
Sosyal Medya İlişkilerimizi Nasıl Mahvediyor?
21 Şubat 2025 · 19 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Podcastin bu bölümünde sosyal medyanın kendimizle ve başkalarıyla olan ilişkilerimizi nasıl etkilediğini konuşuyoruz. Yüzeyselliğin ve geçiciliğin gittikçe hakim olmaya başladığı böylesi bir dönemde anlamlı ilişkiler nasıl kurulur sorusuna yanıt arıyoruz. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Podcast Danışmalığı İçin: genelsesler@gmail.com'a mail atabilirsiniz.
Kitap Kulübüne Katılmak İçin: https://www.shopier.com/32954138
Mindfulness Koçluğu Almak İçin: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSegX75qHK3opuavI7kO8fsvVIaZjB6jxgiBkjTxhIdM8qu_QA/viewform?usp=header
İlham Postası bültenine ücretsiz kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
Transkript
Genel Sesler podcastinden herkese merhaba.
Ben Bilge. Nasılsınız?
Umarım hepiniz çok çok iyisinizdir.
Artık beni bilen biliyor. Bu dilekte bulunmadan yeni bölüme başlayamıyorum.
Bugün sosyal medya çağında anlamlı ilişkiler kurmak üzerine konuşacağız.
Çünkü çok net bir şekilde fark ettiğim bir şey var ki bağ kurma yeteneğimizi bir ötekiyle empati kurma ve birbirimizle olan ilişkilerimizdeki anlam bulma yeteneğimizi kaybediyoruz.
Bunu önce kendi kişisel yaşantımda deneyimleyip gördüm.
Sonrasında ise birlikte çalıştığım insanlarda ve arkadaşlarımla yaptığım konuşmalarda iyice fark ettim.
Gittikçe bağımızı kaybediyoruz.
Gittikçe yalnız...
Bakılığında her zamankinden çok daha bağlantılıyız birbirimizle.
Mesela benim şu an Instagram'da 50 bin tane takipçim var.
Ama acaba kaç tane arkadaşım var gerçekten?
Veyahut da gerçekten bağ kurduğumuz, sevdiğimiz ve sevildiğimizi hissettiğimiz anlamlı ilişkilere sahip miyiz?
Bu tam anlamıyla aslında günümüzün paradoksu olmuş bir halde.
Bağlantılı... Ama aslında bağlantısız olmak.
Bu bölümde elimden geldiğince bu çağın bizde yarattığı hasarları tamir etmek için küçük küçük tiyolar vermeye çalışırken bir yandan da çok değer ve kıymet verdiğim bağ kurma yeteneği üzerine konuşacağım.
Bundan öncesinde bununla alakalı birkaç bölüm daha yaptım.
Kalabalıklar içinde yalnız hissetmekten tutun da sevme sanatına kadar konuştum.
Çünkü her zaman altını çizdiğim gibi benim için İlişkiler dünyadaki en önemli şeylerden bir tanesi.
Bunun sebebi ise insan olmam.
Hepimiz insan olarak var olabilmek, hayatta kalabilmek için bir başkasıyla ilişkilenmeye, bağ kurmaya ihtiyaç duyuyoruz.
Bakıldığında bugüne kadar evrimleşip de gelmemizi sağlayan atalarımız bir diğeriyle bağ kurabilen Ve o şekilde grup halinde hayatta kalabilenler de.
Bu bizim genlerimizde var.
En temel ihtiyaçlarımızdan bir tanesi.
Aynı zamanda hayata en büyük anlamı katan şeylerden de bir tanesi.
Hani çok klişe bir şey vardır ya.
Ne kadar başarılı olursan ol.
Eğer bunu paylaşacak bir arkadaşın, bir dostun, bir sevdiğin yoksa o başarının anlamı yoktur diye.
Gerçekten de öyle olduğuna inanıyorum ben de.
Bu bölümün başlığında özellikle sosyal medyayı kullanmam.
Aslında çağımızda ilişkilerin şeklini en çok değiştiren şeylerden birinin o olması.
Çünkü artık bir hız ve yüzeysellik kültüründe yaşıyoruz.
Her şeyi sürekli olarak tüketiyoruz, durmadan trendler değişiyor, sürekli telefonlar elimizde ve saatlerce o telefonda vakit harcıyoruz.
Ben de Instagram'da içerik ürettiğim için ve sosyal medya üzerinden işler yaptığım için işimin gereği olarak sık sık sosyal medyayı elbette ki kullanıyorum.
Ve kullanım sürelerim beni bazen şoka uğratıyor.
Peki bu hız ve yüzeysellik bizim ilişkilerimizi ne anlamda etkiliyor?
Artık bir insanla ilişki kurarken onu dinlemek, onu tanımak, onunla ilgili belki fedakarlıklar yapmak, onu anlamaya çalışmak gibi zaman ve emek isteyen şeyleri yapmak istemiyoruz.
Çünkü beynimiz anlık hazır.
arıyor. Dopamin arıyor. Stephen Bartlett diye bir adamın The Diary of CEO isimli bir podcastı var.
Çok severek dinliyorum. Hatta size de öneririm.
Orada bir bölümde bir psikiyatriste konu kalmıştı ve o psikiyatrist şöyle bir şeyden bahsetmişti.
Eğer uzun ilişkiler kuramıyorsanız büyük ihtimalle dopamin seviyeleriniz çok yüksek.
Birazcık telefonu kenara bırakın.
Daha uzun süren işler yapmaya çalışın.
Yani işte kitap okuyun, belki evi temizleyin, uzun yürüyüşler yapın.
Telefonunuz olmadan tabii ki de.
Ve biraz dopamin detoksuna girin.
Çünkü sürekli bu pompalanan haz ve anlık bir şeyleri alma ve elde etme dürtüsü bizim uzun ilişkiler kurmamızı da engelliyor.
Bunu ister romantik anlamda düşünebilirsiniz, isterseniz de arkadaşsal veya ailevi anlamda düşünebilirsiniz.
Ve bir diğer olarak da kimlik algımızı da bozuyor sosyal medya.
Yani başkalarıyla olan bağımızı bozduğu gibi kendimizle olan bağımızı da bozuyor.
Kendilik algımızı dışsallaştırıp...
sürekli olarak bir karşılaştırma tuzağına düşürüyor.
Sosyal medya sayesinde kendimizi görme biçimimiz de değişti.
Yani kendimize sürekli dışarıdan bakıyoruz ve sosyal medyada trend olan şeyleri giymeye çalışarak veya oradaki influencerlar gibi davranmaya çalışarak kendimizi daha iyi, daha güzel, daha zengin,
daha mutlu hissetmeye çalışıyoruz.
Ama çok acı bir gerçek var ki...
Biliyorum bunu hepiniz bilinç noktasında belki biliyorsunuz ama bilinç altında da iyice hissetmeniz için altını çizerek söylemek istiyorum.
O gördüğünüz influencerların giydiği kıyafetleri giydiğinizde veyahut da onlar gibi davrandığınızda, saçınızı onlar gibi yaptığınızda mutlu olmayacaksınız.
Ve onlar gibi bir hayatınız da olmayacak.
Onların hayatı çok güzel diye demiyorum bunu.
Ben kimsenin hayatının çok harika ve güzel olduğunu aslında inanmıyorum.
Hayatta sadece bu hayatla baş etmeyi ve yaşamayı bilenler bir de bilmeyenler var benim gözümde.
Fakat siz sizsiniz.
Sizin hayatınız da size ait.
Ve ben sosyal medyanın...
kişinin otantik benliğini öldürdüğünü düşünüyorum.
Ona buna benzemeye çalışırken, genel akımlara uymaya çalışırken kendimizi kaybediyoruz.
Neden? Hani böyle bazı insanlar vardır, hiç karşılaştınız mı bilmiyorum.
Bir ortama girdiklerinde onların aurası ve enerjileri hemen dikkatinizi çeker.
Özgüvenlidirler ama böyle özgüvenli olmaya çabaladıkları için değil.
Gerçekten kendi olarak var olabildikleri için ve kendilerinden İçlerinde yaşadıkları o deriden, o bedenden mutlu oldukları için böyledirler.
Bu insanlar çok güzel olmayabilirler, çok akıllı, çok kültürlü olmayabilirler.
Ama kendileridir.
Otantik bir benliğe sahiplerdir.
O aurayı, o enerjiyi onlardan alırsınız.
İşte ben böyle insanların artık iyice yok olmaya başladığını düşünüyorum.
Sokağa çıktığımda da veya bir yere gittiğimde de İnsanların hep aynı şeyleri giydiğini, aynı şekilde davrandığını ve aynı şeyleri kullandıklarını görüyorum.
Yanlış anlaşılmasın, popüler kültürün bazı noktalarından ben de hoşlanıyorum.
İşte bazen influencerların önerdiği çok güzel bir ürün oluyor ve gerçekten ben de beğeniyorum.
Fakat hayatımı tamamen bu trendlere göre yaşamamaya çalışıyorum.
Ben neyi giymek istiyorum? Ben nasıl davranmak istiyorum?
Ben nasıl konuşmak istiyorum?
Sürekli kendi içime bunları soruyorum.
Bir başkasının bize dayattığı gibi yaşamak ya da sırf daha mutlu...
olmak daha iyi görüneceğimize inandığımız için bir şey almaktansa gerçekten kendim bir şeyi öyle istediğim için yapmaya çalışıyorum.
Biliyorum böyle davranmak ve böyle yaşamak bu çağda çok da kabul görmüyor.
Genel prototipe uymadığınızda güzel, modaya uyan biri olarak değerlendirilmiyorsunuz.
Ama siz gerçekte kim olmak istiyorsunuz?
Ve kimlerle bağ kurmak, kimlerle anlaşmak istiyorsunuz?
Sosyal medyanın bize getirdiği o kendini dışsallaştırmadan çıkıp otantik benliğimizi özümsemek de aslında ötekiyle bağ kurmanın anahtarlarından bir tanesi.
Çünkü kişi kendini kabul etmediği müddetçe karşıdakini kabul edemiyor.
Her şey... Bizimle başlıyor.
Son olarak da sosyal medyanın getirdiği şöyle bir şey var ki sosyal becerilerimiz körelmiş durumda.
Çünkü insanlarla yüz yüze değil de ekrandan bağ kurmaya alıştık.
Bazen böyle işte paylaşılan bir postun veya bir videonun altında bazı yorumlar görüyorum.
O kadar korkunç şeyler yazıyor ki insanlar.
Şuna çok eminim. Eğer o insan o korkunç şeyi yazdığı kişiyle yüz yüze gelseydi bunu yazamazdı.
Fakat ekrandan kurulan bağların böyle gerçekçi olmayan bir boyutu var.
Ve bu şekilde olduğunda Gerçek sosyal bağlantılar kurma yeteneğimizi kaybediyoruz ve bu sosyal anksiyeti tetikliyor.
Hatta bunun sosyal anksiyeti tetiklemesiyle ilgili geçenlerde bir video izlemiştim.
O videoyu bulursam açıklamalar kısmına mutlaka bırakacağım.
Neden son zamanlarda böylesine arttığını bu durumun ve insanları dışarı çıkmaktansa evde ekran başında kalmayı tercih ettiğini anlatan çok çok iyi bir videoydu.
Ve tüm bunların sonunda yani anlık tatminlerin ve dopamin döngüsünün bizi getirdiği şeyin sonunda Uzun ilişkiler kurmaktan, bir insanı tanımaktan ve anlamlı bağlar kurmaktan kaçınıyoruz.
Ve bu da bizi o paradoksal duruma getiriyor.
Pek çok insan tanırken aslında kimseyi tanımama durumu.
Ve belki de diğer bir de işte kalabalıklar içinde yalnız olma durumu.
Pekala, bunun çözümü yok mu?
Biliyorsunuz artık biz bu podcast'ta her şeye bir çözüm getirmeye çalışıyoruz elimizden geldiğince.
Benim bu konuyla ilgili uyguladığım birkaç maddem var.
Birincisi şu. Sosyal medyayı tamamen reddetmek mantıksız olarak geliyor.
Çünkü hayatımızın ortasında ve biliyorum ki sildiğimizde bile yeniden indiriyoruz.
Etrafımdaki herkes kullanıyor.
Çok nadir birkaç kişi dışında.
Ve bir daha bunu kullanmamak ya da hiç açmamak gibi bir hedef koymak gerçekçi değil.
Zaten benim için hiç değil.
İş olarak da yaptığım için bunu.
Fakat sosyal medyayı dengeli kullanabilir miyim?
Yani bilinçli kullanabilir miyim?
Bu ilki. Burada dijital detoks veya dijital denge gibi kavramlar işin içerisine giriyor.
Google'da aratarak pek çok makaleye, yazıya falan ulaşabilirsiniz.
Hatta Cal Newport'un Dijital Minimalizm isimli bir kitabı var.
Yine bu konuyla ilgili. Onu da nacizane öneririm.
Benim için sosyal medyayı dengeli kullanmak demek aslında kendime dijital sınırlar çizmek demek.
Bunu yapmadığımda ciddi anlamda problem yaşıyorum.
O döngün içerisinden çıkamıyorum.
Mesela bu Instagram'ın kendi özelliği...
Diğer platformlarda var mı bilmiyorum ama kendiniz bir süre koyuyorsunuz Instagram'a ve o süre dolduğunda size uyarı geliyor.
Diyor ki günlük süreniz doldu artık çıkmanız gerekiyor diye.
Böyle bir uyarı koymak çok çok işe yarıyor ve o süreyi gördüğünüzde oradan çıkmalısınız.
Eğer sürekli kapatırsanız ve devam ederseniz beyniniz bu sefer bunu alışkanlık haline getiriyor.
Aslında bu aynı sabahları çalan alarmı kapattıktan sonra uyumaya devam etmeye benziyor.
Bu nedenle ilk adım olarak kesinlikle kapatıp devam etmiyoruz.
Beynimize bunu öğretmiyoruz.
İkincisi 80'e 20 kuralını burada da uyguluyorum.
Yani hayatımın %80'inde başka şeylerle ilgilenmeye çalışıyorum.
İşte kitap okumak, işimle, gücümle ilgilenmek, çalışmak, spor yapmak gibi.
Geri kalan %20'lik kısmını sosyal medyaya dahil ediyorum.
Bu şekilde 80'e 20 kuralını uyguladığınızda...
Aslında hayatta çoğu şeyde yoluna giriyor.
Mesela ben bunu beslenme düzenimine de uyguluyorum.
%80'in sıhhatli beslenmeye çalışıyorum.
%20'sinde ise kızartma, abur cubur veyahut da diğer gıdaları tüketiyorum.
Bu şekilde bir denge kurma çabası var zihnimde.
Bunu çok hesaplamadan daha böyle zihinsel bir şekilde bakarak ayarlamaya çalışıyorum.
Ve... Bir son maddede sosyal medyanın olumlu yönlerini kullanmaya çalışıyorum elimden geldiğince.
Yani mesela ortak ilgi alanına sahip olduğum insanları takip ediyorum.
Çok yaratıcı, içerik üreticileri var.
Gerçekten bir kitap gibi kullanıyorum sosyal medyayı.
Belki de hani asla kitap yazmayacak ama bilgisini ve deneyimini, işte reels videoları veya poster şeklinde sunan veya...
YouTube videoları şeklinde sunan insanları takip ederek çok çok şey öğrendim.
Hatta bu takip ettiğim içerik üreticileriyle ilgili böyle bir dosya falan hazırlayıp sizlerle de paylaşmak istiyorum.
Çünkü bu çağda gerçekten bilgiyi almanın çok çok farklı yönü var.
Ve bunlardan bir tanesi de neden sosyal medya olmasın.
Aslında sosyal medyayı bu şekilde kullandığımda yani kendi bilgimi ve yaratıcılığımı desteklemek için kullandığımda O kıyas tuzağından çıkıyorum ve kendimi bir başkasıyla karşılaştırıp kendi
kendimi dışsallaştırmıyorum.
Bu süreçte yaptığım bir diğer şey de şu oldu.
Kolay kolay bir influencer'ı takip etmiyorum.
Çünkü biliyorum ki onları takip ettiğimde kendimi onlarla kıyaslıyorum.
Onların aldığı şeyleri alma isteği içime geliyor.
Daha çok alışveriş yapmak istiyorum.
Ve bu böyle bir döngüye giriyor.
Bu nedenle bana iyi gelmediği için kolay kolay çok beğenmediğim ve takdir etmediğim bir influencer'ı takip etmem.
Tabii ki de dediğim gibi bunlar benim uyguladığım adımlar.
Belki size uyarsa uygulayabilirsiniz.
Uymazsa da kendiniz için yeni yeni adımlar, yöntemler keşfedebilirsiniz.
Bölümü birazcık toparlamak gerekirse...
En başında aslında sosyal medyanın ve bu dijitalleşen çağın ilişkilerimize yani hem kendimizle ilişkimize hem de bir başkasıyla ilişkimize neler yaptığını konuştuk.
Sonrasında ise dijital detoksan ve dijital sınırlardan orada ve kendi yöntemlerimden bahsettim.
Şimdi son olarak da yeniden bağlanabilmenin ve yeniden bir başkasıyla anlamlı bağlar kurabilmenin yollarını anlatmak istiyorum.
Çünkü şu soru bana çok geliyor.
Bilge nasıl yeni arkadaşlar edinebilirim?
Hiç arkadaşım yok. Bağ kuramıyorum.
Neden böyle oluyor? Gerçekten bu arada çok zor bir şey.
Dediğim gibi sosyal medyanın ve bu dijital dünyanın tek kurbanı biz değiliz.
Herkes bu halde. İnsanların pek çoğu o anlamlı ilişkileri kuramıyor.
Sürekli yüzeyselde kalmak istiyor.
Yüzeyin altına inmek istemiyor.
Çaba vermek istemiyor. Fakat eğer bizler varsak bizim gibi düşünen başkaları da vardır.
Ve ben hep bu mantıkla ilerlediğim için nerede olursam olayım, nereye taşınırsam taşınayım.
Hep... anlamlı bağlar kurabildiğim insanlar buldum.
Ve arayanın da bulacağını biliyorum.
Anlamlı bağlar kurabilmenin en temel maddesi derinlikli sohbetleri başlatabilecek cesarete sahip olmak.
Nasıl yapıyorum bunu?
Birincisi bir süredir arkadaş olduğum kişilerle yüzeysel small talklardan artık yavaş yavaş daha derin noktalara doğru inmeye başlıyorum.
Ve karşımdaki çok iyi dinliyorum.
Hatta konuşmaktan da önce gelen şey aktif dinleme yeteneğidir.
Eğer siz karşınızdaki insanı gerçekten aktif bir şekilde dinlerseniz zaten orada bir bağ oluşuyor, görünmeyen bir bağ.
Ben bunun gücüne çok inanıyorum.
Peki aktif dinlemek nedir?
Aktif dinleme gerçekten o an, o anın içerisinde var olmak, sadece o kişiye ve onun anlattıklarına odaklanmak, anlatılanları yargılamamak, yorum
yapmamak ve sadece dinlemektir aslında.
Bakıldığında... Karşınızdaki kişiye bir yardımınız belki dokunmuyor gibi görünebilir.
Ama bu şekilde sadece o konuşulan şeyi dinlemek için var olmak o kadar güçlü bir eylem ki ve bunu yapabilen insan sayısı neredeyse yok.
Zaten bu şekilde dinlemeye başladığınızda karşıdaki de bunu hissediyor.
Ve sonrasında da derinlikli bir sohbet başlatmak.
Kendinizle ilgili bazı şeyleri, bazı kırılganlıklarınızı ve otantikliğinizi paylaşabilmek.
Gerçekten de olayların boyutunu değiştiriyor.
Biliyorum güvenmek, kendimizle ilgili kırılgan olduğumuz yerleri açmak cesaret istiyor.
Kolay değil. Bazı insanlar bunu bize karşı kullanabilirler bile.
Ve bu gerçekten de çok korkunç, çok üzücü olabilir.
Fakat... Kendimizi ortaya koyamazsak, sürekli kendimizi ve benliğimizi saklarsak gerçekten bizi biz olduğumuz için seven insanları bulma ihtimalimiz sıfıra iniyor.
Eğer bugün burada şu mikrofonu alıp da sizlerle konuşma cesaretim olmasaydı hayatımın şu an ne olurdu bazen merak ediyorum.
Ve kendimi hep tebrik ediyorum bu cesareti gösterebildiğim için.
Hayatımın her noktasında da bunu yapmaya çalışıyorum.
Kendiniz olmaktan korkmadığınız bir yere gelmeye çalışın.
Ve kendi otantikliğinizi, kırılganlığınızı, var olma şeklinizi bir başkasına göstermekten korkmamaya çalışın.
Lütfen. Bu dünyadaki en önemli şey sizin kendinizle kurduğunuz ilişki.
Bölümün başında da söylediğim gibi kendini kabul eden bir başkasını da kabul eder.
ve kendini açma cesareti olan insanların diğer insanlar tarafından da zaten takdir edildiğini hatta hayranlıkla bakıldığını düşünüyorum.
Burada kendini açmaktan kastım bir oversharing yani fazla paylaşma, her şeyi anlatma durumu değil.
Böyle her şeyi çok fazla anlatıp ortaya dökmek de başka sıkıntılardan kaynaklanıyor.
Burada bahsettiğim şey kendin olabilmek sadece.
Hatta belki oversharing meselesiyle ilgili başka bir podcastta konuşabiliriz diye düşünüyorum.
Sanırım bu da biraz sıkıntılı bir durum.
Çünkü bu konuyla ilgili de çok fazla mesaj alıyorum.
Son bir önerim de şu olacak.
Online ilişkilerden daha çok grup aktivitelerine ve offline çalışmalara katılmanızı öneririm.
Pandemiden sonra her şey online'a döndü.
Mesela benim bir kitap kulübümüm var ve bu da online bir topluluk.
Ama online'ın iyiliği şu, yurt dışından katılımcılarımız var, Türkiye'nin başka bir köşesinden katılımcılarımız var.
Onlarla bir araya gelebiliyoruz ve bu harika hissettiriyor.
Bu arada isterseniz kitap kulübümüze de beklerim.
Açıklamaya linkini koyacağım.
Fakat her şeyi online yapmak.
Her şey online'dan katılmak.
Atölyelere, eğitimlere, toplantılara her şeyi bilgisayar başında yapmak sosyal becerimizi de öldürüyor.
O yüzden dışarı çıkın. Bir koşu grubuna katılın.
Bir seramik atölyesine gidin.
Çizim yapın. Grup aktivitelerinin olduğu ve toplulukla yapılan şeylere dahil olmaya çalışın.
Özellikle de böyle benim gibi 20'li yaşlarında yalnız yaşayan, çalışan insanların yalnızlıkla ve bağ kuramamakla mücadele ettiğini biliyorum.
Bu tip etkinliklere katılmak ve grup aktivitelerine dahil olmak belki de hemen sizi aradığınız gibi bir arkadaşlık getirmeyecek.
Ama adım adım küçük küçük çalışmaya başlamak, kendimizi ortaya koymak, insanlarla iletişime geçmek, daha fazla insan tanıma cesaretini göstermek, telefonumuzu kapatmak, belki
bir saat iki saat bakmamak ve sadece konuşulan yerde var olmak ve gerçek ilişkiler kurmak, inanın bana...
Hayatınızı değiştirecek.
Biliyorum ki bu cesaret istiyor.
Biliyorum ki elimize telefon gezinmek ve zaman öldürmek hayatı yaşamanın daha kolay bir yolu.
Fakat gerçekten ihtiyacımız olan şey bu değil.
Gerçekten ihtiyacımız olan şey olduğumuz gibi kabul edildiğimiz ve karşıdakinin de olduğu gibi kabul edebildiğimiz ilişkilerin içerisinde kalmak.
Böyle anlamlı ilişkiler ve bağlar üzerine başka podcast bölümleri de yapmayı düşünüyorum.
Çünkü ben bunun bu çağın en önemli konusu olduğuna inanıyorum.
Evet Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize çok çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
