
Yabancı Dil Nasıl Öğrenilir? + İngilizce Kaynak Tavsiyeleri
14 Nisan 2022 · 38 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bugün yabancı dil öğrenmek üzerine konuşuyoruz. Öğrenmeyi arzu ettiğiniz herhangi bir dile uygulayabileceğiniz pratik öneriler verirken aynı zamanda İngilizce öğrenmek için bazı materyeller de paylaşaçacağım sizlerle. Dil öğrenmeyi oldukça keyifli ve sıkıcılıktan uzak bir hale getirmek tamamen bizim elimizde. O halde hepinize keyifli dinlemeler diyorum şimideden. Adiós :)
PODCASTLER
Başlangıç için:
- English learning for curious mind ...
- The English We Speak. ...
- ESL Pod. ...
- Better at English. ...
- Voice of America Learning English.
İleri seviye kapsamlı dinlemerle için:
- Stuff you shoudl know
- The knowledge project
- Serial
- How to fail
- This American Life
Youtube kanalları:
1. Learn English with Misterduncan
3. Learn English with EnglishClass101.com
8. Britlish
10. Lingumariana
Bahsettiğim TED konuşması: https://youtu.be/o_XVt5rdpFY
Dil öğrenmenin faydaları üzerine video: https://youtu.be/MMmOLN5zBLY
İngilizce Öğrenme Uygulamaları:
1.Duolingo
2.Quizlet
3.Memrise
4.Busuu
5.Tandem
6.Hello Talk
7.Babbel
8.Drops
İngilizce Öğrenme Kursları Bulabileceğiniz Web Siteleri:
https://www.openculture.com/freeonlinecourses
https://engoo.com/app/materials/en (Bu web sitesi konuşmak yeteneğini geliştirmek için çok iyi)
Nasıl Dil Öğrenilir Konulu Ücretsiz Bir Kurs:
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Şunu hepimiz duymuşuzdur.
Dil konuşularak öğrenilir.
Korkmadan, hata yapmaktan çekinmeden birileriyle konuşursanız aynı konuşmayı yeni öğrenen bebekler gibi siz de o dili öğrenirsiniz.
Tamam bunları söyleyenler sonuna kadar haklı.
Ben de onlara katılıyorum.
Ama bu şekilde sadece konuşmayı öğreniriz.
Dil farklı bölümlere ayrılan bir yapıya sahiptir.
Bir dili öğrenirken bu kısımlardan hangisine odaklanacağınızı bilmek sizi doğru öğrenme malzemelerine götürür.
Eğer ben İngilizce yazının akademik makaleleri okuyup anlamak istiyorsam Sadece İngilizce bilen biriyle konuşma pratiği yapmam yeterli olmaz.
Daha farklı çalışmalarda yapmam gerekir.
O nedenle bu bölümde öğrenmek isteyeceğimiz her dili uygulayabileceğimiz, dinin bütün alanlarını kapsayan bir yabancı dil nasıl öğrenilir kılavuzu sunacağım sizlere.
Ayrıyeten ise İngilizce öğrenmek için size yardımcı olacak ücretsiz kurslar, web siteleri, podcastler ve YouTube kanalları tavsiye edeceğim.
Bu bölüm bittiğinde elinizde hem bir sürü kaynak hem de dil öğrenmenin motivasyonuna ve metotlarına dair birçok fikir olacak.
O halde daha fazla uzatmadan hemen başlayalım.
Bir de hepiniz Genel Sesler Podcast'ine hoş geldiniz.
En başında bunu demeyi unuttuğum için çok üzgünüm.
Bu bölüm benden o kadar çok istendi ki artık gelen mesajların sayısını sayamadım ve çoğunuzdan şöyle şeyleri de duyuyorum.
Artık yaşım ilerledi, öğrenebilir miyim?
Bunu nasıl yapacağım? Yıllardır okula gidiyorum, bu eğitimi alıyorum, öğrenemedim gibi.
Aslında bunlar çoğu insanın ortak derdi.
Bu nedenle öncelikle ben İngilizceyi nasıl öğrendim?
Birazcık ondan bahsedeyim.
Ondan sonrasında da... Benim hikayemden yola çıkarak siz de kendinize bir pay biçebilirsiniz diye düşünüyorum.
Ben 20 yaşındayken bir üniversiteye başladım.
Başladığım bölümün İngilizce hazırlık sınıfı vardı ve bu sınıfı okumam zorunluydu.
Okuduğum okul gerçekten de İngilizce hazırlık olarak çok çok iyi bir okuldu.
Öncelikle onu söyleyeceğim. Ama elbette ki daha fazla akademik odaklı eğitim veriyorlardı.
İlk gün ben sınıfa girdim.
Hoca bir şeyler söylüyor ve sınıf elementary sınıfı.
Elementary İngilizce'de ilk kur yani neredeyse hiç bilmeyenlerin sınıfı oluyor.
Hoca konuşuyor bir şeyler diyor İngilizce olarak ama hiçbir şey anlamıyorum.
Sonra bize birer kağıt dağıttı.
Dedi ki lütfen bu kağıtlara İngilizce olarak kendinizi tanıtın.
Bakıyorum sınıfa herkes harıl harıl kağıtlarına bir şeyler yazıyor.
Neyse ben de yazayım dedim.
Başladım işte my name is Bilge.
I am from Turkey. Bu kadar.
Devamı yok. Ama herkes yazmaya devam ediyor.
Ben de bu sefer şey yazmaya başladım.
Türkçe'ye geçtim. Eğer dedim kendimi uzun uzun tanıtacak kadar İngilizce bilseydim elementeli sınıfında olmazdım.
Daha ilk günden işte benden İngilizce yazı yazmayı beklemeniz ne kadar doğru.
Böyle bir yarım sayfa falan söylendim kağıda.
Sonra hocaya kağıdı verdim.
Neyse ki hoca kağıtları toplar toplamaz bunları okumamış.
Bizim öğretmenlerimizle birebir ders yaptığımız vakitlerimiz oluyordu okulda.
Ve bu birebir derslere katılmamız da zorunluydu.
O hafta içerisinde benim hocayla olan baş başa derslerim geldiğinde sınıfa gittim.
Hoca beni bekliyor. Evet dedi Bilgeciğim işte nerede senin kağıdın falan.
Aradı çıkardı başladı okumaya.
İşte şey yazmıştı. My name is Bilge.
I am from Turkey. İngilizce bilseydim bu sınıfta ne işim var.
Hoca kahkahayı bastı.
Dedi ki hiç mi bilmiyorsun kendini tanıtacak kadar bile mi?
Hayır dedim ya hiç bilmiyorum ben bu kadar işte.
Ben mani emiz bilgi bu kadar biliyorum.
Hoca şöyle durdu durdu sonra döndü bana baktı dedi ki senin bu hazırlık sınıfını bir yılda bitirmen imkansız.
Sana bunu şimdiden söylüyorum sonra üzülme bundan haberin olsun dedi.
Çünkü biz burada çok kuvvetli bir eğitim veriyoruz.
Bu sene bittiğinde senin sadece İngilizceyi şakır şakır konuşman yetmez.
Bir de akademik yazılar dahi yazıyıp onları anlayabilmen gerekiyor.
Neyse ben o gün büyük bir hayal kırıklığıyla yurda gittim ve sınıfın panosunda asılı olan birkaç cümleyi çevirmesi için kuzenime yolladım.
Çünkü bu panodaki cümleleri en azından bileyim ki hani hoca konuşursa anlayayım diye.
Kuzenimden bana şöyle bir yanıt geldi.
Bu cümleleri gerçekten anlamıyor musun Bilge?
Şaşırmıştı ve haklıydı da bunda.
Çünkü çevirmesi için yolladığım cümleler şu şekildeydi.
Kuzenime cidden anlamadığımı yazdım ve o gece boyu İngilizce sayıları öğrenmeye çalıştım arkadaşlar.
İyi haber şu ki...
Böyle sıfırdan ve büyük hayal kırıklıklarıyla başladığım hazırlık sınıfını dereceyle bitirdim ve o zamandan beri İngilizce hayatımın içinde.
İngilizce bilmediğimi hayal dehi edemiyorum şu an.
Öğrendiğim her şeyi, okuduğum makaleleri, kitapları, önüme açılan kapıları, yurt dışından aldığım eğitimleri hep İngilizceme borçluyum.
Arkadaşlar, dürüstçe söylüyorum ki bence iyi bir İngilizceye sahip olmak, İngilizce öğrenmediğiniz sıradan bir üniversitede okumaktan Çok daha kıymetli.
Çünkü internette bizim ülkemizdeki çoğu okuldan daha iyi eğitim veren binlerce öğrenme kaynağı var.
Her şeyi öğrenebileceğimiz, ulaşabileceğimiz altın bir çağda yaşıyoruz.
MIT bile derslerini kurs şeklinde ya da canlı olarak web sitesi üzerinden sunuyor.
Yani düşünebiliyor musunuz?
Belki MIT'yi kazanmanız, o puanları almanız, o okula gidebilmeniz imkansız olsa bile o derslere ulaşabilmeniz imkanlı.
Fakat bunun ortak noktası nedir?
Hepsi İngilizce olarak sunuluyor.
Bu hikayeyi ben İngilizce öğrendiysem herkes öğrenebilir diye anlattım.
Sayıları dahi bilmiyor olabilirsiniz.
En basit şeyleri anlamıyor olabilirsiniz.
Hiç endişelenmeyin.
Aynı benim eski halim gibisiniz.
Ve dil öğrenmek o kadar da korkulacak bir şey değil.
Okulda geçirdiğim, o zaman içinde fark ettiğim Çok önemli bir şey oldu.
Lise yıllarında iyi İngilizce eğitimi alan, hazırlık sınıfının ilk aylarında 90-100 gibi sınav notları alan arkadaşlarımın çoğu son kurlarda yani Upper Intermediate ve Advanced gibi kurlara geldiğimizde
sınavlarda yeterli notları alamadılar ve çoğu hazırlık sınıfını tekrar etmek zorunda kaldı.
Benden daha iyi temeli olan insanlar nasıl hazırlık sınıfını geçemiyordu da ben geçebiliyordum?
Bu sorunun yanıtı benim çok zeki biri olmam değil.
Keşke öyle olsaydı diyormuşum.
Zeka çalıştıkça parlayan bir şey arkadaşlar.
Kimse anasının karnından bence öyle süper zeki doğmuyor.
Neyse bu başka bir zamanın konusu zaten.
Burada çok açmayacağım bu kısmı.
Bu sorunun yanıtı benim dil öğrenmek için bir nedene ve bu süreci eğlenceli kılacak bazı yöntemlere sahip olmam.
Pekala sizin nedeniniz ne?
Mesela dünya vatandaşı olmak.
daha fazla bilgiye ulaşmak, yurt dışında okumak veya da buna benzer herhangi bir şey sizi ateşleyen, dili öğrenmek için iteleyen nedeniniz olabilir.
Öncelikle sağlam bir sebebe sahip olun derim ben.
Mesela benim nedenim öncelikle başarılı bir şekilde kendi bölümüme geçmek.
İkincisi ise İngilizce kitapları ana dilinden okuyabilme zevkine erişmekti.
Mesela şimdilerde Elena Ferrante'yi orijinal dilinden okumak için İtalyanca öğrenmeyi çok istiyorum.
Fazla vaktim olmadığı için sadece hayal noktasında olsa da İtalyanca'dan Elena Ferrante okumak, Fransızca'dan Marcel Proust okumak bence mükemmel deneyimler olurlardı.
Bir kitap çevrildiğinde artık ana dilindeki büyüsünü bir noktada kaybediyor.
çeviren ne kadar iyi olursa olsun.
Mesela benim kendimce böyle bir sebebim vardı.
Siz de bu şekilde motive olacağınız sebebinizi bir bulun ve sonrasında bence bunların resimlerini bir yerlere yapıştırın.
Bir dosya falan tutabilirsiniz mesela.
Benim çok okumayı hayal ettiğim bir okulun resmi yurt dışında hep bilgisayarımın ekranında durur.
Ya da ne bileyim, Elena Ferrante kitaplarının İtalyanca baskılarını arşivimde tutarım.
E-kitap olarak indirmiştim arada bir bakmak, hatırlamak için.
Ya da belki de dünyayı gezmek, herkesle konuşmak istiyorsanız gitmek istediğiniz yerlerin resimlerini bilgisayarınızın ekranına koyabilir, bir dosyaya yapıştırabilir ya da bir...
Pano hazırlayabilirsiniz. Gözünüzün önünde olması yani bir görsellik olması sizi hep ateşleyecek ve beyninize motivasyonunuzu hatırlatacak.
Neden kısmımızı çözdüysek ikincisi bence eğlenceli bir sürece dönüştürmek değil öğrenmeyi.
Kendinize sorun nelerden zevk alıyorsunuz?
Mesela ben YouTube'da yemek tarif videoları ve sağlıklı yaşam içerikleri izlemeye bayılıyorum.
O zamanlarda da yani İngilizce öğrendiğim ilk zamanlarda da bayılıyordum ve sürekli YouTube'dan bu tip kanalları izliyordum.
Anlamasan bile. Ve günün sonunda onları izleye izleye aslında hem...
duyduğumu anlama yeteneğim gelişti.
Hem de konuşma İngilizcesine aşinalığım çok arttı.
Bir TED konuşması izledim.
Bu TED konuşmasının linkini açıklamalar kısmına bırakacağım.
Siz de izleyin. Poliglot bir kadın anlatıyor.
Diyor ki Harry Potter okumayı çok seviyorum.
Hayatımdaki en sevdiğim kitap ve çok kere okudum.
İspanyolca öğrenmek için elime Harry Potter'ın kitaplarını aldım ve okumaya başladım.
İlk başladığımda hiçbir şey anlamıyordum.
Ama ilk...
Kitap bittiğinde artık kitabın çoğunu anlayabiliyordum.
İşte okurken kelimeleri bulmak, gramer kurallarını bulmak, bu neden burada diye keşfetmek ve sevdiğiniz bir şeyi baz alarak öğrenme yolculuğuna başlamak aslında süreci gerçekten çok eğlenceli kılıyor.
Eğlenmediğiniz müddetçe, bir şey yaparken mutlu olmadığınız müddetçe onu sürdürmeniz.
Devamlılığını sağlamanız gerçekten imkansız.
Aynı okullardaki o sıkıcı İngilizce dersleri gibi olur hayatınız.
Hiçbirimiz böyle bir şey olsun istemiyoruz.
Çünkü bence çok az insan hariç okullarda iyi İngilizce öğrenen yok.
Bu okulda iyi İngilizce öğrenen kısmına ben de giriyorum.
Fakat söylediğim gibi çoğu arkadaşımın sahip olmadığı bir İngilizce sahibim.
Bunun tek sebebi okul değil.
Aynı zamanda kendimce geliştirdiğim yöntemler.
Birazdan artık tekniklerimizi anlatmaya geçeceğim.
Dil öğrenmeye yardımcı olacak ama...
Şunu aklınızda tutun isterim.
Benim okul okumuş olmam, iyi bir eğitim almış olmam, İngilizce öğrenmenin gerçekten tek yolu değil.
Bana sorarsanız herhangi bir yabancı dili veyahut da İngilizceyi kendi kendinize doğru yöntemlerle gayet güzel öğrenebilirsiniz.
Bu noktaya sakın takılmayın.
Bugün burada size sunacağım materyalleri ve teknikleri kendim kullandığım gibi aynı zamanda dünyaca ünlü pek çok dili konuşan insanlardan, bu konu üzerine araştırmalar yapan bilim insanlarının yazılarından
ve konuşmalarından aldım.
Bunların hiçbiri altı boş değil.
O yüzden bunu bilmenizi istiyorum.
Dili, speaking, listening, vocabulary, reading ve writing olarak beş kısmı ayırdım.
Vocabulary kısmında gremire de birazcık değinmeye çalışacağım.
Öncelikli olarak... Bölümün başında da bahsettiğim gibi öğrenme hedefinizin ne olduğunu da bilmeniz gerekiyor.
Yani siz akademik olarak mı bunu öğrenmek istiyorsunuz?
Okuma becerilerinizi mi arttırmak istiyorsunuz?
Yoksa bir arkadaşınızla yazışmak, yazma becerilerinizi arttırmak mı istiyorsunuz?
Yoksa daha çok konuşmak mı istiyorsunuz?
Ya da bunların hepsini mi yapmak istiyorsunuz?
Bu noktada bir aklınızda şey otursun.
hangi alana ya da hangi alanlara yoğunlaşmak istediğiniz konusunda bana soracak olursanız dil öğrenmek bir bütün şeklindedir.
Bunların hepsini öğrenmek gerekir.
Benim aldığım eğitim süresinde de hem speaking, hem listening, hem writing, hem reading ayrı ayrı olarak işleniyordu.
Fakat sadece okuma üzerine odaklanıp okuma becerilerini geliştiren ya da sadece konuşma becerilere odaklanıp konuşma becerilerini geliştiren insanları da biliyorum.
Hani vardır ya bizim şu emin önündeki esnaflar çok iyi İngilizce konuşurlar.
Ama önlerine bir akademik makale verseniz %90 anlamayacaklardır.
Çünkü sadece konuşma alanında kendilerini ilerletmişlerdir.
O halde biz dilin bütün bu kısımlarını ayrı ayrı bir inceleyelim.
İşimize gelenleri kullanırız, işimize gelenleri kullanmayız.
Ben önce speaking'den başlamak istiyorum.
Çünkü çoğunluğun öğrendiği dili konuşmayı arzu ettiğini biliyorum.
Speaking öğrenmek için en etkili olarak geçen iki adım gördüm arkadaşlar.
Birincisi... Konuşmak, ikincisi yine konuşmak.
Bunlar nasıl iki ayrı adım oluyor diye soracak olursanız, ilkinde kendi kendimizle konuşuyoruz.
Self-talk yapıyoruz yani.
İkincisinde ise konuşacak bir arkadaş buluyoruz kendimize.
Eğer başkalarıyla konuşamayacak kadar utangaçsanız, cesur hissetmiyorsanız kendinizde ya da konuşacak biri yoksa çevrenizde, Kendi kendinizle konuşabilirsiniz.
Şimdi size kendi yaptığım bir yöntemden bahsedeceğim.
Ben bilgisayarımın ön kamerasını açıyorum, geçiyorum karşısına ve kendi kendime öyle yarım saat bir saat İngilizce konuşuyorum.
Bunu da ne zaman yapmaya başladım biliyor musunuz?
Bir İngilizce mülakata girmem gerekiyordu geçenlerde ve pratik yapmadan girdiğim ilk mülakatım çok kötü geçti.
Yani konuşamadım, takıldım, ne diyeceğimi bilemedim ve o zaman şeyi fark ettim.
Uzun süredir pratik yapmıyorum ve konuşmamın çok iyi olduğunu düşündüğüm halde Karşımda birileri olduğunda konuşmakta zorlanıyorum.
Peki dedim ben bunu nasıl yeneceğim?
Şu an karşımda konuşmak için birisinin bulma imkaniyetim yok.
Ve ufak bir araştırma yaptığımda kendi kendine konuşmanın da etkili bir yöntem olduğunu buldum.
Ciddi söylüyorum bakın uzun bir süre değil sadece bir saat kamera karşısında kendi kendime konuştuktan sonra girdiğim ikinci mülakatta aldığım sonuç %70 daha iyiydi.
Bu nedenle sesimizi kaydetmek ve sonradan dinlemek.
Ekrana konuşmak, kamerayı açıp kendinize konuşmak, speakinginizi geliştirmek için etkili bir yöntem.
Fakat bundan daha da etkilisi gerçekten de öğrenmek istediğiniz dili, ana dili olan biriyle konuşmak arkadaşlar.
Bunun için bazı ücretli uygulamalar olduğunu biliyorum.
Fakat ücret ödemek istemeyen, gerçekten çok fazla gelen, böyle bir gücü olmayan insanlar için de ücretsiz uygulamalar var.
Bunlardan birincisi Tandem diye bir web sitesi.
İkincisi HelloTalk.
Üçüncüsü ise italki ama galiba italki ücretli.
Bunu tam bilmiyorum. Bir daha bakmam gerekiyor.
Daha işte farklı farklı ücretlerde öğretmenler oluyor.
Tandem ve HelloTalk'ta öğrenmek istediğiniz dildeki.
İnsanları bulup onlarla sohbet edebiliyorsunuz.
Bu programlarda gerçekten yanlış insanlarla karşılaşma ihtimaliniz de var.
Hani onu söyleyeyim. Girdiğinizde dikkatli seçin konuşacağınız kişileri.
Fakat ben bizzat şahit olduğum Hello Talk uygulaması üzerinden benim bir arkadaşım muhteşem Arapça konuşmayı öğrendi ki Arapça konuşmak gerçekten...
kolay değildir. Eğer konuşma uygulamalarını kullanırsanız veyahut da ücretli bir konuşma platformu kullanırsanız bence konuşmayı daha eğlenceli kılmak için odaklanabileceğiniz en iyi noktalardan biri kendi
ilgi alanlarınız üzerine sohbet etmek.
Eğer filmlerden, kitaplardan hoşlanan birisiniz bu konu üzerine eğer makyajdan, modadan hoşlanan birisiniz de bu konu üzerine konuşmak aslında o dili öğrenmeyi size daha eğlenceli bir hale getirecektir.
Bir de İster başka biriyle konuşun, ister kendi kendinizle konuşun.
Konuşmaya başlamadan önce ufak bir hazırlık yapmanızı tavsiye ediyorum.
Diyelim sizin İngilizce seviyeniz gerçekten çok düşük ve birisiyle muhabbet edeceksiniz.
Aklınızda şöyle bir şey oluşturdunuz.
İşte bugün ne yemek pişirdiğimden bahsedeyim.
Yemekler üzerine konuşalım.
İnternete girin. Yemekler üzerine biraz kelime taraması yapın.
Kullanacağınız işte terimler üzerine.
Sonra biraz cümle kurmaya çalışın.
Bu cümleleri kendi kendinize tekrar edin.
Ve konuşmaya başladığınızda karşınızdaki kişiyle bunları kullanmaya çalışın ve onun nasıl yanıtlar vereceğini görün.
Direkt böyle pata küte girmektense konuşma eylemine ufak bir hazırlık yaparak girmek de hem sizin konuşma kalitenizi arttırır hem de gerçekten özgüveni arttırıyor.
Bunu da bizzat deneyeyim dedim.
Öğrenciyken Sultanahmet taraflarına gidip oradaki turistlerle İngilizce konuşmaya çalışırdım.
Tabii o zamanlar gençlik başımda duman.
Çok daha böyle cesurum.
Fakat illaki gitmeden önce ufak ufak hazırlıklar yapardım.
İşte ne bileyim oradaki tarihi yerlerle ilgili birkaç şey araştırırdım.
Cami ne demek, tapınak ne demek, kilise ne demek.
O alanda bulunan konuşabileceğimiz konular üzerine ufak bir araştırma yapardım.
Ve gittiğim zaman eğer orada benimle konuşmaya hevesli bir turist bulursam çok hızlı bir şekilde onu kendime ve muhabbetime adapte edebiliyordum.
Neden Sultanahmet ya da herhangi bir İstanbul'un turistik bölgesinde o insan?
Gezmek ve öğrenmek için elbette.
Ben ona istediği bilgileri verebiliyorum.
O bana sorular sorabiliyor.
Bu şekilde aslında win-win yani karşılıklı olarak birbirimizi kazandırmış oluyoruz.
Hatta bunu vapurdaki Rus turistlerle de yapıyordum.
İngilizceleri biraz kırık ama olsun.
İngilizce İngilizcedir deyip vapurda bulduğum Rus turistlerle de gerçekten çok konuşmuşluğum var.
Bu nedenle önceden hazırlık yapmayı da bence planlarınızın arasına dahi edebilirsiniz.
Speaking üzerine aslında söyleyebileceğim daha fazla bir şey yok.
Bu konu tamamen ufak bir hazırlık yaparak belki de cesaretle kendinizi öne atmakla alakalı.
Yani gerçekten de konuşmayı öğrenmenin tek yolu konuşmak.
Şimdi ikinci kısmımıza geçiyorum.
Bu da Duyduğunu anlamak ya da İngilizce ifadesiyle listening kısmı.
Herkes akıcı konuşmayı istiyor yeni öğrendiği dili.
Ama karşınızdakini anlamadığınız müddetçe konuşmanın bir anlamı yok.
Öyle değil mi? Kendi kendinizi konuşamazsınız sürekli.
O halde duyduğunuzu anlamak en az konuşmak kadar önemlidir.
Duyduğunu anlamakla ilgili iki tür dinleme çalışması yapılabilir.
İlki uzmanların yoğun dinleme olarak adlandırdıkları.
Diyelim ki lisinik dersindesiniz.
Böyle bir ders aldıysanız zaten biliyorsunuzdur.
Hoca size bir ses kaydı açar ve o ses kaydını dinlerken sürekli notlar alırsınız.
Aradaki parçaları yakalamaya çalışırsınız.
Oldukça yoğun bir dinleme içerisindesinizdir ve her kelimeyi anlamaya çabalarsınız.
Bu ilk dinleme türümüz.
İkincisi ise kapsamlı dinleme.
Kapsamlı dinlemede herhangi bir şekilde not almayız.
Daha böyle serbest dinleriz ve Aradaki her kelimeyi anlamamıza gerek yoktur.
Daha çok cümlenin gelişinden bazı anlamları çıkartırız ve o kişinin davranışlarından, söylemi biçiminden anlarız diye ifade etmeye çalıştığını.
Bizim aslında ilerlediğimiz seviyelerde yapmamız gereken dinleme şekli kapsamlı dinlemedir.
Ama önce yoğun dinlemeyle başlamak.
Yani notlar tutarak, birazcık böyle kendimizi anlamaya zorlayarak dinlemek.
Dinleme yolculuğumuza başlayıp sonrasında bunu kapsamlı dinleme şekline çevirmemiz gerekiyor.
Teddiniz bir YouTube kanalını açıp herhangi bir not almadan, altyazı açmadan dinlemek ve anlamaya çalışmak, anlamıyorsanız bir daha dinlemek, bir daha dinlemek çok bence faydalı bir yöntem.
Çünkü hani şöyle hayal edin, bir mülakata girdiniz, karşınızdaki kişi sizinle konuşuyor ve ona yanıt vermeniz gerekiyor anında.
Siz Türkçe konuşurken karşınızdaki insanın ne dediğini anlamaya çalışıp notlar tutuyor musunuz?
Hayır, o halde sürekli olarak yoğun dinleme yapmak yeterli olmaz.
Bir noktadan sonra kapsamlı dinlemeye geçmek, anlamları kontekstin içerisinden çıkarmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Bu kapsamlı dinleme üzerine bence yapılabilecek en iyi şey O dili ana dili olarak konuşan insanların yaptığı podcastleri dediğim gibi YouTube kanallarını falan dinlemek.
Şimdi İngilizce öğrenmek üzerine çok güzel podcastler var.
Bu podcastlerin hepsini ben açıklamalar kutusuna tek tek yazacağım.
Burada söylersen biliyorum ki anlamıyorsunuz, not almakta zorlanıyorsunuz, bana sürekli mesaj atıyorsunuz.
Söz veriyorum açıklamalar kutusuna yazmayı unutmayacağım.
Hep unutuyorum çünkü kusura bakmayın.
Bunları unutmayacağım. İngilizce önemli bir konu çünkü.
Fakat İngilizce öğrenmeniz için özel olarak yapılan podcastler aslında o insanların yavaş konuştuğu, daha çok öğretme amacıyla yapılan podcastler.
Yani siz başka bir ülkeye gittiğinizde, bir iş görüşmesi yaptığınızda ya da biriyle sohbet ettiğinizde o kişi sizi böyle hayal etmeyecek.
Sanki karşısında %100 İngilizce bilen biri varmışçasına konuşacak.
Kimse size İngilizce öğretmek için çabalamayacak.
Bu nedenle... Önce İngilizce öğrenmenize yardım edecek podcastlerden başlayıp sonrasında sıradan İngilizce podcastleri dinlemeye geçin derim ben.
Yolda, arabada, iş yaparken sürekli dinleyin.
Mesela çok eğlenceli podcastler var.
Stuff You Should Know gibi ya da işte True Crime podcastleri var.
Serial gibi. Benim çok severek takip ettiğim The Knowledge Project var.
Bunların hepsi tamamen dil öğretmek üzerine değil de işte kişisel gelişim, farkındalık, hikayeler, true crime gibi konular üzerine ilerliyorlar ve karşılarındaki insana herhangi
bir şekilde İngilizce öğretme çabaları olmadığından dolayı bazen kelimeler yutulabiliyor, bazen değişik değişik mecazi anlamlar ve cümleler kurulabiliyor.
Bunları dinledikçe zaten siz o dile daha fazla hakim olmaya başlıyorsunuz.
O halde hemen kısaca toplayayım bu dinleme kısmını.
Önce İngilizce öğrenme amaçlı.
Yoğun dinleme yaptığımız videoları, podcastleri ya da materyalleri dinliyoruz.
Sonrasında ise tamamen ana dilimi olan insanların yaptığı başka başka konulardaki materyallere yöneliyoruz.
Hem İngilizce öğrenmek için hem de severek dinleyeceğiniz diğer İngilizce yapılan podcastlerin adları açıklamalar kutusunda var.
Tekrardan söylemiş olayım. Gelelim üçüncü kısmımıza.
Bu da kelime öğrenme yani vocabulary birazcık da gramer üzerine olacak.
Şimdi arkadaşlar İngilizce'de 250 bin tane kelime varmış.
Bunu ben demiyorum dinlediğim bir İngilizce profesörü söyledi bölüme hazırlanırken.
Bu dinlediğim İngilizce profesörü diyor ki eğer sıfırdan bu 250 bin kelimenin yarısını öğrenmek isteseniz bu en az 30 yılınızı alır.
O halde bu kadar kelimeyi öğrenmemize zaten hiç gerek yok.
Normal ana dili İngilizce olan biri Günde 20.000 kelime kullanıyormuş.
Bunu bence diğer dillerde de aynıdır diye düşünüyorum.
İtalyanca, İspanyolca. Biz Türkçe'de 20.000 bile kullanmıyoruzdur Allah bile.
Bize güvenim bu konuda çok kırık.
İlk öğrenme esnasında hedefimizi bizler daha da düşüreceğiz.
Yani 20.000 kelimeyi öğrenmemize de gerek yok.
Uzmanlar diyor ki bir dilde en çok konuşulan 1000 kelimeyi bilmek o dilde anlatılanların %75'ini anlamanıza yetiyor.
Bingo! O halde...
Biz önce bir dilde en çok konuşulan bin kelimeyi öğrenmemiz gerekiyor.
O kadar. Mesela ben şimdi İtalyancı'da en çok konuşulan bin kelimeyin pdf'ini indireceğim arkadaşlar.
Şunu ifade etmek isterim ki kesinlikle kelime bilgisi gramerden daha önemli.
Kelime bilirsiniz. %50, %60 o dili anlarsınız.
Bu ilk 1000 kelimeyi bir yerden bulmanız ve onları ezberlemeniz, öğrenmeniz önemli olduğu kadar kuru kuru ezber yapmak da elbette ki yeterli olmuyor.
Bu kelimeleri kullanmamız cümle içerisinde nerelerde geldiğini bilmemiz ya da farklı farklı kullanım biçimlerini de öğrenmemiz gerekiyor.
Mesela İngilizce'de tek diye bir kelime var.
Yani ben bu tek kelimesini o kadar farklı tanılarda, farklı farklı şekillerde kullanıyorum ki eğer bu kelimeye bir tanecik anlam yüklersem çok yanlış çıkarımlarda bulunabilirim.
Bu amaçla sadece o ilk en çok kullanılan bin kelimeyi kuru kuru ezberlemekle kalmıyoruz.
Bu kelimelerin kullanıldığı yerleri, kitaplarda geçtiği kısımları, cümle içindeki noktalarını çözmeye çalışıyoruz.
Ve tabii ki de tüm bunları yapmanın tek bir yolu var.
O da pratik yapmak.
Yani ne pratiği yapmak?
Dinleme pratiği, konuşma pratiği ve okuma pratiği yapmak.
Öyle değil mi? Yani şunu hayal edebilirsiniz.
Önünüze en çok kullanılan bin tane İngilizce kelimeyi aldınız.
Ve bu kelimelerle bin tane cümle kurdunuz.
Ve bu kelimelerle bin tane kendi kendinize konuşma yaptınız.
Bu kelimelerin geçtiği iki üç tane kitap okudunuz.
Siz İngilizceyi öğrenirsiniz arkadaşlar.
Vallahi öğrenirsiniz. Belki akademik makale okuyacak kadar öğrenemezsiniz ama öğrenirsiniz.
Zaten hemen yeri gelmişken belirteyim.
Eğer hedefiniz daha akademik şeylerse, daha ileri seviye okumalar yapmak istiyorsanız o dilde Grameri çok iyi öğrenmek zorundasınız.
Bu net. Bunun yolu nereden geçiyor?
Elbette ki ya bir işte YouTube'da bir sürü gramer dersleri var.
Onları dinleyebilirsiniz. Bir gramer kitabı alabilirsiniz.
Benim çok güzel bir listem var.
İngilizce kitaplar listem. O listedeki gramer kitaplarına edinebilirsiniz.
Yani bunu yapacaksınız. Mecbursunuz.
Zaten ileri seviye akademik okumalar için bin kelime asla yeterli olmaz.
Bence en az 10 bin, 15 bin bilmeniz gerekiyor.
Dediğim gibi hani hedeflerinize göre zamanla zamanla bunları yükseltmeniz gerekiyor.
Fakat başlangıç olarak yani o dili konuşmak, anlamak, işte bir mülakata girmek gibi şeyler için benim bu ilk anlattığım temel şeyler yeterli olacaktır.
Pratik yapmakla ilgili bir de şöyle bir durum var.
Benim bundan önce öğrenme bölümünde de bahsettiğim aralıklı tekrar.
Aralıklı tekrar yapmak bu kelimeleri pekiştirmemiz için en önemli yöntem.
Yani bu spaced repetition olarak geçiyor İngilizce'de.
Böyle güzel bir dil öğrenme kaynağına girerseniz spaced repetition kelimesiyle sık sık karşılaşacaksınız.
Bir kelimeyi öğrendiğinizde sadece o gün öğrenmeniz yeterli değil.
Onu üç gün sonra, bir hafta sonra, bir ay sonra aralıklarla tekrar ettiğinizde o gerçekten oturuyor.
Ama burada şöyle bir parantez açmak isterim.
Sadece işte ben...
Bugün 10 kelime öğrendim ve bu 10 kelimeyi aralıklı tekrar yapmalıyım.
3 gün sonra yeniden tekrarlamalıyım.
10 gün sonra yeniden tekrarlamalıyım gibi bir şey zamanla sıkıcılaşabilir.
Bunun yerine ben gerçekten şunu tavsiye ediyorum.
Yine o eğlence, eğlenme kısmına girecek bu da.
O sevdiğiniz işte filmler, diziler, YouTube kanalları, kitaplar var ya.
Ara ara sürekli onları elinize alın.
Zaten... Bu ilk bin kelime, en çok kullanılan bin kelime onların içerisinde en az bin defa geçiyordur buna emin olabilirsiniz.
Sevdiğiniz kitapları, videoları ara ara sürekli izleyin.
Bu da zaten aralıklı tekrar demek oluyor.
Hem sevdiğiniz şeyleri tüketirken bir yandan da aslında tekrarınızı yapmış oluyorsunuz.
Lütfen yeni bir dil öğrenirken eğlenmeyi sakın ihmal etmeyin.
Lütfen. Şimdi gelelim reading konusuna.
Aslında benim İngilizce öğrenmekteki en büyük motivasyonlarımdan biri okuma yapmaktı.
İkincisi ise elbette ki konuşmaktı.
Bence reading yani okumanızın iyi olması özellikle İngilizce'deki konuşmadan bile önemli olan bir şey.
Ciddi söylüyorum. Konuşmak size çok kapıyı açar ama okumak ve anlamak ondan daha fazlasını açar.
Çoğu şey çünkü okumak ve anlamak üzerine.
kendi kendinize internet üzerinden bulabileceğiniz ya da kitaplardan okuyabileceğiniz çok fazla şey var.
Okumakla ilgili İlber Ortaylı'nın kitabında şöyle bir tavsiyesi vardı.
Diyordu ki, diyelim ben Fransızca öğrenmek istiyorum.
Elinize Fransızca kitabınızı alın ve bir sayfayı okuyun.
Sonra bir daha okuyun.
Bir daha okuyun. Anlayana kadar okuyun.
Bilmiyorum hani bu yöntemi hiç denemedim aslında soracak olursanız.
Ama belki okumakla ilgili yapılabilir.
Hani okudukça okudukça işte kelimelerin anlamlarına bakarsınız.
Burada ne var diye çözmeye çalışırsınız.
Bir hap boz gibi zihninizde belki metin anlam kazanmaya ve parçalar birleşmeye başlayabilir.
İberortaylı çok fazla dil biliyor ve böyle bir şey tavsiye ediyorsa vardır bir bir diye diyerekten sizinle paylaşmak istedim.
Bence bundan daha da iyi olan şey hemen kendinize şunu sormanız.
Ben neleri okumaktan hoşlanıyorum?
Ben moda dergisimi okumayı seviyorum.
Yemek kitabımı okumayı seviyorum.
Romanımı okumayı seviyorum.
Gazete, blog. Ne okumaktan hoşlanıyorum?
İşte buna verdiğiniz yanıt okumanız gereken şeysi götürecek.
Şahsen ben yemek kitapları okumayı gerçekten seviyorum.
Kuzenlerimden birisi yurt dışında yaşıyor.
Bana bir keresinde hediye olaraktan çok severek takip ettiğim bir şefin yemek kitabını getirmişti.
Ben şeyi hatırlıyorum o dönem işte böyle çayımı kahvemi kurabiyemi alıp yemek kitabını açıp tatlı tatlı okuduğumu ay işte bunun anlamı neydi burada ne demeye çalışıyor diye keşfetmeye çalıştığımı sonra kalkıp o
yemekleri yaptığımı hatırlıyorum.
O kadar çok bana faydası dokunmuştu ki o şekilde o kitabı okumanın.
Çünkü zevk aldığım şeyi öğreniyordum.
Eğer o TED konuşmasındaki kadın gibi Harry Potter okumaktan çok hoşlanıyorsanız alın bir Harry Potter kitabını elinize ve başlayın okumaya.
Bakalım nasıl gidecek? Okuma yaparken de bence kapsamlı okuma yapmak çok önemli.
Yani şöyle her kelimeyi %100 anlamak zorunda değilsiniz.
Fakat kelimelerin pek çoğunu anlamdan çıkartabilirsiniz.
Beni Instagram'da takip edenleriniz eğer varsa görüyorlardır.
Çok fazla İngilizce kitap okuyorum.
Okuduğum her İngilizce kitaptaki bütün kelimeleri biliyor muyum?
Hayır bilmiyorum. Peki anlıyor muyum?
Anlıyorum. Gayet de iyi anlıyorum.
Çünkü o kelimelerin çoğunun cümle içerisinden hangi anlama geldiğini fark edebiliyorum.
Bunun için de ihtiyacınız olan şey okuma yaparken zihninizde çeviri yapmamanız.
Yani şöyle yapmayın sakın.
Mesela İngilizce bir kelime okuyorsunuz ve diyorsunuz kendi kendinize işte bu cümlenin çevirisi neydi şunu şunu demek istemiş.
Yahu siz Türkçedeki tabaklarken böyle bir çeviri yapıyor musunuz?
Hayır yapmıyorsunuz. O halde sakın zihninizden çeviriye gitmeyin.
Şöyle diyeceksiniz bana, bilgi anlamıyoruz ama çevirmemiz gerekiyor.
Olsun anlamayın. Aynı İlber Ortaylı'nın dediği gibi.
Anlamayın, o şekilde okuyun.
Devam edin, okuyun, okuyun, okuyun.
Okudukça beyniniz ona alışmaya başlayacak ve zamanla çeviri yapmadan gerçekten anlayacaksınız arkadaşlar.
Bana güvenin. Birazcık ilk başlarda dil öğrenirken ufak ufak acı çekme ihtimaliniz var.
Ama sabırlı olun.
Sabrın sonu her zaman selamet.
Okumanızı geliştirmekle ilgili seviyenize göre kitaplar satın alabilirsiniz.
İnternetten bulabilirsiniz. Ya da mesela British Council, Lingua gibi bazı web siteleri var.
Onların da hep vereceğim şeylerini, adlarını açıklamalar kısmında.
Orada mesela seviyelere göre okuma parçaları oluyor.
Onları seçin, okuyun.
Okuduktan sonra soruları falan yanıtlayın.
Oyunlar veriyorlar parçayla ilgili.
O oyunları oynayın. Bunlar da faydalı olacaktır inanıyorum.
Son olarak ise hemen bir writing'e değinmek istiyorum.
Writing ile ilgili tek tavsiyem yani yazma becerilerinizle ilgili bildiğiniz gramer ve kelimelerle bir şeyler yazmanız.
Sonra şöyle bir şey deneyebilirsiniz ama.
Diyelim yazdınız ve bunu kontrol edecek hiç kimse yok çevrenizde.
Koyun Translate'e. Bakın bakalım yazmak istediğiniz anlama geliyor mu?
Eğer geliyorsa %90 o anlama iyi bir yolda gidiyorsunuz demektir.
Yani İngilizce'de %100 her şey ya da öğrendiğiniz hangi dilse %100 her şeyi iyi bilmeniz gerekmiyor ilk etapta.
Dert etmeyin bunu. Bu arada Translate iyi bir şey değil.
Onu söyleyeyim hani çok harika çeviri yapmıyor ama.
anlamını genel olarak doğru veriyor.
Bu nedenle yazma yeteneklerinizi geliştirmek için bence ilk zamanlarda kullanılabilir.
Reading, writing, speaking, listening ve vocabulary, grammar üzerine anlatacaklarım aslında bu kadar genel olarak.
Eğer İngilizceniz sıfırsa bile artık nasıl başlayacağınızı biliyorsunuz.
İlk başlarda anlamasak da dilin üzerine gidiyoruz ve benim açıklamalar kısmında, podcast'ın açıklamalar kısmında yani yazacağım bazı web siteleri ve kurslar olacak.
Lütfen onlara bakın.
Yani başlangıç olarak Bir onlara gidin.
Bakın bakalım bu kurslarda neler anlatılıyor.
Bazı uygulamalar var. Duolingo, Busuu, Babel gibi mesela.
Ya da işte vokabülleri öğrenmek için Quizlet, Enki gibi uygulamalar var.
Bunların hepsini açıklamalar kısmına bırakacağım.
En başında, başlarken kesinlikle ufak bir eğitim almanız bence çok önemli.
Bu kurslar ya da işte bu vereceğim web siteleri, bu uygulamalar size başlangıç olarak bir bilgi sağlayacaktır.
Sonrasında ise diğer alanlardaki gelişiminizi sağlamak için podcastleri, kitapları, YouTube'u, kendi kendinize konuşmak gibi şeyleri kullanabilirsiniz.
Eğer tüm bunları yaparsanız bakın bütün kalbimle inanıyorum.
Dili öğrenirsiniz. Ay hatta bir deneme mi yapsak?
Ben de böyle İngilizce harici, İtalyanca ya da İspanyolca ikisinden birini öğrenmek istiyorum da.
Bu ikisinden birini öğrenmeye çalışsam.
Siz de İngilizce öğrenmeye çalışsanız.
Bakalım yapabilecek miyiz?
Bir test etsek. Nasıl olur?
Test etmeye aslında gerek yok.
Kesin öğreniriz. Fakat İngilizce'de şöyle bir artı var.
Çok fazla kaynak var diğer dillerin nispetle.
Müthiş derecede fazla kaynak var.
Dediğim gibi her şeye ulaşabileceğimiz bir çağdayız ve bence dünyada en rahat öğrenilecek dil şu an İngilizce.
Bölümü kapatmadan size dil öğrenmenize yardımcı olacak dört bilimsel metottan da bahsetmek istiyorum.
Bunlar da aklınızda böyle madde şeklinde kalsın ki materyallerinizi kullanmaya başladığınızda ya da bahsettiğim bu kurslara başladığınızda kitaplarınıza başladığınızda daha etkili bir şekilde kullanabilin onları.
Birincisi bölümün içerisinde söylediğim gibi zaten aralıklı tekrar.
Bunu nasıl yapıldığını anlattım.
Aralıklı tekrar yapmak çok önemli.
Bilimsel olarak bu kanıtlanmış bir şey.
İkincisi uyumadan önce çalışmak.
Arkadaşlar uyumadan önce çalıştığınızda aslında beyninize bazı bilgileri bırakıyorsunuz ve gece boyu onlar çalışıyor.
Yani ben bunun bilimsel olarak kanıtlanmış bir şey olduğunu bilmiyordum.
Ve bunu bilmeden önce de gece uyumadan hep böyle ezberlemek istediğim ya da öğrenmek istediğim şeyi okur öyle uyurdum.
Çok işe yarayan bir teknik.
Eminim önceden de duymuşsunuzdur.
Bunu da öğrenmek istediğiniz kelimelere, kurallara...
Veyahut da ezberlemek istediğiniz şeyleri uygulayabilirsiniz dil öğrenirken.
Üçüncüsü sürekli kendinizi o dile maruz bırakmak.
Yani eğer İngilizce öğrenmek gibi bir hedefiniz varsa kendinize şu soruyu sormalısınız.
Ben bugün kaç saat İngilizceye maruz kaldım?
Uyanık olduğunuz 16 saati boyunca Türkçe'ye maruz kalıyorsanız siz İngilizce öğrenemezsiniz.
Bu yüzden yolda podcastler dinlemek, o dilde filmler izlemek, kendi kendinizi o dilde konuşmak, kulağınızı ona maruz bırakmak.
Çok önemli. Mesela ben okulda ilk başladığımda hoca dersi İngilizce anlatıyordu ve iki hafta boyunca hüngür hüngür ağlayarak okula gittim.
Yalan söylemiyorum. Gerçekten ağlıyordum.
Yani hiçbir şey anlamıyorum. Hiçbir şey anlamıyorum.
Aklımı yitireceğim diyordum. İkinci haftanın sonunda hoca bir espri yaptı İngilizce ve kendimi farkında olmadan o espriye gülerken yakaladım.
Anlamıştım. Ve o kadar şaşırdım ki.
O iki hafta içerisinde ben müthiş bir gramer mi öğrendim?
İşte bin tane iki bin tane kelimemi ezberledim.
Hayır. Ama o kadar uzun süre maruz kaldım ki.
Beynim aynı bir bebeğin öğrenmesi gibi onu anlamaya başladı.
O yüzden lütfen kendinizi gün içerisinde ne kadar İngilizce'ye ya da öğrenmek istediğiniz dile maruz bıraktığınıza dikkat edin.
Bu bence anahtar bir nokta.
Son olarak ise pratik yapmak.
Arkadaşlar pratik yapmadan hiçbir şey olmuyor.
Buna çok değindim bölümün içerisinde.
Neden böyle hemen 4 madde şeklinde topladığımı da söyledim.
Aklınızda kalsın istiyorum.
Sizlere verdiğim bütün bu materyaller, bilgiler ve bu yardımcı olacak bilimsel metotlarla birlikte istediğiniz dili öğrenebilirsiniz.
Ay bunu kaç kere söyledim bölüm boyu.
Ama ben şeyi çok istiyorum.
İngilizce öğrenmenizi...
Ve gerçekten İngilizce öğrenmekle birlikte gelen o fırsatlarla tanışmanızı, dünyanız değişecek.
Buna emin olabilirsiniz. İngilizce bilmediğiniz Türkçe kaynaklara maruz kaldığınız müddetçe hep kısıtlı bir alandasınız.
Ama kendi kendinize yeni...
Fırsatlarla tanışabilir, yeni şeyleri öğrenebilir ve düşünme biçiminizi yeni baştan değiştirebilirsiniz.
Şuna çok inanıyorum. Bir dili öğrenmek beyninizi değiştiriyor, düşünce sisteminizi değiştiriyor.
Zaten yine bilimsel olarak kanıtlanmış bir şey.
Yeni dil öğrenmek beynimizdeki gri maddeye iyi geldiği gibi aynı zamanda Alzheimer gibi hastalıkların da önüne geçiyor.
Sadece dil öğrenmek, yeni insanlarla tanışmak, fırsatlarla karşılaşmak değil, aynı zamanda sağlığımıza da yapılan bir yatırım.
Her taraftan kazançlısınız.
Umuyorum ki sizi yeni bir dil öğrenebileceğinize ve bunu yaparken çok da başarılı olabileceğinize ikna edebilmişimdir.
Elimden geleni en iyisini yapmaya çalıştım bu bölümde.
Hem kendi kullandığım metotları hem de işin uzmanlarından öğrendiklerimi paylaştım.
Bölümle ilgili yorumlarınızı eğer vereceğim materyalleri kullanırsanız onları kullanırken ki resimlerinizi kesinlikle bekliyorum.
Beni böyle şeyler çok mutlu ediyor.
Bir de... Eğer bu podcast'a destek olmak istiyorsanız daha fazla insanın duymasına yardımcı olmak için sevdiklerinizle paylaşabilirsiniz.
Apple Podcast üzerinden dinliyorsanız yıldız bırakabilir, yorum bırakabilirsiniz.
Şunu söylemek istiyorum. Üretilen içerikler birileriyle karşılaştıkça onlara yardımcı oldukça kıymet kazanıyor.
Beni en çok mutlu eden şey de bu.
Bu nedenle bu konuda desteklerinizi bekliyorum.
Bir de şey, abone de olabilirsiniz.
Hiç bunu dememiştim daha önce ama abone de olun.
O halde... Bir dahaki bölümde görüşmek üzere demek istiyorum.
Son bir şey ekleyeceğim.
Pazar günü yani 17 Nisan'da Genel Sesler 1 yaşına girecek.
Genel Sesler''in birinci doğum günü için hediyelerinizi bekliyorum.
Başka da bir şey söylemiyorum.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
