz.
Açıp açıp okumak, bakmak istersiniz.
Tabii ki de o zaman alın derim.
Benim hayatımda müthiş olumlu etki yapmış bir eser.
Bu kitabı okuduktan sonra hep şunu düşünürüm.
Başıma kötü bir şey, bir olay geldiğinde.
Şu an burada verdiğim tepki çok önemli.
Zihnim bana çaresiz olmamı söylüyor, umutsuz olmamı söylüyor.
Geçmişteki travmalarımın...
Ve geçmişteki mutsuzluklarımın kurbanı olmayacağım.
Ve tam aksine şu an bu noktada ilimsel olmayı, umutlu olmayı tercih edeceğim.
Dedirtir bana bu kitap.
Bu nedenle eğer yapamıyorum dediğiniz şeyler varsa, şunu ben asla aşamayacağım, bazı yıkıcı davranışlarımın bir türlü üstesinden gelemiyorum, kendimle pozitif bir içsel diyaloğum
yok diyorsanız bu kitabı alın.
Bu kadar. Çok netim.
Şimdilik 8 tane kitap önermiş oldum.
İnanın baktığımda masamın üzerinde tavsiye edebileceğim daha bir sürü kitap görüyorum.
Ama bence bugünlük bu kadar yeter.
Bu eserleri okumaksızın hayatınıza müthiş derecede olumlu katkı yapacaktır zaten.
Daha fazla bölüm çekmek isterim kitaplarla ilgili.
Kitapların bendeki...
Bir ayrı özelliği de podcast'in var olmasına onlara borçluyum.
Bana şey diyorlar, Bilge nasıl podcast yapmaya başladın?
Ben de diyorum ki okumayı çok seviyordum, öğrenmeyi çok seviyordum.
Ama anlatacak kimsem yoktu.
Ve podcast'e zaten böyle doğdu.
Kitaplar sayesinde, benim onlardan öğrendiklerim sayesinde doğdu.
O yüzden böyle kitap okumayı her zaman romantikleştireceğim.
Her zaman çok farklı bir noktaya koyacağım.
Ve bundan da vazgeçeceğimi sanmıyorum.
Çok yakın bir zamanda yeni bir bölüm daha atacağım.
Arayı çok fazla açmayacağım.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Kendinize çok iyi bakın.
Zor zamanlarınızda kitaplara sığının.
Hoşçakalın. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
