
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
İlişkinizde bir şeylerin kötü gittiğinden mi endişeleniyorsunuz? İlişkide kendinizi tükenmiş ve yalnız mı hissediyorsunuz? Bir zamanlar sevdiğiniz kişi artık aynı değil mi? Belki de farkında dahi olmadan toksik bir ilişki yaşıyor olabilirsiniz. Bu bölüm de toksik bir ilişkinin neye benzediğinden, böyle bir ilişkiden çıkmamıza yarayacak yöntemlerden ve gördüğümüzde kaçmamız gereken red flag ler üzerine konuşuyoruz. Şimdiden keyfili dinlemeler :)
Kullandığım kaynaklar:
- The Emotionally Destructive Relationship: Seeing It, Stopping It, Surviving It - Lesli Vernick
- Bağlanma - Amir Lavin
- https://psyche.co/guides/how-to-know-youre-in-a-toxic-relationship-and-end-it-for-good
Transkript
Genel Sesler podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Bugün toksik ilişkiler ve bu ilişkilerden kurtulma yöntemleri üzerine konuşacağız.
Çevremde net bir şekilde gördüğüm en büyük problemlerden biri ya bir toksik ilişkinin içerisine sıkışıp kalmak ya da devamlı olarak aynı toksik ilişkiyi farklı insanlarla tekrar etmek.
Bir toksik ilişkinin içerisinde olduğumuzu anlamak genelde tahmin ettiğimizden çok daha zor.
Çıkmaksa... Ondan da zor.
O yüzden bu bölümü dinlerken eğer bu tarz bir ilişkiniz olduğunu düşünüyorsanız lütfen kendinize çok fazla eziyet etmeyin.
Sadece bu bölümden neler alabileceğinize ve kendiniz için neler yapabileceğinize bakın.
Genelde toksik ilişkilerden muzdarip olan insanlar toksik ebeveynlerin elinde yetişmiş çocuklar oluyorlar.
Ve bu çocukların başka türlü ilişkilenme biçimlerini öğrenmesi, anlaması, güvenli bir şekilde bağlanması, ebeveynlerinden farklı olan ve ona iyi davranan insanlarla ilişki içerisine girmesi gerçekten
zor. Bakıldığında bir insan neden kendisine iyi davranan, iyi gelen biriyle olmayı tercih etmez ki?
diye bir soru düşüyor aklımıza.
Çünkü mantıklı olan bu öyle değil mi?
Bize iyi davranan kişi bize tanıdık gelmiyorsa hak ettiğimizi düşündüğümüz şey yani o kötü muameleyi bize göstermiyorsa kendimizi ondan soğumuş bir şekilde buluyoruz genelde.
Genelde bu tarz insanlara aşık olmuyoruz.
Tam aksine toksikliği içerisinde bizi mahveden, yoran, o tanıdık insanlara, ebeveynlerimize benzeyen insanlara çekiliyoruz.
Amir Levin Çok sevdiğim Bağlanma isimli kitabında insanların %50'sinin güvenli bağlandığını yani iyi ilişkiler yaşadığını söylüyor.
Bakıldığında bu güzel bir haber.
Demek ki %50'lik bir kısım kurtulmuş.
Fakat geriye kalan %50 ne yapıyor?
Bu insanlar kaygılı veya kaçıngan bağlanıyorlar.
Veyahut da daha da beteri hem kaygılı hem de kaçıngan bağlanıyorlar ve yanlış ilişkilerin içerisine düşüyorlar.
Yani dünyanın %50'sinin toksik ilişki paterni içerisinde olduğunu varsayabiliriz.
Ki bu... Oldukça yüksek bir rakam.
Kendi adıma da konuşmam gerekirse elbette ki toksik ilişkilerle ilgili bir takım geçmiş deneyimlerim mevcut.
Biraz da bu bölümü hazırlarken hem kendi deneyimlerimden hem de çevremdeki insanların yaşadıklarını gözlemleyerek elde ettiği bazı verilerden faydalandım.
Çünkü eğer toksik bir ilişkideysek ve duygusal bir istismara maruz kalıyorsak bunu anlamak çok güç oluyor.
Genelde karşı taraf ya manipülasyon yapıyor ya üstü kapalı bir şekilde baskı kuruyor.
terk etmekle tehdit ediyor veyahut da yaptığı şeyleri haklı olarak sizin önünüze sunuyor.
Özellikle güçlü manipülatif kişilerle ilişki yaşayan insanlar o ilişkin içerisinde kendilerini kötü olarak görme durumuna dahi düşebiliyorlar ki bu gerçekten çok korkunç bir şey.
Eğer bu ilişkin toksik olduğunu anlıyorsak da oradan nasıl çıkacağımızı da bilemeyebiliyoruz.
Belki kafamız karışık ve neden böyle olduğumuz dahi anlayamıyoruz.
Sürekli endişeli ve gergin hissediyoruz.
Çevremizin ilişkimizle ilgili genelde bazı şüpheleri oluyor ama biz bir yandan onları bir yandan da kendimizi bu ilişkinin iyi gittiğine dair ikna etmeye çalışıyoruz.
Ve en kötüsü bu ilişkinin içerisinde gittikçe dönüştüğümüz kişiden hiç ama hiç hoşlanmıyoruz.
Bu hisler toksik ilişkiye sıkışmış insanların hisleri.
Ve ben bu bölümde okuduğum kitaplardan, makalelerden ve Dediğim gibi hem kendim hem de çevremdeki insanların deneyimlerinden faydalanarak ortaya bir şey çıkarmaya çalışacağım.
Bu bölümü dinlerken lütfen birazcık kendi hayatınıza bakın.
Eğer toksik bir ilişkinizin olup olmadığına emin değilseniz belki size sorduğum sorular veyahut da anlattığım bazı şeyler zihninizde bir ışık yakabilir.
Veyahut da bazı şeyleri düzeltmek, değiştirmek istiyorsanız yine bu bölümde bununla ilgili size harika araçlar sunacağım.
Ve bir ilişkiyi bitirmeniz gerekiyorsa da bununla ilgili de araçlarım olacak.
Bunların çoğunu okuduğum yazılardan, takip ettiğim psikologların tavsiyelerinden derledim.
O yüzden eğer uygularsanız eminim ki faydasını göreceksiniz.
Şunu da eklemek istiyorum. Toksik bir ilişkiden çıkmak gerçekten zordur.
Üzerini birkaç defa çizdim.
Fakat o ilişkinin içerisinden çıkıldığında dışarıda yeni bir hayat bizi bekliyor oluyor.
Genelde toksik bir ilişkiden çıkmayı başaran kişi kendini daha fazla sevmeye başlıyor.
Kendisinin kıymetine daha fazla varıyor.
Fakat bu süreç hiç kolay ve kısa bir süreç değil.
Bir hikaye yazdım kendimce size bu bölümde bize eşlik etmesi için ve anlattığım her aşamada hikayedeki bu kahramanımız da bize eşlik edecek.
Baş kahramanımız Ayşe isminde 35 yaşında bir kadın ve 10 yıldır bir ilişkisi var.
6 yıl boyunca sevgililerdi fakat son 4 yılında ise evliler.
10 yıllık beraberlikleri boyunca birçok defa küstüler, barıştılar fakat şu an araları gayet sakin ve iyi gibi görünüyor.
Ayşe kabul etmek istemese bile kocası oldukça baskıcı birisi.
Önceleri yaptığı yemeklerle ilgili ona laf sokuyor veyahut da mesleği olan öğretmenliğiyle ilgili uzmanlığı olmamasına rağmen ona bazı tavsiyeler veriyor.
Fakat zaman ilerledikçe bu baskılar ve laf sokmalar giydiği kıyafetlere karışmaya, gideceği yerlere karışmaya veyahut da görüşeceği insanlara kadar uzuyor.
Ayşe bazen kendini çok bunalmış hissediyor ve bununla ilgili kocasıyla konuşmaya çalışıyor.
Fakat genelde bu konunun bahsini açtığında kocası ya onu çok sevdiğini ve böyle şeylere takılmaması gerektiğini söylüyor veyahut da kafasında uydurduğunu aslında bu kadar da büyütecek bir şey olmadığını belirtiyor.
Ayşe genelde bu kavgaların sonucunda kendisini hiçbir şekilde ifade edememiş.
bulunduğu durumu eşine anlatamamış gibi hissediyor.
Fakat Ayşe ilişkisinin toksik olduğunun farkında da değil.
Yani henüz farkındalık öncesi dönemde.
Şimdi bu hikayeyi bir kenara koyalım ve ben devam ettikçe hikayenin geri kalan kısımlarını sizinle paylaşmaya devam edeceğim.
Öncelikli olarak size bir konseptten bahsetmek istiyorum.
Buna psikolojide değişim aşamaları modeli deniyor.
Yani bir insan bir konuyla ilgili değişim yaşayacaksa eğer bunun belli başlı bazı aşamaları var.
Bu aşamalar sadece ilişkilerle ilgili olmak zorunda değil.
Hayatımızı değiştirmek istediğimiz başka şeylerde de.
Bunları yaşayabiliyoruz. Ben de hayatımla ilgili aldığım büyük bir karar zamanında bu değişim aşamalarını tam anlamıyla birebir yaşamıştım.
O yüzden bu modeli öğrenirken aslında bu aşamalara kendimi çok yakın ve tanınık hissettim.
Değişim aşamalarının ilk aşaması yani ilk adımı farkındalık öncesi dönemdir.
Toksik bir ilişki üzerinden gidersek, toksik bir ilişkinin içerisindesiniz ama bunu tam olarak fark etmiyorsunuz.
Neyin içerisinde olduğunuzdan henüz haberiniz yok.
Yani... henüz farkındalığımız gelişmedi.
Farkındalık öncesi aşamada zorlayıcı duygularla veyahut da bazı can sıkıcı hislerle başa çıkıyor olabiliriz fakat sorunların kökenlerini henüz tam olarak belirlemiş durumda değiliz ve aktif
olarak çözüm üretme becerimiz de daha gelişmedi.
Yani nerede olduğumuzu tam olarak konumlandıramıyoruz.
Genelde bu noktadayken insanlar kendilerini oldukça karışık hissediyorlar ve kendilerine yapılan kötü muamelenin farkında olmayabiliyorlar.
Partneriniz size küçümseci davranıyor olabilir, sizi değersizleştiriyor olabilir, sizi kendinizle ve çevrenizle ilgili kötü hissettiriyor olabilir.
Bu hisleri yaşıyorsunuz fakat bunun bir sorun olduğunun farkında değilsiniz.
Hatta genelde kendinizi suçluyorsunuz.
Böyle hissetmenizin doğal olduğunu ve özünüze değersiz bir insan olduğunuzu, bir hayal kırıklığı olduğunu düşünüyorsunuz.
Burada yine Ayşe'nin hikayesine dönmek istiyorum.
Ayşe anlattığım gibi şu an hikayenin bu noktasında eşiyle birlikte yaşamaya devam ediyor.
Onu rahatsız eden bazı duygular var ama sorunun farkında değil.
Genelde tam olarak bizler de farkındalık öncesinde...
Bu şekilde hissediyoruz. Partnerimiz belki bize aşırı kıskançlık gösteriyor.
Fazlaca sahipleniyor bizi kısıtlayacak kadar.
Yaşadığımız duygusal durumlarla ilgili bizi suçluyor.
Veyahut da bizi yokluğuyla tehdit ediyor.
Ona karşı sadakatimizi ve sevgimizi sürekli sorguluyor.
Ve biz de partnerimizin güvensizliklerini gidermek için kendimizden çok fazla şey verdiğimiz bir noktada olabiliyoruz.
Bu durumları telafi etmeye, onun güvenini sabit tutmaya, kendimizle ilgili onu inandırmaya ihtiyaç duyuyoruz.
Ve bize yaptığı kötü davranışlar...
Bu noktada haklı görüyoruz.
Oysa gözden kaçırdığımız bir şey var.
Hiç kimseye ama hiç kimseye kendi değerimizi kanıtlamak zorunda değiliz.
Çünkü hepimizin değeri içimizden ve var olmamızdan kaynaklanıyor.
Sadece burada olmamız, bu dünyada olmamız, bu varlığa sahip olmamız, değerli olmamız için yeterli.
Fakat toksik bir ilişkinin içerisindeyken genelde maalesef ki böyle hissetmiyoruz.
Tam da bu noktada size bazı red flag'leri yani Türkçesiyle kırmızı bayrakları.
anlatmak istiyorum. Bu Kırmızı Bayraklar listesini okuduğum bir makaleden aldım ve bu makaleyi aynı zamanda bu bölümü hazırlarken faydalandığım bazı kitapları, videoları da podcast'ın açıklamalar kısmına koyacağım.
Belki de bölümü dinledikten sonra daha detaylı bir şekilde araştırma yapma ihtiyacı hissedebilirsiniz.
Bir ilişkiye başladığımızda eğer o ilişki toksik bir noktaya doğru gidecekse Kırmızı Bayraklar aslında ortadadır.
Fakat bizler bu Kırmızı Bayrakları görmeyiz veyahut da bunları bir sorun olarak adlandırmayız.
Bunlar bize normal gelir.
Genelde bunun da sebebi yetiştirilme tarzımızdır.
Ebeveynlerimiz bizi zaten korkunç bir şekilde yetiştirmiş olabilir.
Hayatta büyürken bizi çok değersiz, eksik hissettirmiş olabilirler.
Bir başkasının da bize bu şekilde davranması oldukça tanıdık geliyordur.
Kırmızı bayrakları fark etmek değişim aşamaları modeline göre aslında düşünme aşamasına denk gelir.
Yani partnerimizin bize olan davranışlarını fark ettiğimiz nokta.
artık onu haklı olarak görmediğimiz bunun yanlış olduğunu veyahut da burada bir sıkıntı olduğunu fark etmeye başladığımız noktadır.
Genelde bu aşamaya ulaşıldığında yani sorunlar ve problemler görülmeye başladığında kişi değişim için içerisinde cesaret bulmaya ve bunun için de zamana ihtiyaç duyar.
Çünkü değişim hiçbir zaman ama hiçbir zaman kolay değildir.
Şimdi... Nedir bu kırmızı bayraklar?
Toksik bir ilişkinin içerisinde değilseniz bile veyahut da hiç ilişkiniz yoksa bile bence bu kısmı iyi dinleyin.
Çünkü genelde bu sıkıntılı davranış paternleri ilişkinin başında veyahut da kişinin başkalarına olan davranışlarında kendisini ortaya çıkarabiliyor.
Ve bunlardan birini görürseniz oradan uzaklaşmaya bakın veyahut da bununla ilgili bir çözüm üretmeye çalışın.
İlki mikro saldırılar.
kimliğimize veyahut da özelliklerimize karşı saygısızlık veyahut da ön yargı belirten sözlü veya sözsüz eylemler.
Bu tür mikro saldırılar şöyle gerçekleşebiliyor.
İşte giydiğiniz bir şeye veyahut da yaptığınız bir şeye aşağılayıcı bir şekilde bakmak.
küçümseyici bir şekilde bakmak, hor gören bir yorumda bulunmak veyahut da hissettiğiniz bir duyguyu reddetmesi karşı tarafın.
Siz üzgünsünüz ama bunda üzülecek ne var şimdi demesi gibi.
Belki siz gerçekten çok güzel bir iş yapıyorsunuzdur ve durumunuzdan oldukça memnunsunuzdur.
Heyecanlı bir şekilde bunu partnerinize anlatırsınız.
O da sizi destekler ama aradan size öyle bir laf sokar ki ya da bir tavrı ile sizi o kadar kötü hissettirir ki aslında bu mikrobe bir saldırıya girer.
Ve bir anda kendinizi yaptığınız şeyle ilgili kötü hissetmeye hatta aşağı...
Alıkmış gibi hissetmeye başlarsınız.
İkincisi öfke.
Son derece kontrolsüz, duyguların aşırı ve ani bir şekilde ortaya çıktığı patlayıcı öfkeler bunlar.
Genelde ilişkinin başlarında partnerlerimiz bize bu öfkeleri yansıtmayabilirler fakat başkalarına yansıtabilirler.
Dikkat edin eğer karşınızda kişinin bir öfke problemi varsa orada bir sakin olmakta ve daha iyi bir şekilde değerlendirmeye çalışmakta ilişkinize fayda var.
Üçüncü madde zorlamak.
Korku veya kaygı yaratmak suretiyle Bir kişiyi belli bir şekilde davranmaya zorlamak, istemediği bir şekilde davranması için üzerinde psikolojik olarak güç kullanmak, tehdit etmek belki, yıldırmak,
manipülasyonda bulunmak. Yani belki siz o an o davranışı sergilemek istemiyorsunuz.
Orada öyle davranmak istemiyorsunuz.
Veyahut da partnerinizin sizden istediği bir şey yerine getirmek istemiyorsunuz.
Ve siz bunu yapmadığınızda karşıdaki kişi bunu yapmanız için sizi zorluyor.
Size saygı duymuyor yani sınırlarınıza.
Hatta ve hatta...
Bazı manipülasyon teknik kullanıyor, sizi kaygılandırıyor ve endişelendiriyor.
Çok büyük bir red flag. Bir diğer maddemiz manipülasyon.
Aldatıcı ve dürüst olmayan taktikleri kullanarak partnerinin üzerinde düşüncelerini, duygularını, eylemlerini değiştirmesine yarayacak bazı teknikler uygulamak.
Eğer manipüle ediliyorsanız karşı taraf sizin davranışlarınızı değiştirmeye çalışıyor, sizin üzerinizde bir etkide bulunmaya çalışıyor.
Fakat siz o davranışı değiştirmek istemediğiniz halde kişinin manipülasyonu yüzünden Bunu değiştiriyorsunuz.
Hatta ve hatta genelde kendinizi deli gibi hissettiğiniz zamanlar dahi olabilir.
Mesela birisi sürekli size sen bunu kafanda kuruyorsun, seni kim doldurdu ya da bu ne kadar saçma bir şey ben asla öyle bir şey demedim tarzı şeyler söylüyorsa büyük ihtimalle manipüle etmeye çalışıyor sizi.
Kitap kulübümüzde okuduğumuz çok güzel bir kitap vardı.
Bonnie Garmus'un yazdığı Bir Kimya Meselesi isimli roman.
Oldukça böyle okuması kolay, keyifli, bir o kadar da eğlenceli bir kitaptı.
Orada baş karakterimiz Elizabeth Zott'un 8-9 yaşlarında bir kızı var ve her sabah kızına beslenme çantası hazırlarken ona minik notlar bırakıyor.
Ve bu notlarda ona hayatla ilgili, okuldaki arkadaşlarının davranışlarıyla ilgili aslında küçük küçük dersler ve yardımlar oluyor.
Ve bir defasında Elizabeth'in kızı Madeline beslenme çantasını açtığında annesinin yazdığı notta şunu okuyor.
Kafanda kurmuyorsun. Genelde hiçbir şeyi kafamızda kurmayız eğer manyak değilsek.
Biliyorum bazen bu tip insanlar da oluyor ama ben bu podcast'ın dinleyicilerinin bu şekilde insanlar olduklarını düşünmüyorum kesinlikle.
Eğer bir şey düşünüyorsak bizi bunu düşünmeye iten...
Bu hislere sebebiyet veren bazı davranışlar ve durumlar kesinlikle olmuştur.
Hani o ünlü atasözünde dendiği gibi ateşi olmayan yerden duman çıkmaz.
O yüzden kapınızı da kurmuyorsunuz.
Sakin olun. Diğer maddeleri biraz daha hızlı bir şekilde geçmek istiyorum.
En kötü netfliklerden bir diğeri...
ekonomik olarak kısıtlamaya çalışmak.
Yani kişinin özelliğini ve kararlarını sınırlamak için finansal kaynaklarını kısmak veyahut da bununla tehdit etmek.
Yani ben bu ekonomik manipülasyonun, ekonomik baskının en kötülerinden birini yaşadım ama partnerimle yaşamadım.
Bizzat kendi babamla yaşadım.
Sonrasında bu durumu açtıktan sonra fark ettim ki bir daha hiç kimsenin ama hiç kimsenin Ekonomik olarak benim üzerimde bir güç kurmasına izin vermeyeceğim.
Partnerimin bana çalışmamı söylemesi, ekonomik olarak bana güvenebilirsin demesi falan bunların hiçbiri benim için bir anlam ifade etmiyor artık.
Elbette ki birbirimize destek olabiliriz.
Partner olmak veyahut da eş olmak birisiyle birbirine destek olmayı maddi manevi anlamda içerir.
Fakat her zaman ama her zaman kendi ekonomik özgürlüğüme sahip olmak benim bu hayattaki...
En önem verdiğim şeylerden bir tanesi.
Çünkü maalesef ki hayattaki çoğu şey parayla alakalı.
Yani özgürlüğünüze sahip olmak bile parayla ilgili.
Bunu maddiyatçı bir yerden söylemiyorum.
Ne olursa olsun her zaman kendinizi güvende hissettiğiniz bir birikiminiz, bir şeyiniz olsun, bir işiniz olsun yani.
Bunu her şeyden önce kendiniz için yapın.
Diğer maddelerimizden en kötüsü izole etmeye çalışmak.
Yani partnerinizin sizi destekleyici sosyal ağınızdan, arkadaşlarınızdan veyahut da sevdiğiniz insanlardan ayırmaya çalışması ve kendisine bu şekilde bağımlı yapma çabası.
Artık o arkadaşlarınızla görüşmenize izin verilmiyor.
diğer sevdiğiniz insanlarla görüşmenize izin verilmiyor ve sadece sevgilinizle vakit geçirdiğiniz saçma sapan bağımlı bir ilişkinin içerisine düşmeye başlıyorsunuz.
Kiminle sevgili olursanız olun veyahut da evlenin ne olursa olsun her zaman destekleyici bir sosyal ağınızın olmasına önem gösterin.
Çünkü ilişki iki kişi arasında yaşanıyor ve bir başka birisi etrafımızda olmadığında, bize bu ilişkiyle ilgili bazı öneriler, tavsiyeler sunmadığında yahut da durumlarımızı anlatamadığımızda yaşadığımız şeyin farkına
dahi varamayabiliyoruz. Bu
arada çok hızlı bir şekilde manipülasyona, gazlighting'e maruz kalıp...
Bu girdabın içerisinde kalabiliyoruz.
Fakat dışarıdan birisi bazı şeyleri çok daha net görüyor.
O yüzden sizi seven insanları lütfen sizden uzaklaştırmayın.
Belki partneriniz harika bir insandır.
Zaten öyle birisi ise sizi sosyal alanınızdan koparmaya çalışmaz.
Hatta tam aksine kendisi de o alanın içerisine dahil olmaya çalışır.
Yine de harika bir insan bile olsa diğer arkadaşlarınızdan sakın ama sakın kopmayın.
Ve son olarak da elbette ki fiziksel şiddet var.
Eğer partnerinizden veyahut da herhangi bir yakınınızdan fiziksel şiddet görüyorsanız lütfen bu durumla ilgili gerekli kurumlara ve insanlara başvurun.
Ve bu fiziksel şiddetin içerisinde lütfen kalmayın.
Şiddetin hiçbir şekilde bir açıklaması yoktur.
Lütfen bunu unutmayın. Şimdi diyelim ki bazı redflekleri fark ettim.
Ve hala tam olarak nerede olduğumu konumlandıramıyorum.
İlişkimizin toksik olup olmadığını anlamanın birkaç yolu daha var.
O da kendinize sorabileceğiniz bazı sorular ve bunlara vereceğiniz yanıtlar.
Bu soruları yine bir psikoloğun yazdığı yazıdan aldım ve gerçekten de çok hoşuma gittiler.
Diyor ki psikolog, kötü bir ilişkinin içerisinde olduğunuza dair şüpheleriniz varsa kendinize şunları sorun.
İlişkimde kararlar nasıl alınıyor?
Yani aldığımız kararlar her ikimizin faydası için mi?
Veyahut da sadece birimizin faydasına ve isteklerine mi hizmet ediyor?
Her iki tarafında iyiliği eşit bir şekilde düşünülüyor mu?
İkincisi, partnerimle hangi konuları konuşabiliyorum ve onunla iletişimim nasıl?
Bu ilişkinin içerisinde finansal konuları, aile konuları, cinsel konuları ve dinle ilgili daha hassas konuları konuşabiliyor muyum?
Ve kendimi olduğum gibi ifade edebiliyor muyum?
Yani bu ilişkinin içerisindeyken düşüncelerim, varlığım olduğum gibi kabul görüyor mu?
Veyahut da iletişime açık mı?
Bir diğeri ilişkiniz hakkında başkalarıyla konuşmanıza izin veriliyor mu?
Partneriniz başka birisiyle konuştuğunuzda veyahut da bir durum başkasına anlattığınızı öğrendiğinde ne hissediyor?
Bununla ilgili deliriyor mu?
Yoksa bence de bunu...
Arkadaşlarınla konuşmalısın diyor.
Ben şöyle düşünüyorum bu arada.
İlişkilerde her iki tarafında erkeklerin erkek arkadaşları, kadınların da kadın arkadaşları ile bu konuları konuşması gerekiyor.
Yani bazı şeyleri ilişkinin içerisinde iki kişi çözemeyebiliriz.
Ve dışarıdan yardım almak çok doğal.
Erkeklerin bunu kendi erkek arkadaş grubuyla konuşması ve kadınların da kadın arkadaş grubuyla konuşması genelde ortaya güzel çözümler getirebiliyor.
Veyahut da iki tarafı daha rahatlamış hissettirebiliyor diye düşünüyorum.
Böyle sadece iki kişinin... olduğu bir yere sıkışıp kalmak oldukça toksik bir şey.
Bir diğer soru kavgalarınız ne kadar sürüyor?
Fazla kavga esnasında bağırıp çağırıyor musunuz?
Birbirinize karşı saygısızlaşıyor musunuz?
İşlete varan şeyler var mı bunun içerisinde?
Kavgadan sonra ise partneriniz sizi cezalandırmaya çalışıyor mu?
Yani bütün bu yaşadıklarınız için sizi suçluyor.
Belki size uzun süre trip atıyor.
taştan bir duvar örüyor ve sizi terk edilme hissiyle baş başa bırakıyor olabilir.
Tüm bunlar genelde karşı tarafın sizi cezalandırma şeklidir ve tabii ki de oldukça toksiktir.
Çünkü kavgalardan sonra duygusal olarak yeniden uyumlanmak için birbirimizle iletişime geçmeye ve sakin bir şekilde konuşmaya ihtiyaç duyarız.
Bu şekilde pasif agresif veyahut da dümdüz agresif davranışlara asla ihtiyaç duymayız.
Bir diğer soru, birbirinizin sınırlarına ve isteklerine saygı gösteriyor musunuz?
Yani ihtiyaçlarınıza, yaşadığınız duygulara empatiniz ve saygınız var mı?
İki tarafta birbirini açık bir şekilde kabul ediyor mu?
Yoksa sürekli bir eleştiri durumu mu var?
Bu soruya vereceğiniz yanıt da ilişkinizle ilgili size çok şey söyleyecektir.
Ve en son olarak da biraz şu love bombing olayına girmek istiyorum.
Yani şu soruyu sorun kendinize.
Partnerinizin işleri aceleye getirdiğini düşünüyor musunuz?
Aranızdaki romantizm gerçek olmayacak kadar harika görünüyor mu?
Eğer öyleyse büyük ihtimalle tam anlamıyla bir lauban bilgi içerisindesiniz.
Bu durum hiç sağlıklı değil.
Hiç hiç sağlıklı değil. Özellikle bazen işte karşımızdaki kişi gelecekle ilgili oldukça agresif planlar yapabiliyor.
Daha üç gün önce tanışıyorsunuz ama bir anda evlilikten bahsediliyor, birlikte yaşamaktan bahsediliyor, çocuklardan falan bahsediliyor.
Orada durmayın. Bu ilişkinin içerisine devam etmeyin.
Çünkü böyle devam etmeyecek.
Labanbing'den sonra gelen başka dönemler olacak.
Ve orada çok ama çok yıpranacaksınız büyük ihtimalle.
Bu sorulara verdiğiniz yanıtları düşünürken de ortaya çıkan kalıplara ve sürekli tekrarlanan davranışlara dikkat etmeye çalışın ve hatta bunları not edebilirsiniz.
Birazcık karakterimiz Ayşe'ye dönmek istiyorum burada.
Ayşe bu farkındalık noktasına nasıl geldi?
Bu sorulara yanıt ne zaman verdi?
Ayşe'nin eşi genelde onu baskı kuran ve onu rahatsız eden biriydi hatırlıyorsanız.
Bir gün eşi yurt dışına iş için bir seyahate gittiğinde Ayşe...
Eve çok daha rahat ve istekle geldiğini fark etti.
Eskiden evi çok sevmediğini, evde vakit geçirmekten hoşlanmadığını düşünüyordu.
Ama eşi yurt dışında olduğunda ve evde yalnız kaldığında aslına kadar huzurlu olduğunu ve kaçtığı şeyin ev değil, eşinin ona karşı olan davranışları olduğunu fark ediyor.
Ve bu noktada Ayşe artık değişim aşamalarında farkındalık noktasına tam olarak gelmiş oluyor.
Artık eleştirilmek istemediğini, kötü muamele görmek istemediğini.
baskı altında kalmak istemediğini fark ediyor.
Pekala bu durumda ne yapıyor Ayşe?
Veyahut da Ayşe'den empati kurarak biz ne yapabiliriz?
Karakterimiz Ayşe bununla ilgili harekete geçtikten sonra yani değişim aşamaları modelinin eylem kısmına geçtikten sonra bu ilişkiden kopması tam 3 yılını alıyor.
Bir şeyleri fark ettikten sonra onu bitirme aşaması o kadar da kolay bir aşama değil.
Genelde bu aşamada bir şeyleri düzeltmeye çalışıyoruz önce sonrasını eğer düzeltemezsek Vazgeçiyoruz.
Biz ne yapabiliriz şu an?
Yani toksik bir ilişkinin içerisinde olduğunu fark ettim.
Bunu ya bitireceğim ya da bir şekilde kurtarmaya çalışacağım.
Bence her zaman ilk adım bir şeyleri kurtarmaya çalışmak olmalı.
Çünkü anında vazgeçişler sonradan geri dönüşleri de beraberinde getiriyor gözlemlediğim kadarıyla.
Öncelikli olarak şunu tavsiye ediyor psikologlar, sınır koymayı deneyin ve ihtiyaçlarınızı, isteklerinizi net ve doğrudan bir şekilde ifade edin.
Yani partneriniz sizi zorluyor olabilir bir şeyler için, zorlandığınızda oraya bir çizgi çekin.
Ve beni bu noktada asla zorlamanı istemiyorum ve benim düşüncem ve isteğim bu şekilde değil.
Bu noktada partnerinizin göstereceği iki tane davranış şekli olabilir.
Bir tanesi bunu anlar ve sınırlarınıza saygı duyar.
İkincisi ise bu hiç hoşuma gitmez.
agresifleşebilir, sinirlenebilir, manipüle etmeye çalışabilir sizi.
Zaten eğer bu hiç hoşuna gitmiyorsa ve bu tip agresifçe davranışları benimsiyorsa büyük ihtimalle bu ilişkinin kurtulması için çok da şans yok demek.
Kendinize iyi bir ilişki ve iyi bir yaşam için bazı değerler belirlemek de önemli.
Ben bu ilişkiden ne bekliyorum?
Huzurlu bir yaşama sahip olabilmek için nelere ihtiyacım var?
Belki bunlar iyi arkadaş ilişkileri olabilir.
Bir çocuk sahibi olmak olabilir, kariyerimde kendime koyduğum anlamlı hedefler olabilir ve daha pek çok şey.
Ve bunları da yani bu değerlerinizi de hayatınıza katmaya başlayın.
Hayatınız sadece ilişkiden ve partnerinizden ibaret olmamalı.
Yani işe öncelikle kendi yaşamanızı şenlendirerek başlamalısınız.
Genelde sonradan konulmaya çalışan sınırlar karşı tarafta...
büyük rahatsızlıklara sebebiyet verebiliyor.
Çünkü o kişi o sınırsızlığa alışmış oluyor.
En başından bu sınırları koyabilsek en güzeli fakat bunu her zaman yapamayabiliyoruz.
O yüzden sınır koymaya başladığınızda karşı taraftan iyi tepkiler almayacağınızı bilerek başlayın buna ve kendinizi hazır edin.
Bir diğer madde bu yolda sosyal destek ağınızı kullanmak.
Arkadaşlarınızla, güvendiğiniz insanlarla bu ilişkiniz hakkında konuşun ve onların yorumlarını almaya çalışın.
Yaşadığınız kötü şeylerin sorumlusu sadece siz değilsiniz.
Sizin sorumlu olduğunuz şey bunun farkında olmak ve bununla ilgili eyleme geçmek.
O yüzden arkadaşlarınıza ve çevrenizdekilere durumunuzu anlatırken utanmayın ve çekinmeyin.
Zaten sizi seven şefkatli insanlarsa size seve seve destek olacaklardır.
Bazı baş etme stratejileri geliştirmeye çalışmanız gerekiyor.
Çünkü toksik bir ilişkinin içerisinde genelde partnerinize aşırı derecede bağımlı olmuş, hem sosyal olarak hem de ekonomik olarak onsuz yaşayamaz bir hale gelmiş olabilirsiniz.
Kendi özelliğinizi kaybetmiş ve öz değeriniz zedelenmiş olabilir.
O yüzden küçük küçük başlayın.
Önce kendinize ait yeniden bir arkadaş çevresi edinmeye çalışın.
Sosyal hayata karışmaya çalışın.
Eğer ekonomik olarak bağımlıysanız küçük küçük...
Kendi ekonomik bağımsızlığınızı elde etmek için adımlar atmaya başlayın.
Çünkü bu tip ilişkinin içerisinden pat diye çıkamayacaksınız.
Çıktığınız zamanda da desteğe ihtiyacınız olacak.
Onları ilişkinin içerisindeyken inşa etmeye çalışın.
Ve hissettiğiniz suçluluk duygusunun da normal olduğunu bilin.
Çünkü insanlar ilişkilerinde değişim yapmaya çalışırken genelde kendilerini çok suçlu hissediyorlar.
Ya partnerleri onları manipülasyon teknikleriyle kötü bir durumun içerisine düşürüyor.
Veyahut da sosyal çevreleri bu durum için onları suçlayabiliyor.
Böyle bir durumda bu duygularla başa çıkmak için bir terapisten yardım almaya çalışabilirsiniz.
Veyahut da bu duygular ortaya çıktığında kendi kendinize şunu sorabilirsiniz.
Bu duygunun kaynağı nedir?
Bu suçluluk hissi bana nereden geliyor?
Sonrasında Belki şöyle yanıtlar bulacaksınız.
Eşim üniversiteye geri dönmek istememi bencilce bulduğu için kendimi suçlu ve kötü hissediyorum.
Belki de bu çok bencilce bir davranış çünkü çocuklarımla ve onunla da ilgilenmem gerekiyor.
Partnerimin ailesinin yemeğine gitmediğim için kendimi suçlu hissediyorum.
Fakat annesi bana sürekli olarak hakaret ediyor veyahut da laf sokuyor ve orada olmak bana iyi hissettirmiyor.
O çıkan duygunun kaynağını bulduğunuzda ve neden bu davranışı tergilemediğinizi fark ettiğinizde o suçluluk duygusu da yavaş yavaş...
kaybolmaya başlıyor. Bu toksik ilişkinin içerisindeyken yavaş yavaş kendi özelliğinizi kazanmaya başlamanız çok önemli.
Lütfen bunu unutmayın. Yani artık ilişkinizden ayrı olarak kişisel bir yaşam geliştirmeye başlamanız gerekiyor.
Mesela bu şöyle de görünebilir.
Diyelim ki siz kitap okumayı çok seviyorsunuz fakat partneriniz dışarıdaki sosyal yaşamın içerisinde olmak istiyor.
Sadece bir hafta sonunuz var.
Sırf partneriniz istediği için dışarı çıkmayın.
Siz evde kalın, kitabınızı okuyun, filminizi izleyin ve istiyorsa o çıksın.
Bir şeyleri sürekli birlikte yapmak zorunda değilsiniz.
Partnerinizden ayrı aktivitelerde bulunduğunuzda onu size aldatacağından veyahut da farklı şeylerden şüpheleniyorsanız ilişkiniz iyi bir ilişki değil.
Büyük ihtimal bu da toksik bir ilişki.
Çünkü güvenli bağlanan insanlar genelde böyle şeyleri çok fazla yaşamıyorlar.
Burada şunu demiyorum. Tamamen ayrı bir insan gibi davranın.
Bu asla gerçekçi değil.
Zaten ilişkilerde birlikte yapılan şeylerin çok güzel bir tadı var.
Birlikte bir şeyleri inşa etmek, bazı aktiviteleri birlikte yapmak harika.
Ama yeri geldiğinde kendimize ait kişisel alanlarımızın ve kişisel bilgilerimizin de olması gerçekten çok önemli.
İlişkinin dışında da güvenli alanlar yaratmaya çalışın.
Ve tekrardan altını çizmek istiyorum.
Çok zorlu bir ilişkinin içerisinden çıkmaya çalışıyorsanız.
terapodik destek almayın, sakın ihmal etmeyin.
Bu değişim aşamasında artık sınırlarımızı koyduk, isteklerimizi ve ihtiyaçlarımızı belli ettik ve kendimize ait özel bir yaşam oluşturduktan sonra ilişki eğer gitmiyorsa hala ve kurtulmuyorsa büyük ihtimal
ayrılma süreci başlayacaktır.
Ve ayrılıktan sonra da insanın kendisine bir bakım vermesi gereken bir aşama varmış.
Ben bunu bilmiyordum. Bir ilişki ne kadar kötü olursa olsun bittikten sonra yine de bence insanda bazı kötü duygular bırakıyor.
Ve o duyguları aşmak, kendi suçluluğumuzu, kaybettiğimiz şeylerin düzlüğünü aşabilmek zaman istiyor.
Bu bakım aşaması neden önemli?
Birincisi bu aşama sayesinde toksik ilişkimize yeniden geri dönmüyoruz ve başka toksik ilişkilerin içerisine de bodozlama atlamıyoruz.
Peki neler yapacağız bu aşamada?
Öncelikli olarak birkaç defa altını çizdiğim gibi topluluk desteği alacağız.
Arkadaşlarımızdan ve sevdiklerimizden destek almak hayati bir önem taşıyor.
Ve kendimizi hemen yeni bir ilişkinin kollarına atmayacağız.
Birazcık durmak, nefeslenmek, sağlıklı bir ilişkinin neye benzeyebileceğiyle ilgili zihnimizde bir resim oluşturmak önemli.
Şunu bilmek gerekiyor. Sağlıklı ilişkiler karşılık içeriyor.
Yani karşılıklı sevgi, güven, kırılganlık.
Alan açmak. Bunların hepsi karşılıklı oluyor ve ortak bir yerde buluşuluyor.
Sağlıklı bir ilişkide çiftler birbirlerini eşit hissediyorlar.
Bir kişi kendisini daha yüksek veyahut da üstün görmüyor.
Karşılıklı olarak güvenli bir bağ oluşuyor.
Açık bir iletişim ortamı oluyor.
O yüzden toksik bir ilişkinin içerisinden çıktığınızda direkt başka bir ilişkiye girmek.
İşe yaramaz çünkü henüz sağlıklı bir ilişkinin neye benzeyeceğiyle ilgili zihninizde tam bir resim oturmamıştır ve bakım aşamanız tamamlanmamıştır.
Bakım aşamasında kişi kendisiyle daha fazla vakit geçirebilir, kendisine özen gösterebilir.
hep dediğim gibi sosyal bağlarını güçlendirmeye devam edebilir.
Ve bu sayede aslında hayatında hem gerçek sevgiye karşı hem de hayatın anlamına dair bazı çerçeveler oluşturabilir.
Kendisini daha özel ve iyi hissetmeye başladığı bir dönemdir bu kişinin.
Ve bakım aşamasından sonra belki de güzel bir ilişkiye başlamak için kendisinde güç bulabilir.
O alışık olduğu eski patternleri...
Toksik bir ilişkiden ayrıldıktan sonra kendinize bakım vermek, yeniden umut etmeye başlayabilmek, iyimser hissedebilmek, yeniden özgür ve rahat hissedebilmek birazcık zaman alacak.
Çünkü orada daha pek çok duygu size eşlik edecek.
Kendinize bu zamanı lütfen verin.
Kendinize... Yatırım yapmaya çalışın.
Kendinizle olan bağınızı, sevginizi güçlendirmeye çalışın.
Zaten siz güçlendikçe ortaya şöyle bir şey çıkıyor.
Yaşamınızdan daha memnun oluyorsunuz.
Kendinize daha fazla güveniyorsunuz.
Ve yeni bir ilişkiye başlamakla ilgili acele etmiyorsunuz.
Çünkü bir ilişkiniz olmadığında kendinizi eksik hissetmiyorsunuz.
Ve bu saatten sonra da yaşayabileceğiniz yeni ilişkiler genelde oldukça güzel oluyor.
Fakat yine toksik bir ilişkinin içerisine düşebilirsiniz.
Bu durumda da korkmayın ve kendinizi yeniden suçlamayın.
Çünkü bir kere böyle bir şeyin içerisinden çıktınız ve yeniden çıkabilirsiniz.
Belki de öğrenmek için birkaç defaya daha ihtiyaç duyacaksınız.
Dediğim gibi çocuklukta öğrenilen ilişkilenme biçimleri çok çabuk unutulmuyor.
Ve aynı şeye birkaç defa çekilebiliriz.
Bunu öğrenmemiz zaman alabilir.
Kendinize şefkatli ve anlayışlı olmayı lütfen unutmayın.
Tekrardan altını çizeceğim.
Bunu bir 10 defa söylemiş olabilirim.
İlişkiler, romantik ilişkiler çok güzel.
Hayatımızın harika bir parçasını oluşturuyor bence.
Ama romantik ilişkilerden daha önemli olan şey bence...
Arkadaşlık ve dostluk ilişkilerimiz ne olursa olsun sadece romantik ilişkilerinizi daha sağlıklı kurabilmek için değil, daha iyi ve mutlu hissedebilmek için.
önceliğiniz iyi bir arkadaş çevresinde veyahut da bir iki tane iyi arkadaşa sahip olmak olsun.
Lütfen. Bu şekilde dostluklarınız olduğunda hem kendinize dair, hem ilişkilerinize, hem de hayatınıza dair çok daha iyi hissediyorsunuz.
Çok daha güçlü bir desteğe sahip olmuş oluyorsunuz.
Ve belki de toksik bir ilişkinin başındayken daha arkadaşlarınız sizi tutup ya dur orada bak.
Bunlar bunlar oluyor. Sen bunları göremiyor musun diyebiliyor.
Umarım bu bölüm sizin zihninizde bazı yeni kapılar açmıştır.
İlişkilerinize dair, kendinize dair bazı farkındalıklar getirmiştir.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Eğer bölümü sevdiyseniz bölümle ilgili yorumlarınızı bana mail olarak veyahut da etgenelseslerpodcast instagram hesabından iletebilirsiniz.
Bölümü böyle sosyal medyada falan paylaştığınızda çok mutlu oluyorum.
Hikayelerinizin hepsini görüyorum bu sayede.
Ve bu bölüm için gerçekten çok çok Mutluluk ve gurur verici.
Bölümü sevdiklerinizle paylaşırsanız dediğim gibi çok mutlu olurum.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
