
Uyumsuz İ'ler ve Bulunamayan Mükemmelin Peşinde
11 Ağustos 2021 · 27 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm mükemmelliyetçilik üzerine konuştuk. İtiraf edeyim bu benim oldukça yaralı olduğum bir konu. Tam olarak bu nedenle yeni sezonun ilk bölümünün konusu olmayı hak etti. Neden mükemmelliyetçi oluruz, hangi duygular bizi buna iter ve daha iyi işler yapabilmenin hayaliyle aslında nasıl hiçbir şey yapamayız gibi soruları cevaplamaya çalıştım. Yanında tabi ki bazı çözüm önerileriyle birlikte. Çünkü biliyorsunuz bu podcasti yapan kişi(yani ben:)) ve dinleyenleri gelişim zihniyeti ve öğrenme tutkusuna inanıyor. Çözümsüzlüğü ve durduğumuz yerde durmayı kabul etmiyoruz. Ve sen bu yazıyı okuyan kişi 2. sezonun ilk bölümüne hoşgeldin. İyi ki buradasın:)
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler Podcast'inin ikinci sezonundan herkese merhaba.
Bu sezonun ilk bölümüne hepiniz hoş geldiniz.
Sezon arasında podcast'in güzel komünitesi büyümeye devam etti.
Yeni yeni dinleyiciler geldi.
Son bölümle ilgili de tahmin ettiğimden çok daha güzel yorumlar aldım.
Ve bir kez daha iyi ki ürettiğim şeyleri insanlara sunuyorum dedim.
Instagram'dan özellikle yazıyorsunuz.
Çoğunuzun profiline girip tanımaya çalışıyorum.
Bazılarınızın isimlerini bile öğrendim.
Bana yazdığınız her güzel yorum, podcast'ten faydalanan herkesle iletişime geçmeye çalışıyorum.
Bu durum beni hem duygusal olarak çok besliyor hem de yaptıklarımın dillerine dokunuyor olması gerçekten çok mutluluk verici.
Kendime ve beni bu işe teşvik eden herkese buradan kocaman bir teşekkür gönderiyorum.
Tanıtım bölümünden bildiğiniz üzere bu sezon gerçek zamanlı problemler üzerine konuşacağız.
Bu demek oluyor ki genellikle her bölümün kendine has bir hikayesi olacak.
Ama öncelikle genel olarak bu bölüm nelerden konuşacağız bir ona bakalım.
Bu bölüm mükemmelliyetçilikten ve onun yanında getirdiği kırılganlık, utanç ve korku gibi duygulardan bahsedeceğiz.
Mükemmel yetçilik aşılabilir mi?
Kendi kendimizi nasıl sabote ediyoruz?
Psikoloji bilimi bu konu hakkında neler söylüyor?
Bunlara bakacağız. Konumuzla ilgili çok güzel makaleler ve kitaplar okudum.
Ama asıl kaynaklarım bunun üzerine yani mükemmel yetçilik ve yüksek standartlarım üzerine çalıştığım 2 yıllık terapi geçmişim olacak.
Bu konuyu sezonun ilk bölümü olarak seçmem.
Bir tesadüf değil. Benim için çok özel ve önemli, uzun zaman bana acı çektiren, uzun süre kabullenemediğim bir yönümdü mükemmelliyetçi tarafım.
İnanıyorum ki bu durumda olan başka kişilere de bu bölüm ve anlattıklarım bir nebzede olsa destek olacaktır.
Eğer mükemmelliyetçi bir insan olmadığınızı düşünüyorsanız...
Yine de dinleyin derim.
Çünkü bir mükemmelliyetçinin en önemli özelliği mükemmelliyetçi olduğunu kabul etmemesidir.
O halde daha fazla uzatmadan konumuza giriş yapıyorum.
Başlıkta geçen uyumsuz iyilerin ne olduğunu merak ettiğinizi varsayıyorum.
Öncelikle bu uyumsuz iyi harfinin hikayesini anlatacağım size.
Ben bu podcast'a başlamadan önce bazı hikaye anlatıcılığı derslerine girmiştim.
Bu dersleri veren kişi gerçekten de alanında çok iyi.
iyi ve bayağı iyi işler başarmış bir insandı ve bize şöyle bir tavsiye de bulunmuştu.
Eğer bir podcast başlatmak istiyorsanız ya da bir YouTube kanalı açmak istiyorsanız, bir blog yazmak istiyorsanız her ne yapmak istiyorsanız dijital bir alanda Kendinize konuşmak için bazı konular belirleyin.
Bunlardan bir tanesi üzerinde uzman olduğunuz ya da gerçekten çok bilginiz olan bir konu olabilir.
Bir tanesi gerçekten hobi olarak ilgilendiğiniz bir konu olabilir.
Bir tanesi de sahiplenmek istediğiniz bir konu olabilir demiştim.
Ve ben o zaman bu sahiplenmek isteme konusunu düşündüğümde sanatı sahiplenmek istediğime karar verdim.
Herhangi bir sanat eğitimim yok benim.
Fakat bu konu üzerine gerçekten okumayı çok seviyorum, araştırmayı çok seviyorum.
iyi geliyor sanat ve dedim ki ben bunu sahipleneceğim ve bu konu üzerine bildiklerimi, kendi tecrübelerimi, sanatın bana iyi gelen taraflarını da insanlarla paylaşacağım dedim.
Bununla ilgili yaptığım ilk çalışmalardan bir tanesi de Instagram hesabımda paylaştığım bir sanatçı gibi nasıl araklanır posta oldum.
O posta gerçekten çok fazla ilgi geldi.
Yani şöyle söyleyeyim binlerce kişi tarafından kaydedildi.
Çok fazla paylaşıldı.
Bana çok fazla yorum geldi.
İnsanlara ilginç geldi yani bu konsept.
Orijinallik baskısından sıkılmış olan insanlara belki de bir böyle ferahlama, bir serinleme gibi bir şeydi o posta okumak.
Fakat aynı şekilde bu derece tutulan ve sevilen bir posta çok kötü yorumlar da geldi.
Benim postu hazırlarken kullandığım uyumsuz İ fontuydu.
Kullandığım fontun İ harfi yok.
Eğer Instagram'a girip bakarsanız zaten göreceksiniz.
İ'ler fonta uymuyor.
Ve bu gerçekten de bir hata aslında soracak olursanız.
Fakat şöyle bir durum var.
Ben o postu hazırlarken bunu fark etmedim bile.
Nasıl oldu, nasıl fark etmediğim gerçekten ben de bilmiyorum.
Yazınca, insanlar söyleyince farkına vardım.
Bazen böyle bir iş yaptığımız zamanlarda kör noktalar belirebiliyor.
Mesela sadece o iyi harfi de değil.
Bazen yazım hataları falan yapıyorum ki gerçekten çok dikkat ederim böyle yazım hatalarına, kelime atlamamaya falan.
Ama o kadar çok yapıyorum ki yani farkında olmadan.
Çevremdeki yakın arkadaşlarım bana sürekli bunu yazıyor.
Hatta bir tane arkadaşım var.
Beni dinlediğini biliyorum. Kendisine buradan selamlar.
Ücretsiz editörlüğümü yapıyor.
Sürekli olarak nerede yazım hatası yaptım, nerede yanlış telaffuz yaptım bana gönderiyor.
Şimdi eski bilge olsa bunları gördüğünde falan duyduğunda bu hatalarını kak krizi geçirir.
Ağlar ve bir daha bu işi yapmayacağını, bu işi yapmayı hak etmediğini falan düşünürdü.
Tabii ki de yeni bilge böyle değil.
Aslında ben... Orada bir daha böyle bir hata yapmamayı öğrendim.
Bazı harflerin bazı fontlarda olmadığını, buna dikkat etmem gerektiğini gördüm.
Bu da benim için aslında bir gelişim fırsatı oldu.
Yani hiçbir şekilde zaten mükemmel değilim.
Yanlışlar ve hatalar yapabilirim.
Bu durum bana aslında bunu öğrenme fırsatı vermiş oldu.
Podcast'ın Henüzün Gücü isimli bölümde de gelişim zihniyeti ve sabit zihniyetten bahsetmiştim.
Ben orada yaptığım hataya gelişim zihniyeti penceresinden bakmaya karar verdim.
Ve dedim ki bu öğrenmen için bir daha böyle şeylere dikkat etmen için bir fırsat.
Evet burada bir hata var bir yanlış var fakat bir o kadar da bu posttan faydalanan cesaret bulan insan da var.
Bana gelen mesajlardan birini size burada okumak istiyorum.
Şöyle demiş bir arkadaş doğru typeface kullanmayı bilmeyenler sanattan tasarımdan bahsetmesin bir zahmet.
Şimdi bu cümledeki sabit zihniyeti görebiliyor musunuz?
İlk sezonda sık sık bahsettiğim gibi hata yapmak güzeldir ve öğrenmek için fırsattır.
Bu şekilde bir yanlış yaptığımızda bir daha o konu üzerine konuşmaya hakkımızın olmadığını düşünmek tam bir sabit zihniyet hatasıdır.
Ve ben bu tip yorumlar yazan insanlara...
Onların adına üzüldüm.
O kadar dar ve kapalı bir yerden bakıyorlar ki birisine hata yaptığını söylemekte kötü bir şey yok.
Ama onu bu şekilde sınırlandırmak, kısıtlamak, bundan bahsetmeye hakkın yok demek gerçekten çok kötü.
Demek ki bunu kendinize de yapıyorsunuz.
Ve kendinize de bu şekilde sınırlandırıyorsunuz.
Ve ben tüm bunların üzerine kendi kendime şöyle bir karara vardım.
Mükemmelliyetçilikle baş etmenin en güzel yöntemlerinden biri Hatalarımızı sevebilmek.
Böyle olunca gelen kötü sözler bile canınızı acıtamıyor.
Yani çok garip bir şey gerçekten.
Terapistim bir yıl önce falan bana bir seansta söylenen kötü sözlerin canımızı yakma gücünün olmadığını söylemişti.
O zaman tam anlamamıştım kastettiği şey.
Yani nasıl canımızı yakmaz demiştim.
Bu arada yanlış anlaşılmasın burada.
Elbette kötü gelen sözlere falan üzülebilirsiniz ama aslında...
Burada kastedilen olay bize kötü bir yorum geldiğinde, yaptığımız şeyle ilgili ya da bir hatamız yüzümüze vurulduğunda bizi üzüyorsa, canımızı acıtıyorsa aslında o zaten içimizde var olan incinmiş
bir noktaya dokunuyor. Ve o nokta daha fazla incinmesin, daha fazla üzülmesin diye kendimizi korumaya çalışıyoruz.
Ve bu koruma şeklimiz ise daha mükemmel olmak, daha kusursuz olmaya çalışmak oluyor.
Kimsenin mükemmel olmayacağını.
olamayacağını aslında sürekli unutuyoruz.
Çünkü eğer bunu kendimize hatırlatırsak kırılganlığımızı kabul etmemiz gerekecek ve bu gerçekten de pek çoğumuz için korkunç bir şey.
Mükemmelliyetçilik dediğimiz şey korku, utanç, kırılganlık gibi duygularla çok bağlantılı.
Bu sezonda söylemiştim yaratma ve yaşama cesaretini nasıl buluruz sorusuna yanıt arayacağız diye.
Bu sorunun ilk yanıtlarından biri Bence mükemmel dediğimiz şeyi yeniden şekillendirmek olabilir.
Çünkü mükemmelliyetçilik yaratıcılığımızı mahvettiği gibi yaşantımızı da mahvediyor.
Brené Brown The Gift of Imperfection isimli kitabında mükemmelliyetçiliği şu şekilde tanımlıyor.
Mükemmelliyetçilik kişinin kendi kendisini yok etmesini sağlayan bağımlılık yapıcı bir düşünce sistemidir.
Özünde Eğer mükemmel olursam, her şeyi kusursuz yaparsam acı verici utanç duygusundan, yargılama ve suçlamalardan kendimi koruyabilirim inancı yatar.
Aslında burada kişinin kendi içinde bastırmaya çalıştığı bir kendi kendinden utanma durumu söz konusudur.
Yine bu konu üzerine araştırma yaparken okuduğum bir psikoterapistin yazdığı makalede şöyle diyordu.
Mükemmelliyetçi insanlar genellikle çocukken yeterli güvenlik, Ve destek görerek büyümemişlerdir.
Fakat terapi esnasında onlara bu durumu sorduğumda genellikle kabul etmezler.
Harika bir çocukluklarının olduğunu, yeterli desteği ve güvenlik hissini yaşadıklarını söylerler.
Kendi mükemmelliyetçiliklerini kabul etmemek için her şeyi yaparlar.
Aslında mükemmelliyetçiliğin altında müthiş bir incinmişlik yatar.
Utançtan ve eleştiriden ölesiye kaçan mükemmelliyetçi insanlar için bunu kabul etmek gerçekten çok zordur.
Peki ben bunu nereden biliyorum?
Bunun zorluğunu?
E siz artık tahmin edin.
İlk sene terapi gördüm diyorum.
Gerçekten hani... Bu çok zor bir şey.
Özellikle içinizde incindiğiniz, kırıldığınız bir tarafı korumaya çalışıyorsanız mükemmeliyetçiliğinizde belki bunu tek başına aşmanız çok zor olabilir.
Ben kendi mükemmeliyetçiliğimi aşarken aslında iki taraflı desteğim vardı.
Birincisi gerçekten harika bir terapiste çalışıyordum.
İkincisi ise bu şekilde okuyarak bazı yöntemleri öğrenerek kendime destek katıyordum.
Şimdi size nacizane tavsiyem.
Burada anlattığım bazı şeyleri...
Hayatınızı uygulamaya çalışın.
Kendinizi gözlemleyin.
Bunlardan destek alın. Ama baktınız ki bu destek size yeterli değil.
Eğer gücünüz, zamanınız ve imkanınız varsa kesinlikle bu konuyla ilgili terapi görün.
Birisinden, bir uzmandan destek alın.
Çünkü tahmin ettiğinizden çok daha fazla hayatınızı zorlaştırıyor.
Belki siz mükemmeliyetçiliğinizin harika ürünler çıkarmakta size yardımcı olduğunu düşünüyorsunuz.
Ama ne kadar harika ürünler...
çıkarıyor olsanız bile içeride size verdiği eziyet hiçbir şeye değmez.
Sadece bunu söylüyorum.
Zamanında bu eziyet yaşamış ve bu eziyetten kurtulmuş birisi olarak bunu söylemeyi boynumun borcu olarak bildim.
Birazcık duygulardan, kırılganlıktan, incinmişlikten bahsettiğimize göre biraz da şöyle bakalım mükemmeliyetçiliğimizi aşmanın önündeki engeller neler?
Buna ne gibi çözümler getirebiliriz?
Öncelikle yine okuduğum makarelerden faydalanarak bu sorulara yanıt vereceğim.
Bunu söyleyeyim. Bu makareleri podcast'ın açıklamalar kısmına bırakacağım.
Özellikle iki tanesi çok güzeldi.
Alanında uzman kişiler tarafından yazılmış.
Çok faydalı, çok yararlı yazılardı.
Okumanızı tavsiye ederim vaktinizin olduğu bir zaman.
Sadece bu podcast'ı dinleyerek kalmayın.
Eğer böyle bir sıkıntınız ne olduğunu düşünüyorsanız okuma ve araştırma alanınızı genişletin derim.
Mükemmelliyetçiliğimizi aşmanın önünde bazı engeller var.
Öncelikle bu engeller nelermiş bir sizlerle paylaşmak istiyorum.
Birincisi kendimize o kadar yüksek bir standart koyuyoruz ve o standarda ulaşmak için öylesine katı bir kurallar dizisi dayatıyoruz ki kendimize.
Onu hayalimizdeki kadar mükemmel yapamadığımızda ya da hayalimizdeki kadar disiplinli bir şekilde çalışamadığımızda ya bırakıyoruz ya da tamamen vazgeçiyoruz.
Bakın burada şöyle bir yanlış anlaşılma olmasın.
Kendinize büyük hayaller, yüksek hayaller koymayın asla demiyorum.
Her şeyi yapabileceğinize inanın.
Kendinize yüksek hayaller belirleyin.
Hedefleriniz büyük olsun. Ama unutmayın hiçbir şekilde tek bir adımda oraya varamayacaksınız.
Her zaman en aşağıdan minik minik adım adım o noktaya varacaksınız.
Ve direkt oraya varamadığınız...
Üzülmeyin. Hayalinizdeki gibi mükemmel bir ilerleme kaydedemediğinizde, eğer bir senede ulaşmayı planlıyorken beş senede ulaşabileceğinizi anladığınızda ondan vazgeçmeyin.
Bazı şeyler... Yavaş yavaş olur.
Burada yine böyle ufak bir kişisel hikayeye gideyim.
Bu sabah kız kardeşimle konuşuyordum bu podcast'ı kaydetmeden önce.
Birlikte kahve içiyorduk ve bana dedi ki Alba dedi senden dedi gerçekten yavaşlamayı öğreniyorum.
Bunu duymak bana çok iyi hissettirdi.
Seninle birlikte bazı şeylerin çok hızlı olmaması gerektiğini, kendimi o kadar da üzmemem gerektiğini, her şeyin bir zamanı olduğunu, bazı şeylerin bir ayda, bazı şeylerin 8 yılda belki, bazı şeylerin 10 yılda gerçekleşebileceğini
öğreniyorum. Çünkü hayat böyle bir süreç.
Bir şeylerin harika olması için, o hayalimizdeki muhteşem yere varabilmek için, mükemmel olmamıza, son hızda ilerlememize ve hemen sonuca ulaşmamıza gerek yok.
Eğer böyle bir düşünce yapınız varsa, Ki benim zamanımda vardı.
Bu durum sizi pek çok iş yapmaktan alıkoyacaktır.
Çünkü gerçek hayata bakıldığında hiçbir şey siyah, beyaz, mükemmel, berbat böyle değil.
Hayat gri ve her şey kendi zamanında yavaş yavaş ilerliyor.
Hatalar yapılıyor, yanlışlar yapılıyor, gerekirse yeniden başlanıyor.
Bu maddeyle ilgili söyleyeceğim son şey şöyle olsun.
Kendinize yüksek hedefler belirleyin.
Ulaşmak istediğiniz büyük hayalleriniz olsun ama yolda zorluklarla karşılaşacağınızı, hiçbir şeye bir anda kavuşamayacağınızı unutmayın.
Yani vazgeçmeyin.
Mükemmeliyetçiliğimizi aşmanın önündeki ikinci büyük engelse çok zor ve büyük hedefler koymak.
Size daha temin yüksek hedefler koyun, yüksek hayalleriniz olsun demiştim ama Yani bunu da kendi çapınıza göre koyun.
Başka bir bölümde de bahsetmiştim bundan.
25 yaşınızdan sonra balerin olmaya çalışmak bir saçmalıktır.
Yine baleyle ilgilenebilirsiniz ama hiçbir zaman profesyonel balerin olamazsınız.
Bunun bir gerçekliği yok.
Eğer kendinize gerçekliği olmayan hedefler koyuyorsanız ve bunu mükemmeliyetçiliğinizle besliyorsanız çok büyük bir sıkıntı var demektir.
Bunların da farkına varın.
İlla tabi bale gibi uçuk bir örnek olmak zorunda değil.
Bazı şeyleri hayatta yapamayız.
Yapamayacağımız şeylerin farkına varmak da mükemmeliyetçiliğimizi aşmak için önemli.
Üçüncü engelimiz yola yalnız çıkmak ve yardım istememek.
Bu yardım istememe ve yalnız olma durumu gerçekten çok depresif bir durum.
Bazen şey diyebiliyoruz hani ben bunu tek başıma aşarım, gerek yok zayıflığımı belli etmeyeyim.
İşte insanlar bana zayıf diyecek, yardım almak beni küçültür, düşürür gibi sözler aklımızdan geçebilir.
Ben de yardım istemeyi son bir buçuk senede falan öğrendim.
Çok böyle ünlü bir söz vardır ağlamayana meme verilmez diye.
Gerçekten öyle. Ağlamazsanız, yardım istemezseniz, düştüğünüzde düştüm, dizim acıyor demezseniz kimse sizi gelip tedavi etmez.
Çünkü herkesin kendi hayatı var, kendi işi var ama cesur olup yardım isterseniz, buna ihtiyacım var derseniz çevrenizdeki iyi insanlar size yardım etmek için ellerinden gelen her şeyi yapacaktır.
Yalnız değilsiniz.
Bunu bilin. Hiçbir zamanda yalnız olmayacaksınız.
Size yardım edecek birileri...
İlla ki vardır. En kötü, çok yalnız hissediyorsanız bana yazın.
Bir şekilde size destek olmaya çalışırım.
Peki engellerden birazcık bahsettik.
Bu engelleri aşmanın bir yöntemi var mı?
Birazcık bunlara bakacağız.
Bununla ilgili ilk madde genellikle her şeyin çözümü olarak sunabileceğim yazmak.
Yazmak gerçekten çok önemli bir araç.
Peki nasıl yazacağız?
Kusursuz olmaya çabalamanın bize ne gibi yararları oldu?
Ve ne gibi zararları oldu?
Bunların üzerine düşünüp birazcık yazabilir, belki bir liste çıkartabiliriz kendimize.
Kusursuz olmadığımızı düşündüğümüzden dolayı vazgeçtiğimiz işlerin belki bir listesini hazırlayabiliriz.
Eğer onları yapsaydık, başlasaydık, mükemmel olmayı beklemeseydik neler başarırdık bunları düşünebiliriz ve bunların üzerine yazıp Bu şekilde bir görselleştirmek yani yazı formatında
görselleştirmek bize neler kazandığımızı ve neler kaybettiğimizi gösterecektir ve bir farkındalık oluşturacaktır.
İkincisi ise ya hep ya hiç tarzı düşünüyor musunuz?
Buna bir bakın. Mesela bir yoga stüdyosuna gittiniz ve oradaki insanlar mükemmel pozlar yapıyorlar, harikalar.
Fakat siz öyle yapamıyorsunuz ve utanıyorsunuz.
Oradan kaçıyor musunuz?
Yani ya onlar gibi olurum ya da burada bulunmam diyor musunuz?
Ve eğer öyleyseniz...
Bunun size neler kaybettirdiğini de bir düşünün.
Bununla ilgili şimdi burada paylaşmadan geçemeyeceğim bir anım var.
Yaklaşık bir sene önceydi yanılmıyorsam.
Bir podcast yapma fikri aklımda.
İşte diyorum yapsam nasıl olur, yapmasam nasıl olur ama öyle bir ya hep ya hiç tarz düşünme stilim var ki.
Asla hayalimdeki gibi olmayacağını düşünüyorum.
Neyse yine terapiye gittim.
Klasik. Ve şey diyorum terapistime.
Ben Serdar Kuzluoğlu'nu dinliyorum.
Zihnimin kırımları diye bir podcast yapıyor.
Adam işte mükemmel konuşuyor.
Hiç teklemiyor. Efsane bilgisi var.
Ben hiçbir şekilde onun gibi olamam.
Onun gibi işte konuşamam.
Onun kadar bilgi birikimim zaten yok.
Ben işte podcast yapmayı hak etmiyorum falan diyorum.
Terapistim ufak çaplı bir şok geçirdi.
Bence o bile benden bu derece bir yüksek standart beklemiyordu.
Dedi ki bana farkında mısınız?
O insan bir gazeteci.
Yaşı sizin iki katınız.
Ve gerçekten hayatını bu şekilde işlere adamış profesyonel bir konuşmacı.
Sürekli okuyor.
İşi bu. Siz daha hayatınız boyunca hiç böyle bir deneyiminiz dahi yok.
Ve kendinizi onunla kıyaslıyorsunuz.
Bu size ne kadar mantıklı geliyor.
Gerçekten şu an düşününce, aklı selim bir şekilde anca gülersiniz buna.
Bulunduğunuz yer o kadar farklı ki.
Mükemmelliyetçilik size bunu yaptırır.
Size kendinizi yapmak istediğiniz işin en harika insanlarıyla kıyaslatır.
Ve bu da ya hep ya hiç tarzı düşünce sistemini getirir yanında.
Dersiniz ki kendinize ya ben Serdar Kuzuloğlu gibi mükemmel olurum ya da hiçbir şey yapmam.
Hiçbir şey yapmamak...
Çok büyük şeyler kaybettirir de size.
Mesela ben podcast'ı bu nedenle hiç yapmamış olsaydım bana yazan bir sürü insanla, beni dinleyen insanlarla hiçbir şekilde tanışamayacaktım.
Onların hayatlarına bir katkıda bulunamayacaktım.
Çok şey kaçırmış olacaktım.
Üçüncü olarak yine bu engeller kısmında da bahsetmiştim.
Neler yapabileceğinizin farkında olmak yani gerçek olmayan hedefler koymanın.
mükemmelliyetçiliğimizi aşmada bir engel olduğunu söylemiştim.
Bunun tersi yani gerçekçi hedefler koymak da aslında mükemmelliyetçiliğimizi aşmak için çok iyi bir yöntem.
Kendinize karşı gerçekçi olun.
Diyelim siz maraton koşmak istiyorsunuz.
Henüz şu an 1 kilometre koşabiliyorsunuz.
O zaman yarınki hedefiniz 1.25 kilometre koşmak olsun.
3 kilometre 5 kilometre koşmak olmasın.
Küçük küçük yapabileceğiniz hedefler koyun ve bu hedefleri gerçekleştirin.
Gerçekleştirebileceğiniz hedefleri koyup gerçekleştirmek bu hayatta sizi ileriye taşıyacak önemli bir yöntem.
Aynı zamanda bu şekilde daha keyifli bir yaşam sürersiniz.
Dördüncüsü Amazon'un kurucusu Jeff Bezos'un %70 kuralı dediği bir şey.
Ben bunu aslında okumadan önce kendi hayatımda kullanmaya başlamıştım ama benimkisi %60'tı.
Yani iyice düşürmüşüm ben de farkındaysanız.
%60'tı ama Jeff Bezos %70 demiş buna.
Jeff Bezos hissederlerine yazdığı bir mektupta şöyle demiş.
Gerekli bilgilerin %70'ine sahipseniz doğru karar verebilirsiniz.
%70'in altında bir şey olursa muhtemelen kötü bir karar verirsiniz.
Ama %70'den fazla...
Olan da sonucu değiştirmeyecektir.
Yani ha %70 bilmişsiniz konuyla ilgili ha %100 bilmişsiniz bu vereceğiniz kararı sonucu değiştirmeyecek.
Ama altında bilmek kötü kararlar vermenize sebebiyet verebilir demiş.
Aslında şöyle bir durum var.
Bir şeyi baktığınızda eğer bunu %70 iyi yaptığınızı düşünüyorsanız onu yapmışsınız demektir.
Yani onu artık bitirdiniz.
Eğer bir proje yapıyorsunuz %70 olduysa artık onu gönderebilirsiniz.
Bir yazı yazıyorsunuz.
Eğer bu yazının %70 iyi olduğunu düşünüyorsanız onu editörünüze gönderebilirsiniz.
Çünkü bundan sonrası çok da fazla sonucu etkilemeyecek.
Mükemmelliyetçilik demek bu %70'in aslında üstüne çıkmaya çalışmak demek.
Yani oldukça aslında gereksiz bir durum olmuş oluyor.
Bu mükemmelliyetçilikle ilgili yapılan araştırmalarda şöyle bir sonuç ortaya çıkmış.
Aslında mükemmelliyetçi olmayan insanlar mükemmelliyetçilerden daha başarılılar.
Bana şöyle çünkü itirazlar gelebiliyor bazen yakın arkadaşlarımla bu konuyu konuştuğumda.
Mükemmelliyetçilik bizi daha başarılı kılabilir.
Ben de böyle düşünüyordum. Hatta şey diyordum hani bu benim diğer insanlara fark etmemi sağlayacak.
Mükemmelliyetçi oluşum. Hayır sizi başarılı yapmıyor.
Özellikle yakıcı bir mükemmelliyetçi tarafa sahipseniz sizi aslında başarılı yapmayı bırakın o alana dahi girmenize izin vermiyor.
O işi yapmanıza dahi izin vermiyor.
Bu %70 kuralını gerçekten hayatınızda uygulayın derim.
Hatta bununla ilgili bir post hazırlayacağım Instagram'da %70 kuralı diye.
Oradan da yine bakabilirsiniz.
Son maddemiz ise bize gelen eleştirilerle, kötü yorumlarla nasıl baş edebileceğimizi.
Nasıl geri dönüş verebileceğimizi öğrenmek.
Şunu unutmayın derim.
Karşılaştığınız herkes sizi ve yaptığınız şeyleri sevecek değil.
Bunlardan hoşlanmayabilir, size kötü eleştiriler yönlendirebilir.
Bu durum sizdeki kırılgan tarafa dokunabilir, incinmiş tarafa dokunabilir ve kendinizi korumak için daha kusursuz olmaya ihtiyacınız olduğunu düşünebilirsiniz.
Ama bölüm boyu da konuştuğum gibi böyle bir şey gerçekten yok.
Eleştiriler sizin kaçabileceğiniz, yönetebileceğiniz şeyler değiller.
Siz o insanlara hükmedemezsiniz.
Onların size söyleyeceği şeyleri değiştiremezsiniz.
Herkesin söylediği şey, ağzından çıkan kelime kendisiyle alakalı aslında.
Herkes her konuştuğunda kendisi hakkında bize bir bilgi veriyor.
Kendi içindeki şeyleri farkında olmadan ortaya seriyor.
Bunu farkında olun.
İyi eleştiriler gelişmeniz için birer fırsattır zaten.
Kötü eleştiriler geldiğinde ise söylediklerimi hatırlayın.
Hata yapmanın beynimizin nasıl aslında değiştirdiğini, gelişim zihniyetinin ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu, her zaman büyüyebileceğinizi, değişebileceğinizi, mükemmel diye bir şeyin olmadığını hatırlayın.
Ve yeterli olduğunuzu hatırlayın.
Biliyorum kötü eleştiriler geldiğinde içimizdeki utanç, kırılganlık gibi duygular hemen harekete geçiyor.
Bunları anlamaya çalışın.
Neden korkuyorsunuz?
Utanmaktan neden korkuyorsunuz?
Eleştirilmekten neden korkuyorsunuz?
Kendinize bu soruları sorun.
Bunları çözmek için size burada kesin bir yöntem veremem.
Dediğim gibi ben de terapi gördüm bununla ilgili.
Daha çok bu kendi kendinize çalışabileceğiniz, kendi kendinizi anladıkça aşabileceğiniz bir şey.
Ama size şunun sözünü verebilirim.
Korkmadan incinmiş yanınızı kabullendiğinizde ve burada bahsettiğim bazı yöntemleri kullanarak düşünce sisteminizi değiştirdiğinizde Önünüzde yaşamaya değer bir hayatın kapıları açılacak.
Acı verici duyguların zincirlerinden kurtulacaksınız ve derin bir nefes alacaksınız.
Sanki daha önce hiç o havayı ciğerlerinize çekmemişsiniz gibi.
Fark edeceksiniz ki bu dünya sizin yaptıklarınızı görmeyi hak ediyor.
Mükemmel olmayan mükemmelliğinizle tanışmayı hak ediyor.
Bu yüzden artık korkmayın.
Burada sizlerle benim için çok özel olan Frank Herbert'in Dune isimli muhteşem eserinde geçen bir duayı paylaşacağım.
Ne zaman bir şey beni geri çekse, yetersiz hissetmemek için mükemmelliyetçiliğime sığındığımı fark etsem ve küçük düşmekten korktuğumu görsem kendi kendime bu duayı okuyorum.
Şöyle diyor. Korkma.
Korku katilidir aklın.
Korku mutlak yıkım getiren küçük ölümdür.
Korkumla yüzleşeceğim.
Korkularınızla yüzleştiğiniz, Mükemmeliyetçiliğinizi yeniden şekillendirdiğiniz ve içinizdeki incinmiş çocuğunuza sarıldığınız bir hayat diliyorum size.
Yaratmaya ve yaşamaya devam edin.
Hoşçakalın. Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
