
Sosyal Medyanın Ruh Sağlığımıza Etkileri ve Görünene Takılan Zihin
7 Aralık 2021 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm sosyal medya platformlarının hayatımızı etkileme gücü ve neden olduğu depresyon, anksiyete ve bağımlılık gibi problemler üzerine konuşuyoruz. Her zaman olduğu gibi bu bölüm de benim yaşadığım bir olay ve oradan edindiğim farkındalık üzerine doğdu. Bölüm boyunca okuduğum bazı araştırmaların sonuçlarından bahsederken biri kişisel olmak üzere iki hikaye anlatıyor olacağım. Sosyal medya kötü mü iyi mi? Kullanmaya devam edelim mi etmeyelim mi? Eğer yanıtları merak ediyorsanız kulaklıklarınızı takın ve dinlemeye başlayın.
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben konuşmayı çok seven ve yeni edindiği içgörülerini ve öğrendiği şeyleri sizinle paylaşmak için içi içine sığmayan sunucunuz Bilge.
Öncelikle bölüme başlamadan minik bir teşekkür konuşması yapacağım.
Spotify'ın yıl sonunda yaptığı bir şey var.
Spotify Rap diye.
O sene boyunca en çok dinlediğiniz şarkılar, podcastler, şarkıcılar, müzisyenler her neyse size onları gösteriyor.
Aynı şekilde bu sene Spotify bunu podcasterlar için de yapmış.
Yani podcast yayıncıları için.
Benim verilerime göre Spotify üzerinden bu sene 216 kişi podcast kategorisinde en çok Genel Sesler'i dinlemiş.
Bilmiyorum bu sayı bana gerçekten çok fazla geldi.
Onca podcastin içerisinden en çok Genel Sesler'i dinlemeyi tercih eden 216 kişi.
Sizi seviyorum ve teşekkür ediyorum.
En çok beni dinlemeseler de yine de dinleyen geri kalan herkes sizi de seviyorum.
Ama 216 kişi kadar değil.
Her neyse çok teşekkür ederim dinlediğiniz için.
Bu senenin sonuna yavaş yavaş yaklaşıyoruz ve bu yılın benim için en güzel hediyesi podcast yapmak, sizinle tanışmaktı.
Bunu eklemek istedim.
Tamam. Bu kadar duygusallık yeter.
Artık konumuza geçiyoruz.
Bugün sosyal medyanın ruh sağlığımıza etkileri ve görününe takılıp da arkasını görmeye reddeden, gerçekleri görmeye reddeden zihnimiz üzerine birazcık konuşacağız.
Aslında sosyal medya üzerine bir bölüm yapmak uzun bir süredir aklımdaydı.
Fakat ne zaman kendimi bu konu üzerine konuşacak modda hissedeceğimi bilmiyordum.
Genel olarak zaten podcast'ın bölümlerini hep moduma uygun bir şekilde yapıyorum.
Yani yapmak istediğim şeylerin bir listesi var.
Ama hangisi hakkında konuşmak istiyorsam ve ne zaman hazır hissediyorsam o zaman o konular hakkında.
Yeni bölümler çıkarıyorum.
Sosyal medya üzerine konuşma isteğim de geçen hafta İstanbul'a gittiğimde geldi.
Bir süredir görmediğim arkadaşlarımı gördüm İstanbul'da.
Onlarla vakit geçirdim, sosyalleştim.
O kadar uzun süredir evden ve yaşadığım şehirden dışarı çıkmıyordum ki bir yolculuk bana unuttuğum bazı şeyleri hatırlattı.
Özellikle sosyal medya kullanımı, görüntüye takılıp duran zihnimiz.
kendimizi ne kadar çok kandırdığımıza dair yeni içgörüler geliştirme fırsatım oldu.
Şimdi bir konuda anlaşalım.
Sosyal medyanın eğer biz izin verirsek hayatımızı mahvetme gibi bir potansiyeli var.
Zaten yapılan araştırmalarda sosyal medyanın depresyon, anksiyete ve bağımlılık gibi ruhsal sıkıntıları da tetiklediğini gösteriyor.
Bu bölümü hazırlamadan önce Instagram'da size bu konu hakkında düşündüklerinizi ve varsa sorularınızı Sormuştum.
Gelen yanıtların çoğunda bir şeyleri kaçırma duygusundan, yetersizlikten ve mutsuzluktan muzdarip olduğunuzu gördüm.
Aslında hepimiz öyleyiz. Ben de öyleyim yani.
Peki sosyal medyada gördüğümüz şeyler bizi böyle hissettirirken neden haladır boş vakitlerimizin çoğunu orada geçiriyoruz?
Bu soruyu kendime de soruyorum bu arada.
Her boş bulduğum vakitte ya da her bir şeyle zorlandığımda direkt telefonuma koşuyorum ve YouTube, Instagram, Twitter her neyse işte o sosyal medya mecralarından birisinin de kaybolmayı.
Çünkü sosyal medyaya bağımlılık yapıyor.
Evet yeni bir şey değil değil mi bu?
Başlamadan önce ufak bir belirteyim.
Bu bölümün amacı sosyal medya şöyle kötü böyle kötü rezalet falan gibi bir şey değil.
Ben de kullanıyorum. Podcast'inde bir Instagram hesabı var.
Bu bölümün amacı bizim alışkanlıklarımıza, kendimize farkında olmadan zarar verdiğimiz zamanları bir farkındalık seviyesine çıkartabilmek.
Biraz böyle karmaşık bir cümle kurdum ama.
Anlatacağım şimdi ne olduğunu.
Bölümü yaparken bir araştırma okudum ve orada şöyle sonuçlar listelenmişti.
Diyor ki ABD'de her 6 dakikada bir anlık mesajlara bakıyor insanlar.
Yani telefonumuza bakma süremiz, mesajlarımıza, bildirimlerimize de 6 dakika.
Maksimum 6 dakika uzak kalabiliyoruz.
3'te 1'inden fazlası bu insanların 3 dakikada bir bakıyor.
Yani 3 dakikada bir eli sürekli telefonuna gidiyor gelen bildirimler yüzünden.
Zaten böyle bir durumda odaklanmak diye bir şey söz konusu dahi olamaz herhangi bir şeye.
Yine aynı şekilde ABD'de ortalama bir genç günde 7 saatten fazla ekran başında geçiriyor.
Bu 2019 raporu yani Covid öncesine denk geliyor.
Bence sonrasında çok daha artmıştır.
Bu araştırmalar ABD'de yapılmış fakat Türkiye'de ben bunun çok da farklı olduğunu düşünmüyorum.
Yani 7 saat belki az bile.
Okuduğum araştırmada...
Gördüğüm paten şu oldu.
3 dakikada bir ya da en fazla 6 dakikada bir sürekli elimiz telefona gidiyor.
Günde 7 saatten fazlasını ekran başında geçiriyoruz.
Hatta bölümü hazırlarken Instagram'da istatistiklerime girdim.
Daha öncesinde hiç bakmıyordum.
Ve gördüm ki günde yaklaşık 2,5 saatimi falan Instagram'da harcıyormuşum.
Ya bu imkansız dedim. Olamaz nasıl böyle bir şey harcıyor olabilirim 2,5 saatimi?
Bana sorarsanız o kadar da çok girmiyorum.
özellikle dikkat etmeye çalışmama rağmen, kendimi uzak tutmaya çalışmama rağmen, aralarda küçük küçük işte yatmadan önce, sabah işte uyandığında birazcık, gün içerisinde, bulduğum boşluklarda falan bakarken iki buçuk saat
gibi bir zamanı neredeyse harcıyorum.
Instagram'da, sadece Instagram'da.
Uzun bir süre oturup bir saatimi, iki saatimi ona ayırmıyorum.
Kimse bu şekilde yapmıyor zaten.
O küçük anlarda, boşluklarımızda, sosyal medyayı kullanarak, farkında olmadan, Büyük bir zamanı oraya vermiş oluyoruz.
Bu çok ilginç. Çünkü malum hepimiz zamansızlıktan yakınıyoruz.
Ama sosyal medyada harcadığımız en azından benim harcadığım bir iki, iki buçuk saat gibi bir zaman dilimi var.
O zamanın içerisinde o kadar çok kitap okuyabilirim ve o kadar farklı işler yapabilirim ki.
Ama gelip bana sorsanız Bilge Hanım çoğu şey yetiştiremiyor.
Çoğu şey yetişemiyor.
Vakti yok falan filan.
Ben yine iki buçuk saat iyiymişim.
Biraz araştırdığımda ortalama insanların 4 saat kullandığı söyleniyor.
4 saat.
Dile kolay. Benim sosyal medyayla olan kişisel ilişkim çok yeni.
Doğruyu söylemek gerekirse.
Podcast yapmaya başladıktan sonra bir Instagram hesabı açtım podcast için.
Ondan öncesinde kişisel bir hesabım vardı ama çok yani kullanmıyordum.
Bundan daha önceden de bahsetmiştim galiba zaten.
İlk böyle podcast için içerik üretmeye başladığımda ve Instagram'ı kullanmaya başladığımda bir Instagram zehirlenmesi yaşadım.
Onu söyleyeyim. Bir böyle kaldıramadım yani oradaki haber akışı, sürekli gelen yeni bilgiler, şaşkına döndüm.
Tam da böyle Muğla'da yangın çıktığı zamana denk gelmişti ve sürekli haberler akıyor, resimler, haberler, resimler, haberler.
Bir yerden sonra gerçekten geceleri uyuyamaz, gündüzleri hiçbir şey yapamaz hale geldim.
Çok çok kötü etkilenmiştim.
O zaman arkadaşlarım alışık olmadığın için böylesin biz de etkileniyoruz ama senin kadar etkilenmiyoruz demişlerdi.
Fakat zaman geçti ben Instagram'ı kullanmaya devam ettim ve hala da ruhsal sağlığım üzerinde gerçekten çok kötü etkileri olduğunu düşünüyorum.
Öncelikle Instagram'a neden bağımlıyız ve neden kullanıyoruz diye sormuştum.
Bunun sebebi şu Instagram'da Instagram'ın bizde alışkanlık haline gelmesi için Özellikle çalışan bir ekibi var.
Biraz böyle komple teorisi gibi olmuş olabilir ama bir belgesel var The Social Dilemma diye.
İzlemenizi çok tavsiye ederim.
Orada Instagram'ın, Facebook'un, Google'ın eski çalışanları, Pinterest'in eski CEO'su gibi insanlar yani bu sosyal medya işinin tam göbeğinde.
çalışmış kişiler nasıl bu platformların bağımlılık yapıcı hale gelmesi için çalıştıklarını anlatıyorlar.
Orada Google'ın eski çalışanlarından bir tanesi diyor ki sizin de beyin kökünüzde hiç fark etmeyeceğiniz bir noktada hissettirmeden bir bağımlılık, bir alışkanlık yaratıyoruz.
Neyi görmek istediğinizi, Instagram'daki herhangi bir posta kaç saniye baktığınız dahi hesaplanıyor ve O hesaplardan sizi daha fazla orada tutmak için hangi bilgilerin
önünüze getirilmesi gerektiği öngörülüyor.
Şimdi bir Instagram'a girerseniz eğer, ana sayfanızı her yenilediğinizde yeni postların ve yeni hikayelerin çıktığını göreceksiniz.
Hiçbir şey eski kalmıyor. Bu şekilde sürekli yeni gelen postlar, hızlı iletişim kurma, beğeniler ve yorumlar ödül sistemimizi ateşliyorlar.
Alışkanlık biliminde çok basit bir denklem var aslında.
Bir davranışın alışkanlığa dönüşmesi için uyarı ve ödül döngüsünün içinde gidip gelmesi gerekiyor.
Yani önce bir uyarana ihtiyacımız var, sonrasında istek doğuyor, sonrasında o davranış...
davranışı gerçekleştiriyoruz ve davranışın sonunda eğer bir ödül alırsak ve bunu yeteri kadar tekrar edersek o davranış alışkanlığa dönüşmüş oluyor.
Şimdi bir düşünün. Sabah uyanıp ilk telefona uzanıyorsunuz.
Mesaj geliyor. Hemen bakıyorsunuz.
Otobüste, metroda hep Instagram, Twitter veya WhatsApp'ta dolaşıyorsunuz.
Günde 3-4 saati hiç anlamadan aslında sosyal medyada geçiriyorsunuz ve bunun tek sebebi yüksek düzeyde yenilikle ödüllendirilmeniz.
Buna aralıklı olumlu pekiştirme deniyormuş.
Ben de yeni öğrendim.
Yani aralıklar içerisinde her girdiğimde yeniden yeniden ve yeniden ödüllendiriliyorum.
Şunu çok iyi biliyor zihnim.
Ben telefonu elime aldığımda farklı bir şeylerle karşılaşacağım.
Yeni bir şeyle karşılaşacağım.
Ve bu karşı konulmaz oluyor.
Mesela geçen gün matematik çalışıyorum.
Bir soruda gerçekten çok bunaldım ve yoruldum.
Elim direkt telefona gitti. Ya da...
Diyelim podcast için yeni bir konu üzerine araştırma yapıyorum ve biraz sıkıldım okuduğum şeyden.
Elim direkt telefona gidiyor.
O sıkıldığım şeyin üzerinde kalma kapasitem o kadar azalmış ki.
Direkt bir ödül arıyorum, direkt bir yenilik arıyorum.
Ama gerçek hayatta ödüller bu kadar hızlı gelmiyor.
Başarı bir gecede gelmiyor.
Yaptığımız şeyin karşılığını bir anda alamıyoruz.
Instagram'ın aslında yaptığı bu şey ya da diğer sosyal medya platformlarının evrimimize uymayan bir şekilde bizi ödüllendirmesi.
Mesela keşfetimi sürekli yeniliyorum.
Her yenilediğimde yeni şeyler geliyor.
Çünkü sosyal medya tabiri caizse biz obez çocuklarını daha fazla patates kızartmasıyla şımartıyor.
Sanıyoruz ki mutlu olacağız ama günün sonunda nasıl obez biri için doğru seçim kızartma değilse biz de bizim için o seçimin sosyal medya olmadığını anlıyoruz.
Bu anlama genellikle hafif bir tiksinti, rahatsızlık ve kendinden soğuma hissiyle birlikte geliyor.
İşte bence o his bile aslında yanlış bir yolda olduğumuzu bize söylüyor.
Eminim size yabancı gelmiyordur.
Elinize telefon saatlerce girdiniz girdiniz girdiniz girdiniz ve morona dönüştünüz.
Çok mu kaba konuştum şu an?
Ama gerçekten ben kendimi şahsen moron gibi hissediyorum o kadar çok vaktimi orada harcayınca.
Çünkü hayatta yapabileceğimiz ve keşfedebileceğimiz...
Çok farklı şeyler var ama onun yerine sürekli ekranlarda başka insanların hayatlarına, başka insanların başarılarına takılıyoruz.
Onlara özeniyoruz. Bir şekilde içimizden onlar gibi olmak geliyor.
Bu da ayrı bir şey zaten. Şöyle düşünün.
Instagram'da gördüğümüz o fotoğraflar ya da hikayeler.
Yani bir hikaye kaç saniye?
En fazla 15-20 saniye.
Bir posttaki resim ise bir saniyelik bir çekim.
İnsanların hayatlarında yalnızca minik bir alana yani çok çok saniyelik olan şeylere şahit oluyoruz ve zannediyoruz ki bu insanların 24 saati hatta bütün ömürleri böyle
geçiyor. Ve onlar çok şanslılar.
Bu konuya birazdan daha geniş değineceğim.
Ama sosyal medyanın neden bizde böylesine güçlü bir alışkanlık ya da bağımlılığa dönüştüğünü anlamamız için bir iki şeyi daha belirtmek istiyorum.
Şunun farkında olmamız gerekiyor.
Bizler biyolojik olarak insanlarla iletişim kurma dürtüsüne sahibiz.
Yani bu tamamen bizim evrimimizle alakalı bir şey.
Hayatta kalmak için, üremek için, yaşam otosunda binmek için insanlarla iletişim kurmak ve sosyalleşmek istiyoruz.
Yani insan sosyal bir hayvandır.
Bunu bin kere artık duymuşsunuzdur.
Telefonu elime aldığımda ve herhangi bir sosyal medya mecrasını açtığımda orada bir insanla iletişime girme olasılığım %100.
Hemen geçebilirim. Ve bu da ödül sistemimizde dopamin salgılanmasına sebep oluyor.
Bu dopamin sayesinde daha çok istiyoruz orada olmayı.
Daha çok bu hissi tatmak istiyoruz.
Neden sizce sosyal medya platformları bu kadar çok onların içerisine vakit geçirmemizi istiyor?
Neden bizden bu kadar çok dikkatimizi talep ediyor, bizi manipüle ediyor?
Farkında olsak, eğer bize gelip desek ki, Facebook'tan ya da Twitter'dan bir görevli, Ahmet Bey, sizi manipüle edeceğiz.
Farkında olmadan sizi kendimize bağımlı yapacağız.
Sizin dikkatinizi dağıtacağız, parçalara böleceğiz ve hayatta başarılı olmanızı bayağı bir engelleyeceğiz.
Bize izin veriyor musunuz?
Ahmet Bey buna ne yanıt verir?
Tabii ki de hayır. Sadece Ahmet Bey değil.
Hepimiz buna ayrı yanıtı veririz.
Normalde bize sorulsa asla izin vermeyeceğimiz bir şeyi bu platformlar bize yapıyorlar.
Ve bizler hakkında milyarlarca veriye sahip olmalarını sağlıyoruz.
Bu platformlarla ilgili daha da can sıkıcı olan şey ise şu.
Yine bunu Social Dilemma belgeselinde söylüyorlardı.
Mesela Twitter'da yalan bir haberin yayılma hızı doğru olana göre 6 kat daha fazla.
Eğer yalan haber 6 kat daha hızlı yayılıyorsa ve insanların çoğu bildiklerini bu platformlardan öğreniyorlarsa dünyayı daha iyi bir yer yapmak için nasıl bir fırsatımız olacak?
Yani bunu düşündükçe gerçekten geriliyorum.
Bu platformların ne yaptığını bizim ruhsal sağlığımızla, dengemizle nasıl oynadıklarını fark edelim lütfen.
Ben şöyle bir karar aldım.
Hiçbir haberi ama hiçbir haberi Twitter'dan veya...
Instagram'dan falan öğrenmiyorum.
Görürsem de inanmıyorum. Like almak için, tıklanmak için milyonlarca şey yapıyorlar.
YouTube'da da aynı şekilde. Benim haber aldığım mecralar net.
Güvendiğim birkaç kaynak var.
Giriyorum, oradan bakıyorum ve başka hiçbir yerden bakmıyorum.
Özellikle bu haber olayına değinmek istedim.
Çünkü malum aksiyonu bitmeyen bir ülkeyiz.
Hiç derdimiz bitmiyor.
Sürekli farklı şeylerle karşılaşıyoruz.
Sürekli kötü haberler yağıyor.
Böylesine hareketli bir bölgede Ve problemli bir ülkede yaşarken sağlığımızı korumak için bence bunun farkında olmalıyız.
Lütfen siz de sosyal medyada gördüğünüz her şeye inanmayın.
Her şeyi doğru kabul etmeyin.
Aynı benim gibi yapmanızı tavsiye ediyorum.
Kendinize birkaç tane güvenilir yer bulun ve oradan devam edin.
Şimdi bayağı böyle kötülemiş gibi oldum.
Ama bunlar kötü yanları.
Çok da yeni bir şey söylemedim.
Ufak bir araştırmayla ya da bu konu hakkında konuşan diğer insanları dinlediğinizde de aynı benim söylediğim şeyleri söylediklerini bulabilirsiniz.
Fakat Bilge'cim sen neden o halde sosyal medyada içerik üretiyorsun diyorsanız ben de tabii ödüllendiriyorum.
Çünkü çok fazla insanla tanıştım sosyal medya üzerinden.
Bu podcast'ın dinleyicilerinin çoğuyla aslında Instagram üzerinden tanıştık, konuştuk ve haladır da ara ara konuşuyorum pek çoğunuzla.
Bu beni çok mutlu ediyor. Tabii ki de ödül sistemimi de tetikliyor ama burada yanlış bir ödül aldığımı düşünmüyorum.
Yaptığım şeyi dünyayı daha güzel bir yer haline getirmek.
Yaşadığım alanı daha iyi yapabilmek için yapıyorum.
Ne çok yapıyorum dedim ya.
Ve buna karşılık güzel insanlarla tanışmak çok iyi geliyor.
Ve aynı şekilde dediğim gibi...
Sosyal medyada o kadar çok yalan haber, yanlış bilgi ve gereksiz şey dönüyor ve insanların psikolojileri o kadar çok bozuluyor ki belki de bir tarafından da düzeltmek istiyorum bunu.
Birazcık büyük bir hedef ya da büyük bir söylem gibi gelebilir.
Böyle bir sorumluluk almıyorum tabii ki de hani insanların psikolojilerini düzelteceğim falan filan böyle bir sorumluluk kesinlikle almıyorum.
Ama Instagram'a girdiğimde ne görmek istiyorsam, ben karşıma ne çıkmasını istiyorsam aynen onu üretiyorum.
Dünyada var olmasını istediğim değişiklik oluyorum.
Tam anlamıyla. Bunu çok mükemmel bir şekilde yapıyor muyum bilmiyorum.
Elimden geldiğince en iyisini yapma çabası içerisindeyim.
Çünkü sonuçta bu platformları eğer kullanmasak hiçbir etkileri olmaz.
Onları bu hale getiren şey biziz yani insanlar.
O kadar çok insan kullanıyorsa...
Ve bunun farklı faydalarını da görebileceksek neden oradaki değişikliklerden birini de ben yapmayayım ya da siz yapmayasınız?
Bu açıdan sosyal medyayı kullanıyorum.
Fakat eksilerinin farkında olmak ve buna göre önlemler almak da benim için çok önemli.
Bu önlemlerin arasında bazı uygulamalar da var benim için.
Mesela çalışmaya başladığım zamanlarda Instagram'ı, YouTube'u ve WhatsApp'ı engelleyen bir uygulama indirdim telefonuma.
İsmi Off Time ve oradan...
Mesela 8 saatlik bir zaman dilimi ayarlıyorum gün içerisinde ya da 3 saatlik ya da 5 saatlik fark etmez.
O süre içerisinde beni hiçbir şekilde sosyal medyaya ya da belirlediğim sitelere sokmuyor.
Her ne kadar çabalasam da elim gitse de her tık adına bakıyorum olmuyor, her tık adına bakıyorum olmuyor bir yerden sonra bırakıyorum.
Bu şekilde üretkenliğimi ve dikkat yeteneğimi arttırmaya çabalıyorum.
Bölümün başında söylemiştim sorular sordum Instagram üzerinden diye sosyal medyanın sizin ruhsallığınız üzerindeki etkileri.
Ve genel olarak şöyle bir pattern gördüm gelen yanıtlarda.
Mutsuz hissediyorum.
Başkalarının gittiği yerleri görüyorum ve özeniyorum.
Çok yetersizlik hissediyorum.
Yeteri kadar başarılı, üretken ya da iyi hissetmiyorum gibi şeyler.
Fark ettiyseniz tüm bu söylemler aslında görünene takılan zihnimizin söylediği şeyler.
Bir resim görüyoruz, bir post okuyoruz, bir hikayeye bakıyoruz ve kendimizi bu duyguların içerisinde buluyoruz.
Şöyle bir durum var. Sosyal medyada zaten güzel şeyler görmek istiyoruz hepimiz öyle değil mi?
Yani kimse kötü bir profile girip bakmak istemiyor.
Önce neyi istediğimizin?
Ve ne orada olduğumuzu bir fark edelim.
Kötü bir profil hiç hiçbir zaman sosyal medyada büyüyemez ya da çok nadirdir.
Bu nedenle insanlar her zaman en güzel anlarını ve en güzel şeyleri orada paylaşıyorlar.
Ben genellikle bilgi içerikli postlar paylaşıyorum.
İşte bölümlerde bahsettiğim şeyler ya da ekstradan ilgimi çeken şeyleri, kitap notlarını ve zaten böyle milyonlarca bir takipçisi olan hesabım da yok.
Buna bağlı olarak bununla ilgilenen...
Sınırlı bir sayıda insan var orada.
Milyonlarca takipçisi olan ya da yüz binlerce takipçisi olan insanlar zaten güzel hayatlarını paylaştıkları için takip ediliyorlar.
Onların hayatları bize benzese ve kötü olsa, aynı bizim gibi hayatlar yaşıyor olsalar takip edileceklerini hiç zannetmiyorum.
O kadar insanın onları bu kadar sıkı...
Takip ediyor olmasının sebebi zaten bu.
Güzel anlar ve güzel fotoğraflar paylaşıyor olmaları ve kendilerini güzel pazarlıyor olmaları.
Bu gerçekten de görünen bir şey.
Dediğim gibi yani birkaç saniyelik hikaye ya da bir anlık fotoğraflara bakarak yargılara varıyoruz.
Benim bu konuyla ilgili anlatmak istediğim iki hikaye var.
Bir tanesi benimle ilgili. Bir tanesi ise takip ettiğim bir influencerla ilgili.
Bu Amerikalı bir influencer.
Çok da severek takip ediyorum kendisini.
Çok tatlı bir kız. Podcast da yapıyor.
Bir gün podcastinde...
Instagram'dan bahsediyordu aynı bu şekilde görünenen takılan zihnimizden.
Onun Instagram hesabı 14 milyon yanılmıyorsam.
Tatile gitmiş arkadaşlarıyla tatilde çok güzel listeler çekmişler ve Instagram'a koymuşlar.
Göründüğünde işte deniz var, çok lüks bir ev var, gencecik güzel arkadaşlar, eğlence, milyonlarca takipçi para hepsi var.
Kızın yaşı da bu arada yani ya 19 ya 20 çok küçük de bir yaşta.
İnsan şeyi düşünebilir böyle bir resim gördüğünde.
Ya inanamıyorum hani bu hayatı ben boşuna yaşıyorum galiba.
Kız 20 yaşında ve yaşadığı hayata bak.
Ve hepsini de kendi parasıyla yapıyor.
Aile parası da değil bakıldığında.
Fakat diyor ki o resmin arkasında aslında oldukça büyük rahatsızlıklar gizliydi.
Sizin gördüğünüzden çok alakasız bir durum içerisindeydik.
Eve çok harika bir yerde tatil yapıyorduk.
Çok güzel bir evdeydik.
Fakat diyor bilmediğim bir yerde olduğum için ve eve alışamadığım için kabuz oldum.
Evet. Bunu bekliyormuyordunuz bilmiyorum ama gerçekten de tatilde geçirdi.
3-4 gün boyunca şiddetli karın ağrısı yaşadığını, kabız olduğunu ve çok rahatsız hissettiğini, fotoğraftakiler gibi eğlenemediğini, eve gitmek için gün saydığını söylüyor.
Yani şeyi düşünmezsiniz orasına baktığınızda ya bu kız da kabız olmuştur falan.
Öyle bir şey asla düşünmezsiniz.
Ama gerçek hayatta çok farklı şeyler olabiliyor.
Burada görünene takılan zihin diyor ki Bu hayata bak mükemmel ama arka plandaki hayatta kızcağız baya zorlu dakikalar geçiriyor.
Tuvalete gidemiyor, artık evine dönmek istiyor, tatilden zevk alamıyor.
Çünkü vücudumuzda yanlış giden bir şey varsa çevresel şartlarımız ne kadar iyi olursa olsun mutlu ve rahat hissedemeyiz.
Bu imkansız. Midem bulanırken gerekirse dünyanın en iyi tatil merkezinde olayım.
Yine de eğlenemem.
Bu hikayesini ondan dinlediğimde...
ufak bir aydınlanma yaşamıştım.
Yani Instagram'da görüp de özendiğimiz o şeyler genellikle özenle hazırlanmış, oraya konmak için planlanmış, çabalanmış bir nevi aslında sahte şeyler.
Kimse hastalıklarından, rahatsızlıklarından falan bahsetmiyor.
Ben şimdi de kendi hikayemi anlatmak istiyorum size.
Yine bu Instagram'la ilgili olacak.
Bölümün başında anlattığım gibi İstanbul'a gittiğimde çok yakın bir arkadaşımın evinde kaldım ve Evi çok güzel.
Gerçekten çok güzel bir evi var.
Buradan kastım evinin böyle lüks olması falan değil.
Kendisinin çok yetenekli bir insan olması ve evini güzelleştiriyor olması.
Evin her tarafından çiçekler fışkırıyor.
Öyle böyle değil. Her yerinden.
Bu arada beni dinlediğini biliyorum. Sevgili arkadaşım.
Çok yetenekli birisi.
Çok çok yetenekli. O kadar çok çiçeği öyle güzel bakım vermek.
Evin her tarafını onlarla sarmak benim için imkansız.
Bana hediye gelen bir çiçek var arkadaşlarımdan.
Ona bile bakamıyorum. Böyle bakması da kolay bir şey.
Orkide tarzı bir çiçek değil.
Onun bile şu an mesela dallarından birisinin çürüdüğünü görüyorum.
Bu kadar yeteneksizim.
Gerçekte benim kendi evim.
Benim şu an bulunduğum odada mesela.
Dekorasyon diye bir şey yok.
Her taraf kitap dolu. Yani masamın üstü, raflarım, arka taraf.
Yatağımın altında bile kitaplar var.
Burasının birazcık böyle şey olduğunu tahmin edebilirsiniz.
Mimari açıdan iyi olmadığını pek de böyle Instagram'da da bir yer olmadığı sonucuna varabilirsiniz.
Her neyse neden bunları anlatıyorum.
Çünkü biz bir Reels çektik onun evinde.
Fikir de onlardan geldi dediler ki yani Instagram'ı kullanıyorsun güzel bir Reels çekelim birlikte dediler.
Ben tamam dedim ve gerçekten de uğraştık elimizden geldiğince.
Güzel bir Reels çektik.
Böyle onun çiçekleri güzel evinde.
Sonrasında da paylaştım bunu.
Hatta hüge olarak paylaştım.
Bu arada yalan değildi. Gerçekten de biz orada o gün kahvemizi yaptık.
Mumlarımızı yaktık. Gayet mutlu bir ortam oluşturduk.
Sadece orada arkadaşım beni kısa bir filme almış oldu.
Ondan sonrasında biz yine kendi hügemizi aslında yaptık.
Fakat gelen yorumlardan gördüğüm kadarıyla insanlar elbette ki orayı benim evim zannettiler.
Hatta sevgili Ayşenur şöyle bir şey yazmış.
Bu arada Ayşenur seni tanıyorum. Sürekli yorumlar yazıyorsun.
Beni dinliyorsun her zaman.
Teşekkür ederim. Bu arada şunu ekleyeyim.
Bana yazan çoğu insanı tanıyorum.
Çok sık sık ya da uzun dönüşler yapamasam da mesajlarınıza her zaman.
Vakit buldukça profillerinize giriyorum.
İsimlerinizi öğrenmeye çalışıyorum.
Tamamen benimle alakalı bir durum bu tabii ki de.
Tamamen benim kendi isteğimden kaynaklanıyor.
Sizi tanımak istiyorum. Nelerden hoşlandınız, neler yaptığınızı merak ediyorum.
Ayşenur da demiş ki hayatımda gördüğüm en güzel Çin parası bitkisi olabilir.
Bu yorumu gördüğümde verdiğim tepki şu oldu.
Çin parası bitkisi ne?
Bilmiyorum için parası bitkisinin hangisi olduğunu.
O kadar çok bitki vardı ki real'ın içerisinde.
Bu hikayeyi neden anlatıyorum?
Sosyal medyada gördüğümüz çoğu şey gerçekten de gerçek değil.
Çünkü sosyal medya bunun için tasarlanmış bir yer değil.
Ve bizler de gerçekleri görmek istemiyoruz.
İnanın şu an bulunduğum odadan bir real çeksem aslında çekmek aklımda var.
Arkadaşımın evinde çektiğim...
Ki kadar estetik olmayacak ve beyin toplamayacaktır.
Çünkü sosyal medyada özellikle Instagram üzerinden şu an konuşuyorum.
Görselliğe önem veriyoruz.
Görsel bir şeyler görmek, bir duyuma ulaşmak istiyoruz.
İnsanlar ve takip ettiğimiz kişiler de bize bunu verdiğinde psikolojik olarak bunalıma giriyoruz.
Aslında her şeyi kendi kendimize yapıyoruz farkındaysanız.
Bu kadar konuştuğumun sonucunda varmak istediğim şey şu.
Gördüğümüz çoğu şey gerçekleri yansıtmıyor.
Ben de şu an orada içerik üreticiliği yaptığım için söylüyorum.
Özenle hazırladığım, gerçekten emek verdiğim şeyleri paylaşıyorum.
O yılda da çok böyle sevdiğim hüge konseptini tarif eden bir görsel anlatı sunmak istedim aslında sorarsanız.
Bunun için de arkadaşım nevi çok müsaitti.
Fakat izleyenlerin...
Hepsi büyük ihtimalle orayı benim evimin o çiçekleri de benim çiçeklerim zannetti.
Ve benim buradan çok güzel çiçekler bakan ve çok da güzel bir evi olan insan olduğum sonucuna varılabilir.
Fakat öyle değil. Çiçeklere hiç bakamıyorum.
Umarım bir gün bakarım. Umarım bir gün o kadar yetenekli ben de olurum.
Buna vakit ayırabilirim.
Lütfen ama lütfen ruhsal sağlığınızı ve kendinizi seviyorsanız gördüğünüz her şeye inanmayın ve kanmayın.
Buradan şunu söylemiyorum.
O hayatlar çok kötü.
İşte zenginlik o kadar da iyi bir şey değil.
Hayır büyük ihtimalle gördüğümüz insanların hayatları güzel.
İyi hayatlar yaşıyorlar.
Ama o insanlar da aynı bizim gibiler.
İnsanlar yani. Bir sürü insani şey yaşıyorlar, ne bileyim kabız oluyorlar, utanç verici olaylar başlarına geliyor, yalan söylüyorlar, beyinleri hedonik adaptasyona maruz kalıyor ve ellerindeki şeylere
günün sonunda belki de alışıyorlar.
Mesela ben Instagram hesabını ilk açtığımda ve ilk 100 takipçim olduğunda sevinçten havalara uçmuştum.
Hatta arkadaşıma 88 takipçim oldu çok mutluyum falan yazmışım.
Şu an Instagram hesabım 11.000'i geçti.
Fakat geçenlerde kendimi çok başarısız hissettiğim için ağladım.
Sizin o çok mutlu olduğunu zannettiğiniz insanlar da büyük ihtimal aynı böyle hedonik adaptasyona maruz kalıyorlar ve zamanla ellerindeki şeyler onlar için de sıradanlaşmaya başlıyor.
Sizin için videolar çekmeleri, yıllar yapmaları, fotoğraflar, hikayeler yüklemeleri ve güzel bir hayattan kareler sunmaları onların mutlu olduğu anlamına gelmiyor.
Bize verdiği en büyük zararlardan biri kendimizi bize başarısız hissettirmek, mutsuz hissettirmek, yetersiz hissettirmek, kendimizde yaşıt hatta bizden daha da küçük insanları görüp boşuna mı yaşıyorum moduna
bizi sokmak ki inanın ben bu moda çok fazla giriyorum.
Ama günün sonunda hepimizin çalışma sebebi ve hayal kurma bir şeyleri başarmayı isteme sebebine mutluluğa ulaşmak.
Ve mutluluk bunlarla alakalı değil.
Asıl bu konuya gelmek istiyordum bölümün başından beri.
Elimizdeki şeylere her zaman alışıyoruz.
Ben 100 takipçiye sevinirken bakın şimdi kendimi başarısız hissediyorum.
11 bin takipçiye geçtiği halde hesap.
Ya da onlar da aynı şekilde zamanda 100 bin takipçiye sevinirken şu an 3 milyon takipçileri belki az geliyor ve kendilerini başkalarıyla kıyaslıyorlar.
Ya da sahip takipçi de demeyeyim burada.
Sahip oldukları hayat, evler, gezmek zamanla hepsine alışılıyor.
Ve bu gerçekten de psikolojide olan bir şey.
Hedonik adaptasyon deniyor.
Zamanla elimizdeki şeyler sıradanlaşmaya başlıyor.
Bizim için özelliklerini yitiriyor.
Bunun da başa çıkmanın en güzel yöntemi ise benim pozitif psikolojiden öğrendiğim bazı egzersizleri yapmak.
Mesela şükretmek. Bununla ilgili bir posta hazırlamıştım zaten Instagram'da.
Elimizdeki küçük şeylerin farkındalığına varmak, mutlu olmak için en önemli şey bence.
Mesela şu an büyük ihtimal beni bir telefondan ya da bilgisayardan dinliyorsunuz.
Ve büyük ihtimal kulaklıklarınız takılı.
Elinizde bir teknolojik alet var.
Belki en iyi ya da en son modeli değil.
Ama bu bile bir şükür sebebi olabilir.
Bakın birbirimizi bulduk bu sayede.
Buna şükredebiliriz.
Mesela ben şu an bir mikrofona konuşuyorum ve böyle güzel mikrofona sahip olabildiğim için ve bu şekilde kayıtlar almama yardımcı olduğu için buna şükrediyorum.
Bunu bu arada bu kaydı yaparken fark ettim.
Daha öncesinde oturup da hiç mikrofonuma şükretmemiştim ama güzel bir farkındalık oldu.
Şükretmek, belki birazcık egzersiz yapmak, Ya da meditasyon yapmak yani genel olarak tavsiye edilen bu şeyler.
Eğer düzenli bir pratiği oturtulursa çok faydalı olacak bize.
Burada başarılı olma hissinizden ya da hedeflerinizden vazgeçin demiyorum.
Zaten hedefler bir insanın mutluluğu içinde çok önemli.
Bir şeyleri başarma hissine kavuşmak bir insanın mutluluğu için çok önemli.
Fakat şükrederek elinizdekilerin kıymetini bilerek daha fazlasını istemeye devam edin.
Ve daha fazlası için çalışmaya devam edin.
Ben en azından öyle yapıyorum.
Ve sosyal medyaya her girdiğinizde.
Lütfen okuduğunuz haberlerin büyük ihtimalle çoğunun yalan olduğunu, gördüğünüz resimlerin, fotoğrafların ve realların gerçeği yansıtmadığını, sadece özenle hazırlanmış, çekilmiş saniyeler
olduklarını, insanların insan olduğunu ve her insanın hayatında farklı karmaşaların, farklı sıkıntıların olduğunu hatırlayın.
Lütfen bu platformları daha güzel bir yer haline getirmek.
Psikolojimizi daha az bozan ve bize daha çok fayda sağlayan alanlar haline getirmek de bizim elimizde.
Siz de bunun bir parçası olabilirsiniz.
Siz de orada güzel içerikler üretebilir, güzel paylaşımlarda bulunabilirsiniz.
Özenle seçiyorum her zaman takip ettiğim hesapları ve o hesaplardan çok fazla şey öğreniyorum, çok fazla motivasyon elde ediyorum.
Benim hayatıma olumlu katkıları oluyor.
Siz de bu şekilde başka insanların hayatına olumlu katkılarda bulunabilir ya da kendi hayatınıza.
pozitif etki etmesi için güzel hesapları takip etmeyi tercih edebilirsiniz.
Hepsi sizin elinizde.
Bu bölümü artık kapatıyorum.
Sosyal medyayı lütfen dikkatli kullanın.
Gerekirse engelleyici aplikasyonlar indirin.
Gün içerisinde dikkatinizi dağıtmasına izin vermeyin.
Güzel hesapları takip edin.
Genel Sesler Podcast'inde hesabını takip edin.
Ben de görmek istediğim içerikleri orada üretiyorum.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Şükretmeyi unutmayın.
Hatta hemen şimdi bu bölümü ben bitirdiğim an şöyle bir oturun düşünün.
Aklınıza gelen üç tane minik şeye şükredin ve hayata öyle devam edin.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Gelecek bölümlerde görüşmek üzere.
Hoşçakalın. Fikrinizden
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
