
İnsan olmak demek bir şeyleri ortaya koyma, yeni şeyler yaratma iç güdüsüyle yaşamak demek. Hepimiz içimizde yaratıcı bir güçle doğuyoruz. Ancak bu gücü kullanmak cesaret ve çaba istiyor. Kimimiz yaratıcı gücüyle erkenden tanışıp kullanacak kadar şanslıyken, kimimiz onu en derinlere gömmüş ve kullanmayı unutmuş olabiliyor. Bu bölüm de yaratıcı yanımızla yeniden tanışmayı ve kendimizi üreterek yeniden tanımak üzerine konuşuyoruz. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Hiwell'den %10 indirimli seans almak için tıklayabilirsin:
https://hiwell.app/genelsesler
indirim kodun: genel10
Kitap Kulübüne Katıl: https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar ******* Bana yazın: genelsesler@gmail.com
Transkript
Haybel'in katkılarıyla Genel Sesler Podcast başlıyor.
Herkese merhaba, ben Bilge.
Bugün konumuz yaratıcılık.
Bu konuyu seçmemin aslında özel bir nedeni var.
Podcast'in... İlk bölümlerinden birisi de yaratıcılık üzerineydi.
Hatta bölümün başlığı da yaratıcı olmak istiyorum ama nasıldı?
Bence şimdiye kadar yaptığım gelmiş geçmiş en iyi bölümlerden bir tanesidir.
O bölümle birlikte podcast bir anda büyük bir kitleye kavuştu ve gerçekten dinleyici sayısının arttığı, benim de belki de yaşamımın en büyük dönüm noktalarından birisinin olduğu bir bölümdü.
Gerçekten yeri bende çok ayrıdır.
Yeniden yaratıcılık üzerine bir bölüm kaydetmek istememin ana sebebi Ve aslında bir süreden beri podcast'ın içeriklerinde bazı farklılıklar yapmak ve yeniden farklı şeyler ortaya koymak istemem.
Normal olan çizginin birazcık dışına çıkıp daha...
yeni, daha yaratıcı içerikler ortaya koymak istiyorum.
Bunu nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum.
Zihnimde yeni yeni şekillenen bazı fikirler var.
Ama böyle bir bölüm yaparak hem kendi yaratıcılığıma yeniden katkı sağlamak hem de sizin kendi hayatlarınızı daha yaratıcı yaşamanıza, kendi içinizdeki yaratıcı gücü ortaya çıkartmanıza destek olmak istemem.
Yaratıcılık üzerine okuduğum ilk kitaplardan bir tanesi çok sevdiğim yazar ve aynı zamanda psikoterapist olan Rollemey'in Yaratma Cesaret isimli kitabıdır.
Bu konulara özel bir ilginiz varsa okumanızı tavsiye ederim.
Birazcık dili ağır ama gerçekten verdiği lezzet çok farklı.
Rollemey kitabında yaratmanın cesaret istediğini söylüyor.
Yaratıcılığın bireyi canlı tuttuğunu ve hayata bağladığını savunuyor aynı zamanda.
Yaratıcılık aslında ihtiyaç duyduğumuz, yaşantımıza dahil etmemiz gereken bir süreç ve insan olarak hepimizin içerisinde bulunan bir yetenek.
Yani bazı insanların yaratıcı olduğu ve bazılarının olmadığı sadece bir mitten ibaret.
Her insan, insan olarak doğan her şahıs, her kişi aslında yaratıcı birer bireydir.
bunu kullanmaya, daha iyi yaşadığını hissetmek için ihtiyaç duyar.
David Eagleman Yaratıcı Tür isimli kitabında insanın genlerinde yaratıcılığın olduğunu savunuyor.
Bunun sebebi ise evrimimizden kaynaklanıyor.
Nasıl? Bizler hayatta kalmak için yaratıcı olmak zorundayız.
Çünkü dünyada hep bir problem var.
Sürekli bir şeylere çözüm bulmamız, yeni şeyler icat etmemiz ve hayatlarımızı kolaylaştırmak, yaşam süremizi uzatmak, daha konforlu bir yaşam sürebilmek için yaratıcılığımızı kullanmamız gerekiyor.
Yaptığımız icatlar, sorunlara bulduğumuz çözümlerin hepsi aslında bu yeteneğimizle ilgili.
Bizler yaratıcı olup da hayatta kalan atalarımızın torunlarıyız.
Peki sürekli böyle yaratıcılık yaratıcılık diyorum.
Nedir tam anlamıyla yaratıcılık?
Bilmiyorum ben tam doğru ifade edebilecek miyim ama elimden gelen en iyi şekilde ifade edeceğim.
Yaratıcılık fikirleri yeni ve ilginç yollarla bir araya getirme kapasitesidir.
Bu dünyada aslında yapılabilecek olan her şey yapıldı.
Bizler bu yapılanları kendi yollarımızla, kendi yöntemimizle bir araya getirerek Biz olarak onu yeniden yaparak farklı bir şey ortaya koyuyoruz.
Veyahut da yapılanı daha da ileri bir seviyeye taşırarak yeni bir ürün, yeni bir fikir, yeni bir şey icat ediyoruz.
Yaratıcı olmak için illa buna ihtiyaç duyan bir iş yapmamıza veyahut da bundan para kazanmamıza da gerek yok.
Sadece daha dolu dolu bir yaşam yaşamak için, kendimiz daha iyi hissetmek, belki de sadece terapotik bir eylem olarak da yaratıcılığı kullanabiliriz.
Kendimiz için yazmak, kendimiz için çizmek, kendimiz için farklı bir şey ortaya koymak da aslında yaratıcılıktır ve bize en iyi gelebilecek olan şeylerden bir tanesidir.
İnsan... ürettikçe kendisini daha yararlı, daha mutlu hisseder.
Aslında bu bölümde adım adım yaratıcılığımızın önündeki bazı engellerden, daha yaratıcı olmak için nasıl ortamlara girmemiz gerektiğinden ve uygulayabileceğimiz bazı düşünce yöntemlerinden bahsedeceğim.
Birkaç tane de okuduğum makalelerden yola çıkarak bilimsel tüyo da vereceğim.
Bu tüyoları kullanarak belki de kendi kendinizi daha ileriye taşıyabileceksiniz.
Mihaly Csikszentmihalyi Creativity isimli kitabında yaratıcı insanın özelliklerinden birisi olarak şunu söylüyor.
Yaratıcı insanlar aynı anda hem içe dönük hem de dışa dönüktür.
Nasıl yani? Yani kendi içlerinde yaratımlarını yapabilmek için yalnız kalmaya, kendi alanlarına sahip olmaya ihtiyaç duyarlar.
Fakat bunu dünyayla paylaşmak için de dışa dönük olmaya, insanlarla bir araya gelmeye ve dünyaya yaratımlarını sunmaya da ihtiyaç duyarlar.
Yani bizler yarattığımız şeyleri bir noktada insanlarla da paylaşmak isteyebiliyoruz.
Hatta çoğunlukla bunu yapmak istiyoruz.
Rollemey'in dediği gibi yaratmak cesaret istiyor.
Bir noktada özgüven de istiyor.
Ama bunun da ötesinde o yaratımları dış dünyayla paylaşabilmek işte o noktada bütün o özgüvensizliklerimiz, şüphelerimiz, yetersiz olduğumuza dair yanlış inançlarımız ve başarısızlık
şemamız devreye girebiliyor.
Bunu yapmaktan son devreye çekinebiliyoruz.
Benim hayatımdaki en büyük yaratımım.
Bana soracak olursanız bu podcast, bu podcast'ı yaratmak, dünyaya sunmak benim hayatımı değiştirdi ve hiç kolay değildi.
Çünkü anlattığım her şeyin eleştirilmesinden, yanlış bir şey yapmaktan ve mükemmeliyetçiliğin sürekli tuzağına düşmekten çok korkuyordum.
Ve bütün bu korkularımda aslında kendi kendini gerçekleştiren birer kehanete dönüşüyordu.
Oysa yıllar önce ilk podcast'ı dinlediğimde aklıma düşmüştü bir podcast yaratma fikri ve bunu ilk terapistimle paylaşmıştım.
de çekinerek ve korkarak söylemiştim.
Ona dahi söylerken korkmuştum yani.
O derece özgüvensizdim.
İyi ki de ilk ona söylemişim diyorum.
Onun bana olan inancı, yol göstermesi, elimden tutması bugünlere kadar kendimi geliştirmemi sağladı, getirmemi sağladı aslında.
Zamanında ruhumu pranga altına almış korkularımın ve cezalandırıcı iç sesimin kurbanı olmamamın tek sebebi bence terapistimdir.
Eğer siz de kendinize inanmaya, cesarete ve güce ihtiyaç duyuyorsanız, kendinizi daha iyi ifade edebilmek, olduğunuz gibi var olabilmek istiyorsanız terapiye başlamak...
İyi bir seçenek olabilir. Tam da burada bölüm sponsorumuz Hayvel'den birazcık bahsetmek istiyorum.
Çünkü tam sırası.
Hayvel, 6 ülkede milyonlarca insana ulaşmış bir terapi ve psikolojik destek uygulaması.
Bünyesinde tamamen lisanslı psikoloji ve yüksek lisanslı da klinik psikoloji olan uzman psikologlar çalışıyor.
Binin üzerinde uzman terapist var ve ihtiyacınız olan her konuda bir uzmana danışabiliyorsunuz ve ondan terapi görebiliyorsunuz.
Ama bana soracak olan...
en güzel özelliği terapiye başlamadan önce 15 dakikalık bir ücretsiz öngörüş yapabilmeniz.
Bundan bir sene önce o sıralar terapiye ara vermiştim ve yeniden başlamak istiyordum.
Böyle spesifik de bir sıkıntım vardı ve hayvelden bir terapistle öngörüşme yapmıştım 15 dakikalık.
Hiç unutmuyorum bu deneyimi çünkü yaptığımız 15 dakikalık görüşmenin sonunda terapist bu konuda bana yardımcı olamayacağını, onun uzmanlık alanının birazcık dışında olduğunu ve daha farklı birisiyle görüşmem
gerektiğini söyledi. Ben bu sayede aslında hem zaman kaybından hem de para kaybından kurtulmuş oldum.
Çok güzel bir deneyimdi benim için ve hepiniz için de aynı şekilde olacaktır diye düşünüyorum.
Ücretsiz 15 dakikalık ön görüşmelerle hangi terapiste çalışabileceğinizi ve hangi ekolle daha iyi çalışabileceğinizi bulmanız çok kolay oluyor.
Ve zaman kaybından da kurtulmuş oluyorsunuz.
Ve ilk seansınızda kullanabilmeniz için de çok güzel bir indirim kodu tanımladılar bize.
Genel 10 koduyla ilk seansınızda %10 indirimle terapi görebilirsiniz.
Açıklamalar kısmına linkini bırakıyorum.
Açıklamalardaki linkten halvele ulaşıp hemen terapi yolculuğunuza başlayabilirsiniz.
Ve inanın böyle bir yolculuğa çıkmaktan hiçbir zaman pişmanlık duymayacaksınız.
Ve şimdi yeniden yaratıcılık konusuna geri dönmek istiyorum.
Yaratıcılıkla ilgili okuduğum en güzel kitaplardan bir tanesi az önce de bahsettiğim Mihail Çiksen Mihail'in Creativity isimli kitabıydı.
Ve orada yazar şöyle bir şeyden bahsediyor.
Diyor ki yaratıcılık için en önemli unsurlardan bir tanesi ortamdır.
Bazı insanlar yaratıcılığın her insanın içinde sihirli bir şekilde ortaya çıktığını inanıyor.
Ancak durum bundan birazcık daha karmaşık olabilir.
büyük bir kısmını aslında çevremizden alıyoruz.
Mesela 1400'lü yılların İtalya'sında Florensa şehri neden yaratıcılığın yuvasıydı diye bir soru soruyor.
Gerçekten de 1400 ile 1425 yılları arasında Florensa'nın İtalyan Rönesansı'nın merkez üstü olması sadece bir tesadüf değildi.
O dönemde Florensa şehri mali açıdan hızlı bir şekilde gelişiyordu ve sanatla ilgilenen işte soylular, zanaatkarları ve daha büyük sanat eserlerini keşfetmeye, yaratmaya çok fazla meyillilerdi ve
sürekli aslında buna teşvik ediyorlardı.
O dönemde yaratıcılığın bu kadar çok...
desteklenmesi ve sürekli üretimler için bir şeylerin harcanması, insanların oraya doğru çekilmesine ve bu alanda kendilerini göstermek için daha da fazla uğraşmalarına ve pek çok yaratıcı zihnin bir araya gelmesine sebebiyet
verdi. Buradan çıkaracağımız ilk ders şu olabilir.
Eğer biz daha ileri seviyede bir yaratıcılık göstermek istiyorsak, daha iyi üretimler yapmak, daha farklı şeyleri ortaya koymak istiyorsak birazcık bunun ortamında olmamız gerekiyor.
Her zaman bu kadar şanslı olmayabiliriz.
Mesela ben bu konuda şanslı olduğumu...
Uzun zamandan beri aslında böyle bir toplumun içerisine katılmak, böyle insanlarla daha fazla çevreli olmak istiyorum.
Ama şu an içerisinde bulunduğum çevre yaratıcılık ve sanatla çok fazla ilgilenmiyor ya da benim yaptığım işten daha farklı işler yapıyorlar.
Bizim gibi üretme heveslisi, bir sanat ortaya koyma heveslisi, insanlarla bir arada olmak ve bunun teşvik edildiği yerlerde olmak bizim yaratıcılığımızı tahmin ettiğimizden çok daha üst seviyelere çıkarabilecek bir etken.
Hatta bu madde benim aklıma şu ünlüsü.
Sözü getirdi. Etrafındaki beş kişinin ortalamasısın.
Bizler çevremizdeki insanların ortalamasıyız.
Ve bu nedenledir ki ne yapmak istiyorsak çevremizdeki insanları da ona göre seçmemiz gerekiyor.
Başarılı olmak istiyoruz. Bir iş kurmak istiyoruz.
Daha anlayışlı, daha şefkatli birine dönüşmek istiyoruz.
Daha yaratıcı olmak istiyoruz.
Her neyse buna göre insanlar seçmemiz ve etrafımızı buna göre donatmamız gerekiyor.
Ben de ilerisi için... kendime bu şekilde bir ortam oluşturmaya daha fazla çaba göstereceğim.
En azından bulamıyorsanız bile benim yaptığım şu taktiği kullanabilirsiniz.
Bol bol kitap okumak.
Çünkü unutmayın ki yazarlar, özellikle iyi yazarlar bu dünyadaki en yaratıcı insanlardır.
Kurgu okumak, ne bileyim işte şu an Proust'un Sıvanların tarafını okuyorum.
Yani muhteşem bir yaratıcılık örneği.
Dünya edebiyatından bazı harika yazarlar vardır.
Elena Ferrante'yi yeniden ve yeniden okumak.
Magda Zabon'un külliyatını üçüncüye dönmek gibi şeyler.
Bunların hepsi aslında gerçek varlıkları yanında olmasa bile o yazarlarla ve onların yaratıcılığıyla bağ kurmama sebebiyet veriyor.
Ve bir şekilde fiziksel olmasa bile ruhani olarak ortamımı değiştirdiğimi inandırıyor.
de daha farklı kapılar açmaya yardımcı olduğuna tüm bunların çok eminim.
Eğer benim gibiyseniz bu tüyoyu da kullanabilirsiniz.
İkincisi, yaratıcılığımızın önündeki en büyük engel.
Korku. Hepimiz korkuyoruz.
Buna az önce de aslında değindim.
Neden korkuyoruz? İyi bir eğitimimiz olmadığı için aşağılanmaktan.
Belki de ciddi bir işim zaten yok.
Ben ne yapıyorum ki de bir yaratım ortaya koyayım diye kendi kendimize şüpheye düşmekten, yetersiz olmaktan, eksik olmaktan korkuyoruz.
Daha bu sabah yaratıcılıkla ilgili bir bölüm kaydedeceğimi Instagram'dan duyurdum ve bana çok ilginç bir mesaj geldi.
İzninizle şimdi bu mesajı size okuyacağım.
Şöyle yazmış yazan kişi, podcast konusu bulduktan sonra ben ne söylersem söyleyeyim buna benzer içerikler var.
Benimki de pek iyi sayılmaz diyen o sese nasıl sen bir orada dur deyip bu kadar hızlı bir şekilde yeni ve dolu dolu bir içerik üretebiliyorsunuz?
Aslında bu yazılan şeylerin hepsi bir zamanlar benim de aklımdaydı.
Şimdi sizinle bir sırrımı paylaşacağım.
Benim pek de orijinal olmak gibi bir korkum yok.
Çünkü meselenin orijinal olmak değil, kendim olmak olduğunu çok iyi biliyorum.
Bu hayatta sizden bir tane daha yok ve sizin yaptığınız şey tamamen size özgü olacak.
Başka birisinin anlattığı şeyi aynı şekilde tıp atıp anlatsanız bile bunu siz anlattığınız için bile bir farklılık ortada olacaktır.
Ben kendi yaşantımla, kendi sentezimle, kendi düşünce biçimimle önceden bildiğimiz şeyleri sizin önünüze koyuyor olabilirim.
Fakat... İşin içerisinde ben olduğum için, benim kendi otantik kişiliğim olduğu için bu tamamen belki de sizde...
daha önceden fark etmediğiniz bir şey fark etmenize sebebiyet verebilecektir.
Daha önceden bildiğiniz bir bilgiye daha farklı bir perspektiften belki de bakmanıza yardımcı olacaktır.
Bu sizin kendi yaratımlarınız için de geçerli.
Benim burada anlattığım şeylerden bir maddeyi alıp kendiniz, kendi podcastınızda bahsedebilirsiniz ve bunu tamamen kendinize özgü bir yöntemle yaparak yaratıcı bir iş ortaya koyabilirsiniz.
Yaratıcı olmak demek olmayan bir şey yapmak demek değildir.
Lütfen bunu sakın unutmayın.
Aynı şekilde bir diğer madde de yaratmak için kimsenin iznine ihtiyaç duymuyor oluşunuz.
Eğer yetersizliklerinize, bazı konulardaki kendinize dair şüpheleriniz devreye giriyorsa, insanların bununla ilgili neler söyleyeceğini, sizi nasıl eleştireceklerini düşünüyorsanız lütfen bunu aklınıza getirin.
Bu dünya çok büyük bir yer ve birkaç insanın düşüncesi hiçbir şey ifade etmiyor.
Yaratıcılık sizin kendi vizyonunuzu, içinizden geleni ortaya koymanızla ilgilidir.
Başkalarından alacağınız onayla ilgili değildir.
Bir diğer korku da elbette başarısızlık korkusu.
Sürekli başarısız olmaktan korkuyoruz.
Bir yaratımı, yaptığımız bir şeyi ortaya koyduğumuzda bunun sonuç vermemesinden, insanlar tarafından beğenilmemesinden, yetersiz bulunmasından korkuyoruz.
Gilbert'ın çok sevdiğim büyük sihir isimli kitabında şöyle bir hikayesi var.
Elizabeth Gilbert bir yazı yazıyor ve bunu bir dergiye gönderiyor.
Dergi yazıya şöyle bir yanıt veriyor.
Bu oldukça yetersiz, dergimizde yayınlamak için uygun olmayan bir yazıdır.
Aradan yıllar geçiyor ve Elizabeth Gilbert harika bir kitap çıkartıyor, bestseller oluyor kitabı ve ünlü bir yazara dönüşüyor.
Menajeri bir zamanlar gönderdiği o eski yazıyı Aynı reddediği dergiye gönderiyor ve dergin editöründen şöyle bir mektup alıyorlar.
Yazıyı çok beğendim.
Bana... Tanıdık bir şeyi hatırlattı.
Büyük ihtimalle bir zamanlar reddettiği o yazıyı hatırladı.
Tabii ki de reddettiğini hatırlamadı.
Sadece onun anısı aklında kaldığı için o yazıyı reddettiğini büyük ihtimalle fark etmemiştir.
Onun anısı geldi aklına, ona bir tanıdık geldi ve çok harika buldu yazıyı.
Peki Elizabeth Gilbert her ikisinde de aynı yazıyı göndermişti.
Birisinin de çok başarılı, diğerinde ise başarısız bulundu.
Bu hikayeden şöyle bir sonuca varabiliriz.
bizim başarısız, yetersiz ya da kötü bir iş ortaya koyduğumuzu göstermez.
Belki de sadece zaman değildir.
Bu açıdan baktığımızda yaratımlarımıza sürekli olarak devam edebilecek cesareti içimizde bulabiliriz.
Ve şunu da sakın unutmayın, herkes korkuyor.
Ve hiç kimse mükemmel değil.
Bütün bunlar evrensel hisler.
Eğer ağır bir narsistik kişilik bozukluğunuz yoksa, hiçbirimiz kendimizden öyle son derece emin olup kendimizi yüceltebilecek şeyi içimizde bulamıyoruz.
Ama korkularımızla, endişelerimizle yola devam ediyoruz.
İşte zaten başarıyı da, mutluluğu da, belki o sanatımızı ortaya koyacak güç de bu şekilde bulabiliyoruz.
Diğer maddemiz...
Bizi yaratıcılığa götürebilecek düşünce yöntemleriyle ilgili.
Bu da beyni iki şekilde kullanmaya içeriyor.
Odaklı ve serbest.
Bir şey üzerine çalışırken odaklanabilmek, tamamen full kapasite bir şekilde ona yönelebilmek çok önemli bir beceri.
Buna pür dikkat çalışma becerisi de deniyor hatta.
Bu konuyla ilgili Kahn-Luport'un aynı isimli kitabını okuyabilirsiniz.
Veyahut da Johan Hari'nin muhteşem kitabı Çalınan Dikkat'i okuyabilirsiniz.
Fakat bugün konumuz elbette ki dikkat değil.
Sadece arada böyle aklıma gelince kitap tavsiyesinde bulunmak istedim.
Yaratıcılıkta odaklı çalışma önemli olduğu kadar dağınık düşünme de önemlidir.
Bazen her şeyi serbest bırakmak gerekiyor.
Özellikle yeni fikirler bulmak için zihnimizin serbest olması, hatta o anda hiçbir şey düşünmüyor olmak çok önemli.
Mesela ben podcast ile ilgili fikirlerin çoğunu ne zaman buluyorum biliyor musunuz?
Bulaşık yıkarken. Evet.
Barış Hoca'nın bir videosunda duş alırken iyi fikirleri bulduğunu duymuştum.
Kimisi yürüyüş yaparken buluyor, kimisi çevreyi gözlemlerken buluyor.
Tamamen zihnimizin serbest olduğu, hiçbir şey yapmadığımız, hatta mümkünse hiçbir şey dinlemediğimiz, rahat ve sadece işte elimizle bir şeylerle uğraştığımız zamanlarda çok farklı ve çok değişik fikirler bulabiliyorum.
Kaç defa olmuştur böyle hemen elimi havluya silip koşa koşa defterime aklıma gelen fikirleri not aldığım bulaşık yıkama esnasında.
İlla tabii ki de sizin böyle anlarda bulmanıza gerek yok.
Ama zihninizi serbest bırakmak için şu yöntemleri deneyebilirsiniz.
Evi temizlemek. Uzun yürüyüşlere çıkmak, doğayı gözlemlemek.
Doğa bence insanın yaratıcılığını en çok besleyen yerlerden bir tanesi.
Eğer bir doğa yürüyüşü yapıyorsam veyahut da böyle bir şeye çıktıysam genelde hiçbir şey dinlemem.
Maksimum klasik müzik veyahut da sözsüz müzik dinlerim.
Yani zihnimin bir yere takılmasını hiç istemem.
Böyle zihnin sakin kaldığı zamanlarla yeni yeni fikirler ortaya çıkıyor.
Bu fikirlerin işlenmesi içinse odaklı çalışmaya ihtiyaç duyuyoruz.
diyelim ki benim işte bu podcast bölümünü yapmak için yaptığım araştırmalarda odaklı çalışmam gerekiyor.
Yani beyni hem dağınık hem de odaklı olacak şekilde iki türlü kullanmak, yaratıcı düşünmeyi ve yaratıcılık süreçlerini ilerletmek için oldukça önemli.
Dördüncü maddemiz ise tüketmek.
Aslında bu çağda bir şeyleri tüketmekle ilgili bence hiçbir sıkıntı yaşamıyoruz.
Ama neyi tükettiğimiz çok önemli.
Tüketmekten kastım şu, YouTube'da video izlemek, podcast dinlemek.
Kitap okumak, film izlemek, yeni bir müzik dinlemek bunların hepsi bizi dolduran ve o yaratımımızı besleyecek olan şeyler arasında.
Kendinizi boş bir bardak olarak hayal edin.
Eğer sizin içiniz dolu değilse dışarıya zaten hiçbir şey taşmayacaktır.
Önce bardağınız işi dolacak, dolacak, dolacak ve sonrasında dışarıya taşacaksınız.
Yani dışarıya verecek bir noktaya geleceksiniz.
Kendinize farklı bilgiler doldurmadığınız müddetçe, kendinizi beslemediğiniz müddetçe dışarıya bir şey vermeniz zaten mümkün değildir.
Stephen King'in çok sevdiğim Yazma Sanatı isimli kitabında şöyle söylüyor.
Bol bol okumalısınız.
Özellikle kendisinin kurgu okumayı çok sevdiğini belirtiyor.
Hatta kitabının sonunda uzun bir okuma listesi de var.
Yazmak Stephen King için çok önemli bir süreç ve yazmadığı, üretmediği bir gün neredeyse hiç yok.
Fakat aynı zamanda...
Okumadığı bir gün de yok. Yani kendi yaratıcılığını besleyebilmek için başkalarının yaratıcılığından da beslenmemiz gerekiyor.
Ama lütfen kendinizi uzun süreler boyunca saçma sapan TikTok videoları ve reelslerle değil daha dolu dolu şeylerle besleyin.
Tükettiklerinize... Çok dikkat edin.
Neyi tüketiyorsanız büyük ihtimalle ona benzer ve o kalitede işleri ortaya koyacaksınız.
Bu aynı şekilde sanatla da ilgili.
Mesela yine yaratıcılığı geliştiren bence en arka şeylerden birisi müze gezmek.
Özellikle de sanat müzelerini gezmek, resimleri incelemek.
Aklınıza çok farklı şeyler getirebilir.
Bunu bir deneyimlemeyi lütfen kenara not alın.
Bir diğer maddemiz bilimsel bir madde.
Okuduğum bir yazıda şöyle söylüyordu.
Beynimizde asetil kolin isimli bir kimyasal madde varmış.
Ve asetil kolin seviyelerinin artışı bizim yaratıcılığımızda arttırıyormuş.
Peki nedir asetil kolini arttıran şeyler?
Hangi davranışlar veyahut da ne yaparsak beynimizdeki bu kimyasal daha çok artar?
Aslında tek bir maddesi var. Yeni bir şey yapmak.
Daha önce yapmadığımız bir şey yaptığımızda beynimizdeki asetrikolin seviyeleri artıyormuş.
Ne olabilir pekala bu yeni şey?
Yeni bir yemek denemek olabilir.
Diyelim daha önce hiç suşi denemediniz.
Bunu denemek yeni bir şeydir.
Yeni bir insanla tanışmak.
Yeni bir dans öğrenmek.
Hiç okumadığınız tarzda bir kitap okumak.
Bundan bahseden kişi şöyle tavsiyelerde bulunuyordu.
Diyelim ki yatmadan önce Bir kitap okuma alışkanlığınız var.
Bundan sonra yapacağınız şey akşamları hiç daha önce okumadığınız tarzda kitapları okuma rutinimize katmak olsun.
Diyelim sürekli psikoloji ve felsefe alanında kitaplar okuyorsunuz benim gibi.
Belki araya bir grup kitap katmayı deneyebilirsiniz.
Veyahut da arkadaşlarınızı dışarı çıktığınızda yeni insanlarla tanışmaya hevesli olup hep birlikte farklı kişiler tanımaya çalışabilirsiniz girdiğiniz ortamlarda.
Veyahut da hiç denemediğiniz bir içeceği içmeye deneyebilirsiniz.
Yolda diyelim gidiyorsunuz sürekli podcast dinliyorsanız belki klasik müzik açıp Dinlemeyi deneyimleyebilirsiniz.
Yani sürekli farklı bir şey yapmak ve hayatınıza daha önce yapmadığınız bir şeyi katmak beyninizdeki asetelikolin seviyesini arttırıyor.
Ve bu otomatik olarak sizin yaratıcılığınızı arttırıyor.
Son maddemiz ise yine Elizabeth Gilbert'ın Büyük Zihir isimli kitabından öğrendiğim harika bir trik.
Diyor ki kendinizi tanımla o biçiminizi değiştirin.
Eğer bir fotoğraf çektiyseniz artık fotoğrafçısınız.
Eğer bir yazı yazdıysanız artık yazarsınız.
Eğer kısa bir video çektiyseniz artık siz bir yönetmensiniz.
Kendinize böyle seslenin.
Ben bir fotoğrafçıyım.
Ben bir yazarım. Ben bir müzisyenim.
Ben bir podcaster'ım.
Ben bir hikaye anlatıcısıyım.
Her ne olmak istiyorsanız, kendinizi nasıl görmek istiyorsanız o şekilde hitap edin ve öyle olmanızı sağlayacak adımları hemen şimdi atmaya başlayın.
Ve lütfen rica ediyorum mükemmeliyetçilik tuzağına düşmeyin.
Hiçbir şey ve hiç kimse bu hayatta mükemmel değil.
Hemen şimdi yapın.
Ne olursa olsun. Yani şimdi bunları konuşurken de şey gibi hissettim birden.
Altın boş motivasyon cöneleri kuruyormuş gibi.
Ama söylediklerimin doğru olduğunu o kadar iyi biliyorum ki kendi hayatımda da uyguladığımdan dolayı bunları yapmadığınız müddetçe asla hayal ettiğiniz o noktaya gelemeyeceğiniz veya hayal ettiğiniz o şeyi ortaya
çıkaramayacağınızı çok iyi biliyorum.
Kendi yolunuzu bulduğunuz, kendi yaratıcılığınızı ortaya koyduğunuz harika bir hayat diliyorum hepinize.
Yaratmak size yaşadığınızı hissettirecektir.
Lütfen. vazgeçmeyin.
Sadece kendiniz içinde olsa bir şeyler yapın.
Belki evinizin dekorasyonunu değiştirmek, yeni bir yemek yapmak dahi olabilir bu.
Nasıl mutlu olduğunuzu ve kendinize olan güveninizin nasıl daha çok arttığını fark edeceksiniz.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Ben de ara ara yeni şeyler yapmaktan korktuğumda açıp bu bölümü dinleyeceğim.
Kendinize çok iyi bakın.
Eğer bu bölümü sevdiyseniz seyircilerinizle paylaşmayı lütfen unutmayın.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Hayver'in sunduğu Genel Sesler Podcast sona erdi.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
