
Uzman Doktor Berna ERMİŞ ile Terapiye Neden Gitmeliyiz?
24 Haziran 2021 · 43 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm Uzman Doktor Berna ERMİŞ ile yaptığımız söyleşiyi sizlerle paylaşıyorum. Berna Hanımla neden terapiye gitmeliyiz, terapinin bize vaat ettikleri nelerdir, duygular, çocukluğumuz, arka bahçemiz ve daha pek çok konu üzerine konuştuk. Keyifli dinlemeler. Bölümle ilgili notlar için instagram hesabına bakabilirsiniz.
Akış:
00:50 - Terapiye neden gitmeliyiz?
02:43 - Doğru terapisti nasıl buluruz?
03:35 - Arka bahçemiz nedir?
04:52 - Desteğe ihtiyacı olan birine onu incitmeden terapiye gitmesini nasıl söyleyebiliriz?
09:06 - Terapi bize mutluluğu vaat ediyor mu?
11:59 - Bize umut verebilecek bir danışan hikayeniz var mı?
13:48 - Duygularımızı reddetmeden ve onları yaşayarak nasıl sağlam ve ayakta kalabiliriz?
19:04 - Terapi bize kendimiz için yaşamayı ve açık fikirli olmayı öğretir mi?
26:48 - Terapi neden bu kadar pahalı?
30:42 - Terapiye gidecek gücü olamayanlara bir nevi terapi yerine geçecek tavsiyeleriniz var mı?
38:22 - Terapi sürecine nasıl güvenebiliriz?
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Herkese merhaba, hoş geldiniz.
Bugün sizlerle psikiyatri uzmanı Berna Ermiş ile yapmış olduğum 4 eşiği paylaşacağım.
Berna Hanım'la terapiye neden gitmeliyiz, terapinin bize vaat ettikleri nelerdir, duygularımız, çocukluğumuz, arka bahçemiz ve daha pek çok konu üzerine konuştuk.
Çok keyifli ve güzel bir söyleşi oldu.
Fakat başlamadan önce söylemek istiyorum ki bu kaydı Berna Hanım'ın ofisinde yaptık ve ofisin bulunduğu caddede Bizim şansımıza kayıt esnasında
çok fazla ambulans geçti.
O yüzden arkadan bazı yerlerde ambulans sesleri geliyor.
Bunun için şimdiden çok üzgünüm.
Siz konuştuklarımıza odaklanmaya çalışın.
Çok fayda alınacağınızı umuyorum.
Şimdiden keyifli dinlemeler.
Gelen Sesler Podcast'ına hoş geldiniz Berna Hanım.
Hoş bulduk. Nasılsınız, iyi misiniz?
İyiyim, teşekkürler. Sizler nasılsınız?
Ben de çok iyiyim. Davetimi kabul ettiğiniz için teşekkürler.
Rica ederim. Seve seve.
Öncelikle biraz kendinizden bahsedin istiyorum ben.
Siz kimsiniz? Neler yapıyorsunuz?
İsmim Berna Ermiş.
Psikiyatri hekibiyim. Serbest muayenehane hekimi olarak çalışıyorum.
Bursa'da yerim. Özel ilgi alanım şema terapi.
Yani şema terapistiyim ben.
Bunun dışında bilissel davranışçı terapi ve EMDR uygulayıcısıyım aynı zamanda.
Daha çok psikoterapi alanında ilerliyorum.
Aslında psikiyatri alanında hemen her hastalığı görüyorum.
Ama ek olarak şematerapiyle özellikle ilgileniyorum.
Pekala. Bugünkü konumuz terapiye neden gitmeliyim sorusu üzerine şekillenecek.
Bu nedenle böyle ilk soruyu direkt olarak sormak istiyorum size.
Neden terapiye gitmeliyiz?
Terapiye gitmemiz için çok sebep var aslında.
Bu konu maalesef...
ülkemizde biraz geride bırakılıyor.
Pek çok sebep nedeniyle ama pek çok sebepten yine terapiye gitmemiz gerekiyor.
Bunu bazen biz kendimiz algılayabiliyoruz.
Yani sanırım benim yardıma ihtiyacım var gibi.
Bazen etrafımızdan sesler geliyor.
Acaba bir yardım mı alsam?
Bir psikiyatri sistemi görürsem diye.
Ama eninde sonunda terapiye giderken Terapiste giderken bunu gönül rızamızla yapmamız gerekiyor.
Yani eğer ki bu içimizden gelen, içimizden akan bir süreç değilse terapiye giden kişiye çok faydası olmuyor.
Terapist için de zorlayıcı bir süreç olabiliyor.
Zaten bunu anladığımızda bir şekilde süreci sonlandırıyoruz.
Ya danışan hasta gelmeyi bırakıyor ya terapistle arasında...
Bu çatırdamalar doğuyor, iyi bir terapotik ilişki olmuyor ve terapi süreci sonlanıyor.
Kişinin kendi doğasından gelen bazen mizaj özellikleri nedeniyle, bazen ailevi travmalar nedeniyle ki hiçbirimizin çocukluğu aslında pürü pak geçmiyor.
Travmalar toplumunda yaşıyoruz.
Bizim için yeterince iyi geçmesi yetiyor ama çoğu zaman yeterince iyi geçmediğini görüyoruz.
Dolayısıyla bizim arka bahçemiz dediğimiz...
Arka tarafta kalanlar nedeniyle genelde terapiye geliriz ve bir şekilde bu yardımı isteriz.
Terapotik ilişkiden bahsetmiştiniz.
Ben biraz o da şey yapmak istiyorum.
Doğru terapisti nasıl buluruz?
Yani onu bulduğumuzu nasıl anlarız?
Bu terapinin akışı sırasında anlaşılacak bir soru.
Yani bu sorunun cevabı zaman içerisinde alınır.
Zaten bir süre sonra terapistle danışan arasında karşılıklı etkileşimler oluşuyor.
Çünkü terapiste bir insan ve onun da arka bahçesi var.
Dolayısıyla terapi sırasında yaşanan olaylar, danışanın etkinliği, etkileşimi, terapistin ortaya koyduğu şeyler, kendisinin arka
bahçesine dair. Bütün bunlar sürecin şekillenmesini sağlıyor.
Yani bir şekilde eğer ki terapist örneğin çok tetikleniyorsa danışanda olumsuz bir süreç olabilir.
Berna Hanım tam burada size arka bahçeyi sormak istiyorum.
Nedir bizim bu arka bahçemiz?
Bir ad açıklayabilir misiniz?
Arka bahçemiz aslında bizim tüm bilinç dışı süreçlerimiz.
Bilinç dışı kocaman bir ada.
Mesela şu an daha bilinç düzeyindeyiz.
Burada konuşuyoruz.
Daha andayız yani.
Ama bizim bilinç dışı süreçlerimiz en ufak bir kokuyla bile tetiklenebilir.
Bir bakış bizi bir yerlere götürebilir.
Ya da bir saçınızı düzeltiş şekliniz yani.
Herhangi bir insanın telinize temas edişi sizi alıp arka bahçenize götürebilir ve çok farklı şeyler ortaya çıkarabilir.
Bu bilinç dışı dediğimiz süreçler tabii ki bizim çocukluk çağımızın getirileri.
Özellikle erken çocukluk çağı dediğimiz...
0-5 yaş arası dönem bizim için çok önemli.
Çünkü orada gelişen tüm bedensel duyumlar, duygular çok kuvvetli işleniyor beynin.
Ve bunların etkileri ilerleyen zamanlarda bizim arka bahçemiz olarak etkilerini sürdürüyor.
Buradan şunu anlıyorum.
Gerçekten de arka bahçemizi tanımak için, onu anlamak için iyi bir terapiye ihtiyacımız var.
Teşekkürler. Şimdi sormak istediğim bir diğer soru, desteğe ihtiyacı olan, arka bahçesini belki anlamaya gerçekten ihtiyacı olan, ama bunu fark etmeyen birine, onu
incitmeden nasıl söyleyebiliriz?
Yani toplumumuzda gerçekten birisine bir terapiye git, bir psikiyatristi gör demek sanki hakaret gibi algılanıyor ya.
Evet. O yüzden soruyorum.
Bunu yapmak bazen bizim için bile zor olabiliyor ki bu konunun uzmanları olduğumuz halde.
Belki de özellikle biz uzmanlar olduğumuz için de bir terapiye git, bir yardım al dediğimizde daha çok ciddiye alınır, daha çok öfke uyandırıyor olabilir.
Ama toplumumuzda bize gelen hastalar deli, biz de deli doktoru olarak adlandırılıyoruz ya maalesef.
Öyle bir şey var. Halbuki bunu söyleyebilmek kolay olmalı.
Çünkü bu tip rahatsızlıklar yani psikiyatri biliminin...
konu aldığı rahatsızlıklar aynı karnınızın ağrıması gibidir.
Yani başınızın ağrıması gibidir.
Zaten biz burada farazi şeylerden bahsetmiyoruz.
Hani arka bahçemiz diyoruz ama örneğin bütün bu süreçleri depolayan organlarımız var beyinde.
Yani beynimiz zaten kocaman bir organ.
Bütün bunları bize yaşatan.
Biz bunları sinir hücrelerimizle yaşıyoruz.
Evet evet. Geçen bir arkadaşım arıyordum hatta.
Mesela dizim ağrıyor demek çok kolay.
Ama işte OK ben var demek kolay değil.
Yani bunu hemen arı pat diye söyleyemeyiz kimseye.
İnsanlar bir tuhaf bakıyor.
Geçenlerde bir video izledim YouTube'da.
The School of Life diye bir YouTube kanalı var.
Orada psikoterapiye ilgili bir içerik hazırlamışlar.
Diyor ki aslında terapiye gitmeniz için normal bir insan olmanız yeterdi.
Hepimizin aileliği sorunları olabilir, işimizde sıkıntı yaşayabiliriz, arka bahçemizde olan anlamlandıramadığımız bazı şeyler olabilir.
Tüm bunları birisiyle konuşmak isteyebiliriz ve bizim çok normal olduğumuzu gösterir aslında.
Maalesef ama toplumda böyle algılanmıyor.
Evet, hele ki cezalandırıcı yapısı kuvvetli bir toplumda yaşıyorsanız.
Yani dolayısıyla bütün bunları söylerken aslında bir yardıma ihtiyacın var ya da bu aralar seni iyi görmüyorum.
kendini nasıl hissediyorsun, moralini nasıl derken aslında herhalde orada ihtiyacımız olan şey şefkat.
Yani bunu şefkatle birinden duymak, şefkatle bunun yapılması bir şekilde bu durumu kolaylaştıracaktır.
Çünkü gerçekten bir insanın yardıma ihtiyacı olduğunu söylerken, psikiyatrik anlamda ya da terapi ihtiyacı olduğunu söylerken, onda bazı şeyleri hareketlendirebilirsiniz.
Evet, ben de bundan çok korkuyorum.
Bu arka bahçesi buna müsaitse.
Bu nedenle şefkat zaten bizim psikoterapi yöntemimizin ana teması şefkattir her zaman.
Şefkatle alınan yollar, şefkatle bir omuzun okşanması ve bu şekilde söylenmesi ve nasılsın denmesi, özellikle hatta bizim sloganımız
neye ihtiyacın vardır? Bunun sorulması...
Çünkü çok da sık duyduğumuz bir soru değil.
Karşılıklı birbirimize sorduğumuz bir soru değil.
Bunu sorarak belki bu yardımı önerirsek çok da iyi olabilir.
Ve kendimizden örnekler verirsek, iyi hissetmediğimiz zamanları, bizim de desteğe ihtiyacımız olduğu zamanların olduğunu aktarırsak her insan gibi yani insani özellikler
bunu taşır. Çok güzel söylediniz.
Biraz da burada şeyi gördüm.
İnsanlar biraz kırılganlığını kabul edecek.
Kırılabildiğini, üzülebildiğini, rahatsızlanabildiğini belki bir noktada.
Ve ona şefkat gösterecek.
Biraz kendimize karşı başka birisine söylemek de zor.
İşte bak ben de bunları yaşadım demek de zor.
Orada da aslında bir eksikliği kabullenmek gerekiyormuş gibi geliyor bana.
Biz de bir kırılma yaşıyoruz orada değil mi?
Bizim de kırılma noktamız ya.
Aynen aynen. Dediğiniz gibi aslında şefkat tam doğru nokta burada.
Berna Hanım şefkat dedik.
Terapiye geliyoruz.
Arka bahçeyi bize anlıyoruz.
Ama bu terapi bize mutlu olmayı vaat ediyor mu?
Yani terapi insanı mutlu eder mi?
Niçin buradayız?
Burada öncelikle anlamaya çalıştığımız şey zaten hastanın buradan ne beklediği.
Yani ne olmasını istiyor.
Çünkü herkes mutlu olmayı beklemiyor.
Bir takım sorunların çözülmesini aslında sorunla başa çıkabilmeyi de bekliyorlar.
Ve belki de bütün bunun sonucu mutluluğu getiriyor ama son zamanlarda özellikle bunu mutluluk fetişizmi olarak tanımlıyoruz.
Herkes mutlu olma çabasında yani.
Ağzımızdan bir söz çıkacak ve mutlu olacağız.
Ya da bir gün bir karar alacağız ve bu bizi sonsuz mutluluğa götürecek.
Bunu her şeyde yaşayacağız.
Üniversite seçiminde, evlenirken, çocuk sahibi olurken, para kazanırken.
Hepsi bizim... Mutluluğa götürecek.
Aslında hayat böyle bir şey değil.
Mutluluklar anlık, mutluluklar insanlarla, mutluluklar aslında sorunları anlayarak elde edilir, sorun çözerek elde edilir, şefkatle elde edilir.
Yani bu o kadar komplike bir yapı ki, evet terapi insana sadece mutlu olmayı vaat eden bir süreç değil, anlamayı vaat eden bir süreç.
Zaten anladığınız zaman...
Neyi neden yaptığınızı anladığınız zaman, davranışınızı analiz edebildiğiniz, davranışınızı değerlendirebildiğiniz zaman mutlu olursunuz.
Kendinizi çözersiniz.
Hatta çevrenizi de çözmeye başlarsınız.
Dolayısıyla bizim her seansımız mutlu geçmez.
Yani bazı seanslarda gerçekten çok derin yerlere değeri ve hastamız seanstan çok da rahatlamış bir biçimde çıkamayabilir.
Bir sonraki seansa geldiğinde işte geçen seans iyi hissetmedim çünkü şöyle şöyle oldu dediğinde bunu konuşabiliriz yeniden.
Bu zaten bir seans konusudur ve her seansta mutlu olmaz hastamız.
Bütün bu terapi süreçlerinin sonucunda bazı şeyleri anlamlandırmaya başladığında o rahatlığı, o sağlıklı erişkin olmanın, sağlıklı
bir birey olmanın getirdiği o rahatlığı keşfettiğinde Asıl o zaman mutluluk gelir.
Bence biraz şunu anladım.
Terapi mutluluğun üzerinde bir şey sunuyor bize.
Yani mutluluk biraz onun yanında çiğ kalıyor.
Terapinin sunduğu şeyin yanında daha kapsayıcı, büyük bir şey yani.
O kadar çok şeyi anlıyorsunuz ki belki anladığınız şeylerden beri de mutluluk oluyor.
Değil mi? Çok güzel söylediniz bunu.
İşte bu yüzden terapiyeye gitmelisiniz diyebileceğiniz, bize umut verebilecek bir...
Hasta, danışan hikayeniz var mı?
Şöyle evet, şu anda hastalarımdan ya da danışanlarımdan tabii ki örnek veremem ama şunu söyleyebilirim.
Gerçekten çocukluğu anlamak, bugünkü davranışları anlamak açısından çok önemli.
Bugünkü davranışları da anlamak, çocukluğu anlamak açısından çok önemli.
Yani ikisi birbirine bağlı ve arasında duygu köprüsü var.
Dolayısıyla bizim...
Derdimiz duygular.
Duygular bizim için çok önemli.
Ve bunu belki çoğu hastamızda, danışanımızda yaşarız zaten.
Yani sadece bir sebepten ya da sadece bir hastanın öyküsü üzerinden kesinlikle gelinmeli diyemeyiz.
Kendimizden bile bunu söyleyebiliriz.
Bir terapist, psikiyatrist olarak bunu söyleyebilirim.
Çünkü bizim her hastayı...
Her terapi seansını görmemiz demek bizim de kendi terapilerimizin şekillenmesi demek yani.
Terapist terapide terapi olur.
Öyle söyleyeyim.
Terapist terapide terapi olur.
Evet. Duygularla işimiz var dediniz ya.
Duygularımızı aslında bence tanımıyoruz.
Çoğumuz. Hatta yaşamıyoruz da.
Yaşamayı zayıflık olarak dahi görüyoruz.
Böyle dayanıklı olmalı.
hayatta sağlam durmayı, duyguları böyle reddetmek, onları göz ardı etmekmiş gibi görüyoruz bence çoğumuz.
Ben de öyleydim.
Hatta bunu düzeltmeye çalışıyorum.
Fakat burada siz dediniz ki terapide duygular çok önemli.
O zaman bu dayanıklılığımızı yani ruhsal dayanıklılık diyebiliriz, duygusal dayanıklılık diyebiliriz.
Bunu nasıl geliştirebiliriz?
Nasıl hayatta sağlam durabiliriz?
Hem duygularımızı yaşayarak, onları göz ardı etmeyerek hem de ayakta kalarak.
Bu nasıl oluyor? Bir kere gerçekten duyguları tanımıyoruz.
Seansların çoğunda fark ediyorum ben.
Özellikle düşünceleriyle duygularını birbirine karıştıran çok insan var.
Hani burada ne hissettiniz diye sorduğumda sadece düşüncesini veren kişiler var.
Ama diyorum hani ben orada duyguyu merak ediyorum.
Orada ne vardı? Üzülmüş müydünüz?
Utanmış mıydınız? Böyle deyince acaba ne hissediyordum şeklinde karar vermeye çalışıyorlar.
Evet. Duyguları bastıran bir toplumda yaşıyoruz.
Çünkü bu bastırma, bu baskılama bize çocukluk çağında öğretiliyor.
Çünkü neden? Erkekler ağlama.
Çünkü neden? Karı gibi gülme.
Bunun gibi maalesef bu hala bugüne mal olmuş bir takım sözler ve düşünceler var.
Bütün bu inançların altında.
Hatta biz buna şema terapide duyguları bastırma şeması diyoruz.
Başkasının yanında gülmenin ya da duyguları ifade etmenin çok da akılcı olmadığı, tam tersine bunları bastırmanın, baskılamanın akılcı olduğuna dair bir inanç
sistemi. Ama biz bugün bakıyoruz, bu kaybettiğimiz duygular nerede yani?
Bu duyguları bulmadan kişiler arası iletişimi, ilişkiyi sağlamak ne kadar mümkün?
Bir baba çıkıp şunu söyleyebiliyor.
Ben sevdiğimi göstermem.
Severim ama söylemem.
Bu kabul edilebilir bir şey değil.
Çünkü o çocuğun sevgiye ihtiyacı var.
Bunu o çocuğa anlatamazsınız.
Babasının boynuna sarılırken ya da gözlerinin içine bakarken eğer sevdiğini göstermiyorsa baba, çocuğun başını okşamıyorsa ya da gerçekten sevdiğini
söylemiyorsa çünkü söylemek lazım.
Bunun duyulması lazım.
gösterildiği kadar da yani.
Bir şekilde bu duygulardan uzak kalarak hastalanıyoruz.
Mesela hem böyle acıyı çektiğimiz bir şeyden dolayı üzüldük.
Ve o an hem ağlayarak aynı anda güçlü de kalabilir miyiz?
Yani o duyguyu etmetmeden.
Tabii ki. Zaten psikolojik dayanıklılık dediğimiz şey bu.
Bugün dayanıklılığı tabii ki bu yetişkin halimizle Kendimiz de geliştirebiliriz.
Çünkü artık birer yetişkiniz, yani bir çocuğun fizyolojik ve duygusal özelliklerinden çok daha fazlasına sahibiz.
Bu nedenle kendimizi tabii ki dayanıklı kılmak için çok şey yapabiliriz.
Yani davranışlarımızı değiştirebiliriz.
Ama tabii ki biz biliyoruz ki dayanıklılığı elde edeceğimiz ilk yer evimiz, ailemiz.
Ya da primer bize bakım veren her kim değilse bu dayanıklılığı.
Duyguları göstermeyi, ihtiyaçları ifade etmeyi, bunun insanı güçsüz kılmayacağını, tam tersine her insan gibi bir şeylere yardıma ihtiyacımız olduğunu anlatan
şey yani bu dayanıklılık.
Ve tabii ki bütün bunları ifade ettikten sonra sorun çözme becerilerini geliştiriyoruz.
Çünkü hepimizin zayıf yanları gibi güçlü yanları var.
Ve bu güçlü yanları...
Çocukluktan getirdiğimiz, daha sonradan ifade ettiğimiz duygular, isteklerimiz, o benliğimizi ortaya sunuş biçimimizle kazanıyoruz.
Ve tabii ki eylem çok önemli burada.
Bunu kazanmak için ne yapıyoruz?
Eylemden kastım tam olarak ne?
Bu dayanıklılığı elde etmek için ailemizden eğer yeterli destek göremediysek bununla ilgili.
Orada karşılanmamış ihtiyacımız kaldıysa yani bu ihtiyaçlardan doğan bir takım inançlarımız varsa bunlardan bir tanesi de dayanıksızlık.
Şema terapide dayanıksızlık olarak geçer ve çoğu zaman karamsarlıkla kol kola gezer.
Biz ne yapıyoruz bu inancı düzeltmek için?
Hayatta attığımız bir adım.
Evet, davranış değişimi yani.
Evet yani somut belli bir şekilde bu davranışı değiştiriyor mu?
Sadece zihnimizde kalmayacak.
Evet kalmayacak. Yani nasıl dayanıklı olabilirim diye düşünmek çok güzel bir şey.
Bunun için ne yapıyoruz ama sonrasında?
Yani bunu nasıl hayata geçiriyoruz?
Evet eylem çok önemli.
Biraz da şeyi düşündüm aslında.
Terapi bize dayanıklı olmayı şöyle öğretiyor bence.
Yardım istememiz gereken yerlerde yardım istemek.
Ağlamamız gereken yerlerde ağlamak, dikkatimiz gereken yerlerde dik durmak.
Aslında bunların hepsi bir araya geldiğinde dayanıklı ve sağlıklı bir insan oluyoruz.
Her zaman işte ben kimseyi, ben çocuğumu sevdiğimi göstermem.
Ben toplumun içinde ağlamam demek değil mesela.
Evet. Zor olan zaten bir yeri.
Şimdi biraz konuyu farklı bir yere evireceğim.
Benim bu podcast'ı yapmaktaki en temel amaçlarımdan biri açık fikirleri şekilde.
görüşlerimizi dile getirmek ve insanları da biraz böyle özgür düşünmeyi, kendisi için yaşamayı, bize toplumda yaşatılandan ya da öğretilenden farklı hayatların da mümkün
olduğunu göstermek için. Hem kendime hem dinleyenlerime.
Terapi bize bu konuda neler katıyor?
Yani aslında daha fazla insan terapi görse, kendini ve arka bahçesini anlamaya çalışsa, daha açık görüşmü, daha yenilikleri...
Daha kucaklayıcı insanlar olur mu?
Muhakkak. Çünkü hani az önce bahsettik ya, hangimizin çocukluğu pörüpak geçiyor?
Önemli olan orada ihtiyaçların yeterince karşılanıp karşılanmamış olması.
Bir şekilde bu yardımı alarak tabii ki bizim özellikle şema kuramında yani şema terapi kuramında incinmiş çocuk yanımız dediğimiz o yaralı öze ulaşıyoruz.
Tabii ki o yaralı öze ulaştıktan sonra onun ne istediğini, neye ihtiyacı olduğunu anlamaya çalışıyoruz.
Eğer ki o ihtiyaçlarını yeterince karşılayamıyorsan kendini...
hayatta bir şekilde savunmaya çalışıyor.
Bazen bu acıya teslim olarak, bazen kaçınarak, bazen de savaşma moduna geçerek, hatta öfke krizleri geçirerek.
Eğer ki bu parçayı anlayıp ona doğru şekilde yardım edebilirsek, tabii ki neden olmasın.
Sağlıklı yanımız, o sağlıklı erişkin yan dediğimiz, yani bu çocuğa aslında ebeveyn olacak yanımız, içimizdeki bu parçayı geliştirirsek, Doğrudan kendimize ebeveyn
olabiliriz ve ebeveyn olup bu ihtiyaçları karşılama konusunda ne yapacağımızı düşünüp harekete geçebiliriz.
Ve buradan yola çıkarak şefkat şekillenebilir, kendimize duyduğumuz saygı şekillenebilir.
Tabii ki benliğimizi nasıl geliştiriyoruz, o öz benliğimizi nasıl ortaya koyuyoruz, buna dayanarak özgüvenimiz nasıl şekilleniyor.
Bütün bunlar bizi hayatta var ediyor zaten.
Hayatımıza anlam katmıyor mu?
Hayata neyle tutunuyoruz?
Tabii ki bütün bu değerlerle.
Ve bunların özü o içteki yaralı çocuk.
Buna nasıl ebeveynlik yaptığımız bizim için çok önemli ve terapide bunu görüyoruz zaten, bunu anlıyoruz.
O çocuğu anladıkça aslında daha sağlıklı, daha açık görüşlü, daha şefkatli değiller oluyoruz.
Evet ve dolayısıyla belki...
Özgürlük fikrimiz de buna göre gelişiyor.
Hani az önce bahsettiğimiz.
Belki de daha çok özgür olmak istiyorum, özgür değilim, özgür değilim şeklinde atılan o dürtüsel eylemler, o dürtüsel adımlar durdurulup daha
sağlıklı bir özgürlük fikri de gelişebiliyor.
Çünkü bazen kişi zaten özgür oluyor ama çocukluk çağında o kadar özgürlüğü kısıtlanmış oluyor ki, yetişkinliğe geldiğinde...
en ufak özgürlüğüne atılacak olan darbeye çok hassas olabiliyor.
Öfke patlamaları geliştirebiliyor ya da dürtüsel davranışlar geliştirebiliyor.
Bu nedenle bazı şeylerin dengesi de bizim için çok önemli.
Çünkü biz içteki dengeye bakıyoruz.
Ne kadar dengeliyiz.
Çok güzel bir söz ya.
Toplumumuzda çok az insana sahip olduğunu düşünüyorum bu denge haline.
Belki o dengeyi bulabilsek...
Daha sağlıklı ebeveynler, daha sağlıklı çocuklar ve daha sağlıklı bir toplum olacak.
Çünkü gerçekten ben bunu ülkemize, genel ülke demeyeyim ama en azından kendi yaşadığım çevrede ve oradan basit çıkarak ülke ediyorum.
Görüyorum. Mesela terapiye gittiğim dahil, bunu başında da konuştum zaten bölümü.
Söylemeye çekiniyorum.
Neden? Aslında bana sorarsanız ben göğsümü gere gere söylerim.
Alnıma yapıştırılır. Terapi görüyorum ben diye.
Ama... İnsanlar bir garip bakıyor.
Yani bu da işte biraz açık görüşlü olmamaktan kaynaklanıyor bence.
Bir de şöyle bir bakış açısı var.
Şimdi aklıma geldi bu da.
Aman ne işe yarayacak canım.
Gidip gidip konuşuyorsun.
Ne oluyor? Konuştun o ne oldu?
O kadar da para verdin falan.
Bunlara ne diyelim? Tabii ki bu toplumsal bir bakış açısı.
Yani bunu bir tarafa koyacak olursak aynı zamanda bireysel süreçler bunlar.
Kişi kendisi bireysel olarak da buna gönülden inanmıyor olabilir.
Birincisi çok karamsar bir insan olabilir.
Yani geçmişinde gerçekten onu karamsarlığa sevk edecek olaylar yaşamış olabilir.
Hastalıklar, ölümler, ayrılıklar ve dolayısıyla yaşamın dengesinin düzeninin değişeceğine dair olan inancını kaybetmiş olabilir.
Yani hayatın güvenini ve hayattaki güvenlik algısı ve...
adalet algısına dair inancı bozulmuş olabilir.
Ve bu inanç bozulduktan sonra artık bu düşünce kalıbıyla ilerleyerek ya evet ben gerçekten terapiye gitmeme gerek yok, düzelebileceğimi düşünmüyorum şeklinde
karamsar, katı görüşlere sahip olabilir.
Tabii ki bu katılık kişide şunu da uyandırıyor.
Değişimi bir direnci de ortaya çıkarıyor.
Zaten bu...
gibi hastaların, danışanların bir kısmı terapiyi kendiliğinden bırakıyorlar.
Bir işe yaramayacak diyerek.
Ve aslında kendi kendilerini ketlemiş oluyorlar.
Kendi önlerine duvar koymuş oluyorlar.
Dolayısıyla onlara şunu söylüyorum ben.
Tamam etrafınızdaki insanlardan sizi koruyalım ama sizi sizden nasıl koruyalım?
Evet. ya bu müthiş bir şey aslında.
Sizi sizden nasıl kılıyorum?
Çünkü biraz şeye benziyor.
Benim en büyük korkularımdan biridir bu.
Bir şeyi çok fazla isteyip ona sahip olduğunda aslında onu istemediğini fark etmek gibi bir şey.
Herkesi suçlayıp suçlayıp günün sonunda, belki de ömrün sonunda yani Allah korusun diyeyim oraya ama aslında sorunun onlar değil, kendin olduğunu.
Kendi içinde yaşayan o benliğin olduğunu fark ediyorsun.
İş durası kılma noktası.
Bu bazen çok can acıtıyor biliyor musunuz?
Bazen de çok büyük öfkeler uyandırıyor.
Hatta terapistine bile öfkelenebilir kişi.
Nasıl yani? Bu benimle mi alakalı bir problem?
Sen bana ne yaptın? Ve aslında çok güzel bir aydınlanma süreci aynı zamanda da.
Olgunlaşma süreci. Burada zaten suçlu aramıyoruz.
Sen suçlusun ya da annen suçlu ya da baban suçlu şeklinde bir...
Hükmümüz yok. Zaten öyle bir emerji değiliz.
Evet aslında yargı da yok.
Benim mesela terapide yaşadığım en büyük aydınlanmalardan biri şudur.
Bir keresinde böyle şey diyordum.
İşte şu ne kadar çirkin şey yapıyor, bu ne kadar kötü falan.
Terapisinde bana dedi ki aslında niye öyle diyorsunuz?
Çirkin ya da kötü diye bir şey yok yani.
Ya da güzel diye de değil. Sadece olan bir şey var.
Olan bir şey. Aslında terapinin tam olarak bence özlerinden biri bu.
Yargılanıyoruz yani. Burada bir şey var değil mi?
Bu var. Tamam.
Biz bunun üzerinden ne yapabiliriz?
Nasıl bir denge sağlayabiliriz belki?
Kesinlikle. Hocam bunu çok güzel söylediniz.
Berna Hanım, çevremdeki insanlara işte ne zaman böyle özellikle yakın olan arkadaşlarıma bir terapi gitmelerini, destek görmelerini söylesem ne kadar böyle açık bir kere bunu kabullenecek
insanlar olsalar bile. Çok duyduğum bir cümle var onlardan.
Bu çok pahalı. Terapi gerçekten çok pahalı.
Neden? Bir uzmanın dilinden.
Durmak istiyorum. Şimdi şöyle.
Terapi seanslarımız var ve evet seans ücreti alıyoruz.
Bunu şöyle düşünün.
Bir burun ameliyatı olmaya gittiğinizi düşünün.
Ya da başka bir şey.
Gözünüzle ilgili bir problem var.
Ya da dişinizle ilgili bir operasyon geçireceksiniz.
Bir şeyler yaptıracaksınız.
Ve bunların da belli ücretleri oluyor.
Bu herhalde biraz toplumun bakış açısıyla ilgili düşünüyorum.
Çünkü bizim burada sohbet ettiğimizi, sadece dinlediğimizi, dert dinlediğimizi düşünüyorlar.
Ama bu neredeyse mikrocerrahi bir süreç.
Yani burada belki de her seansta küçük küçük girişimlerle bir operasyon gerçekleştiriyoruz.
Hocalarımızdan biri şöyle derdi sevgili Mehmet Zihni Songur.
Bizim dilimiz neşterimizdir derdi.
Dilimizle çok ciddi kesiler de atabiliriz.
Çok dikkatli olmalıyız zaten.
Çünkü terapide söylenilen şeylerin çok önemli olduğunu düşünüyorum.
Bizim ağzımızdan çıktığı için.
Biz bu konunun profesyonelleri, uzmanları göründüğümüz için bizim söylediğimiz şeyler çok farklı yerlere kayabiliyor.
Dolayısıyla evet bu mikrocerrahi bir süreç.
Yani burada her seans sadece bazı insanların düşündüğü gibi sohbet etmek, komşu terapisi gibi değildir.
Ya da biz sadece dert dinlemiyoruz.
Bir şekilde cerrahi bir süreç gerçekleştiriyoruz burada ve çok derinlere iniyoruz.
Ve ayrıca bu bir sembol.
Yani bir insanın hayatını değiştirmenin, bir insanın özgüvenini kazanmasının.
Depresyonu yenip hayata dönmesinin, hayatın renklerini yeniden görmesinin, kendini bulmasının, insan birey olmasında yardım ettiğimiz bu süreçlerin aslında ücreti
yoktur yani. Bunun maddi bir bedeli yoktur.
Bu sadece bizim de hayatımıza devam edebilmemiz için, emeklerimizin karşılığını aldığımızı düşündüğümüz bir sembol.
Zaten bana soracak olursanız terapinin bir ücreti yok.
Benim gözümde o ücret yok.
Dediğiniz gibi belki bir insanın dişini çekseniz, burada diş hekimleri şey yapmasınlar, dişi çekersiniz, çekilir gider diş.
Bu en fazla belki bir komplikasyon oluşur.
Ama o da çok büyük ızdıraptan kurtarıyor insanı.
Mesela o da çok değerli bir şey.
Ve o hekim o dişi çekmek için yıllarını veriyor.
Yani belki onun aldığı ücret de bir sembol.
Tabii ki de öyle. Ama maalesef psikiyatriye bakılan hani bu bakış açısı ikisini birbirinden çok ayrıştırıyor.
Burada şey var, psikiyatride bir devam var.
Daha doğrusu psikoterapide yani düzenli olarak gelmek gerekiyor.
Dediğiniz gibi bu sefer o masada yatan şey ağzımız açık değil de ruhumuz açık bir şekilde yatıyoruz.
Kesinlikle. Ve bir insanın gerçekten hayatını değiştirmesinin, kendini tanımasının bir bedeli bence de yok.
Ben de sizinle bu konuda aynı düşünüyorum.
Ama yine de maalesef gerçekten ülkemizde bu desteği alamayacak insanlar yine vardır.
Belki daha kısıtlı alabilecek insanlar da olabilir.
Ben onlara da sizin sesiniz ulaştığını istiyorum.
Böyle olan insanlara tavsiye edebileceğiniz, belki bir nevi tam olmasa bile şerefine yerini görebilecek tavsiyeleriniz var mı?
Neler yapabilirler? Öncelikle okuyabilirler.
Onlar için çok güzel bir süreç olabilir.
Olur hatta ama tabii ki bu konuyla ilgili yanlış bilgiler edinebilecekleri kitaplar, kaynaklar da olabilir.
Yani internette de çok fazla kirli bilgi var çünkü.
Benim önerim bizim Alp hocamızın, sevgili Alp Karaosmanoğlu'nun kurucusu olduğu Psikonet yayınlarının kitapları okunabilir.
Dili çok güzel.
Çok anlaşılır, sade, akıcı kitaplar.
Özellikle bu kitapların içerisinde iyi hissetmek, hayatı yeniden keşfedin, mod terapisi, eyvah kötü bir şey olacak, hepsini istiyorum, hemen istiyorum ve adını daha sayamayacağım
nice kitap var. Hepsi birbirinden kıymetli.
Bu kitaplar okunabilir.
Hepsi kurama dayalı yazılmış kitaplar.
Çok güzeldir.
Seve seve öneririm.
Benim ilk böyle...
ne diyeyim, psikoloji üzerine okuduğum kitap iyi hissetmek.
Bundan 4-5 sene önce okumuştum.
Her tarafı böyle işaretlenmiş, yapışık yapışkanlar yapıştırılmış bir halde.
Yine de mesela o kitapların işe yaramasındaki asıl noktanın insanın oldaki anlatılan alıştırmaları küçümsememesi ve yapması.
Evet, kesinlikle. İçerisindeki egzersizler çok önemli.
Ve tekrar tekrar okumak.
Çünkü o kadar değerli bilgiler var ki içinde.
Tekrar tekrar okununca ancak anlaşılabiliyor.
Yani biz bile tekrar tekrar okuyoruz.
Evet. Mesela ben de burada podcast'ta aslında çok fazla böyle ne bileyim kişisel gelişim öğelerinden bahsediyorum.
Ama genellikle bilimsel kaynak olarak daha böyle spritüel değil de.
Ama böyle ne zaman bir kitapçı dükkanına girsem kişisel gelişim reyonları gerçekten alıp başına gitmiş halde oluyor.
Pek böyle bilimsel resmi olmayan kitaplar ve çok da satılıyor gördüğüm kadarıyla.
Bu tip kitaplar okunması hakkında ne düşünüyorsun?
Bu tip kitaplar okunduğunda kişiyi ilk etapta rahatlatabiliyor.
Yani böyle bir wow etkisi uyandırabiliyor.
Evet. Ama sonrasında bu etki tabii ki kayboluyor.
Yani hani böyle naneli şeker yemek gibi bir şeye dönüşüyor.
Evet ilk etapta bir rahatlıyorsunuz.
Evet benim de yaşadığımı yaşayan insanlar var.
Sorunlarımı ne kadar iyi tahmin ediyorlar.
Nasıl bir çözüm önerisi bulmak lazım?
Evet sorun var, sorunun kaynaklar gösteriyor ama çözüm ne olacak?
Yani çözüm sadece gidip en sevdiğiniz insana sarılmak mı olacak?
Ya da çözüm gidip bir yerde dağlara haykırmak mı olacak?
Çözüm mutlaka sistematik bir yoldan geçmeli.
Bu da en iyi psikoterapiyle olur.
Tabii bu özellikle psikonet yayınlarının kitapları gerçekten...
aydınlatıcı ve farkındalık oluşturucu kitaplar.
Bu nedenle öneririm.
Çünkü bizim ilk hedefimiz farkındalık oluşturmak.
Evet. Aynı zamanda bir dergide çıkabilirsiniz.
Evet. İyi hissetmek diye.
Üçüncü sayısını.
Şu an ikinci sayısını bastık.
Üçüncü sayısını hazırlıyoruz.
Dergimiz de Psikonet yayınlarından çıkıyor.
İsmi İyi Hissetmek.
İyi Hissetmek kitabından farklı olarak ama onu söyleyelim.
Yanlış anlaşılmasın. İlk sayımızı aşk üzerine yaptık.
Madem dedik bu dünyanın yükünü aşk taşıyor, nasıl aşk ilişkileri yaşıyoruz şema kuramına göre, bununla ilgili yazılar yayınladık.
Dergimizin formatı şu, aslında biz şema terapi kuramını halka anlatmak istiyoruz.
Ama bunu nasıl keyifli ve bir çırpıda okuyabilecekleri yazılarla anlatabiliriz diye düşündük.
Ve şema terapi kuramına göre yazılmış, Edebi metinler, öyküler, şiir anlatıları, film analizleri, vize analizleri yazdık.
Hatta son sayımızda bir bulmaca bile hazırladık şemalarla ilgili.
Ve gerçekten çok ilgi gördü.
İnsanlar bu hap bilgiyi susarcasına yuttular.
Susamışlar buna. Çok hoşlarına gitti ve...
Böyle bir derginin olmayışı ve ortaya çıkışı gerçekten bize de çok iyi geldi.
Biz de bir üretme sürecinin sevincini yaşıyoruz.
Hatta ikinci sayıya ben bir editör yazısı yazdım ve şey dedim.
Bu dergi bir hayal ürünüdür.
Hayal ettik ve yaptık.
Henüz ikinci sayıyı okuyamadım.
İkinci sayımız yalnızlık ve yabancılaşmayla ilgili.
Aslında son belki de 21.
yüzyılın en büyük problemlerinden bir tanesi.
Çoğumuz zaman zaman kendimizi yalnız hissediyoruz.
Özellikle bu salgın dönemi de bizi bununla yüzleştirdi ve ne yazık ki hem kendimize hem birbirimize yabancı kılma süreçlerini daha da arttırdı,
daha da hızlandırdı. İkinci sayımız da çok güzel.
Şimdi üçüncü sayımızı cinsellik üzerine yapıyoruz.
Şemalar ve modlar cinselliğin neresinde?
Bence bu saçacak Berna Hanım.
Toplumumuzun da ihtiyacı olan bir şey.
Güzel bir konu. Heyecanla bekliyorum şimdi.
Bu şekilde yaratıcı yöntemlerle ortaya koymak çok akıllıca.
Çünkü biraz böyle şema terapi deyince şema terapi ne şimdi o?
Şemalar var tamam. Tam anlaşılmıyor.
Çok harika olmuş.
Hatta derginin arkasında bir sözlük de yaptık.
Şema ve modlarla ilgili.
Editör yazısına da derginin nasıl okunacağını kaydettik.
anlamadığınız şeyler olursa dedik arkaya açın sözlüğe bakın ve bu şekilde yazıları daha iyi anlayacaksınız.
Benim bu duyguları anlamak, kendini anlamak üzerine hatta bir kişisel gelişim kitabı olarak gördüğüm şeylerden biri de romanlar.
Yazılmış çok harika romanlar var ve o romanların çoğunda gerçekten hep böyle kendimden bir şeyler bulmuşumdur.
Bana böyle katkılar sağlamıştır yani.
Sizin de böyle bize tavsiye edebileceğiniz bir roman var mı?
Ben Burak'ı en çok severim.
Haruki Murakami.
Hatta şu an onun İmkansız'ın şarkısını okuyorum.
Mükemmel. Evet.
Ve okuduğumda şunu gördüm.
Hakikaten mesela biz dergimizin ikinci sayısını yalnızlık üzerine yaptık.
Murakami de yalnızlığını çok güzel anlatmış.
Kumandanı Öldürmek kitabını okudunuz mu?
Onu okumadım. Yalnızlık üzerine.
Evet. 1Q84 de yalnızlık üzerine.
Sahilde Kafka'da da.
Yalnız kendine yabancı bir çocuğun öyküsünü anlatır.
Çok güzel. Yani Burak'a mi tavsiye ederim.
Çok severek okuyorum onu.
Evet ben de çok seviyorum.
Şimdi Berna Hanım artık yavaş yavaş sona gelirken biraz konuşmalarınızdan yaptığın çıkarımları söylemek istiyorum size.
Benim anladığım kadarıyla aslında terapide hayat gibi bir süreç.
Yani biz terapiye gelmeden önce bir hayat yaşıyoruz.
Bir şeyler kazanıyoruz. Bir arka bahçe oluşturuyoruz kendimize.
Sonra buraya geliyoruz, burada bir şekilde bunları yoluna koymaya çalışıyoruz.
Aslında burada bir sürece güvenmek, bir şekilde onu yönetmeyi de bilmek gerekiyor.
Nasıl terapiye ve bu sürece güvenebiliriz?
Çünkü her zaman bu kısa bir yolculuk olmuyor.
Buraya gelmeden önce yıllar geçiyor.
Burada hemen bir iki ay içerisinde belki sonuç alamayabiliyoruz.
Bu süreci nasıl daha iyi yönetebiliriz?
Nasıl vazgeçmeden tutulabiliriz?
Nasıl güvenebiliriz?
Burada sanırım en önemli olan şey, birincisi tabii ki kişinin isteği.
Her şey istekte başlıyor.
Hayatta her şeyde olduğu gibi.
İkincisi de terapi ilişkisi.
Yani terapiste kurduğunuz ilişki.
Orada eğer güvenli bir terapist danışan ilişkisi, bir terapatik ilişki, biz bunu böyle adlandırıyoruz, oluşmazsa zaten orada sıkıntı vardır.
Çünkü biz terapinin gidişinde...
Terapatik ilişkiden de fayda alamıyoruz.
Bazı şeyleri konuşurken çünkü çok mahrem, çok zor konuları konuşabiliyoruz.
Çok mahrem, çok zor konuları konuşabiliyoruz.
Bu nedenle terapi ilişkisi bizim için çok önemli.
İyi bir ilişki, iyi bir terapist ve iyi bir terapist sözü diyorsunuz bunun sonunda da.
Evet, kesinlikle terapistinizle kuracağınız iyi bir terapi ilişkisi, terapinin...
bel kemiklerinden biridir yani belki de en önemli noktalarından biridir.
Umarım herkes iyi bir terapiste karşılaşacak kadar şanslı olur bu hayatta diyorum.
Umarım uygun terapistini bulur.
Benim sormak istediklerim bu kadar.
Şöyle kapatmak istiyorum.
Bence hepimiz göğsümüzü gere gere terapiye gittiğimizi söylemeliyiz.
Herkes de bunu bilmeli ve terapiye gittikçe nasıl farklılaştığımız nasıl daha belki daha iyi.
daha güzel insanlar olduğunuzu fark etmekler.
Bu utanılacak bir şey olmaktan çıkmalı.
Bana vaktinizi ayırdığınız için çok teşekkür ederim.
Ben teşekkür ederim. Çok güzel bir konuydu.
Bu konuyu konuşmak benim için zevkli.
O halde kapatıyorum.
Umarım ilerleyen bölümlerde yine konuk olursunuz bana.
Olurum tabii ki. Neden olmaz.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
