
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm de sizi kendi yaratıcı gücünüzü bulmaya ikna etmeye çalışırken bir yandan da bunun için mantıklı nedenler öne süreceğim. Yaratıcılık oldukça spiritüel bir konu gibi dursa da işin bilim ayağını es geçmeyeceğiz. Ve kanıtlanmış bazı yöntemleri kullanarak nasıl kendi yaratıcılığınızı geliştirebileceğiniz ile ilgili bir alet çantası sunacağım size. Konuyla ilgili genel olarak doğru bilinen yanlışlara değindikten sonra bölüm sonunda, bundan sonra da bizlerle olacak yeni bir formatı sizlerle tanıştıracağım. Yazarlar, sanatçılar, filmler ve kitaplar ise her zamankinden daha çok yanımızda olacaklar çünkü konumuz yaratıcılık.*******EMAİL: genelsesler@gmail.comINSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge.
Bugün konumuz yaratıcılık.
Nasıl daha yaratıcı oluruz, önümüzdeki engeller nedir, neden yaratıcılığa ihtiyacımız var gibi konular üzerine eğlenceli ve güzel bir bölüm olacak.
Fakat başlamadan önce size bazı kelimeler söylemek istiyorum.
Ve yapmanızı istediğim şey bu kelimelerin ortak yönünü bulmak.
Başlıyorum. Süleymaniye, Microsoft, Dolmakalem,
SpaceX ve Asansör.
Bulmak için gidiş müziği bitene kadar vaktiniz var.
Süremiz bitti ve yanıtı veriyorum.
Tahmin ettiğiniz üzere tüm bunların ortak yönü yaratıcı işler olmaları.
Belki bazılarınız ortopedik yatak ve topuklu ayakkabıyı bu listeye uygun görmemiş olabilirsiniz.
Ama bu bölüm benden yaratıcılıkla ilgili daha çok ezber bozan şey duyacaksınız.
Hayatımızda farkında olmadığımız ama gerçekten yaşantılarımızı kolaylaştıran, tam anlamıyla birer yaratıcılık ürünü olan, insanın yaratıcı zekasının bir
kanıtı niteliğinde olan hatta pek çok şey var.
Ve tüm bu yaratıcılık aslında bizi şu ana yaşadığımız zamanı bu modern çağlara getiren şey.
Bizi diğer hayvanlardan büyük oranda ayıran bir özelliğimiz.
Ve yalnızca bize has bir özelliğimiz.
Bu bölümde sizi kendi yaratıcı gücünüzü bulmaya ikna etmeye çalışırken bir yandan da bunun için mantıklı nedenler öne süreceğim.
Yaratıcılık aslında oldukça spritüel bir konu gibi durabiliyor bazen.
Fakat biz işin bilim ayağını es geçmeyeceğiz.
Ve kanıtlanmış bazı yöntemleri kullanarak nasıl kendi yaratıcılığımızı geliştirebileceğimiz ile ilgili bir alet çantası da sunacağım.
Yazarlar, sanatçılar, filmler ve kitaplar ise her zamankinden daha çok yanımızda olabilir.
Çünkü konumuz yaratıcılık.
Başka söze gerek yoktur herhalde diye düşünüyorum ve konuya hemen bir giriş yapıyorum.
Yaratıcılık nedir?
Bunun pek çok tanımı var.
Ama ben sözlük anlamını söylemeyeceğim burada.
Bence yaratıcılık kişinin kendi gerçekliğini gerçekleştirmesidir.
Ve burada düştüğümüz en büyük hata kendi varlığımızı gerçekleştirmek için önemli, büyük ve dünyayı değiştiren işler yapmamız gerektiğini sanmaktır.
Çünkü gerçekçi olmak gerekirse hepimizin böyle işleri yapmasının imkanı yok.
Ama hepimiz kendi varlığımızı ortaya koyacak işler yapabilir ve bununla bir doyum yakalayabiliriz.
Yani yaratıcı olmamız demek tüm dünyanın bizi bilmek zorunda olması demek değildir.
Bununla ilgili Elizabeth Gilbert'ın Büyük Sehir isimli kitabında çok güzel bir hikaye var.
Kitapta yazar Susan isimli bir arkadaşından bahsediyor.
Susan 40 yaşına basmış, kendini huzursuz ve hayatta gereksiz hissetmeye başlamış bir kadındır.
Bir gün Susan'ın aklına küçükken paten kaymayı ne kadar çok sevdiği gelir.
Fakat o zamanlarda paten konusunda asla bir dünya şampiyonu olamayacağını fark ettiği için bundan tamamen vazgeçmiştir.
Bunun üzerine kalkıp Susan kendine bir çift paten satın alır.
Bir antrenör tutar ve haftanın 3 günü sabah erkenden buz pateni yapmaya başlar.
Susan olimpik bir patenci ya da profesyonel olmaz.
Sadece haftada 3 gün zevkine paten kayan 40 yaşında bir kadın olmaya devam eder.
Ama Susan'ın hayatı, ilişkileri ve kendisi değişip dönüşmeye başlar.
Çünkü Susan artık kendi yaratıcı gücünü kullanan biri olmuştur.
İşte aslında meselenin özü tam burada yatıyor.
Ve bu hikaye bizi neden yaratıcı bir hayat yaşamalıyız sorusuna getiriyor.
Herkesin farkında olsun olmasın yaratıcı gücünü bir noktada kullanmaya ihtiyacı vardır.
İster anne olalım, ister çalışan olalım, ister iş yeri sahibi olalım, ister öğretmen olalım, ister öğrenci olalım.
Sıkışmışlıklar, istediğim gibi bir hayatım yok diye yakınmalar.
Bu ben değilim diye isyan ettiğimiz anların ilacı olabilir yaratıcılık.
Aslında içerisine girdiğimiz yaratıcı süreçler bir nevi şifa kaynağıdır.
Herkesin farkında olsun ya da olmasın yaratıcı gücünü kullanmaya ihtiyacı vardır.
Çünkü bilim de gösteriyor ki yaratıcılık birkaç kişiye has özel bir şey değildir.
Hepimizde mevcuttur.
Bunun temel sebebi ise evrimimiz esnasında diğer hayvanlardan farklı olarak beynimizdeki algı ve tepki kısımlarının gelişmiş olmasıdır.
Mesela bir hayvanı yiyecek verdiğinizde O onu sadece yer.
Onunla farklı bir şey yapmayı düşünmez.
Bir örnek verecek olursam evde bir papağanım var.
Ve papağanımın önüne yem koyduğumda onu sadece yiyor.
Onunla herhangi farklı bir şey yapmayı düşünmüyor.
Fakat insanlar bir yemeği ya da yenecek olan herhangi bir malzemeyi farklı formlarda kullanmayı da hayal edebilirler.
Bunu değişik yemek tariflerine katabilirler.
Eğlence unsuru olarak kullanabilirler.
Belki bir boya maddesi olarak kullanabilirler.
Yemek insan için sanat, eğlence ya da savaş aleti dahi olabilir.
Ve bu özellik aslında hepimizde mevcuttur.
Küçük küçük de olsa bir noktada yaratıcı güçlerimizi kullanırız.
Ve aslında yaratıcılık zannettiğimiz gibi orijinal bir şey meydana getirmek değildir.
Yani orijinallikten kastım şu, hiç olmayan bir şey var etmek değildir.
Olan iki tane şeyi bir araya getirmekten ibarettir.
Evet, olan iki tane farklı şeyi bir araya getirdiğinizde ve bunu değişik ve orijinal bir şekilde yaptığınızda aslında yaratıcı bir iş yapmış oluyorsunuz.
Bununla ilgili izlediğim The Creative Mind isimli belgeselde bir yazarla konuşuyorlar.
Şu an yazarın adını gerçekten hatırlamıyorum ama açıklamalar kısmına yazarım.
Yazar... Oldukça yaratıcı bir hayatı olan bir insan.
Çok fazla kitap yayınlamış, ciddi bir okuyucu kitlesi var ve işinde de oldukça başarılı.
Ve şu şekilde konuşuyor.
Yaratıcılık yani orijinallik diye bir şey yoktur.
Burada kastettiği orijinallik benim daha demin de söylediğim orijinallik aslında.
Yani yoktan var etmek diye bir şey yoktur.
Mesela diyor bir aile hakkında bir roman mı yazmak istiyorsunuz?
Bununla ilgili yazılmış, şimdiye kadar yazılmış en iyi 25 roman nedir?
Önce diyor bunları çıkartırım.
Bunları okurum.
Neler yaptıklarını görürüm.
Ve onlardan farklı olmak için ne yapmam gerektiğine bakarım.
Bu şekilde aslında kendi yaratıcı sürecimi oluşturmaya başlarım.
Çok sevdiğim bir kitap olan Austin Kleon'un yazdığı Bir Sanatçı Gibi Araklayın isimli eser tam olarak Pablo Picasso'nun Şu sözüyle başlıyor.
Sanat hırsızlıktır.
Bu kitaptan ve bu bir sanatçı gibi araklama olayından ileride daha fazla bahsedeceğim.
Alet çantası kısmında bu konuya daha derin ve güzel bir şekilde gideceğim.
Bir yerde hayal gücü zihnimizin içindeki ikinci dünyadır diye bir söz okumuştum.
İşte hepimizin o ikinci dünyayı keşfetmeye ihtiyacı olduğunu kim inkar edebilir?
Mesela benim ikinci dünyasına hayran olduğum bazı isimler var.
Bana ilham olan, yaptıklarını merak ettiğim, adımlarını takip ettiğim ve bir şekilde onların kendi ikinci dünyalarını keşfetme yolculuklarına bakıp kendi
ikinci dünyamı keşfetmeyi öğrendiğim isimler bunlar.
Hayao Miyazaki, Marina Abramovic, Jackson Pollock, Rowling ve Victor Hugo bunların başında gelir.
Bazen bu insanların kendi içlerinde olan o dünyayı keşfetmemiş olma ihtimallerini düşünürüm ve böyle içim titrer.
Bence aynı titremeyi kendimiz içinde duyabilmeliyiz ve hissedebilmeliyiz.
İçimizde yatanlardan kendimizi ve çevremizi mahrum etmemeliyiz.
Tabii böyle söylemesi kolay ama iş aksiyon almaya gelince endişe, yetersizlik, geç kalmışlık gibi duygular devreye giriyor.
Ve biz direnç göstermeye başlıyoruz.
Tüm o yaratıcı sürece ve içimizden yükselen arzulara direnç gösteriyoruz.
Çünkü yaratıcı süreç sandığımızın aksine o kadar da eğlenceli değil.
Hatta tam aksine neredeyse sıkıcı.
Yaratıcı sürecin sıkıcı olduğunu duyup haladır bizimle olmaya devam edenlerdenseniz şimdi Steven Pressfield'ın Yaratma Cesareti isimli kitabında kısaca direnç dediği engellerden
Birazcık bahsetmek istiyorum.
Bakalım aralarında size bazıları tanıdık gelecek mi?
Şahsen bütün bu engellerin hepsi bana tanıdık geldi.
Baya bir engellerle çevriliymişim yani.
Bu engellerden ilki, yani ben bunu ilk maddeye aldım.
Aklımızdan geçenlerden ve düşüncelerimizden korkmak.
Belki herkes bize gülecek.
Belki başaramayacağız.
Belki çok geç kaldık.
Bu yüzden korkmakta ve kaçmakta haklıyız değil mi?
Bu duyguyu o kadar yakından tanıyorum ki bazen içimizden gelenleri yaptığımızda karşılaşacağımız şeylerden ürkeriz ve kendimizi kısıtlamaya başlarız.
Oysa korktuğumuz her ne ise en çok yapmaya ihtiyacımız olan şey odur.
Bunu pek çok aslında yazar ve bu yolda ilerlemiş insan da söylüyor.
En çok hangi düşüncemizden korkuyoruz?
Ya da korktuğumuzun farkında mıyız?
Bunu fark edip o korktuğumuz şeyi yapmak işte hayatımızda yapacağımız aslında en doğru ve büyük ihtimalle en yaratıcı iş.
Bu korku hissi bizi ikinci bir engele taşıyor.
Erteleme ve tereddüt etme engeline.
Ertelemek bir işi bir gün yapacağını zannederek aslında ondan vazgeçmektir.
Bir nevi beynimizi ve kendimizi kandırmaktır.
Bir şeyi erteliyorsak büyük ihtimalle aslında onu hiç yapmayacağız demektir.
Ta ki yapana kadar.
Bu nedenle götenin dediği gibi yapabildiğiniz ya da düşünebildiğiniz her neyse başlayın.
Cesaretin dehası, kudreti ve büyüsü vardır.
Bu söz benim çok etkilendiğim ve gerçekten böyle görebileceğim yerlere yazdığım bir söz.
Maalesef ki bir işe ilk başladığımızda hiçbir zaman çok iyi olmuyoruz.
Böyle bir şey neredeyse imkansız.
Fakat yaptıklarımızı ve kendimizi saklamak bizi daha da iyi yapmıyor.
Bu nedenle başlamak, yaptığımız şeyleri paylaşmak ve gittikçe daha da iyileşmek.
Yapmamız gereken şey tam olarak bu.
Bu yüzden Düşüncelerinizden korkup erteleme ve tereddüt engeline takılmayın.
Başlayın ve başlamanın büyüsüyle tanışın.
Birazcık duygulanmış olabilirim burada.
Çünkü gerçekten bunda önceki bölümlerde de söylediğim gibi bu podcast tam olarak beni bu söylediğim süreçlerden geçirdi.
Fakat başlamanın gücünü deneyimledim.
Bir sonraki engelimiz ise destek beklemek.
Neden destek bekliyoruz?
Arkadaşlarımız, ailemiz, çevremiz bir şekilde onlardan, en azından onların yaptığımız şeyi takdir etmelerini, bizi desteklemelerini istiyoruz.
Belki bunu yapıyorlar ya da bunun ötesinde yaptığımız işi alan açmalarını, bizi rahat bırakmalarını, anlayış göstermelerini, bizi anlamalarını istiyoruz.
Fakat kimsenin böyle bir sorumluluğu yok.
Bu birazcık sert gelebilir ama öyle.
Mesela eşiniz hamile olabilir.
İşiniz çok talepkar olabilir.
Hayatınızda gerçekten doğru düzgün bir vakit bulunmayabilir.
Yaratma Cesareti kitabında yazar şöyle söylüyor.
Tolstoy'un Savaş ve Barış'ı yazarken 13 tane çocuğu vardı.
yazar olma süreci esnasında geceleri taksilere çıktığını, karavanda yaşamak zorunda olduğunu ve buna benzer yokluk gibi pek çok zorluklarla karşılaştığını söylüyor.
Kimsenin hayat dört dörtlük değil.
Kimse de kalkıp bizim yapmamız gereken işi yapmayacak.
Elbette ki arkadaşlarımızın, ailemizin güzel sözleri, onların desteği önemli.
Bunları reddedin. Bunları istemeyin asla demiyorum.
Ama bunlara bağımlı olmayın diyorum.
Yolunuzda ilerlemeye bakın.
Engel oluşturan bir diğer nokta ise kötü yaptığımız, düşündüğümüz işlerden tamamen vazgeçmek.
Bir şeyi kötü yapıyor olmamız onu aslında sürekli kötü yapacağımız anlamına gelmez.
Aslında bir işi kötü yapmak bir noktada onu iyileştireceğimiz anlamına gelir.
Yine The Creative Mind belgeseline gideceğim buradan.
Orada Game of Thrones'un senaristiyle bir röportaj yapmışlar.
Senarist diyor ki şu ana kadar gelmemin tek sebebi aslında başarısızlıklarım.
O kadar çok başarısız oldum, o kadar çok reddedildim ve o kadar çok yaptığım işler olmadı ki en sonunda Game of Thrones oldu.
Aslında başarısızlıklar bir noktada bizi başarıya götüren şey.
Burada reddikçiselleştirmek yani bir noktada başarısız olduğumuzda ya da reddedildiğimizde, beğenilmediğimizde bunu kişisel olarak algılayıp kendi egomuza zarar vermek ya da Tamamen
yaptığımız işlerden vazgeçmek, zaten kötü yapıyorum bu olmuyor diyerek bırakmak kendimize yapacağımız en büyük kötülüklerden biri.
Game of Thrones'un senaristi olmayabilirsiniz günün sonunda.
Ama bir şekilde başarısızlıklarınız sizi başarılı bir noktaya götürecektir.
Son olarak eklemek istediğim şey ise bu engellere rasyonel nedenler bulmak.
Yani... Bir iş yapmamamızla ilgili, ondan ya da vazgeçmemizle ilgili bazı mantıklı nedenlerimizin bulunması.
Ya ben bunu o kadar çok yapıyorum ki.
Hatta böyle hani arkadaşlarım falan da çok iyi bilirler.
Benle konuştuklarında. Onları da ikna ederim.
Mesela bir şey yapmıyorum.
Yapmak istediğim, hayalini kurduğum bir şey var.
Arkadaşım diyor ki neden bunu yapmıyorsun?
Ben de onu anlatıyorum. Çünkü şöyle bir sorun var, böyle bir sorun var ve evet haklısın.
Haklısın diyor yani sen de haklısın.
Evet haklıyım ve haklı olduğum için de hayalini kurduğum o işi hiçbir zaman yapamıyorum.
Rasyonel nedenler bulmaktan vazgeçelim.
Mümkünse ne kadar ne kadar mantıklı ve rasyonel nedenimiz varsa bile bir şekilde onları göz ardı edip yapabileceğimiz şeyin ucundan tutmaya başlayalım ve yaratıcılığımızı kullanalım diyorum.
Engellerden size tanıdık gelen ya da böyle ah işte.
Bu gerçekten de benim hayatımda var dediğiniz bir şey varsa bence oturun ve bunun üzerine biraz düşünün.
Çünkü bunlara takılmakla kaybettiğiniz şey gerçekten sizi hayata döndürecek şeylerden birisi olabilir.
Kaybettiğiniz şey sizin yaşama nedenlerinizden biri dahi olabilir.
Yaratıcılık insanı bir sonraki levele taşıyan, onun öğrenme ve yaşam serüvenini daha eğlenceli ve güzel hale getiren.
Hayatı daha yaşamaya değer kılan bir şey.
Engelleri birazcık tanıdığımıza göre yavaş yavaş alet çantamıza geçebiliriz diye düşünüyorum.
Neler var peki alet çantamızda?
Bu çantadaki yaratıcılığı artıracak olan malzemeleri sizlerle paylaştığımda birazcık şaşırabilirsiniz tabii ki de.
Yaratıcılık dediğimiz şey bu hem bir süreçten geçmez.
Tam aksine son derece büyük bir özdesi dinizler.
Büyük bir çalışma etiği ister ve devamlılık ister.
Bir söz vardı.
Ne diyordu? İlham amatörlerin işidir.
Biz her sabah işe gideriz.
Evet mesele bu zaten.
Yazar Maya Angelou da aynısını söylüyor.
Her sabah 5-5.30 gibi kalktığını ve çalışmaya gittiğini ve oturuk kitaplarını yazdığını herhangi bir şekilde kendisine ilham gelmesini beklemediğini söylüyor.
Zaten ilham dediğimiz şeyin gelmesinin tek yolu da bu.
Çalışmak. Hiçbir şey öyle ortalıkta gezinirken patlayı aklımıza düşmeyecek.
Pekala. Diyelim ki öz disiplinimizi sağladık.
Bir sonraki maddemiz ise mükemmel olmamak.
Yani bu mükemmeliyetçilik üzerine bir bölümde hatta belki bir değil on bölüm konuşabilirim.
Bu konudan gerçekten çok muzdariptim.
Kendime mükemmel olmama.
Hakkını tanımadığımdan dolayı herhangi bir işi ortaya çıkaramıyordum.
Fakat bir şeyin kusurlu olarak var olmasına izin vermezsek aslında onu geliştiremeyiz de.
Yani bir şeyi ortaya koymak, onu ilerletmek ve tabiri caizse mükemmel bir noktaya getirmek için önce onu kusurlu olarak ortaya koymamız ve bir şekilde geliştirmemiz gerekiyor.
Bu pek çoğumuz için gerçekten zor.
Çünkü genellikle gördüğümüz şeyler artık mükemmellik noktalarına gelmiş, dünya çapında ünlenmiş.
Harika işler oluyor. Fakat biz daha çok başlangıçtayız.
Hiçbir şey yapmadık ve yaptığımız şeyler gerçekten uzaylı yapmış gibi duruyor.
Bunları paylaşmaktan korkuyoruz, mükemmel olmamaktan korkuyoruz.
Bence bir insanın kendine tanıyabileceği en güzel haklardan birisi mükemmel olmama hakkı.
Böyle oktijen dolu bir hava alanına girmek gibi bir şey.
Bırakın mükemmel olmayın ama yaratıcı olun.
İşte bu da benden size gelsin.
Bir diğer...
Bize yardımcı olacak maddemiz ise brainstorming denen beyin fırtınası yapmak.
Yani zihnimizden akanları bir yerlere böyle ne geliyorsa artık aklımıza, elimize bir kalem almak ve yazmaya başlamak.
Her ne geliyorsa hiçbir şekilde ayıklamadan böyle bildiğiniz bir beyin fırtınası, bir akış, bilinç akışı gerçekleştirmek ve onları yazmak.
Burada ortaya çıkan farklı fikirlere, görüşlere bakıp bir mind mapping yani zihin haritası hazırlamak da oldukça faydalı olduğu söyleniyor.
Burada bunları ben söylemiyorum.
Gerçekten bunlar okuduğum bazı makalelerde ve araştırmalarda kanıtlanmış şeyler olarak geçiyor.
Bu beyin fırtınası yapmak ve zihin haritası çıkarmak olayını ben çok sonradan başladım yapmaya.
Fakat çok büyük bir faydasını gördüm.
Hatta size şöyle söyleyeyim.
Daha öncesinde bir işi, bir sunum yapmak istediğimde ya da podcast için bir bölüm hazırlamak istediğimde oturup bütün metni yazmak.
mecburiyetinde kalıyordum.
Fakat sonrasında bu şekilde bir işte beyin fırtınası yapıp sonrasında zihnimden geçenleri, öğrendiklerimi, okuduklarımı bir zihin haritası formatına getirmek böyle bende daha bütüncül bir bakış açısı geliştirmeye
yardımcı oldu ve işlerimi çok daha kolaylaştırdı.
Yani büyük bir vakit de kazanmış oldum aslında.
Bu iki madde bence hem yaratıcılık için hem de geri kalan bütün işlerimizi kolaylaştırmak için oldukça önemli.
Bir diğeri ise akışa girmek.
Akış dediğimiz şey bir işi yaparken o işin içerisine öyle bir dalmak ki aslında zamanın nasıl geçtiğini unutmak.
Hatta acıktığımızı bile unutmak.
Her şeyi unutmak ve sadece orada yaptığımız o işte var olmak.
Bu aynı zamanda büyük de bir odaklanma demek aslında.
Diğer her şeyi, bütün dış etkenleri unutmak.
Bu akışa girme olayıyla ilgili biraz ben diğer sanatçıların ve yaratıcı insanların neler yaptığına baktım.
Mesela... Pablo Picasso'nun kendisini atölyesine kilitlediğini, Maya Angelou'nun bir otel odasına gittiğini, her sabah yani ofis gibi düşün bir yere gittiğini.
Bütün bu yaratıcı zihinler ve dahi dediğimiz insanlar dahi bu akışa girebilmek için aslında bir noktada etraflarından kopup kendilerini izole bir bölge oluşturuyorlar.
Burada herhangi bir şekilde telefona, sosyal medyaya.
Ya da diğer insanlara yer yok.
Tabi bir grup çalışması yapıyorsanız bu farklı ama genelde yaratıcı süreçler zaten tek başınayken daha iyi sonuç veriyor.
Ya da bilmiyorum belki bu kişiden kişiye göre değişebilir.
Kendi adıma çok kişisel bir şey söyledim burada ben.
Yine de ne olursa olsun akışa girmek oldukça önemli.
Ben mesela bu akış sürecine girebilmek için kendime şöyle bir yöntem buldum.
Bütün sosyal medyayı, her şeyi, interneti falan kapatıyorum.
Ya da mesela böyle kayıt almam gereken ya da işte internet ihtiyacım olan bir andaysam da bu tip uygulamalara girmemi engelleyen bazı app'ler var.
Moment gibi, Forest gibi onları kullanıyorum ve işte bütün sosyal medya alanlarına arzu etsem dahi girmemi engellemiş oluyorum.
Aynı şekilde... Bulunduğum etraftaki dikkat dağıtıcılarımı da kaldırıyorum.
Yani bundan kastım o çok sevdiğim, akşamları okuduğum roman dahi olabilir.
Onu da ortadan kaldırıyorum.
Eldeki herkese ya da etrafımda olan insanlara bana asla bulaşmamalarını, kapımı dahi tıklatmamalarını söylüyorum.
Ve bu şekilde o akışın içerisine girmeyi kolaylaştırmış oluyorum.
Zaten bir kere girdiğiniz zaman diğer olan şeyleri duymamaya, görmemeye başlıyorsunuz.
Mesele... Akışın içerisine girmekte.
Siz de bunu deneyerek, size neyin işe yaradığını gözlemleyerek başarabilirsiniz.
Şimdi bölümün başında bahsettiğim Bir Sanatçı Gibi Araklayın kitabına geri dönmek istiyorum.
Bu kitap gerçekten benim neredeyse hayatımı değiştiren kitaplardan birisi.
Kitapta yazar şöyle bir alıntı yapmış.
Eğer sadece tek bir yazardan çalarsanız bu hırsızlıktır.
Eğer bir çoğundan çalarsanız...
Bunun adı araştırmadır.
İşin aslı ne kadar kaliteye maruz kalırsak o kadar kaliteyi ürünler ortaya çıkartırız.
Yani bir sanatçının yaptığını ya da bir yazarın yaptığını direkt olarak kopyalarsak gerçekten de bunun adı hırsızlık olmuş olur.
Ama yazarın da söylediği gibi eğer bir çoğundan alırsak bunun adı araştırmadır.
Herkesin ilham aldığı, araştırmasını yaptığı bir yer var.
Yaratıcı Tür isimli kitabın yazarı David Eagleman dünyada aslında yaratıcı yani tamamen orijinal bir şeyin gerçekten de olmadığını söylüyor.
Ve bu kitabın da bunu kanıtlamak için yazmış.
En yaratıcı dediğimiz eserlerin işte Pablo Picasso'nun bazı tablolarından tutun da Da Vinci'nin tablolarına kadar bu eserlerin dahi bir yerlerden esinlendiğini ve bu esinlenmelerin nerelerden
geldiğini gösteriyor. Bu kitaba da bir göz atabilirsiniz.
Yani gerçekten özgüveninizi yerine getirmek için kendinize yönelttiğiniz o eleştirileri azaltmanıza çok yardımcı olacaktır.
Kitapta yazar çok ilginç yerlerden çok ilginç bağlantılar kuruyor.
Bilmediğimiz bir kulenin Picasso'nun tablolarından birine ilham olduğunu gösteriyor.
Ve bunu resimlerle anlatarak size ikna ediyor bir noktada.
Bence yaratıcı olmak için bir sanatçı gibi araklamayı öğrenmemiz gerekiyor.
Sakın buradan yola çıkarak bir şeyleri olduğu gibi kopyalama hatasına düşmeyin.
Yine söylediğim gibi pek çok kitaptan, pek çok yazardan, pek çok ortaya çıkarılmış içerikten faydalanarak bir şeyleri ortaya getirmek ve bunun içerisine kendi tuzunuzu
atmak belki, kendi baharatlarınızı eklemek.
Evet bence doğrusu bu oldu.
Yani onu kendinizce lezzetlendirerek aslında orijinal bir ürün ortaya çıkartabilirsiniz.
Aslında buradaki mesele şu.
Pek çok iyi sanatçının yaptığı şeylerle ilgilendiğimizde, çok fazla kitap okuduğumuzda ya da film izlediğimizde, sanat galerilerine gittiğimizde ya da yaratıcı ürünlere maruz kaldığımızda beynimizde aslında çok fazla
bilgi yer etmeye başlıyor.
Bu yerler, mekanlar, bilgiler hepsi zihnimizde bir şekilde bağlantılar kuruyor.
Ve ne kadar çok bağlantı olursa beynimizin içerisinde O kadar yaratıcı düşünme yeteneğimiz gelişmiş oluyor.
Bu bağlantılar sayesinde bir şekilde kendi içgörümüzü, kendimize has olan o şeyi de bulmaya yaklaşmış oluyoruz.
Öz disiplin demiştik.
Bu öz disiplin olayında kendimize belirli bir tarih koymak da çok önemli.
Yani yaratıcı olmak için bir bitiş tarihimizin olması gerekiyor.
Kesinlikle gerekiyor.
Burada Robert Greene'in Ustalık isimli eserinden bir yeri size okumak istiyorum.
Çünkü ben bu kadar iyi açıklayamayacağım bunu.
İşimizi bitirmek için sonsuz zamanımız olduğu duygusu aklımızın üzerinde aldatıcı ve zayıflatıcı bir etki yaratır.
Dikkatimiz ve düşüncelerimiz dağılır.
Yoğunlaşmayınca beynimizin bir üst vitese geçmesi zorlaşır.
Bağlantılar ortaya çıkmaz.
Bu nedenle ister gerçek, isterse uyduruk olsun her zaman teslim tarihleriyle çalışmalısınız.
Sona ulaşmak için az zamanı olduğunu kavrayınca aklınız gerek duyduğunuz düzeye yükselir.
Fikirler birbiri üstüne yığılır.
Düş kırıklığına uğrama lüksünüz yoktur.
Her gün yoğun bir meydan okuma gibidir ve her sabah sizi ilerletecek özgün fikirler ve bağlantılarla uyanırsınız.
Gerçekten de öyle.
Robert Greene'ye sonuna kadar katılıyorum.
Bundan daha öncesinde hedefler kısmında da bahsetmiştim.
Bir hedefi başarmak için bir bitiş tarihimiz olması gerektiğinden beni daha yaratıcı ve daha üretken kılıyor.
Tahmin etmediğim şekillerde tahmin etmediğim işleri ortaya çıkarmamı sağlıyor.
Kimse size bir şey yapmanız istemiyorsa ve siz bunu sırf kendi isteğiniz için dahi yapıyor olsanız da bir bitiş tarihi koymayın.
Sakın es geçmeyin. Zaten bu şekilde tarihlerle çalışmaya başladığınızda o disipline giriyorsunuz.
Unutmayın yaratıcılık için.
Aslında en ana mesele çalışmak, çalışmak ve yine çalışmaktır.
İlhamı kesinlikle beklememektir.
Bu şekilde büyük ilerlemeler kaydedebiliriz.
Zihnimizdeki bağlantıları ortaya çıkarmak ve yaratıcılığımızı daha çok arttırmakla ilgili bir diğer madde ise bilinç altına ve rüyalarımıza girmek.
Evet birazcık daha burada işler sürütleşmeye başlıyor.
Büyük ihtimal rüya defteri.
diye bir şeyi duymuş olabilirsiniz diye düşünüyorum.
Eğer duymadıysanız da şu an oldukça faydalı bir yöntemle tanışıyorsunuz.
Gece yattığımız zaman yanımıza bir defter bırakıyoruz.
Yanında da kalemle birlikte tabii ki de.
Ve sabah uyanır uyanmaz gördüğümüz rüyaları bu deftere yazmaya başlıyoruz.
Çizmek istediği resimleri rüyasında gördüğünü söyleyen, yazmak istediği şarkıları rüyasında söylediğini anlatan pek çok sanatçı var.
İlla ki sizin direkt böyle bir şey görmenize elbette gerek yok.
Ama rüyalarda çok farklı deneyimler aslında elde edebiliyoruz.
Ve işin daha da gribi rüyaları eğer yazmazsak ya da birisine hemen anlatmazsak unutuyoruz.
Rüyalarımızdan ilham alabiliriz.
Ben zaten saçma sapan rüyalar görüyorum diye böyle bir şey yapmamayı düşünmeyin.
Tam aksine gördüğünüz saçma sapan ne varsa en absürt.
En uçuk açık şeylerinizi dahi o deftere yazın.
Aklıma hep Salvador Dali gelir.
O da aynı şekilde rüyasında gördüğü şeyleri resmettiğini söylüyordu.
Ve resimlerine bakarsanız gerçekten görebileceğiniz en uçuk açık resimleri görmüş olabilirsiniz.
Bilinçaltı konusunda ise bazı şeyleri bilinçaltına yatırmak gerçekten çok faydalı olabiliyor.
Yani şöyle diyelim ki bir yazı yazıyorsunuz.
Ben hani yazıdan bahsedeceğim çünkü genelde ben yazı yazıyor oluyorum.
Ve tıkandınız. Tıkandığınız zamanlarda bir ara vermek, kalkıp işte yürümek, duş almak ya da belki birazcık uyumak ve bilinçaltınıza o takıldığınız şeyi bilinçaltınıza
yatırmak, oradan bir şeyler çıkmasını beklemek çok faydalı olabiliyor.
Bununla ilgili Thomas Edison'un eline metal toplar aldığı ve böyle koltukta uyumaya başladığı tam uyurken Bedenin kendini sağladığında o topların düştüğünü ve
hemen uyandığını. Bu şekilde o esnada bazı şeyleri çözümlediğini anlatıyor çevresindekiler.
Kendisi de anlatmış olabilir.
Tam buna şu an emin olamadım.
Ama ben çevresindekiler anlatıyor diye okumuştum.
Bu şekilde biz de diğer sanatçıların yaptığı gibi bilinçaltımızı ve rüyalarımızı kullanabiliriz.
Bu sanatçı gibi araklayın derken...
Aslında benim tek yaptığım şey onların çıkardıkları eserlere bakmak değil.
Aynı zamanda onların rutinlerini, yöntemlerini de araplamak.
Belki de en çok işe yarayan şeylerden birisi de bu.
Bu tip insanların neler yaptığını takip ederseniz, en başta da söylediğim gibi, siz de kendi yapmak istediğiniz şeyleri bulmaya daha çok yakınlaşabilirsiniz.
Özellikle bu rüya ve bilinçaltı olayı, birazcık zamana bırakma olayı çok çok faydalı.
Yani bunu denemiş birisi olarak söylüyorum.
Gayet sizin gibi sıradan.
Dünyalı ve özel bir özelliği bulunmayan birisi olarak bu yöntemlerin işe yaradığını söyleyebilirim.
Düzenli olmak gibi, çalışmak gibi ya da disiplinli olmak gibi şeyler kulağa sıkıcı geliyor.
Ama maalesef ki bu sıkıcılıklara katlanmadan, daha doğrusu bu sıkıcılıkları yaşamadan hiçbir şekilde o hayalimizdeki yaratıcı ürünleri ortaya
koyamayız. Koyulabilir ama çok az insan koyabilir diye düşünüyorum.
Ya da burada çok kesin konuşmayayım.
Belki koyan illaki vardır ortaya.
Ama bu çok az bir azınlık için geçerli.
Genel olarak ortalamaya baktığımızda, istatistiklere baktığımızda bu söylediğim maddeler yaratıcılık için olmazsa olmaz gibi bir şey.
Evet artık bir alet çantanız var.
Burada bahsettik not edebilirsiniz.
Mesela buradaki pek çok madde benim masamın olduğu duvarda yapışkanlı bir kağıtta yazıyor.
Ne zaman daha üretken ve yaratıcı bir sürece girmeye çalışsam bunlara bakıyorum ve kendimi hep hatırlatıyorum.
İlham sana gelmeyecek.
Çalışmak zorundasın.
Düzenli olmak, disiplinli olmak.
Her gün bu masaya oturmak zorundasın.
Ve bunları yaparken kullanacağın bazı malzemeler var.
Bu şekilde de bu malzemeleri de kullanarak ilerlemeni sağlayabilirsin diyorum.
Ve şunu da unutmayın hiçbir şey bir anda gelmiyor.
O en güzel dediğimiz fikirler dahi hayatta döküldüğünde bazen kötü ve saçma görünebiliyor.
Fakat bunları da aşmanın sırrı devam edebilmekte.
Ne kadar çok devam edersek aslında o kadar çok kendimizi ve yaratıcılığımızı...
ileriye taşıyoruz. Ne kadar başarısız olursak, ne kadar düşersek başarılı olma ihtimalimizi aslında o kadar çok arttırıyoruz.
Şimdi gelelim birazcık daha şu yaratıcılıkla ilgili doğru bilinen yanlışlar kısmına.
Bununla ilgili bir Instagram postu da hazırlamayı planlıyorum.
Bununla ilgili Instagram'da bir post da hazırladım.
Oraya da bakabilirsiniz.
Yine aynı şekilde bir sanatçı gibi.
Araklamakla ilgili de bir post hazırlamayı planlıyorum.
Bu arada hazır sırası gelmişken söyleyeyim.
Instagram'da yaptığım bölümlerdeki önemli kısımlarla ilgili özet mahiyetinde bazı postlar hazırlıyorum.
Eğer hani not almıyorsanız ya da işte zaten konuşulanları unutuyorum diyorsanız Genel Sesler Podcast'in Instagram hesabına giderek oradaki postlara bakıp hoşunuza
gidenleri kaydedebilir ya da not edebilirsiniz.
Orada bazı önemli maddeler özet mahiyetinde aslında sizi bekliyor.
Aklınızda bulunsun.
Şimdi neler bu doğru bilinen yanlışlar?
Mesela ilkini söyleyeyim size.
Yaratıcılık sadece sanatla sınırlıdır.
Hayır. Yaratıcılık aslında her şeye uygulanabilir.
Yani giydiğimiz spor ayakkabılarda, kullandığımız buzdolabıda, yattığımız o ortopedik yataklarda birer sanat ürünüdür.
Yalnızca bir kitap yazmak, resim çizmek ya da müzik yapmak zorunda değiliz.
Sanatla ve yaratıcılıkla ilgili bu geleneksel bakış açısından aslında acilen kurtulmamız gerekiyor.
İkinci maddemiz ise yaratıcılık için yetenek gereklidir yanılsaması.
Hayır efendim, yaratıcılık için herhangi bir yeteneğe ihtiyacımız yoktur.
Zaten bilimsel olarak da kanıtlandığı üzere bu özellik bütün insanlarda doğuşta vardır.
Beynimizin bir özelliğidir.
Gördüğümüz şeylere tepki veririz.
Ve bu tepki, yani onları olduğu gibi görmemek, onları daha farklı şekillerde görme eğilimimiz bizi yaratıcı kılar.
Üçüncüsü, yaratıcılık eğlenmek içindir.
Yanılamasın. Hayır, yaratıcılık kesinlikle eğlenmek için değildir.
Tam aksine oldukça sıkı bir çalışma ister.
Son olaraksa...
Yaratıcı olmak için bilgi gerekli değildir.
Yanılsaması. Yani herhangi bir şekilde bir şey bilmemize ihtiyaç yoktur.
Belki bir eğitime ihtiyaç yoktur diye düşünmek.
Yaratıcı olmak istediğimiz alanla ilgili ön bir bilgiye sahip olmak şarttır.
Kesinlikle önemlidir.
Bunu es geçmeyin. Yine podcast içerisinde bahsettiğim gibi.
olabildiğince, yapmak istediğiniz şeyle ilgili olabildiğince fazla güzel işe kendinizi maruz bırakın.
Bu şekilde onlardan edindiğiniz ön bilgi ve ilhamla daha yaratıcı olacaksınız.
Daha aslında pek çok doğru bilinen yanlış vardır ama benim çıkardığım ve şimdilik aklıma gelen şeyler bunlar.
Evet, bu bölümde pek çok şeyden bahsettik.
Engellerden, dirençten.
Yaratıcı olmak için ihtiyacımız olan şeylerden, doğru bilinen yanlışlardan, neden yaratıcı olmalıyızdan bol bol konuştuk.
Fakat bütün bu anlattıklarımın ötesinde gerçekten çok çok önemli bir madde var.
O da cesur olmak.
Çünkü bir şeyleri yaratmak aslında kendimiz olarak var olma çabamızdır.
Ve bunu toplum kabul etmez.
Toplum kendi kolektif bilinç altında birey olmak isteyen kişiyi dışlar.
Bu nedenle yaratmak cesaret ister.
Daha önce başkasının yapmadığı bir şeyi yapmak, bilinmez sorulara yelken açmak gibidir.
Yolda başımıza ne geleceğini bilemeyiz ve pek de istenmeyiz.
Fakat sonunda elde edeceğimiz şey aslında bir nevi ölümsüzlük gibi bir şeydir.
Yeni bir şeyler yaratmak büyülüdür.
Şu anda yaşadığımız dünya içinde sahip olduğumuz elektrik, akıllı telefonlar, müzeler, binalar, galeriler her şey aslında
yaratıcı düşünebilen zihinlerin üründür.
Bu nedenle yalnızca ressamlar ve müzisyenler sanatçı değildir.
İçinde yaşadığı dünya içinde Arkasında iyi bir şeyler bırakan ve kendi olarak var olma cesaretini gösteren herkes birer saatçidir.
Ve ölümsüzlüğü bir noktada yakalamışlardır.
Ben bu bölümü, ben bu bölümü kapatma işini gelmiş geçmiş en iyi dizilerden biri olan Westworld'daki Ford karakterine bırakıyorum.
Kendinize iyi bakın, hoşçakalın.
Mozart, Beethoven ve Chopin hiç ölmedi.
Sadece müzik oldu.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
