
Stoacılık Daha Mutlu ve Etkili Bir İnsan Olmak İçin Bize Neler Tavsiye Ediyor?
4 Nisan 2022 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm Stoacıların tavsiye ettiği bazı teknikler ve mutlu bir yaşamın sırları üzerine konuştuk. Hayatın getirdiği şeyler bazen bizi zorlasa da onlara fazla şaşırmadan ayakta kalmanın ve fırtınanın içinde sakin biri olabilmenin bazı yöntemleri var. Seneca, Marcu Arelius ve Epiktetos gibi filozofların bize eşlik bu bölüm de umarım aradıklarınızı bulursunuz. Şimdiden keyifli dinlemeler:)
Soruların olduğu pdf: https://drive.google.com/file/d/1RI29OCfK11ggNIF4Rn7mU_FqEexTUv0q/view?usp=sharing
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Kendimizi bol bol sorguladığımız, yaşamanın daha iyi yollarını bulmaya çalıştığımız ve ne olursa olsun her bölüm yeni bir şeyler öğrenmek için çabaladığımız bu podcast'e hepiniz
hoş geldiniz. Bugün sizlerle
Stovacı filozoflardan öğrendiğim ve başıma gelen zorluklarla mücadele gücümü artıran, beni daha mutlu birine dönüştüren bazı tekniklerden bahsetmek istiyorum.
Belirtmem gerek ki sizlerle Stowa felsefesinin tarihini, nasıl ortaya çıktığını ve onu kurup inşa eden filozofların hayatlarından çok fazla bahsetmeyeceğim bu bölümde.
Daha çok hayatımda uyguladığım pratiklerden bahsedeceğim.
Ama eğer bu konular hakkında yani bu felsefenin tarihi, kimler kurmuş, nasıl oluşmuş gibi konular hakkında bilgi sahibi olmak istiyorsanız Ahmet Arslan'ın ilk çağ felsefesi tarih serisinin dördüncü
cildini ve iletişim yayınlarından çıkan cin...
Brown'un yazdığı, Brown nasıl okunuyor bu?
Stoa Felsefesi isimli kitapları okumanızı tavsiye ederim.
O kitaplarla bu konularla ilgili daha geniş bilgiye sahip olabilirsiniz.
Öncelikle Stoacılık ne demek?
Stoacı felsefe bize neleri anlatmaya çalışıyor?
Kısaca bir ona bakalım istiyorum.
Urban Dictionary Stoacı kimseyi şöyle tanımlamış.
Diyor ki, bu dünyadaki çoğu insanın umursadığı aptalca şeyleri umursamayan biri.
Stoğacıların duyguları vardır ama bu duyguları sadece dünyada gerçekten önemli olan şeyler için kullanırlar.
Onlar yaşayan en gerçek insanlardır.
Örneğin bir grup çocuk varendada oturuyor.
Stoğacı da onların yanından geçiyor.
Çocuklardan biri stoğacıya şöyle söyledi.
Hey adamım lanet olası bir ibnesin ve berbat bir horozsun.
Ay özür dilerim bu İngilizceden çevirdim bizim dilimize.
Bu şekilde de argü konuşmuyoruz.
Çok Amerikan vari olduğunu farkındayım ama tam olarak böyle yazıyordu.
Stoacı da der ki buna aferin sana ve yoluna devam eder.
Yani gerçekten stoacı bir kimse gereksiz şeyler için enerjisini harcamaz.
Ona öfkelenmekle uğraşmaz diyor.
Böyle eğlenceli bir tanımdı o yüzden bunu almak istedim.
Bence eğlenceli olduğu kadar da açıklayıcıydı.
Fakat biraz önce tavsiye ettiğim...
İletişim yayınlarından çıkan Stoa Felsefesi kitabında Stoacı bilgelik ve onun yöneldiği çizgi ile ilgili şöyle diyor.
Tabi bu daha böyle ayakları yere basan bir tanım.
Akılla yönlenen, evrenin olaylarına rıza gösteren, doğayla uyum içinde yaşayan Stoa bilgesi hiçbir şeye şaşırmamak sözünü...
kendi sözü yapmıştır.
Stovacılar doğayla uyum içinde olmaya, etki edemeyeceği şeylere enerji harcamamak gerektiğine ve erdemli bir hayat sürmeye inanıyorlardı.
Onlara göre iyi yaşamın sırrı bunlardaki seydi.
Stovakul'un kurucusu her ne kadar Zenon olsa da en ünlü isimleri Marcus Aurelius, Epictetus ve Seneca'dır.
Eminim bu üçünden birini illaki duymuşsunuzdur.
Özellikle beni takip ediyorsanız zaten hem kitaplarından çok bahsediyorum.
Bu filozofların hem de sözlerinden sürekli alıntı yapıyorum.
Bu filozofların ortak yönleri hayatlarında gerçekten zor şeylerle karşılaşmış olmaları ve bu zorlukları kendi felsefelerine tutunarak aşmış olmaları.
Mesela Epiktetos bir köleydi.
Marcus Aurelius ise Roma İmparatoru.
Ne kadar zıt iki insan gibi duruyorlar değil mi?
Oysa Marcus asla imparator olmak istemiyordu.
Günlük olarak tuttuğu, sonrasında Stovac'ların el kitaplarından birine dönüşen kendime düşüncelerde bunu sık sık belirtir.
Bu arada kendime düşünceleri çok tavsiye ederim.
Bundan önce de söylemiştim yanılmıyorsam.
Bu kitabı kitap olsun diye yazmıyor Marcus Aurelius.
Tamamen kendisi günlük olarak tutuyor.
Her ne kadar filozof olmak istese de kendisi imparator olmak ve nefret ettiği halde savaşla içli dışlı olmak zorunda olan birisiydi.
Aslında Marcus Aurelius istemediği bir hayata hapsolmuş, istemediği şeyler yapan bir insandı.
Bence birinin başına gelebilecek en zor şeyle uğraşıyordu ve tüm bunlarla felsefesi sayesinde başa çıkabiliyordu.
Her ne kadar stoğa felsefesi binlerce yıl öncesine dayansa da günümüzde haladır bu kadar takipçisi olmasının bir sebebi olmalı öyle değil mi?
Bir Roma imparatorunun veyahut da bir kölenin yaşı bizimle şu an çok fazla bağdaşmıyor olsa bile onların felsefesi garip bir şekilde çok fazla bağdaşıyor bizim hayatlarımızla.
Peki bu nasıl oluyor? Bence bunun nedeni stoğacılığın bizim insan oluşumuza dokunması.
Teknoloji ilerleyebilir, zaman değişebilir ama insan olmak değişmez.
Değişmiyor. Binlerce yıl öncesinde ne isek, ne tür dertlerimiz varsa ve ne tip zayıflıklarımız varsa şimdi de oyuz.
Aynısıyız. Bu nedenle bugün anlatacağım şeylerin kadim bir felsefenin ürünü olduğuna inanmakta zorlanabilirsiniz.
Ama ister inanın ister inanmayın öyleler.
Ayrıca bugün bu filozofların söylediği ve verdiği tavsiyelerin gerçekten çok daha pratikleştirilmiş versiyonlarından da bahsedeceğim.
Bunu da belirtmek istiyorum. Şimdi size...
Bir hikaye anlatmak istiyorum.
Benim ilk stoğacı olmaya başlamamın hikayesini.
Bu olay yaşanırken ben stoğacı bir pratik yaptığımı farkında değildim.
Bunun altını çizmek istiyorum.
Bu olayı yaşadım, bitti.
Daha sonrasında stoğa felsefesiyle tanıştım ve dedim ki, aha!
Ben aslında bunu zamanında uygulamışım.
Bu hikayede 16 yaşımdan beri doktorların çekilmesi gerek dediği 20'lik dişimi 24 yaşımda çektirmeye cesaret edişimin başıma gelen dikiş, neşter ve bir adet 1.90 boyunda
bilgisiz diş doktoru ihtiva eden talihsiz olayların Aynı zamanda tüm bunların stoğacılık, zorlukların üstesinden gelebilmek ve belki de mutluluğu bulmakla alakasından bahsedeceğim.
Baştan uyarayım, hikaye biraz korkunç ama sonunda kendimce çıkardığım ders büyük.
Çok değil, yaklaşık bir sene önce yimlilik dişimi aldırmaya karar verdim.
Bu ameliyatla yapılacak bir işlem.
Bu kararı vermem tam 8 yıl sürdüğü için tüm ailemde bir şok etkisi yarattı.
16 yaşımdan beri gittiğim her doktor bu diş.
Alınmalı diyordu çünkü. Annem ve babam akıllarına geldikçe çektir şu dişi diye başımda dırdır ediyorlardı.
Ama ben inatla çektirmiyordum.
Neden mi? Sanırım bunun yanıtı oldukça basit.
Korkuyordum tabii ki de. Güç bela bu kararı aldıktan sonra sıra bir doktor bulmaya geldi.
Arayıp 20'lik diş ameliyatı ücretlerini sorduğum bütün doktorlar fahiş fiyatlar söylüyorlardı.
En sonunda akrabalarımdan birinin tavsiye ettiği ve aralarında en uygun fiyatı veren doktora gitmeye karar verdim.
Bu adam ben daha muayene etmesi için ağzımı açmadan dişimi çekebileceğini, film çektirmeme gerek olmadığını ve hemen şimdi işlemeye başlayabileceğini söyledi.
Hikayenin tam burasında size çıkarmamız gereken ilk 3 dersten bahsetmek istiyorum.
Birinci dersimiz şu. Ucuz fiyatlı ameliyat ameliyat değil insan doğrama olabilir.
Bakın kesin öyledir demiyorum ama büyük ihtimalle olabilir diyorum.
İkinci dersimiz 20'lik diş öncesinde film çekilmeden asla alınmaz arkadaşlar.
Çünkü dişin yakınlarında bir sinir varsa ve o sinir zarar görürse ağzınızda hissizlik oluşabilir ve daha kötü sonuçlara yol açabilir.
Aman dikkat. Üçüncü dersimiz ise kendine aşırı güvenli görünen ve zor bir işi hemen o anda yapabileceğini söyleyen insanlara pek fazla güvenilmemelidir.
Ama tabii ki de henüz bu hayat derslerinden hiçbirini almamış olan mahallenizin 24 yaşındaki saftelik kızı olarak sedeye uzandım, ağzımı açtım ve başıma gelecekleri beklemeye başladım.
Şimdi burada hikayenin bazı kısımlarını atlıyorum.
Çok fazla kan, tornevi damsı bir alet ve neşter içeriyor çünkü.
Seddeye uzanmamın üzerinden bir saat geçtikten sonra yaşananlarla devam etmek istiyorum.
Ağzımın içinde neler döndüğünü aldığım morfinden dolayı hissetmesem de doktorun alnında biriken terlerden ve sıkıntılı halinden bir şeylerin ters gittiğini anlayabiliyordum.
Adam kendi kendine tövbe estağfurullah falan çekiyordu ve neşterle sürekli ağzımda yeni kesikler açıyordu.
En sonunda bu bir 90'lık dev gibi adam kolunu çenemin altından dolayarak kafamı iyice kavradı ve bir kerpetenle 20'lik dişime bütün ağırlığıyla asıldı.
Artık bu dakikadan sonra morfinde pek etki etmemeye başladı.
Tüm çenemden yüzüme doğru yayılan keskin bir acıyı hissettim.
Ama kaçamıyordum çünkü doktor kafamı o kadar sıkı kavramıştı ki resmen böyle...
Olduğum yere mıhlanmıştım ve kafamı oynatamıyordum dahi.
Ben de en sonunda tamam dedim ya sanırım benim çenem koptu.
Annemler bana küçükten beri çok konuştuğum için sen düşük çenelesin derlerdi.
Heh dedim kendi kendime.
Şimdi çenem gerçekten düştü.
Sonunda insanlar beni düşük çeneli diye diye gerçekten düşük çeneli bir yapmış.
Olabilirler miydi? Bence olabilirlerdi.
Çünkü o muayenehaneden çıktıktan sonra çenemin yerinde olacağına pek fazla inanmıyordum.
Neyse alt çenemin artık koptuğuna emin olduğum o dakikalarda Doktor Kerpeten'i elinden mucizevi bir şekilde bıraktı.
Kolunu gevşetti ve ağzıma dikiş atmaya başladı.
Ama garip bir durum vardı.
Ortada çekilen herhangi bir diş yoktu.
Hatırlarsınız o sedeye uzanmamın temel nedeni dişimi çektirmekti.
Bu arada dişimi çektirmek diyorum ama o diş gömülü onu belirtmeyi unutmuştum.
Yani gönülde bir diş yok ameliyat dağılıyor o yüzden.
Tamamen damağın altında kalıyor.
Dikişlerden sonra ağzıma birkaç tane de pamuk sıkan doktor gidip koltuğuna oturdu ve bana bir reçete yazmaya başladı.
Kafası karışmış şaşkın ördek yavrusu ben hocam diş çekildi mi diye sorunca doktor pişkin pişkin ha yok senin diş bayığı dişte çıktı.
Ay sinir oldum şu an.
Sen şimdi git buna bir film çektir, ağzın iyilesin sonra gel dişini o zaman çekelim dedi.
Ya aldığım morfinler sanırım beynimi uyuşturmuş olsa gerek ki elime tutuşturulan bir reçeteyle ağzımın içi paramparça kuzu kuzu muayenehaneden çıktım.
Hiçbir şey demedim. Fakat dışarı çıktığımda beynime giden oksijenle aklım başıma geldi.
Bu doktor bana ne yapmıştı?
Yemilik dişim hala yerindeydi.
Ve ben çok fazla zarar görmüştüm.
Bu yaralar iyileşirken muhtemelen çok fazla acı çekecektim.
Ve 8 yılda uzandığım o sevdiğe bir daha ömür boyu uzanma cesaretini gösteremeyecektim.
Ne yapmalıydım? Gidip doktora bağırıp çağırsa mıydım?
Polise mi şikayet etseydim?
İşe yarar mıydı böyle bir şey?
Yoksa annemi babamı arayıp onlara mı söyleseydim?
Benim için bir şeyler yapmalarını mı isteseydim?
Evet hikayemizin dönüm noktasındayız.
Haksızlığa uğramış.
yanlış insanların eline düşmüş ve yaralanmış bir haldeyim.
Aslında bu hayatta da başımıza gelebilecek bir şeyin bence metaforu olabilir.
Hepimiz kötü insanlarla karşılaşabiliriz hayatta.
Yara alabiliriz ve zarar görebiliriz.
Ama bu noktada bir şeyi fark etmemiz gerektiğine inanıyorum.
Bunda bizim de payımız var.
Yani mesela ben ne yaptım?
Gidip özellikle ucuz bir doktor tercih ettim.
Neden? E pintilikten mi?
Yani sanki bilmiyor muyum daha iyi bir doktora gitmem gerektiğini, o kadar çok para konusunda pintilik yapmamam gerektiğini, saçma sapan şeylere harcadığım parayı sağlığıma da rahatlıkla harcayabilmem
gerektiğini biliyorum ama uygulamamayı tercih ettim.
Sonrasında başıma bunlar geldiğinde de ağlamak ya da söylenmek bir şey ifade edecek miydi?
Hayır. İşte burada aslında reaktif değil de proaktif bir insan olmayı tercih ettim ve hemen zihnimi çalıştırmaya başladım.
kendi kendime bunların hiçbirisi işe yaramayacak.
Senin şu an farklı bir çözüm bulman gerekiyor.
Yakınlarda bir doktor bulabilir misin?
İnternete gidip baktığımda çok eskiden küçükken gittiğim bir çene cerrahının muayenehanesinin buraya yakın olduğunu gördüm.
Bu adam aynı zamanda bir profesördü.
Hemen muayenehanesini aradım.
Dedim böyle böyle bir durum içerisindeyim.
Bana yardımcı olur musunuz?
Dediler ki hemen gelin.
Yaklaşık bir 10 dakika yürüme mesafesinde olan bu muayenehaneye gittim.
Doktor işte baktı ve dedi durum çok fena ağzının içi.
Ama film çektirmek zorundasın ne olursa olsun.
Öteki türlü bunu almaya cesaret edemem.
Gittim bir şekilde filmi çektirdim.
O ağzımda nasıl yaptım ben de bilmiyorum.
Ve filmi çektirdiğimizde gördük ki gerçekten de alınması gereken 20'lik dişin yanından bir sinir geçiyormuş.
Ve az kalsın o sinire biraz daha zorlasaymış diğer doktor zarar verecekmiş.
Bu da ağzımda belki de hiç geçmeyecek bir hissizliğe yol açacakmış.
Birazcık kılpayı kurtulmuşum yani felaketten.
Sonra dedi ki doktor hani şu an ağzında haladır morfinin etkisi var.
Bunu hemen alalım. Dikişlerini açalım.
Bir tane daha morfin vururuz.
Bugün bu iş hallolsun. Zaten her halükarda çok fazla acı çekeceksin iyileşirken.
Ve bir şekilde bu deneyimli profesör doktorun elleri altında 20'lik dişimi aldırdım.
Gerçekten de zor bir dişmiş bu arada.
Herhangi bir diş doktorunun çekmesi imkansız dedi.
Bir çene cerrahına gitmen gerekiyordu.
Sıradan bir 20'lik diş değil bu dedi.
Her neyse o gün dişim çekildi, bir şekilde sinirim zarar görmedi ve ben sonrasında bir haftalık uzun ve acılı bir iyileşme süresinden sonra kendimi toparladım.
Sonrasında fark ettim ki aslında hayatımın çoğu noktasında yapmadığım bir şeyi ben bu olayı yaşarken yapmıştım.
Tam felaketlerin orta yerindeyken etki edebileceğim alana odaklanmayı tercih etmiştim.
Yani geçmişi değiştiremeyeceğimin farkındaydım.
Olan olmuş, başıma gelen gelmişti ve o dakikadan sonra...
etki edebileceğim tek şey kendime yeni bir doktor bulmak ve bu duruma bir çözüm getirmeye çalışmaktı.
Eğer ben o saniyede böyle proaktif bir insan olmaya karar vermemiş olsaydım o 20'lik diş haladır ağzımda duruyor olurdu.
Ve bu da gerçekten sağlığım için iyi bir şey değildi arkadaşlar.
Onu da belirteyim. Bu olayda stoğacılığın aslında ilk maddelerinden birini kullanmış oldum.
Kontrol edebileceğim şeylere Odaklandım.
Epiktetos diyor ki mutluluk ve özgürlük kontrol edebileceğimiz şeylere odaklanmakla başlar.
Buna şey örneğini de verebiliriz bu arada.
Örneğin trafiktesiniz. Uçağa yetişmeniz gerekiyor.
Fakat trafiktesiniz ve trafiği aşamıyorsunuz.
Bu sizin elinize olan bir şey değil.
Uçağa geçecek.
Sizin o esnada öfkelenmeniz, bağırmanız, çağırmanız, sinir krizleri geçirmeniz bir şey ifade edecek mi?
Hayır etmeyecek. O halde sakin olmamız daha mantıklı.
En azından enerjimizi boşa harcamamış oluruz.
Stephen Covey'in çok ünlü olan Etkili İnsanların Yedi Alışkanlığı isimli kitabında da şöyle bir tanımı var.
Diyor ki etkili insanlar aynı zamanda proaktif insanlardır.
Yani burada proaktiften kastımız etki alanına odaklanan insanlar.
Bunu da bir daire şeklinde gösteriyor.
Dairenin dış kısmında ilgi alanlarımız var.
Orta kısmında ise etki alanlarımız var.
İlgi alanlarımız şunlar olabilir.
Başkalarının düşünceleri, başımıza gelen kötü olaylara hayıflanmak ya da ne bileyim bizim hakkımıza söylenenler, diğer insanların davranışları.
Etki alanımızda ise neler vardır?
Bizim bizzat etki edebileceğimiz şeyler.
Mesela eğer sınavdan düşük not aldıysak derse daha çok çalışmak.
Eğer işlerinde performansımız düştüyse bununla ilgili neler yapabileceğimizi araştırmak.
Eğer hastaysak bununla ilgili bir doktora gitmek ve aksiyon almak.
Diyor ki etkili insanlar...
etki alanlarına odaklanırlar ve onu büyütmeye çalışırlar.
Etkili olmayan insanlar ise ilgi alanlarına odaklanırlar.
Yani bir hastalık için üzülmeyi tercih ederler.
Üzülmek yerine doktora gitmeyi, ilaç almayı, bu konuyla ilgili bir aksiyona geçmeyi tercih etmezler.
İlgi alanımız ne kadar büyükse etki alanımız o kadar küçüktür.
Etki alanımız ne kadar büyükse ilgi alanımız da o kadar küçüktür.
Aslında burada seçim bize kalmış oluyor.
Mesela Bununla ilgili şey de düşünüyorum.
Ülkemizde şu an pek olaylar güzel yetmiyor.
Ekonomik kötü, sınırımızda savaş var falan filan.
Bununla ilgili çok fazla üzülebilir ve çok fazla söylenebilirim.
İnanın söyleniyorum da kendi kendime.
Ama günün sonunda eğer bunların kurbanı olmayı tercih edersem, eğer bunların beni yolumdan vazgeçirmesine izin verirsem...
Bunun sebebi ben olmuş olacağım.
Ama eğer dersem ki hayır ben ilerleyeceğim bir şekilde elimden gelene odaklanacağım.
Yani belki çok büyük şeyler yapmaya gücüm yetmiyor ama ufak bir şey yapabilirim.
Dersem işte o zaman bir etki alanı oluşturmaya başlıyorum.
Güçlenmeye başlıyorum.
Aslında bir şeyleri değiştirebileceğime inanmaya başlıyorum.
Ve bence muslu bir insan olmanın hayatının kontrolünü kendi eline almanın en önemli adımı da bu.
Bununla ilgili şöyle bir egzertiz yapmanızı tavsiye edeceğim.
Lütfen oturun bir kağıdı ikiye bölün ve bir tarafa etkileyebileceğiniz şeyleri diğer tarafı ise etkileyemeyeceğiniz şeyleri yazın.
Mesela ne olabilir bunlar?
Arkadaşlarınızın duygularını etkileyemezsiniz.
Sizinle ilgili düşüncelerini...
etkileyemezsiniz. Öğretmeninizin size olan davranışını etkileyemezsiniz.
Ama kendi davranışlarınızı değiştirmeyi etkileyebilirsiniz.
Daha iyi bir insan olmak üzerine çalışabilirsiniz.
Bu ve bunun gibi şeyleri not edip de eğer karşılaştırırsanız bence bundan fayda görme olasılığınız yüksek.
Ben şahsen bunu genellikle 2-3 günde bir yapmaya çalışıyorum.
Sabah sayfalarımı yazarken bu şekilde kendime sürekli hatırlatmış oluyorum.
Gücümün olduğu noktaları.
Ve enerjimi nereye harcamam gerektiğini de görmüş oluyorum.
İkinci maddemiz ise stoğacılarımıza tavsiye ettiği bir stoik meditasyon tekniği.
Marcus Aurelius sabahları güne başlarken kendine şöyle dermiş.
İşine burnunu sokan, nankör, saldırgan, hain, kıskanç ve asosyal insanlarla karşılaşacağım.
Bunlar dünyadalar, varlar ve ben bunlarla karşılaşacağım.
Ve ona göre davranacağım.
Bu insanlarla baş edebilirim.
Doğaya uygun davranarak erdemli bir insan olmayı tercih edebilirim.
Tüm bu insanların kötülüklerine rağmen.
Stoik meditasyon tekniğinde biz de Marcus Aurelius'un yaptığına benzer bir şey yapıyoruz.
Diyoruz ki kendi kendimize, bugün her türlü kötü şeyle karşılaşabilirim.
Başıma her türlü kötü şey gelebilir.
Ama ben bunların karşısında...
Ne yapmayı tercih edeceğim? Ben bunu biraz panik atak ve anksiyete tedavisinde kullanılan maruz bırakma tekniğine benzettim.
Orada da bizi panik atağa sürükleyen şeylere kendimizi maruz bırakıyoruz.
Dışarı çıkmaktan tek başımıza korkuyorsak tamam diyoruz ya ben bunu kendim maruz bırakacağım ve dışarı çıkacağım bir şekilde ve buna mecburum.
Diyelim ki sabah güne başladınız ve işe gideceksiniz.
İş yerinde mobbinge maruz kalıyorsunuz.
Bununla ilgili farklı aksiyonlar da alabilirsiniz ama diyelim ki o işe mecbursunuz ve bir şekilde gitmek zorundasınız.
Başka seçeneğiniz yok. Belki şöyle diyebilirsiniz.
Bugün çok kötü insanlarla karşılaşacağım.
Bugün bana böyle böyle davranacaklar ve ben bunlara hazırlıklıyım.
Şöyle şöyle davranarak, şunları yaparak bununla baş edebilirim.
Bu mental güce sahibim.
Epiktetos bununla ilgili şunu tavsiye ediyor.
Geceliğin çocuğunuzu öptüğünüzde onların sabaha ölü olabileceğini hatırlayın.
Yani bu şekilde ölüm geldiğinde...
Şaşırmazsınız. Bence bu çok ekstrem çocuğun öldüğünü düşünme olayı.
Ama bölümün başında söylemiştim ya stovacılar hiçbir şeye şaşırmamayı kendilerine düstur edinmişlerdir diye.
Yani bu şekilde başınıza ölüm geldiğinde ya da başka felaketler geldiğinde şaşırmamanız hedefleniyor.
Belki çocuğunuzun öldüğünü düşünmeyebilirsiniz.
Bu ekstrem şey yapmayabilirsiniz.
Ama diğer konularda bunu uygulayabilirsiniz.
Mesela ben bazen bölümü yayına sokmadan önce şey diyorum kendi kendime.
Bu bölümü yayınlayacaksın. Ama büyük ihtimal şöyle şöyle yorumlar gelecek.
Ve bunlar geldiğinde şaşırmayacaksın.
Çünkü geleceklerini biliyorsun.
Bunlar olağan şeyler.
Bence siz de bu yöntemi hayatınızdaki zorluklara şaşırmamak ve onlar geldiğinde hazırlıklı olmak için kullanabilirsiniz.
Üçüncü tekniğimiz ise gönüllü olarak konfor alanımızdan çıkmak.
Yani biliyorsunuz konfor alanımızda zaten bulunduğumuz müddetçe hiçbir şey başaramıyoruz.
Bu imkansız bir şey. Ama eğer ki...
Her gün gönüllü bir şekilde o konfor alanımızdan çıkarsak neler başarabiliriz neler bir bilseniz.
Seneca evi olan insanlara ayda bir defa dışarıdaki evsizler gibi yaşamalarını tavsiye edermiş.
Bu şekilde korktukları şey yaşamış olup aslında o kadar da korkunç bir şey olmadığını görebileceklerini söylermiş.
Aslında bu birazcık da tersini çevirme...
Tekniğine benziyor. Yani şöyle diyelim ki bir şeyden çok fazla korkuyorsunuz.
Bu evsiz kalmak olabilir, parasız kalmak olabilir ya da başka bir şey olabilir.
Mesela ben parasız kalmaktan çok korkuyorum arkadaşlar.
Yani size kendimle ilgili şunu söylemem gerek.
Ben hayatınızda tanıyıp da tanıyabileceğiniz...
En kaygılı insanlardan birisiyim.
Yani gerçekten çok kaygılıyım.
Her şeyden korkuyorum. Çok fazla kendi içimde beni sabote eden şeyler var.
Müthiş derecede kendisini sabote eden birisiyim aynı zamanda.
Fakat tüm bunlara rağmen hayatta başardığım şeyler var.
Yani yoluma devam edebiliyorum.
Yani böyle bir yayın yapıyorum. Düşünsenize.
Bu yayını bir sürü insan dinliyor.
Farklı farklı geri dönüşler alıyorum ve aslında her birinin kaygımı bir şekilde beslediğini biliyorum.
Ama tüm bunlara rağmen yoluma devam edebiliyorum.
Çünkü bu kullandığım teknikler, okuduklarım ve bana destek olan insanlar ve diğer pek çok şey sayesinde inanın ben bir şeyler yapabiliyorsam.
Siz kesinlikle yaparsınız.
Gönüllü olarak konfor alanından çıkmak ve korktuğun şeylerle yüzleşme tekniği müthiş bir şey.
Mesela parasız kalmaktan eğer korkuyorsanız bir süre parasız yaşamayı deneyin.
Ama gerçekten yani. Aç kalmayın bu arada.
Karnınızı doyurun. Bir şekilde hayatınıza devam edin.
Ama şöyle bir iki ay boyunca bakalım hiçbir şey almayın, çok fazla böyle dışarıya çıkmayın, bir şey harcamayın, çok düşük bir bütçeyle yaşayın ve göreceksiniz ki aslında o kadar da korktuğunuz gibi bir şey değilmiş.
Yani bunu para üzerinden verdiğim örneğine ama farklı bir şey de olabilir.
Aslında her şeyin üstesinden gelinebiliyormuş ve bir şekilde sonrasında...
Hayat yoluna girebiliyormuş.
Bunları göreceksiniz. Evsiz kalma olayını denemedim.
Çünkü bence bu korkutucu olabilir bizim ülkemizde.
Ama mesela parasızlığı denedim ya da farklı şeyleri de deneyebilirsiniz.
Mesela işte internet olmadan yaşayamayacağınızı düşünüyorsanız bir sürü internet hayatınızdan bir çıkarın.
Bir bakın bakalım nasıl oluyormuş.
Yapabiliyor musunuz? Günlük olarak da yani her gün bir pratik olarak konfor alanınızdan çıkmayı deneyimlemek de bence önemli.
Mesela bu soğuk bir duş olabilir.
Spor salonuna gitmek olabilir.
Ders çalışmayı artık Bırakmak istediğiniz o çok yorulduğunuz dakikada bir yarım saat daha çalışmak.
O konfor alanınızın dışına çıkmak olabilir.
Ya da hayır demekten korktuğunuz bir insana hayır demek olabilir.
Bu şekilde her gün gönüllü olarak konfor alanınızdan çıkmayı pratik ettiğinizde aslında ne kadar güçlü biri olduğunuzu da keşfediyorsunuz.
Mesela ben bunu şey olarak da yapıyorum.
Sabahları bir saat erken kalkmak.
Ya da ekstradan bir saat daha kitap okumak.
Ama böyle zor bir kitap okumak.
Keyif aldığım bir kitap değil.
Benim için geçerli bu durum.
Ya da beni geliştireceğimi bildiğim ama zor gelen bir şeyi her gün yapmak için kendimi itelemek.
Aynı aslında vücudumuzdaki kaslar gibi zor olan şeyleri yapabilme gücümüzde.
Ne kadar çok onu çalıştırırsak o kadar daha iyi oluyoruz.
O zor şeyleri yapmakta o kadar daha başarılı oluyoruz.
Stoğacıların bize öğrettiği mutluluk ve hayatımızın kontrolünü ele almakla ilgili dördüncü bir madde ise kendimize ve olaylara geniş bir perspektiften bakmak.
Hayatımızı yukarıdan izlemek.
Aslında hepimiz biliyoruz ki evren kocaman ve bizler küçücüğüz.
Ben bundan bir bölümde daha bahsetmiştim.
Yanılmıyorsam cesaretle yaşamak bölümünde.
Karl Sagan'ın soluk mavi nokta hikayesinden aslında dünyamızın ne kadar küçücük olduğunu, uzaydan soluk bir mavi nokta gibi göründüğünü ve daha da uzaya gittiğimizde aslında yok olduğunu, bizim
de o noktanın içerisindeki sadece zerrecikler olduğumuzu söylemiştim.
Daha doğrusu Karl Sagan böyle söylüyor.
Küçücüz. Marcus Aurelius bununla ilgili hatta şey diyor.
Öldükten sonra sahip olabilecekleri önü düşünüp de heyecanlanan insanlar...
onları hatırlayanların da bir gün öleceğini hep unuturlar.
Ne kadar öne, şöhrete ya da bir şeylere sahip olsak da ve öldükten sonra bu arkamızdan konuşulacak olsa dahi bir gün bunu konuşanlar da ölecekler.
Herkes ölecek. Yani bundan yüz bin yıl sonra hiçbir şeyimiz hatırlanmayacak.
Yok olacağız. Bu yüzden eğer bu tip şeylere takıntınız varsa yani Daha fazla bilinmek, daha fazla ünlü olmak ya da bazı şeyleri çok fazla üzülüyorsanız bunu hatırlayın.
Ya bir gün öleceksiniz. Üzüldüğünüz herkes ölecek.
Sizi üzen herkes ölecek.
Ve aslında gerçekten küçücüksünüz.
Bir zerresiniz. Bu demek değil ki hayatınızı ve yaşadıklarınızı küçümseyin.
Ama biraz daha farkına varın diye söylüyorum.
Bazen benim böyle aksiyetim çok fazla azlığında ve olaylarla baş edemeyecekmişim gibi hissetmeye başladığımda kendime bunu hatırlatıyorum.
Diyorum sakin ol. Bu da geçecek.
Baksana her şey gibi bu da geçecek.
Bir gün sen de geçeceksin ve öleceksin.
Var ya çok ünlü bir söz Memento Mori ölümü hatırla diye.
Ölümü hatırlamak, sonlu olduğumuzu hatırlamak.
Biz değil içinde yaşadığımız bu dünyanın ve bütün bu samanyolu galaksisinin güneş sisteminin de sonlu olduğunu hatırlamak bence bir noktada sakinleştirici bir etkiye sahip.
Bir gün güneşimiz de ölecek ve bizim güneşimiz öldüğünde ki bu milyonlarca yıl sonra olacak olsa dahi olacak.
Bu galaksi yok olacak.
Bunları düşünün ve dertlerinizin aslında o kadar da büyük olmadığını hatırlayın lütfen.
Son ve en sevdiğim madde ise günlük tutmak.
Biliyorsunuz ki Marcus Aurelius'un Kendime Düşünceler kitabı aslında bir günlüktür.
Biz onu okuyalım, bu kitap olarak basılsın diye yazmamıştır.
Seneca da aynı Marcus Aurelius gibi akşam yatmadan önce, herkes yattıktan sonra günün muhasebesini yapıp bir günlük tutarmış.
Yani yazı yazarmış.
Benim bütün bu pratiklerin arasında en düzenli olarak yaptığım şey aslında bu beşinci madde.
Günlük tutma işi yani.
Sabahları da tutarım, akşamları da tutarım.
Çok sık bahsettiğim sabah sayfaları vardır.
güne başlar başlamaz 3 sayfa yazmak.
Bazen bunu yapıyorum. Hatta çoğunlukla bunu yapıyorum.
Ama arada bir de daha farklı yöntemlerde izliyorum.
Yine takip ettiğim bir YouTuber diye inanılmıyorsam bir böyle soru listesi paylaşmıştı.
O listeden soruları yanıtlamaya çalışıyorum sabahları ve akşamları yatmadan önce ara ara.
Gerçekten kimden olduğunu hatırlamıyorum.
Eğer hatırlarsam aşağıya yazarım.
Ben de bu soruları pdf olarak sizlerle paylaşmak planındayım.
Umarım bunun için vaktim olur.
Eğer pdf olarak paylaştıysam açıklamalar kısmına link bırakmışımdır.
Orayı bir kontrol edin. Eğer yoksa hiç vaktim olmamıştır ve hazırlayamamışımdır.
Şimdiden bunun için üzgünüm.
Diyelim sabahleyin uyandınız ve 3 sayfa yazacak gibi bir vaktiniz yok.
Hemen kendinize pratik olarak şu soruları sorabilirsiniz.
Birincisi şu. Ne rüya gördüm?
Rüyalar gerçekten çok önemli.
Bundan yaratıcılık bölümüne de bahsetmiştim.
Bize bizim hakkımızda ben bir şeyler söylediğine inanıyorum ve aynı zamanda rüyaları yazmanın yaratıcılığı çok ama çok beslediğini düşünüyorum.
Ben bazen İster inanın ister inanmayın burada konuşacağım şeyleri rüyamda görüyorum.
Hani böyle şey gibi değilim tabii.
Rüyasında işte ünlü şarkısının notalarını gören şarkıcılar var.
Kendimi onlarla kıyaslamıyorum ama benim bu kendime ait küçük yaratıcı dünyamda büyük etkileri olan bir şey.
İkinci sorumuz ise bugün benim şükran duyduğum 3 şey nedir?
Dördüncü sorumuz bugün neyi yapmayı planlıyorum?
Ve kontrolüm altında olan, yaptığımda beni mutlu edecek olan...
şey nedir? Diğer sorumuz eğer daha farkındalıklı daha özgür ve daha cesur bir hayat yaşasaydım şu an ne yapıyor olurdum?
Bence bu soruyu asla atlamayın.
Son sorumuz ise bugün odaklanmam gereken en önemli tek şey nedir?
Arkadan gelen kuş sesi için bu arada üzgünüm arkadaşlar.
Sabahları bu soruları yanıtlayarak bence daha farkındalıklı ve daha Güzel bir güne başlayabilirsiniz.
Geceleri yatmadan önce de bence bir, ne diyorlar buna?
Günün yorumlamasını yapmak.
Günün nasıl geçirdiğini, muhasebesini yapmak çok önemli.
Akşamları da şunları yazabiliriz.
Hemen sorularımıza geçeyim. Bugün yaptığım en iyi 3 şey.
Ne yaptım en iyi?
Mesela ödevimi tamamladım, annemi aradım, kardeşim için yemek pişirdim gibi bir şeyler olabilir.
Bugün öğrendiğim tek bir şey.
Ne öğrendim? Çünkü biliyorsunuz her gün yeni bir şey öğrenmek.
Bence çok önemli. Yani neden o günü yaşadınız?
Diğeri ise bir şeylere direniyor muyum?
Yani bugün bir şeyleri yapmaya direndim mi?
Ve bu direndiğim şey nedir?
Neden direnç gösteriyorum?
Günümdeki en güzel an.
Bugünün o güzel anının kısa bir hikayesi nedir?
Bunu yazabilirsiniz. Ve son olarak da bilinçaltınıza uyumadan önce neyi yerleştirmek istiyorsunuz?
Yanılmıyorsam Carl Jung'un bununla ilgili bir sözü vardı.
Çok yanlış söylüyor olabilirim bu arada ama şu minimaldeydi.
Gece yatmadan önce eğer bir şeyleri bilinçaltınıza istek olarak bırakmıyorsanız aslında boşa uyuyorsunuz ya da mantıksız bir şey yapıyorsunuz gibi bir şeydi.
Yani olayın felsefesi şu arkadaşlar kısaca.
Gece yatmadan önce zihninize olmak istediğiniz, yapmak istediğiniz bir düşünce bırakın.
Mesela şöyle olabilir. Yarın daha farkındalıklı biri olmak istiyorum.
Yarın daha yaratıcı bir gün geçirmek istiyorum.
Ya da daha disiplinli birisi olmayı diliyorum.
Bazen sorularınızın yanıtlarını ya da olmak istediğiniz kişiye nasıl dönüşebileceğiniz yanıtlarını rüyanızda görebilirsiniz.
Çünkü biz insanlar çoğunlukla bilinç altından hareket eden varlıklarız.
Bilinç altımızın yönlendirmesiyle yaşıyoruz.
O yüzden uykunuzda kullanabileceğiniz bilinç altınızın gücüne bence güvenin.
Ve bir deneyin bakalım sizde işe yarayacak mı?
Evet bahsedeceklerim bugünlük bu kadar.
Benim stoğacılıktan öğrendiğim ve her gün pratik etmeye çalıştığım şeyler kısaca böyleydi.
Eğer daha fazla kitap okumak isterseniz stoğacılık üzerine, Seneca'nın ahlak mektuplarını, bölüm içerisinde sık sık tekrar ettiğim Marcus Aurelius'un kendime düşüncelerini ve Seneca'nın yaşamın kısalığı üzerine
bir de Bilgeliğin Sarsılmazlığı üzerine isimli kitaplarını çokça tavsiye ederim.
Eğer okursanız çok fazla şey öğrenebileceğinize ve daha sakin, daha mutlu bir hayat yaşayabileceğinize inanıyorum.
O halde ne diyeyim efendim? Sakinlikle kalın.
Kendinize iyi bakın.
Hoşçakalın. Bir
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
