
Siz Sordunuz: Tek yaşamak, Başarısızlık, İlişkiler, Kendi İşini Kurmak
14 Mayıs 2024 · 28 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Uzuuuuun bir zamandan sonra soru-cevap bölümü yaptık. sorular fazla, zaman azdı. Ama elimden geldiğince yanıtladım. Umarım seversiniz. Şimdiden keyfili dinlemeler :)
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Bugün uzun zamandan beri Yapmadığım bir bölüm yapacağım.
Sizden gelen soruları yanıtlayacağım.
Yaklaşık bundan bir buçuk veyahut da iki yıl önce podcast yapmaya yeni başladığım zamanlarda böyle bir soru cevap bölümü kaydetmiştim.
Fakat sonrasında hiç yapmadım.
Bugün de yeni bölüm için böyle oturdum, hazırlıklarıma başladım.
Fakat bir türlü içime sinmeyince dedim ki...
Böyle çok ani ve spontan bir karar oldu.
Neden bir soru cevap bölümü yapmıyorum?
Hem sizden gelen sorulara yanıt verip böyle sizinle gerçekten bir sohbet ediyormuş havasına girmek istedim.
Hem de böyle daha sizin de ilginizi çeken şeyler üzerine...
konuşmuş olmak istedim. Ve bunun üzerine hemen Instagram'da bir hikaye yayınladım.
Dedim ki sorularınız varsa yazın.
Gerçekten çok fazla soru gelmiş.
Fakat ben böyle genel olarak en sık tekrar edilen soruları yanıtlamak istiyorum.
Çünkü her birini yanıtlamaya kalkışırsam tahmin edersiniz ki bu bölüm bir 5 saat, 6 saat falan olur ve kimse dinlemez.
O halde gözüme çarpan ilk soruyla başlıyorum.
Aileni nasıl ikna ettin tek yaşamaya?
Korkularını nasıl yendin?
Demiş birisi. Aslında bundan önceki bölümlerde bununla ilgili birazcık konuşmuştuk.
Fakat özellikle fark ettiğim bir şey var ki Türkiye'deki genç insanlar yeteri kadar para kazanıyor olabilseler ve ekonomik özgürlüklerini ellerinde tutsalar dahi sırf ailelerinin baskısı
yüzünden ayrı eve taşınamıyorlar.
Bununla ilgili bana çok fazla da soru geliyordu.
O yüzden bunu bir yanıtlamak istiyorum.
Şöyle ki ben ailemi ikna etmedim.
Evet çünkü ikna etmeye kalkışsaydım.
Asla ikna olmazlardı.
Ve üzücü bir durum daha vardı ki o zamanlar çok fazla para da kazanmıyordum.
Böyle asgari ücretten birazcık düşük kazanıyordum.
Aylık gelirim o kadarcıktı yani.
Tek başıma yaşamak istediğimi biliyordum.
Elimdeki parayla zor da olsa geçinebileceğimi biliyordum.
Ve taşınabileceğim en mantıklı şehirlerden birine taşındım.
Ayrıca burada okulda kazanmıştım.
Birazcık da okulda bu işin bahanesi oldu.
Ama tabii ki de ailem hiçbir şekilde farklı bir şehre taşınmama ve tek yaşamama müsaade etmeyecek.
Bu nedenle aslında sorarsanız onların onayı olmadan...
Böyle bir şey yaptım. Bu onları sevmediğim ya da onları çiğneyip geçmek istediğim için değil.
Başka bir şansım olmadığı için de.
Zor zamanlardı gerçekten.
Çok fazla korkum vardı.
Korkuyu aşarak yapmadım bu arada.
Bayağı bildiğiniz bunu korka korka yaptım.
Çünkü başarısız da olabilirdim.
Yani hayatta tutunamaya da bilirdim.
Ailemin yanına geri dönmek zorunda da kalabilirdim.
Ama şu anlık öyle bir şey olmadı.
Yola çıkan herkesin bir şekilde ben yolunu bulabileceğine inanıyorum.
Önemli olan gerçekten de ilk adımı atmak.
Korkuyor olabilirsiniz. Etrafınızdaki insanların üzerinizdeki etkisi sizi çok fazla rahatsız ediyor olabilir.
Baskıya maruz kalıyor olabilirsiniz.
Geçinememekten, hayatta kalamamaktan da korkuyor olabilirsiniz.
Ama korkularımız genellikle gerçek olmuyorlar.
Ya da gerçekleşseler bile bizim korktuğumuz kadar kötü gelmiyorlar o esnada bize.
Bir şekilde aslında başımıza gelen her şeyle baş edebiliyoruz.
Ve hayatta gerçekten çok büyük...
Çok büyük üzüntüler var.
Hani tek başınıza bir eve çıkmak veyahut da ailenize rest çekmek, bir takım zorluklara katlanmak o kadar da büyük değil.
Büyük ama o kadar da büyük değil.
Neyi anlatmaya çalıştığımı bence anladınız.
Bu yüzden eğer böyle bir hayaliniz varsa, yalnız yaşamak, kendi hayatınızı kurmak istiyorsanız adım atın derim.
Ve korksanız bile yapın.
Zaten her şey olacağına varıyor.
Bir diğer soru duygularını nasıl regüle edip hayatına odaklanabiliyorsun?
Bununla ilgili şöyle söyleyeceğim.
Özellikle... Bu soruyu yanıtlamak istememin sebebi böyle sorular arasında kaygını nasıl yönetiyorsun, işte korkunu nasıl yönetiyorsun gibi soruların da olmasıydı.
Kaygı, korku, yalnızlık, üzüntü gibi duygular sürekli olarak hayatımızın içerisinde olduğunda yaşam kalitemizi bozan, insanlarla ilişkimizi bozan duygular.
Tabii ki de bu tip duyguları yaşayacağız ama bunları regüle etmeden, bu duyguları düzenleyemeden hayatımıza sağlıklı bir şekilde devam etmemiz gerçekten mümkün değil.
Daha çok yeni... bir olay yaşadım.
Bundan sanırım birkaç gün önceydi yani Cuma akşamı.
Geçen hafta cuma akşamına tekabül ediyor.
Kötü ve beni çok üzen bir durum yaşadım ve gerçekten böyle perişan bir haldeydim.
Hüngür hüngür ağladım. İşte ne yapacağımı bilemediğimi fark ettim.
Her şeyi bırakmak istedim.
Bütün yaptığım her şeyi bırakıp böyle dünya üzerinden yok olmak istedim hatta.
O derece kötüydüm. Eskiden olsaydı eğer eski bilgi bu duygunun ağırlığı içerisinde çok fazla kalıp belki haftalarca üzülüp bir depresyona girebilir.
Belki de gerçekten de...
Ona iyi gelecek çoğu şeyi yapmaktan kaçabilirdi.
Fakat artık bu tip kötü duygularla karşılaştığımda bunun ağırlığı ne kadar olursa olsun kendi kendime uyguladığım bir iki yöntem var.
Bu yöntemlerden en sevdiğim terapistimin bana öğrettiği kaynak egzersizi.
Bence siz de zorlandığınızda bu egzersizi yapabilirsiniz.
Çok böyle ana hatlarıyla anlatacağım.
Hepimizin aslında içerisinde hayal edebileceğimiz, ondan destek alabileceğimiz bir kaynak var.
Bu kaynağın istediğiniz herhangi bir şeye benzetebilirsiniz.
Yani bu yaşlı bir insan olabilir, bir kadın olabilir, bir erkek olabilir, bir hayvan olabilir, cansız bir şey olabilir.
Rehber olarak, kaynak olarak bir şeyi hayal ediyorsunuz.
Aklınıza her ne geliyorsa artık.
Benim mesela zihnimde daha yaşlı bir insan belirmişti.
Sonrasında sanki gerçekten öyle bir kişi varmış gibi hayalinizde o kişiyi ziyaret ediyorsunuz.
O kişi şefkatli, anlayışlı, her şeyi bilen ve size aslında iyi hissettiren bir kişi.
O ne yapması gerektiğini biliyor ve bu duyguyla nasıl baş etmesi gerektiğini biliyor.
Çünkü daha öncesinde de...
Bu duyguları yaşayıp aşmış birisi.
Onun yanına gidiyorsunuz ve ona bir şeyler sorabilirsiniz.
Onun yanında o şefkatin, sakinliğin hissini yaşayabilirsiniz.
Aslında o kişi sizsiniz.
Hepimizin içerisinde bir bilgi insan, bir yetişkin, bir kaynak var.
Ve sinir sistemimize bunu hatırlatmak.
Aslında kendimizin en büyük destekçisinin yine kendimiz olduğunun farkına varmak.
Aradığımız soruların, yanıtlarının bizde olduğunu.
Bilmekle ilgili bu egzersiz.
Ben bu egzersizi ilk yapmaya başladığımda ama işte böyle bir insan yok, saçmalıyorum şu an gibi cümleler çıkıyordu zihnimden hep.
Ama sonrasında zamanla fark ettim ki aslında biz göremesek bile gerçekten de hepimizin içerisinde yanıtları bilen, ona iyi gelecek, doğru sözleri söyleyecek bir bilge kişilik var.
İyi hisleri kavuşmakta zorlandığınız zamanlarda kendi içiniz ziyaret edebilir.
O yanıtları bilen bilge kişinin yanında birazcık dinlenebilirsiniz.
Belki o kişilik hayatınızın her anda ortaya çıkamayabilir.
Çünkü bizler tetiklenen ve travmaları olan varlıklarız.
Ve her zaman çok böyle sağlıklı ve yetişkin modunda yaşayamıyoruz bu hayatı.
Keşke öyle yaşayabilsek.
Dediğim gibi bu egzersiz bana çok iyi hissettiriyor, çok rahat hissettiriyor.
Bu birincisiydi. İkincisi ise daha pratik olan bir egzersizim var.
Zorlandığımda ve kaygılandığımda oturup nefes egzersizi yapıyorum.
Çok böyle basit nefes egzersizleri var.
YouTube'u açıp direkt bulabilirsiniz birkaç dakikalık.
Ya da yürüyüşe çıkıyorum.
Bu ikisi de duygularımı düzenlemede bana oldukça yardımcı olan pratikler.
Ve son olarak bir nacizane önerim daha var.
Zorlu duyguların içerisindeyken karar almayın veyahut da kızdığınız, öfkelendiğiniz birisiyle iletişime geçmeyin derim.
Sakinleştikten ve dinginleştikten sonra.
Önemli kararlarınızı alın ve insanlarla iletişime geçin.
Çünkü genelde zorlu duyguların içerisindeyken sinir sistemimiz regüle olmadığı için yanlış kararlar alabiliyoruz.
Veyahut da ağzımızdan sonradan pişman olabileceğimiz yanlış sözler çıkabiliyor.
Üçüncü en çok gelen soru.
Kendi işini nasıl kurdun?
Ben nasıl içerik üreticisi olabilirim?
İşte nasıl podcast yapılır?
Nasıl Instagram'da içerik üretilebilir gibi sorular.
Bu çok kapsamlı bir konu.
Eğer isterseniz dijitalde içerik üretmek, kendi işini kurmakla ilgili ayrıyeten bir bölüm yapabilirim.
Fakat bununla ilgili bana yazın.
Yani istediğinizi bileyim.
Çünkü çok fazla bu podcast'in konseptine uygun değil bu.
Kendi işimi kurmak için ihtiyacım olan tek şey aslında cesaretti.
Çünkü siz bir iş kurduğunuzda o işi sadece kurmuş oluyorsunuz.
Ama size işler gelmiyor.
Yani hemen para kazanmaya başlayamayabiliyorsunuz.
Ben önce podcast yapmaya başladım.
Podcastlerim zaten çok az dinleniyordu.
İlk yapmaya başladığım zamanlarda ama istikrarla devam ettim.
Sonrasında sosyal medyada içerik üretmeye başladım.
Bu sıralarda herhangi bir iş kurmamıştım ve tabii ki de bunlardan bir para kazanmıyordum.
Sosyal medya hesabımın büyümesiyle birlikte, özellikle Instagram'ın büyümesiyle birlikte podcast'e daha fazla dinleyici gelmeye başladı.
Eğer podcast yapmayı planlıyorsanız size önerim sosyal medyanızı güçlü tutmak olur.
Çünkü maalesef ki podcast'in bir algoritması yok.
YouTube, Instagram, TikTok kadar popüler olmadığı için de...
dinleyicilerin sizi keşfetmesi zor oluyor.
Instagram bence güzel bir mecra podcastlerinizi duyurmak için.
Instagram'da düzenli ve bence görece birazcık otantik içerikler üretmek gerekiyor.
İnsanların sizi keşfetmesi ve takip etmesi için.
Otantik içerik kimsenin yapmadığı içerik değildir.
Sizin kendi tarzınızla yaptığınız içeriktir.
O yüzden ilk adım olarak benim gibi bir iş kurma hayaliniz varsa yani kendi tarzınızı bulun.
Yeteneklerinizi keşfedin.
Yani siz neleri yapabilirsiniz?
Hangi alanlarda iyisiniz?
Ne sunabilirsiniz insanlara?
Buna bakın ve insanlar ne bekliyor?
Neye ihtiyaçları var?
Bu soruların yanıtlarını arayın derim.
Sonrasında ise kendi tarzınızla, kendi dilinizle içerikli üretmek.
Özellikle şu sıralar video içerikler popüler ama aynı zamanda kaydırmalı postlar da çok seviliyor.
Bir değer ortaya koyduğunuz ama hep dediğim gibi bu değeri kendi tarzınızla, kendiniz olarak ortaya koyduğunuz işler yapın derim.
Zaten söylenmesi gereken her şey söylendi.
Yapılacak her şey yapıldı.
Hani Instagram'da veya YouTube'da veya podcast'ta çok böyle orijinal bir şey ortaya çıkartmanız kimsenin yapmadığı pek mümkün değil.
Hani Türkiye'de henüz yapılmayan şeyler elbette var ama yurt dışına baktığınızda bir sürü şey görebiliyorsunuz.
Bu şekilde kendi içeriklerinizi düzenli olarak koyarak belli bir takipçiye ulaşmak bence hiç zor değil.
Ki zaten son zamanlarda Instagram'ın algoritması da değişti.
Yeni ve küçük içerik üreticilerini oldukça destekliyor bu yeni algoritma.
Eğer böyle bir şey yapmak gibi bir hayaliniz varsa şu an hemen başlayın derim.
Hiç beklemeyin yani. Sonrasında ise ufak ufak para kazanmaya başladım bu işlerden.
Ve kendi işimi kurdum.
Kendi işimi kurmak aslında birazcık riskti.
Çünkü bununla birlikte vergi ödemeniz gerekiyor.
Kendi işte bağ kurunuzu ödemeniz.
Kendi kendinize tam anlamıyla aslında bakmanız gerekiyor.
Ve bunu da göze aldım yaparken.
Kendi işini kurmak birazcık rezil olmaya da göze almak demek.
Çok fazla reddedildiğim yer oldu.
Çok fazla böyle kendimi cringe konuma düşündüm.
Düşürdüğüm durumlar olduğu yeni bir iş alabilmek, bir şeyleri yapabilmek için.
Fakat vazgeçmedim. Çünkü bir işi ilk yapmaya başladığınızda zaten iyi yapmanız pek mümkün değil.
Zamanla zamanla öğreniyorsunuz ve kendinizi geliştiriyorsunuz.
Böyle yola çıktıktan sonra ve vazgeçmedikten sonra bir şekilde yolunu buluyor.
Tek başına yaşamak kısmında da söylediğim gibi.
Başlamak gerekiyor, harekete geçmek gerekiyor ve sonrasında da ilerliyorsunuz ve gidiyorsunuz.
İster buna evren deyin, ister tanrı deyin, ister ne derseniz deyin.
Bir şekilde bu dünyada çabayı ve azimi ödüllendiren bir şey olduğunu düşünüyorum ben.
Siz vazgeçmediğinizde, sebat ettiğinizde ve çabanızı ortaya koyduğunuzda başarıyorsunuz.
Ve şöyle bir şey de var ki insan...
Sıfırdan bir şeyleri inşa etmeye başladığında çok kez başarısız oluyor.
Çok kez düşüyorsunuz, dizleriniz kanıyor, ağlıyorsunuz, olmuyor, para kazanamıyorsunuz.
Diyorsunuz ki ben ne için çalışıyorum.
Ama anahtar kelime vazgeçmemek ve kendinizi eğitmeye sürekli olarak devam etmek.
Yani sabit kalmamak.
Sizin diyelim ki grafik...
Dizayn alanında bir yeteneğiniz var.
Siz bunun üzerinden bir iş kurmak istiyorsunuz.
Bu işi kurduktan sonra kendinizi eğer eğitmeye devam etmezseniz, kendinizi ilerletmez, farklılaştırmazsanız bir noktadan sonra unutulursunuz.
Bence bu her işin doğasında geçerli ya da kreatif işlerin doğasında da geçerli olabilir bilmiyorum.
Ben kreatif bir alanda çalıştığım için böyle düşünüyorum.
Yani dediğim gibi kendinizi geliştirmeye devam edin.
Sabredin ve ilerleyin.
Sonrasında zaten bir şeyler oluyor.
Tam da bu noktada eğer gelen soruyu yanıtlamak istedim.
Hareketsizlik ve bir türlü yapmak istediğin şey için adım atamamakla ilgili sorular çok gelmiş.
İşte demiştik hatta birisi sürekli terapi alıyorum, destek alıyorum, kendimi geliştirmeye çalışıyorum ama bir türlü o ilk adımı atamıyorum.
İlk adımınızı eğer atamıyorsanız orada daha farklı bir şey vardır.
Benim de böyle olduğum bir dönem vardı.
Pandemi döneminde bu şekildeydim yani.
Hiçbir şey yapamadım. Biliyorsunuz özellikle içerik üreticileri pandemi döneminde çok fazla büyüdüler, aldılar başlarını gittiler.
Ama ben çok zeki olduğum için pandemi bittikten sonra podcast ile başladım.
Belki o dönemde o adımı atabilseydim çok daha ilerleyebilirdi.
Daha farklı şeyler olabilirdi diye düşünüyorum.
Ama olsun bunun da doğru zamanı bu zamanmış.
Harekete geçemediğinizde büyük ihtimalle içinizde sizinle kötü konuşan, başarısız olacağınızı söyleyen, sizden çok fazla şey talep eden, mükemmeliyetçiliğinizi besleyen ve sizi aşağılayan, kötü hissettiren
bir ses vardır. O ses sizin sesiniz değil büyük ihtimalle içselleştirdiğiniz ebeveynlerinizin veyahut da işte size yetiştirirken karşılaştığınız insanların sesleri.
Bununla ilgili diğer bölümlerde de aslında konuşmuştuk.
bizi kötü şekilde etkileyen o içsel seslerle mücadele etmeyi öğrenmek gerekiyor.
Benim için özellikle cezalandırıcı iç sesim çok kuvvetliydi ve yaptığım şeylerle ilgili sürekli olarak kendimi eleştiriyordum.
Sürekli bunun kötü yaptığımı, başarısız olduğumu, bir şeyleri bir türlü doğru yapmadığımı söylüyordu iç sesim bana.
Bunu aşmak için aslında terapi aldım doğal olarak.
Terapinin de ötesinde şöyle bir şey yaptım kendime.
Kötü olmak için, başarısız olmak için, bir şeylerden utanmak için kendimi alan tanıdım.
Çünkü diğer işte yeni bir şeyler yapan veyahut da bir şeyler kuran insanların hikayelerini de dinlediğinizde o ilk adım atıldığında hiç kimse böyle harika şeyler ortaya koymuyor.
Aslında biz de içten içe bunu bildiğimiz için o ilk adımı attıktan sonra göreceğimiz şeyin bizi aslında o kadar da mutlu etmeyeceğini bildiğimiz için.
Kendimizi birazcık geride tutuyoruz.
Ama mesele ilk adım değil.
Mesele ilerlediğiniz yol gerçekten de.
O ilk adımı iyi veya kötü atın.
Bir yere iş başvurusunda bulunmak istiyorsunuz ama CV'niz belki çok kötü.
Ya olsun gönderin o CV'yi.
Büyük ihtimalle işe alınmayacaksınız ama yine de gönderin.
Bir yandan da kendinizi geliştirmeye devam edin.
Yani hem adım atın hem de gelişmeye devam edin.
Asla sabit kalmayın.
Bu şekilde ilerleme artı gelişim ve kendini eğitmeyle beraber bence insan bir şekilde arzu ettiği şeylere kavuşuyor.
Dediğim gibi ilk adımı atmak için de içinizdeki o seslerle mücadele edin.
Sizi üzen, sizinle kötü konuşan, sizi belki daha mükemmelliyetçi yapan o seslerle.
Biri şey yazmış, ilişkiler hakkında bir bölüm olsa ilişkisi olmayanları konuştuğunuz demiş.
Başkası ayrılık acısı çektim, yeni ayrıldım, inanılmaz özlüyorum, bana ne iyi gelir yazmış.
Bir diğeri neden hep toksik ilişkilere düşüyorum, neden hep aynı insanlara tutuluyorum yazmış.
Anlayacağınız burada ilişkilerle ilgili genel bir sorun var benim gördüğüm.
Hepimiz ilişkilerimizden belli bir noktada muzdaribiz.
Mutlu ilişkisi olanlar varsa ne mutlu onlara bu kısmı atlayabilirsiniz.
İlişkisi olmayanlarla ilgili konuş diye gelen soruya şunu söyleyeyim.
Benim de bir ilişkim yok şu an hali hazırda ve bu durumdan hiç rahatsız değilim.
Çünkü kendimle yaşadığım alanda mutluyum.
Bence ilişkimiz olmadığında sürekli yeniden bir ilişki peşinde koşuyorsak ve bir türlü yalnız kalamıyorsak kendimizle anlaşamıyoruz demektir.
Ben şu sıralar hayatımda kendimle en iyi anlaştığım dönemlerden birini geçiriyorum.
Ve kendimle vakit geçirdiğim alanda o kadar mutluyum, üretkenim, kendi halimdeyim.
Bir başkasını kovalamak ya da bana bunları hissettirecek bir başkasını aramak gibi bir durum benim için söz konusu değil.
Fakat bu şey demek değil. Hiç ilişkimiz olmasın, sonuçta kadar yalnız kalalım, böyle olmak harikadır diye.
Bir durum asla değil.
Yanlış anlaşılmak istemem.
Çünkü bizler sosyal canlılarız ve aslında hayatımızı biriyle paylaşmayı hepimiz içten içe çok arzuluyoruz.
Burada dikkat ettiğim şey benim şu.
Toksik ilişkilerin içerisinde olmaktansa, beni üzen, benim enerjimi emen, benim performansımı, hayata dair mutluluğumu düşüren insanlarla beraber olmaktansa yalnız olmak
çok çok daha güzel.
Ve kendi kendime koyduğum bazı böyle Kurallar, maddeler var.
Bu saatten sonra hayatıma hiçbir şekilde bana yalnızlığımdan daha iyi hissettirmeyecek birini almayacağım.
Çünkü yalnızlığımla çok iyiyim bu şekilde.
Bir sıkıntım yok yani.
Hayatım zaten çok dolu.
Böyle bu ortada bir boşluk var ve ben kendimi boşta hissediyorum gibi bir şey de söz konusu değil.
Bana gerçekten çok şey katmalı ve onun yanında kendimi rahat hissetmeliyim.
Duygularım regüle olmalı.
Tetiklenmemeliyim. Kavga içerisinde olmamalıyım o kişiyle.
Sakin, huzurlu ve mutlu hissetmeliyim.
Ve bu hayatta birbirimize iyi şeyler kattığımızı bilmeliyim.
Maalesef ki bu tip ilişkiler bulmak çok kolay değil.
Ve hiç bulamayabiliriz bu arada iyi ve güzel bir ilişkiyi.
Ben bununla da okeyim.
Yani hayatım boyunca belki doğru insanı ya da birlikte olmak isteyeceğim insanı hiç bulamayacağım.
Umarım bulurum ama. Bulamazsam da ne yapalım?
Bu da böyle bir şeymiş. Diyorum kendi kendime.
Toksik ilişkilere düşmeyi de genelde kendimizle işte anlaşamadığımızda yaşıyoruz.
Sürekli o yanlış insanları bulmamızın sebebi de kendimizi iyileştirmek için çaba sarf etmeden, durmadan, durmadan başkalarını hayatımıza almaya devam etmek.
Oysa toksik ilişkilere çekiliyorsak, yanlış bağlanan insanlarla birlikte oluyorsak Bizde bir sorun var demektir.
Bizim çözemediğimiz bir şey var demektir kendi içimizde ve bunun üzerine çalışmak gerekiyor.
Bununla ilgili de çalışmak için bence yalnız kalmak, bir süre tek başımıza kalıp belki işte terapi görmek, kendimizle ilgilenmek gerekiyor diye düşünüyorum.
Yalnızlıktan korkmamak gerekiyor doğru ilişkiyi bulmak için.
Benim kendi görüşüm bu.
Zaten korkuyla atılan adımlar, yalnız kalmama korkusuyla yapılan ilişkiler zaten hiçbir zaman mutlu ve tatmin edici ilişkiler olmuyor.
Kısaca söylediklerimden şöyle bir özete varabiliriz diye düşünüyorum.
Kendinizle geçinmeyi, kendinizle iyi vakit geçirmeyi öğrenin.
Sonrasında zaten iyi bir ilişkiniz olacaksa olur.
Toksik ve yanlış bir insan geldiğinde karşınıza onu rahatlıkla reddedebilirsiniz.
Kendinizi sevdiğinizde, doğru insanı da gördüğünüzde rahatlıkla hayatınıza dahil edebilirsiniz diye düşünüyorum.
Ayrılık acısıyla ilgili de...
Gelen çok fazla şey var ama bununla ilgili zaten ben bir bölüm yapmıştım.
Aşk acısı nasıl geçer diye onu dinleyebilirsiniz.
Yanıtmamak istediğim bir diğer soru da başarısızlıkla ilgili.
Şu tarz sorular gelmiş.
Ne yaparsam yapayım başarısız olacağımı inanıyorum.
Ya da kendimi çok başarısız hissediyorum.
Yaptığım hiçbir şeyin karşılığını alamıyormuş gibiyim.
Hayat boyu başarılı olacağıma inanmıyorum gibi.
Duyduğunuz üzere hepsi oldukça aslında olumsuz düşünceler içeriyor kendi içinde.
Eğer başarısız olacağınıza inanıyorsanız içten içe bu büyük ihtimalle başarısızlık şamanızın olduğunu gösterir.
Bununla ilgili Hayatı Yeniden Keşfedin kitabında çok güzel bir kısım vardı.
Orada yazar diyordu ki kişi başarısız olacağına inanıyorsa kendini başarısızlığa götürecek adımlar atar ya da başarısız olacağı alanlarda işlere gelişir.
Eğer başarılı olacağına inanıyorsa ve bunu hak ettiğini düşünüyorsa Bir şekilde onu başarıya götürecek yerlerde bulunur.
Öncelikli olarak eğer içinizde bir yerde başarısız olacağınıza dair bir inanç varsa onu düzeltmekle işe başlamalısınız.
Çünkü içten içe başarısız olacağınıza eminseniz zaten o şekilde adımlar atarsınız.
Ben kişinin düşüncelerinin kendisine dair ve yapabileceklerine dair inançlarının onun davranışlarını çok etkilediğini düşünüyorum.
Kötüsel inançları değiştirmekse bence kolay bir süreç değil.
Emek ve zaman istiyor.
Çünkü o inançların bize yerleşmesi çok kısa bir zamanda olmadı.
Belki doğduğumuz günden beri etrafımızdaki insanların tavırlarıyla şekillendi ve elbette ki kolay kolay da değişmeyecekler.
Lütfen kendinizi değersizleştirmeyin ve bir şeyleri hak ettiğinize inanın.
Yani o başarıyı hak ettiğinize ya da iyi muamele görmeyi hak ettiğinize, iyi yerlere gelmeyi hak ettiğinize inanmaya çalışın.
İnanmıyorsanız... bile mış gibi yapın.
Bir şekilde sonradan gerçeğe dönüşüyor zaten onlar.
Bir de eğer hayatta başarısız olup da ondan sonra belki de birkaç defa üst üste başarısız olup artık başarılı olmayacağınıza dair bir inancınız varsa burada kendinizi haklı görebilirsiniz.
Ben de böyle hayatıma doğru baktığımda geçmişten bugüne kadar sürekli başarısız olduğumu görüyorum.
Hatta geçenlerle arkadaşıma dedim ki sanırım ben sürekli başarısız oluyorum.
Aralarda birkaç defa başarılı oluyorum.
Çoğu insan bunu yaşıyor.
Bir şeyleri hep batırıyoruz.
Deniyoruz olmuyor, deniyoruz olmuyor.
Sonra bir defa oluyor. Orada başarıya yakalıyoruz.
Ona bir tutunuyoruz, ilerliyoruz.
Belki sonra yine düşüyoruz, yeniden çıkıyoruz.
Zaten lineer olarak, sürekli olarak başarılı olmamız mümkün değil.
Azim ve çabayla devam ettiğimizde, yani sebat ettiğimizde o işte bir şekilde...
Gerçekten oluyor. Bunu size bölümün baş kısımlarında da söylemiştim hatırlıyorsanız.
Azim ve çaba bir noktada...
Zaten başarıyı yakalayan insanlar bir şekilde başarısız olduktan sonra ayağa kalkabilmiş insanlar.
Hiç kimse ya da çok şanslı bir azınlık dışındaki hiç kimse böyle pürüzsüz kolaylıkla hayal ettiği şeylere kavuşamıyor.
Ayrıca başarının toplumumuzda ve yaşadığımız bu sistemin dünyanın içerisinde çok büyük bir yere konduğunu düşünüyorum.
Hani başarı nedir?
Sizin istediğiniz şey...
Belki diğer insanlara göre başarı olmayacaktır ama siz onu yaptığınızda kendinizi başarılı hissedeceksinizdir.
Bunu siz mi istiyorsunuz yoksa başkaları mı istiyor?
Bu sorulara da bakmak gerekiyor bence.
Mesela ben kendi anne babama göre başarısız sayılıyorum.
Çünkü onların istediği şekilde ilerlemiyorum.
Ama mesela arkadaşlarıma göre başarılı birisi olarak görülüyorum.
O yüzden ve kendim için de kendime baktığımda kendimi başarılı bir birey olarak konumlandırabilirim gibi hissediyorum.
Çünkü temel olarak hedefim olan çoğu şeye aslında kavuştum ve diğerlerine de zaman ve çaba içerisinde kavuşabileceğimi inanıyorum.
Bu yüzden neyi sizin istediğinize, neyi başkalarının istediğine, başarının sizdeki tanımının ne olduğuna bence dikkat etmek ve bunların üzerine birazcık düşünmek gerekiyor.
Son olarak da... Bir soru daha gelmiş.
Onu yanıtlayıp artık kapatacağım.
Hayatın anlamını nasıl buldun demiş birisi.
Hayatın anlamını bulmadım çünkü hayatın bir anlamı olduğunu düşünmüyorum.
Fakat hayattaki anlamı yaratabileceğimize inanıyorum.
Elbette ki herkes benimle aynı bakış açısına sahip olmak zorunda değil.
Fakat benim yaşam felsefemde ya da hayatımı üzerine kurguladığım şeyde var olan ya da bulduğum bir anlam yok.
Zaten bununla ilgili çok bocaladığım dönemler oldu.
Ne yapacağımı bilemediğim, neden yaşadığımı dahi bilemediğim dönemler oldu.
Çünkü anlamsızlık hissi insanı çok karanlık yerlere doğru da götürebiliyor.
Düşündükçe, okudukça, kendimi tanıdıkça benim için anlam ifade eden bazı şeyler olduğunu gördüm.
Mesela insanlara yardım etmek gibi.
Bazen insanların bunu hiç hak etmediğini düşündüğüm zamanlar oluyor.
Çünkü o kadar kötü kişilerle karşılaşıyorum ki o kötülükleri görmek kalbimi kırıyor.
O kadar büyük iyiliklerle de karşılaşıyorum.
O kadar güzel insanlarla karşılaşıyorum ki.
İşte diyorum hayat bu. Bu insanlara yardım etmek.
Bu insanların elinden tutmak.
Ve birilerinin de bana yardım etmesi aslında.
Benim de elimden tutulması çok hoşuma gidiyor.
Bunun dışında hayvanlara yardım etmek.
Aslında doğaya, dünyamıza ilgi gelecek olan şeyleri yapmak da benim için hayatın anlamlarından birisi.
Çünkü iyilik yapmanın...
gerçekten insana iyi geldiğini düşünüyorum.
Hatta iyilik yapmanın bencillik olduğunu düşünüyorum biraz da.
Yani iyiliği kendim için yapıyorum.
Çünkü bana iyi hissettiriyor.
Sırf bu yüzden bile birilerine sürekli iyilik yapabilirim diye düşünüyorum.
Fakat tabii ki de bunları yaparken kendinizi suistimal ettirmemek, kendinizi koruyup kollamak da önemli.
Ama o şu anın konusu değil.
Sadece öyle bir eklemek istedim.
Ve bunun dışında da benim için hayata anlam getiren Bir diğer madde öğrenmek ve gelişmek.
Çünkü bizler bu dünyaya gerçekten böyle boş bir kase gibi geldik.
Evet de genetik yapımız, işte doğduğumuz aile bize bir şeyler bıraktı.
Fakat onun dışında bir de geliştirebileceğimiz büyük bir potansiyelimiz var.
Doldurabileceğimiz böyle bir kasemiz var gerçekten.
Ölene kadar da öğrenebildiğim kadar öğrenmek, zihnimi geliştirmek ve neler yapabileceğimi gözlemlemek istiyorum.
Bu bana hayatta bir anlam hissi veriyor.
Çünkü bilmediğim çok fazla şey var.
Ve aslında tahmin ettiğimden çok daha cahilim.
Ne kadar okursam okuyayım, ne kadar gezersem gezeyim, neyi öğrenirsem öğreneyim hep eksik kalacağımı biliyorum.
Ve bu eksik kalma hissi de bana kötü hissettirmiyor artık.
Çünkü bu şu demek, öğrenecek daha bir sürü şey var, gidilecek daha bir sürü yol var.
Bu yolların varlığı ve yapabileceklerimin sınırsızlığı beni heyecanlandırıyor.
Bazen dibe düştüm. Evet.
Bugünlük söyleyeceklerim aslında bu kadar.
Diğer soruları yanıtlamak isterdim ama podcast yeteri kadar uzattığıma inanıyorum.
Belki ara ara bu tip soru cevap bölümleri yapmaya devam ederiz eğer siz de isterseniz.
Eğer bana yazmak isterseniz etgenelsesler podcast instagram hesabından her zaman ulaşabilirsiniz.
O halde bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
