
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Sevgilisinden ayrılanlar, yeni bir şehre taşınanlar, hiç arkadaşı olmadığı için üzülenler, çevresinde bir sürü insan olsa bile içten içe kendini yalnız hissederler ve yalnızlığın acısını farklı şekillerde deneyimleyenler, bu bölüm hepimiz için. Yalnız olmak her koşulda iyi bir şey olmasa da onunla baş etmeyi öğrenebilir ve bu yalnızlığı fırsata çevirebiliriz. Bu bölümde yalnızlık duygusunu iyice irdelerken bir yandan da onunla barış ilan etmenin yolarını konuştuk. Keyifli dinlemeler :)Kitap Kulübüne Katıl : https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar*******Bana yazın: genelsesler@gmail.comINSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler podcastinden herkese merhaba.
Şu an bu bölümü açıp dinlediğine göre seninle ilgili bazı varsayımlarda bulunmak istiyorum.
Belki şu an yalnız hissediyorsun.
Belki sevgilinden ayrıldın.
Belki yakın dostlarınla olan bağın eskisi kadar iyi değil.
Belki yeni bir şehre taşındın.
Belki de bir sürü arkadaşın var çevrende ama hiçbirinin seni anlamadığına dair içten içe seni kemiren bir yalnızlık duygusu var.
İnsanlar belki yalnızlığını almıyor.
Belki de hiç arkadaşın yok.
Belki de ailenle birliktesin ama aynı arkadaşların olduğu gibi orada da anlaşılmadığını düşünüyorsun.
Sosyal medyaya giriyorsun. WhatsApp'ı açıyorsun.
Belki orada insanlarla konuşuyorsun.
Ama bunların hiçbiri işe yaramıyor.
Yalnızsın. Yalnız hissediyorsun.
Ve bu yüzden acı çekiyorsun.
Çünkü yalnızlık hissi acıtır.
Bu sadece zihnimizde gerçekleşen bir şey değildir.
Yalnızlık fiziksel olarak, biyolojik olarak acıtır.
Tüm bunları bu bölümde uzun uzun konuşacağız.
Ama önce sana şunu söylemek istiyorum.
Beni dinlediğine göre...
Benim senin yanında olduğumu farz edebilirsin.
Sesimi duydukça yalnızlık hissin bir nebze olsun sakinleşebilir.
Çünkü ben senin hislerini anlıyorum.
Şu an ne kadar zorlandığını biliyorum.
Ya da bir zamanlar ne kadar zorlandığını.
Bölümü dinlemeye devam etmeden önce şunu hep aklında tutmanı istiyorum.
Yalnızlık tedavi edilebilir.
Yalnızlığı sevebilirsin.
Seni sevecek insanlar da bulabilirsin.
Dünyada neredeyse 8 milyar insan var.
Dostlar, sevgililer, arkadaşlar, belki de ailen yerine dahi geçebilecek harika insanlar seni bekliyor.
Bu bölümde hem sağlıklı yalnızlığın ne demek olduğunu, yalnızlığı, kendimizle vakit geçirmeyi nasıl sevebileceğimizi, hem de nasıl yeni arkadaşlar edinebileceğimizi konuşacağız.
Tamamen yeni arkadaşlar edinmek üzerine bir bölüm asla değil.
Genel olarak yalnızlık hissinin kökenlerini ve Yalnızlığın hangi konularda pozitif, hangi konularda negatif olabileceğini tartışacağız.
Ama elbette ki diğer insanlarla olan bağlantımız da bu bölümün içerisinde yer alacak.
Bu arada eğer ilk defa podcast'ı dinliyorsanız ben Bilge uzun bir süredir yalnız yaşıyorum.
ve bir süre daha yalnız yaşamaya devam etmeyi planlıyorum.
Bu konu üzerine çok düşündüm ve sanki hiç işim yokmuşçasına geceler gündüzler boyunca yalnızlık duygusunu irdeledim, üzerine okudum, yaşantımda kendimi gözlemledim.
Bu bölümde bu nedenle konuşacak çok fazla şeyim var.
O halde başlayalım.
Öncelikle size şunu söylemek istiyorum.
Bu bölümde size yalnızlığı övmeyeceğim.
Hatta aslını soracak olursanız yalnız kalmayı hiç sevmem.
Dostlarımı, arkadaşlarımı, etrafımda barındırdığım insanları severim.
Onlarla vakit geçirmekten, onlarla bir şeyler yapmaktan büyük keyif alırım.
Fakat tek başıma kendimle zaman geçirmeyi bunların hepsinden daha da çok severim.
Benim kendi kendime geçirdiğim vakitler içerisinde yalnızlık hissinin olduğu ve bana acı veren zamanlar değil.
Tam aksine kendimi iyi hissettiğim, o tek başınalığımın içerisinde yalnızlık hissinden eser dahi olmayan, bütüncül, tamamlanmış ve huzurlu hissettiğim zamanlar.
Her zaman bu noktada değildim.
Elbette ki. Kendimle vakit geçirmek, kendimle dost olmayı öğrenmek.
Uzun zamanımı aldım.
Ve bunun ne kadar sağlıklı, ne kadar iyi bir şey olduğunu çok sonradan fark ettim.
Bunların hepsi bir yolculuktu.
Bu yolculukta bana yardımcı olan çok fazla şey oldu.
Merak etmeyin, hepsini sizlerle paylaşacağım.
Ama öncesinde şunu söylemek istiyorum.
İyi ilişkiler kurmak, iyi insanlarla birlikte olmak, mutlu ve uzun bir ömür için çok önemli.
yapılan araştırmalar kronik yalnızlık hissinin Alzheimer'den tutun kansere kadar pek çok hastalığı hızlandırdığını gösteriyor.
Fakat şöyle bir şey var ki yalnız hissetmeye başladığımız zaman gerçek anlamda yalnız oluyoruz.
Çevremizde bir sürü insan varken de yalnızlığı deneyimleyebiliriz.
Yapılan araştırmalar özellikle 18 ve 34 yaş arasındaki gençlerin sıklıkla yalnız hissettiğini gösteriyor.
Amerika'da bu oran %46 iken İngiltere'de %60'a kadar çıkıyor.
Türkiye'deki durum nasıl, ortalaması nedir gerçekten bilmiyorum.
Bence zaten yalnızlık hissinin yoğunlaştığı yerler özellikle bireyselleşmenin de arttığı yerler.
Neden böyle oluyor peki?
Dediğim gibi yalnızlık hissi biyolojik bir acıya sebebiyet veriyor.
Bu ise tamamen 50 bin yıl öncesinden kalma evrimimizle ve atalarımızla ilgili bir şey.
Belki evet bizler şu anda yaşıyoruz ama biyolojimiz 50 bin yıl öncesinde yaşıyor.
50 bin yıl önce insanlar bir arada yaşamayı bilmek zorundaydı.
Neden? Çünkü yalnız kalmak demek, bir topluluğun parçası olmamak demek, Ölümle eşdeğerdi.
Reddedildiğinizde veya dışlandığınızda aç kalırsınız, vahşi hayvanlara yem olursunuz.
Bu nedenle biyolojimiz bizi ayakta tutabilmek için reddedilmeye ve yalnızlığa karşı bir acı mekanizması geliştirdi.
Hala reddedilmekten o kadar çok korkuyoruz ki çoğu şey yapmıyoruz.
O adımı atmıyoruz, o yapmak istediğimiz şeye gidemiyoruz, konuşmak istediğimiz insanla konuşamıyoruz.
Herkes reddedilmekten korkar.
Ve herkes yalnızlıktan da korkar.
Çünkü vücudumuz yalnız kaldığımızda, reddedildiğimizde acı çekiyor.
Kendi başımıza iyi vakit geçirebilmeyi öğrenmek, sağlıklı bir birey olmak için de önemli.
Bunu bana terapi görürken terapistim demişti.
Kişinin kendi kendine geçirdiği vakitteki işlevselliğinin iyi ve yüksek olması aslında iyileşmenin bir göstergesidir diye bir defasında benimle konuşmuştu.
Çünkü o dönemlerde yalnız kaldığım zamanlara dair büyük bir aksiyeti içerisindeydim.
Yalnızkanlı becerim neredeyse yoktu ve sürekli birileriyle olmaya ihtiyaç duyuyordum.
Fakat şimdilerde durmadan arkadaşlarla olmak ya da herhangi bir şekilde her bir partnerim varsa onunla vakit geçirmek, sürekli sürekli kendime zaman kalmadan her vaktimin bir insanla dolması ya
da işle dolması günün sonunda ya da o haftanın ayın sonunda müthiş bir şekilde boğulmama sebebiyet veriyor.
Yakınıma aldığım insanları gerçekten çok seviyorum.
Arkadaşlıklarıma, dostluklarıma ilişkilerime, İlişkilerime gerçekten çok önem veriyorum.
Ve sevdiğim insanlar için her şeyi de yaparım.
Bu tamamen ayrı bir konu.
Zaten sevmediğim birisini de yakınıma almıyorum.
Çok uzakta tutuyorum. Fakat tüm bunların ötesinde kendimi de çok seviyorum.
Kendimle birlikte vakit geçirmeyi de seviyorum.
O halde orada bana ait bir alanında kalması gerekiyor.
Sürekli bir şeylerin... Olmaması gerekiyor.
Şunu hayal edin. Sizin kendinize ait bir alanınız var.
Orada şarkı söylüyorsunuz, yemek yapıyorsunuz, müzik dinliyorsunuz, temizlik yapıyorsunuz ve bütün bu sıradan rutin işlerin içerisinde keyif içerisindesiniz.
Keyif alıyorsunuz. Mesela benim en keyif aldığım anlardan biri sabahleyin balkonumda kahve içmek.
Yaz olduğu için kışın bunu zaten yapamıyorum ama yaz geldiğinden beri bunu böyle büyük bir keyifle gerçekleştiriyorum.
Hatta bunun ötesinde şey çok seviyorum.
Komik gelebilir birazcık size.
Sabah böyle erkenden uyanıp çarşaflarımı yıkayıp o çarşafları böyle bembeyaz nevresimlerimi balkonuma serip onları izlerken kahve içmek.
Biraz böyle dediğim gibi garip ve psikopatça da gelebilir ama nasıl diyeyim çamaşır ipine serdiğim temiz çarşafların, temiz kıyafetlerin, o gelen mis gibi kokunun bana verdiği bir mutluluk hissi var.
Kendi alanımda dediğim gibi kendimle mutlu olmaktan keyif alıyorum.
Tek başıma sinemaya gitmekten, tek başıma tatile çıkmaktan, tek başıma yürüyüş yapmaktan keyif alıyorum.
Hatta tek başıma tatile yakın bir zamanda çıkacağım eğer bir terslik olmazsa.
Uzun zamandan beri böyle bir planım var bir türlü gerçekleştiremiyordum.
O zaman umarım yaratabilirim kendim için.
Bu noktaya kendimi sağlayan en önemli şeylerden biri istediğim gibi kendimle arkadaş ve dost olmayı öğrenmekti.
Başka bir arkadaş aramadan önce bence önce kendi kendimizin arkadaşı olmalıyız.
Kimseyi beklemememiz gerekiyor.
Zaten kendimizde iyi olduğumuzda gelişiyoruz, büyüyoruz, bir enerji yayıyoruz dış tarafa diye düşünüyorum.
O yaydığımız olumlu enerji kendimizle ve hayatımızda bütüncül hareket ediyor olmamız dışarıdaki insanları da etkiliyor.
Ve onlarla da yakın ve sıkı bağlar kurabilmemize yardımcı oluyor.
yardımcı oluyor. Bir diğer nokta ise kişi kendi kendisiyle vakit geçirip kendiyle iyi olabildiğinde ihtiyaçtan değil tamamen sevgiden başkalarıyla bağ kuruyor.
Bence bu çok önemli bir nokta.
Yani ihtiyaçtan değil de gerçekten sevgiden, gerçekten o kişiyle birlikte olmayı istemekten oluşan bağların olması.
Bunu hem arkadaşlığa hem de romantik ilişkilere entegre edebiliriz diye düşünüyorum.
Aileyle geçirilen vakitte de aynı şekilde çoğumuz birileriyle ihtiyaçtan dolayı bağ kuruyoruz.
İşte belki ailemizle ekonomik kaygılarımız olabilir, ailemizi kaybetmekten korktuğumuz için ya da farklı şartlandırmalarımız yüzünden onlardan ayrılamıyor olabiliriz ama onların yanındayken mutsuz ve gerçek anlamda birileriyle
birlikteymiş gibi hissetmiyor olabiliriz.
Bu partnerimiz de olabilir.
Belki bizi arzu ettiğimiz şekilde sevmiyordur, bize arzu ettiğimiz şekilde ilgi, yakınlık, sevgi göstermiyordur ama onu kaybetmek demek yalnız kalacağımız anlamına geliyordur ve bir türlü onu bırakamıyoruz ya da başka ihtiyaçlarımız sebebiyle
ona bağlanmışız. Bir arkadaşlık içinde bu olabilir.
Zaten bu tip ilişkiler zaman içerisinde ilişkinin de ötesinde bağımlılığa dönüşmeye başlıyor ki bağımlılık zaten aşılması çok zor bir şey oluyor.
Ve tüm bunlar, bu bağımlılık deyin buna, kötü ilişkiler deyin, her ne derseniz deyin zaman içerisinde kişiyi ve karşısındakini tahrip etmeye başlıyor.
Bence umutsuzca birileriyle birlikte olmaya çalışmaktansa Önce kendimizle bir bütünlük ve birliktelik kurmak için çabalamalıyız.
Bunu nasıl yapacağımız ise tamamen bize kalmış.
İlk taşındığım zamanlarda, ilk yalnız yaşamaya başladığım zamanlarda gerçek anlamda çok zorlandım ve bir yoksunluk çektim.
Çünkü sevdiğim insanlardan çok uzaktaydım.
Arkadaşlarımdan, ailemden, dostlarımdan, hepsinden.
Burada yeni bir çevre edinmem gerekiyordu.
Bu süreçte o zorlandığım zamanlarda...
Kendime hep şunu hatırlattım.
Kendini kaybetme.
İhtiyaçtan dolayı arzu etmediğin kişilerle birliktelik kurma.
Onun yerini ne yaptım biliyor musunuz?
O yalnızlığı yaratıcılığa dönüştürmeyi tercih ettim.
Yani bir şeyler yazdım, yeni bir şeyler ürettim.
Bunu insanlara sunmak için değil, sadece kendim için yaptım.
Pek çoğunu. Hatta bu dönemde normalde benim insanlara sunduğum en önemli yaratıcı işim podcast'imdir.
Podcast'imi çok fazla yapamadım bile.
Daha çok kendi kendime yaratıcı bir şeyler geliştirmek istedim.
O kadar çok şey yazdım ki bazen şey diye düşünüyorum.
Belki bu yazdıklarım bir gün, bir gün.
Yani ne zaman olur bilmiyorum.
Bir araya gelir, bütünleşir ve insanlara sunabileceğim bir esere bile dönüşebilir.
Asla şu an değil. Çok çok uzun bir zaman sonra büyük ihtimalle.
Ama o yaratıcılık sadece kendim için bir şeyleri üretmek benim yalnızlığımı tedavi etmeye başladı.
Bu dönemde yanlış insanlarla da ilişki içerisine girdim.
Fakat yalnız kalmaktan korktuğum için onlarla olan ilişkimi asla devam ettirmedim.
Ve şunu gördüm.
Bundan geçen bölümde de bahsetmiştim.
Korkularım tahmin ettiğim kadar hiçbir zaman canımı yakmadı.
Yalnız kalmaktan korktuğum için birisiyle olan dostluğum ya da birlikteliğimi bitirdiğimde hiçbir zaman yalnız kalmadım.
Hatta ondan açılan boşluğa genelde çok daha iyi bir insan geldi.
Bir insan hayatımızı terk ettiğinde ondan gereği bir boşluk kalıyor.
Bunu kabul ediyorum. Ve belki de yalnızlık hissini en büyük körükleyen şeylerden birisi de bu.
Ama o kişiden açılan yere de genelde çok daha iyi birisi giriyor.
Eğer siz kendinizi koruyup koluyorsanız, burada söyleyeceğim şey şu aslında özet olarak.
Eğer yalnızsanız...
ya da hayatınızdaki bütün o toksik ve yanlış ilişkileri kesip de bir süre gönüllü yalnızlığınızla baş başa kalmak istiyorsanız size iyi gelen, sizin içiniz dolduran o şeyi bulun.
Bu her ne ise o yalnızlığınızı iyi bir şeye dönüştürün.
Kitap okumak olabilir, bir spor dalına başlamak olabilir, bir yardım kuruluşuna kaydolmak olabilir, sokak hayvanları için, kadınlar için, bilmiyorum.
Vahşi yaşamı korumak için bir şeyler yapabilirsiniz aklınıza her ne geliyorsa.
Ve kendinize yatırım yaptıkça, kendinizi destekledikçe, olmak istediğiniz insan için çabaladıkça göreceksiniz ki kendi kendinize vakit geçirmeyi de sevmeye başlıyorsunuz.
O kahvenizi içerken sakince arkanıza yaslanıyorsunuz.
Belki etrafınızda kimse yok ama siz sakin ve huzurlu hissediyorsunuz.
Bu dediğim gibi benim için öyle bir noktada ki şu an çevrem sevdiğim insanlarla çevrili olmasına rağmen ve asla insan açısından yalnız olmamama rağmen aradığım bir şeye dönüştü.
Hiçbir şekilde Dostlarımı ne kadar sevsem bile onlarla kotamdan daha fazla vakit geçiremez bir hale geldim.
Çünkü her zaman kendime ve kendi alanıma da ihtiyaç duyuyorum.
Ve bence kişi bunu yakaladığında mecburi bir yalnızlığa düşse ve çevresinde hiçbir arkadaşı kalmasa dahi mutlu ve sakin kalabiliyor.
Tam bu noktada mecburi yalnızlığa bir bakalım istiyorum.
Mecburi yalnızlık bence şu, arkadaşlarımızın, gerçek anlamda sevdiğimiz dostlarımızın, bir ilişkimizin ya da herhangi bir şeyimizin Hiç olmaması.
Böyle bir şeye sahip olmadığımızda yani arayıp da konuşabileceğimiz gerçek anlamda hiç kimse olmadığında büyük bir yalnızlık hissinin içerisine düşmemiz ve sosyal acı dediğim o acıyı hissetmeye
başlamamız çok doğal ve olağan bir şey.
Peki böyle bir durumda ne yapacağız?
Böyle bir durumu da bir dönem yaşadığım için bununla nasıl baş ettiğimi size şöyle anlatacağım.
Kesinlikle insanın arkadaşının, dostunun, çevresini sevdiği birinin olmaması korkunç bir şey.
Asla övemem, bunu asla güzelleyemem.
Fakat hayat her zaman ideal bir noktada değildir.
Yani her zaman arzu ettiğimiz şekilde yaşayamayız.
Ve bazen yalnız kalma ihtimalimiz olabilir.
Böyle bir durumun içerisine düştüğümde önce kendime şunu söylüyorum.
Evet şu an yalnızım.
Bu bana iyi hisler yaşatmıyor.
Ama kendimle mutlu olmayı, tek başımayken iyi vakit geçirmeyi öğrendiğim için bir nebze kendi kendimin yalnızlığını tedavi edebilirim.
Fakat... Şu an yalnız olmam sonsuza kadar yalnız olacağımın bir işareti değildir.
Dünyada dediğim gibi 8 milyara yakın insan var.
Beni sevecek, benimle dost olacak, benimle ilişki içerisinde olmak isteyecek bir sürü insan var.
O insanları bulabilirim.
Hemen şu an bulamasam da...
zaman içerisinde o insanlarla tanışabilirim.
Bu tamamen benim çabamla ve belki de birazcık şansla gerçekleşecek bir şey.
Şu an bu insanların yanımda olmuyor olması sonsuza kadar da olmayacakları anlamına gelmez.
Bu süreçte birazcık kendi kendimi yalnızlığımı hafifletmeye çalışırken bir yandan da bu insanları arayabilirim.
Bu benim kendi kendime yaptığım aslında sakinleştirme konuşmam.
Belki de şunu düşünüyorsunuz.
Bir daha asla iyi arkadaşlıklar kuramayacağınızı, sizin sosyal becerilerinizin olmadığını ve sonsuz bir yalnızlığa mahkum olduğunuzu.
Bu da aslında sizin zihninizin size oynadığı bir oyun.
Şöyle ki hepimizin ama hepimizin bağ kurma ve yeteneği var.
Zaten evrimsel olarak beynimiz bağ kurmaya çok odaklı ve meyilli.
Sadece biz değil bütün insanlar öyle.
Sadece siz bir ilişki ya da bir arkadaşlık bir bağ aramıyorsunuz.
Herkes bunu arıyor.
Bu nedenle... Bu hislerin size yalan söylediğini ve her zaman bağ kurabileceğiniz birileri olduğunu sakın unutmayın.
Yüksek ihtimalle...
Bu hisleriniz içinizdeki o duygusal yoksunluktan ya da küçükken yalnız bırakılan, incitilen çocuk yanınızdan kaynaklanıyor.
Böyle bir durumda belki de yapmanız gereken ilk şey o içinizdeki çocuk yanınızı tedavi etmeye çalışmak.
Bu duygusal yoksunluk hissinin kimseyle bir daha arkadaş olamayacağınıza, ilişki kuramayacağınıza, sevilemeyeceğinize ya da sevemeyeceğinize dair hissin nereden geldiğini bulmaya çalışın.
Bunu size biri öğretti mi?
Ebeveynlerinizden ya da sizi yetiştiren insanlardan biri size bunu söyledi mi ya da bunu gösterdi mi?
Nerede incindiniz?
Çocukken nerede hasar aldınız?
Buna bakın ve kendi kendinizle biraz konuşun.
Bunun gerçek olmadığını kendinize fark ettirin.
Kişinin çocuk yanıyla kurduğu bağın ve onu tedavi ettirmesinin o yetişkin tarafını da iyileştirdiğini düşünüyorum.
Gerçek anlamda kendi kendine yetebilen, gerçek anlamda kendi kendine yetebilen bütüncül bir insan olabilmek için o bir zamanlar kırılmış, üzülmüş, yanlış muameleye maruz kalmış çocuk
yanımızda sevebilmek ve onunla da bağ kurabilmek gerekiyor.
Her ne kadar zor olsa bile.
Ve şunu da lütfen unutmayın.
Yaşam akışkan, hayat değişiyor, insanlar değişiyor, biz değişiyoruz.
Hayatımıza arkadaşlar giriyor, dostlar giriyor, sevgililer giriyor ve gidiyorlar ve yenileri giriyor.
Sürekli devam ediyor hayat.
Hiç bitmiyor, hiç durmuyor.
O yüzden bazı ilişkilerin bitmesi çok normaldir, çok doğaldır.
Ve bazen ilişkilerimiz, arkadaşlıklarımız bittiğinde yalnız hissedebiliriz.
Bu da çok normaldir, çok doğaldır.
O yüzden yalnızlık hissine bir düşmanmış gibi bakmayın ve onu yok etmek için böyle çırpınmayın, sakinleşin.
Kendi kendinizle bir bağ kurmaya, kendi sesinizi duymaya çalışın.
İyi dostluklar kurmak istiyorsanız da dışarıya çıkın.
Bunun için yani birine mesaj atmanız ya da bir topluluğa girmeniz gerekiyor.
Çünkü biriyle arkadaş olmanın çek yolu sosyal bir ortama girmek ya da onunla görüşmekten geçiyor.
Ortak deneyimlerinizi paylaşmaktan, hislerinizi ölçülü bir şekilde paylaşmaktan çekinmeyin.
Yardımsever olun. Verici olmaya çalışın.
Kendinizi kullandırtmayın.
Bu arada inci çizgiyi de lütfen unutmayın.
Çok fazla overshare yapmadan yani çok aşırı her şeyinizi paylaşmadan ki ben bir zamanlar bunu çok yapardım.
Hala da podcast'imde yapıyorum.
Sizinle bir overshare durumu içerisindeyim ama olsun biz artık yakın dost sayılırız.
Çok da fazla abartmadan dediğim gibi kendinizi, hislerinizi paylaşın.
Zamanla insanlarla ortak noktalar yakaladıkça zaten arkadaşlıklarınız da gelişecek, çevreniz de genişlemeye başlayacak.
Ve reddedilmekten de korkmayın.
Bu reddedilme korkusunun tamamen sizin biyolojik yapınızdan geldiğini, reddedilmenin şu an sizin için dünyanın sonu olmadığını, 50 bin yıl önceki atalarımız gibi aç kalmayacağınızı ve aslanları...
Ve yem olmayacağınızı kendinize hatırlatın.
Bu insan sizi reddeder.
Bu insanla olmaz. Bir başkasıyla olur.
Dünyanın sonu değil. Bence kendinizin çok fazla üstüne gitmeyin.
İnsanlar gelir gider.
Hayat akar. Ama siz kendinizle kalırsınız.
Bu bölümü kısaca özetleyecek olursam.
Her zaman kendinizle olan ilişkinizi öncelik verin.
Önce kendinize bakın.
Kendi ihtiyaçlarınıza bakın.
Kendi ihtiyaçlarınızı karşılamaya çalışın.
Kendi sesinizi kulak ardı etmeyin.
Korkularınız yüzünden yanlış insanlara bağlanmayın.
Yanlış insanlarla birlikte olmayı tercih etmeyin.
Gerçekten bunu yaşayan çok insan olduğu için bir daha diyeceğim.
Tekrar düşmüş olsam bile toksik ilişkilerin, toksik arkadaşlıkların içerisinde yalnız olma korkusuyla kalıyorsanız şunu hep hatırlayın.
Yalnız kalmayacaksınız.
Her şeyden önce siz varsınız.
Siz kendi kendinizle harika bir ilişki geliştirebilirsiniz.
Ve sonrasında çok daha iyi insanlarla tanışıp çok daha iyi dostluklar, arkadaşlıklar geliştirebilirsiniz.
Ben 26 yaşındayım.
Hayatımın 26 yıl boyunca hep farklı farklı dönemleri oldu.
Birbirinden çok farklı zamanlar yaşadım.
Hislerim, duygularım, ortamlarım, yaşadığım yerler değişti.
3 ayrı şehirde yaşadım hayatımın bu dönemine kadar.
Yaşadığım her yerde farklı arkadaşlarım var.
Onlardan bazılarıyla hiç görüşmüyorum.
Bazılarıyla arada bir görüşüyorum.
Bir zamanlar çok yakın dostumdu bu insanlar.
Sadece bir tanesiyle gerçek anlamda hala görüşüyorum.
Ve o benim dostum oldu.
Yeni geldiğim yerde de bir sürü insanlarla tanıştım.
Seçenekler sonsuz.
Kendinize güvendiğiniz, kendinizi sevdiğiniz ve kendinizle bütün olduğunuz müddetçe korkacak hiçbir şey yok.
Yalnızken de mutlu olabilirsiniz.
Dediğim şeyleri yaparsanız.
Bu konuyu konuşurken aklıma yalnızlık üzerine okuduğum iki tane roman geldi.
Biri John Fowles'ın yazdığı Büyücü isimli kitap.
Diğeri ise Haruka Murakami'nin Kumandanı Öldürmek isimli eseri.
İkisi de çok kalın kitaplar.
İkisinde de tek başına gönüllü olarak kırsal kesime yerleşen ve yalnız izole bir hayat yaşayan iki karakter var.
Ve gariptir ki bu iki karakterin de garip birer komşusu var.
Zamanla o komşularıyla bir bağ kurmaya başlıyorlar.
Ben'in kitabı da, John Follis'in kitabı da okurken çok keyif aldığım edebi anlamda bir şölen yaşadığım kitaplardı.
Fakat Büyücü'de yani John Follis'in kitabında bir yer var hiç unutamıyorum.
O kısmı da size okumak istiyorum ve okuduktan sonra hiçbir yorum yapmayacağım.
Yorumlamayı sizin zihninizde bırakacağım ve sonrasında da bölümü kapatacağım.
Öncelikle şunu söyleyeyim.
Kitapta karakterimiz Urfe Yunanistan'da bir sahil köyü gibi bir yere yerleşiyor ve orada tek başına yaşıyor.
yandan da öğretmenlik yapıyor.
Garip bir komşusu var.
Bu konuşma o ve komşusunun arasında geçiyor.
Komşusu Urfe'ye şöyle diyor.
Yunanistan bir ayna gibidir.
Acı verir insana. Sonra öğrenirsin ama.
Urfe diyor ki yalnız yaşamayı mı?
Komşusu yanı seriyor. Hayır.
Yaşamayı. Olduğun gibi.
Bir İsviçreli hayatının geri kalanını geçirmek üzere buraya gelmişti.
Ve adanın uzak bir ucundaki terk edilmiş ıssız bir kulübeye yerleşmişti.
Benim yaşlarımda bir adamdı.
Tüm hayatını saat montajı yaparak ve Yunanistan hakkında okuyarak geçirmişti.
Kendi başına kulübeyi onardı, sarnıçları temizledi, toprağı taraçaladı.
En büyük tutkusu keçilerdi.
Önce bir taneydi, sonra iki oldu.
Derken küçük bir sürü oldular.
Adamla aynı odada uyuyorlardı.
Hep zarif, tüyleri taranmış ve fırçalanmış bir hadelerdi.
E ne de olsa sahipleri İsviçreliydi.
Adam bazen baharda buraya uğrardı da haremini evin dışında tutacağız diye akla karayı seçerdik.
Mükemmel peynir yapmayı öğrenmişti.
Ama yalnızdı. Kimse ne mektup yazar ne de ziyaret ederdi onu.
Yapayalnızdı. Yine de kanınca tanıdığım en mutlu adamdı.
Podcast'in bir bölümünün daha sonuna geldik.
Umarım duygularımı ifade etmek istediğim şeyleri size en iyi şekilde aktarabilmişimdir.
Geçen bölümde söylemiştim.
Bir kitap kulübü başlattım.
Kitap kulübüne katılmak isterseniz eğer açıklamalar kısmındaki linkten ulaşabilirsiniz.
Bu kitap kulübünde...
İki haftada bir kitap okuyoruz ve her hafta canlı yayında buluşup yüz yüze kitabı konuşuyoruz.
Kitaptan neler öğrendiğimizi tartışıyoruz.
Eğer düzenli okuma alışkanlığı geliştirmek, düşünce dünyanızı zenginleştirmek ve belki de yeni insanlarla tanışmak, arkadaş olmak, kitap okuyan bir topluluğun parçası olmak istiyorsanız kulübümüze üye
olabilirsiniz. Aynı zamanda bir telegram grubumuz da var.
Oradan da birbirimizle sürekli bağlantı içerisinde oluyoruz.
O halde bugünlük söyleyeceklerim bu kadar.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
