
Siz Sordunuz: Reddedilmek, Özdeğer, Zor duygular, Kaçanı kovalamak
10 Eylül 2024 · 20 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Yine bir soru cevap bölümüyle geldim. Instagramdan bana sorduğunuz sorulara elimden geldiğince yanıt vermeye çalıştım ve bu işi garip bir şekilde çok sevdim. Bundan sonra sadece soru cevap bölümü yapmamak için kendimi tutucam :) Şimdiden keyifli dinlemeler ❤️
İlham Postası bültenine kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Kitap kulübüne katıl: https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
(Gelen mailleri okumaya bayılıyorum)
Transkript
Genel Sesler podcastinden herkese merhaba, ben Bilge.
Bugün bir soru cevap bölümüyle karşınızdayım.
Bundan yaklaşık 5-6 bölüm önce sanırım bir soru cevap bölümü daha yapmıştık.
Ve ben bu kadar çok ilgiyi göreceğini tahmin etmemiştim o zaman.
Sonra istatistiklere baktığımda ne kadar çok dinlendiğini ve sizin tarafınızdan ne kadar çok sevildiğini görünce bir tane daha böyle bölüm yapmayı düşündüm.
Ve Instagram hikayelerimden size sordum.
Siz de bana böyle bir bölümü istediğinizi ve sorularınızı ilettiniz.
Çok fazla soru geldi her zamanki gibi.
Çok teşekkür ediyorum bu arada.
Fakat hepsini yanıtlayamam.
Aralarından seçtiklerimi elimden geldiğince yanıtlamaya çalışacağım.
İlk sorumun reddedilme korkusunu nasıl aşarım?
Öncelikle şunu bir altına çizmek istiyorum.
Bana gelen sorulara %100 doğru yanıtlar veyahut da kesin çözümler sunmayı vaat etmiyorum burada.
Sadece böyle okuduğumu öğrendiğim şeyleri zihnimde harmanlayarak bana göre olası en iyi yanıtı vermeye çalışıyorum.
Reddedilme korkusu...
Bence çok derinlerden gelen ve özgüvenimizle alakalı bir durum.
Genelde reddedilme korkusuna sahip olan insanlar zaten dışarıdan daha özgüvensiz ve daha böyle Kendilerinden uzak duruyorlar.
Kendilerinden emin olmayan bir yapıları olduğu oldukça belli oluyor.
Ve büyük ihtimalle bir soruyu sorarken, bir şey teklif ederken de karşıdaki tarafa gönderdikleri sinyal nedeniyle, o özgüvensizlikleri nedeniyle reddedilme ihtimalleri daha da artıyor.
Bence bu korkuyu aşmak için önce özgüven geliştirmemiz lazım.
Şunu çok iyi anlıyorum. Reddedilmek gerçekten korkunç bir his bırakabiliyor insandan.
Çünkü her şeyden önce...
Sosyal canlılarız ve reddedilmek de aslında bir sosyal acıya sebebiyet veriyor.
Yani istenmediğimize, diğer insanlar tarafından o kadar çok beğenilmediğimize, yetersiz olduğumuza dair bize bir aslında işaret veriyor.
Fakat bu işaretler doğru mu?
Evet de ki hayır. Birisinden hoşlanıyorsunuzdur ve belki onun tarafından reddedilmiş olabilirsiniz.
Belki bir işe başvurmuşsunuzdur ve reddedilmişsinizdir.
Birisiyle arkadaş olmak istemişsinizdir fakat...
sizle arkadaş olmak istememiştir.
Bütün bunların hepsi reddedilmenin içerisine girer.
Kendi hayatıma dönüp baktığımda ne kadar çok reddedildiğimi görüyorum.
Özellikle başvurduğum işlerden.
Ben hiçbir şekilde iş bulamadığım için, sürekli başvurduğum her yerden reddediğim için kendi işimi kurmak zorunda kalmıştım.
Ve bu podcast da öyle ortaya çıktı.
Yani bir türlü iş bulamıyordum.
Podcast'ın da bir işe dönüşeceğini bilmeden sadece bir ümitle başlamıştım.
O yüzden belki de reddedilmek ve bir türlü...
Hiçbir yerde tutunamamak size farklı bir yönde bir şeyler yapmanız için yol açabilir.
Öncelikli olarak bu reddilme olayına buradan bakabiliriz.
İkincisi ise özgüven geliştirmek.
Öyle bir özgüvene aslında sahip olmalıyız ve kendimizden o kadar emin olmalıyız ki reddedilsek de, istenmesek de ne olursa olsun zaten iyi olacağımızı bilmeliyiz.
Bir insana bir teklif de gittiğinizde ve kendinizden çok emin olduğunuzda yani sen bunu ister kabul et ister kabul etme ben yine de iyi olacağım.
Bu benim için sorun değil mesajını verdiğinizde zaten karşı taraf o özgüveni çok iyi alıyor ve genelde reddedilmiyorsunuz.
Çünkü ilgi uyandırıyorsunuz karşı tarafta.
Reddedilseniz de bir sorun olmuyor zaten sizin için.
Peki bu noktaya nasıl geleceğiz?
Yani ne olursa olsun ben kendimden eminim ve iyiyim noktasına nasıl geleceğiz?
Tabii ki de öz değerimizi de geliştirerek.
Çünkü öz değer ve öz güven oldukça iç içe.
Bu da gelen sorulardan bir tanesiydi bu arada.
Öz değerimi nasıl geliştirebilirim?
diye bir soru vardı. Şimdi bu tip şeyler zaten çok derinlerde yer alan problemlerden kaynaklandığı için belki de benim burada yaptığım 2-3 dakikalık bir konuşma çok etkili olmayacaktır.
Ama yine de zihninizde neler yapabileceğinize dair bir kapı açacaktır diye ümit ediyorum.
Çocukluktan gelen eğer bir böyle değersizlik hissi varsa bu his bir anlık tetiklenmeyle, bir anlık bir travmatik bir durumla hemen ortaya çıkabilir.
Ve kendinizi tam anlamıyla bok gibi hissedebilirsiniz.
Hatta bazen böyle yaşamak istemeyeceğiniz kadar size kötü hissettirebilir bu his.
Nereden biliyorum diye soracak olursanız.
Tabii ki de bu hisleri ben de maalesef ki sık sık yaşıyorum.
Yaralı olarak büyütülen her çocuğun bence yaşadığı hisler bunlar.
Fakat elimden geldiğince bu değersizlik hissiyle baş etmemi sağlayan ve özgür...
güvenimi geliştiren şey şu oldu.
Biliyorum bunu çok duydunuz ama gerçekten kendinize yatırım yapmak, kendinizle ilgilenmek yani, spora gitmek, kitabınızı okumak, kendi hayatınızın içerisinde bir memnuniyet bulmak.
Yani dışarıdan bakıldığında, siz kendi hayatınıza şöyle dönüp baktığınızda, evet bu hayatı seviyorum, bu hayatın içerisinde kendim için bir şeyler yapıyorum.
Sürekli başkaları için yaşamamak, kendiniz için bir şeyler yapmak çok geniş bir yelpazede bence incelenebilir.
Yani kendinizde güzel bir kıyafet satın almak olabilir, bu gibi yürüyüşe çıkmak, spor yapmak, kitap okumak, gerçekten size değer veren insanlarla bir arada olmak.
Bütün bunların hepsi kendinle ilgilenmeye, kendine bakım vermeye girer.
Ve gerçekten böyle yavaş yavaş kendi hayatımızın içerisinde huzuru buldukça, o ritmi buldukça öz değerimiz de gelişmeye başlıyor.
Ve buna bağlı olarak da özgüven de artıyor.
Bence bununla da işe değerlenen şeylerden bir değeri de reddedilmeyi pratik etmek.
Yani... Ne kadar çok reddedilebilirseniz reddedilin ve zaman içerisinde zaten buna alışacaksınız.
Birazcık maruz bırakmaya giriyor.
Bilmiyorum herkes de işe yarar mı ama ben de işe yarayan bir yöntem kesinlikle.
Zorlandığım bir konuda kendimi o şeye maruz bırakmak.
Ve son olarak da...
Gerçekten size değer veren insanlarla vakit geçirmeye çalışın.
Çünkü bizler başkalarından gördüğümüz muamelelerden oldukça etkileniyoruz.
Her ne kadar bunun aksini iddia etmeye çalışsak da veyahut da bunun aksi için çabalasak da diğer insanların...
bize gösterdikleri davranış biçimleri bizi etkiliyor.
Hep dediğim gibi sosyal hayvanlarız ve bundan kaçamayız.
Evrimimiz bu şekilde. Bu nedenle gerçekten bize kötü hissettiren, bize iyi davranmayan insanlarla vakit geçirmek öz değerimizi ve öz güvenimizi zedeliyor.
Fakat başka bir insan bize iyi davrandığında, bize sevgi gösterdiğinde, bize değer verdiğinde bir şekilde şöyle düşünmeye başlıyoruz.
Evet ben bir şeylere değerim.
Bir kıymetim var. Birileri tarafından seviliyorum.
Ne olursa olsun herkesin ona değer verecek, onu sevecek arkadaşlarının veyahut da bir partnerinin veyahut da ailesinden birinin olduğuna inanıyorum.
Eğer sürekli olarak bize değer vermeyen insanlarla bir araya geliyorsak bu da büyük ihtimal bizim seçimlerimizden kaynaklanıyor.
Bizim o insanları bulmamızdan kaynaklanıyor ve belki de bunun üzerine de düşünmemiz gerekiyor.
Evet bu kısım çok uzattığımı düşünüyorum ve diğer soruya geçiyorum.
Birisi demiş ki aynı anda multitasking iyi mi kötü bir şey mi bu konuyla ilgili neredeyse hiç içerik yok.
Aslında bence bu konuyla ilgili içerikler var ama yine de birazcık değinmek istiyorum bu multitasking.
Yani aynı anda birkaç şeyi birden yapma olayına.
Gerçekten de okuduğum her şey ve yapılan araştırmalar gösteriyor ki biz insanların beyni bir anda birden fazla şeyi yapmak üzerine evrilmemiş.
Sadece tek bir işe odaklandığımızda.
O işin içerisinden iyi bir şey ortaya koyabiliyoruz.
Yani aynı anda işte hem kitap okuyayım hem başka bir podcast dinleyeyim hem de evi temizleyeyim gibi bir şey mümkün değil.
Ve pek çoğumuz maalesef ki bunu yapıyoruz.
Ki ben de yapıyorum. Mesela işte arkada bazen dizi açıyorum çalışırken ki asla yapmamam gereken bir şey.
Eğer beynimi tamamen full odaklı olarak kullanmak istiyorsam, bütün performansımı ortaya koymak istiyorsam.
Son zamanlarda çok severek okuduğum ve üzerine bir bölümde yapmak istediğim Yohan Hari'nin Çalınan Dikkat isimli kitabında bahsettiği bir şey vardı.
Orada diyordu ki araştırmalar gösteriyor ki bir insan çalışırken telefonundan mesaj sesi geldi.
Ring diye bir ses ve dönüp baktınız.
Hemen odağınızın %20 veyahut da %30'luk kısmı kayboluyor.
Bakın aynı anda iki iş yapmıyorsunuz.
Saat çalışırken bölündünüz, mesaj sesinden mesajı okudunuz ve geri döndünüz.
Bunda bile odağımız hemen eksilmeye başlıyor.
Ve siz ne kadar sık o mesajlarınıza bakarsanız veyahut da ne kadar sık...
Aynı anda iki iş yapmaya çalışırsanız beyninizin işlemcisi o kadar çok yoruluyor ve gerçek performansınızı ortaya koymanızda elbette ki bir o kadar zorlaşmaya başlıyor.
İnsan olarak sınırlarımıza saygı duymamız gerektiğini düşünüyorum.
Yani sürekli aynı anda bir şeyleri yapmaya çalışma çabasının da bir şeyleri kaçırma korkusundan kaynaklandığına dair bir inancım var.
Her şeyi yetiştirmeye çalışırken aslında hiçbir şeyi yetiştiremiyoruz.
daha anksiyetik, daha kaygılı, daha mutsuz bireylere dönüştürüyor.
Üretken olmaya çalışıyoruz ama o üretken olma çabasının içerisinde hiçbir şey başaramıyoruz.
Bunun sebebi ise sınırlarımıza saygı duymamak ve insan olarak neyi yapıp neyi yapamayacağımızı bence ayırt edememek.
Bu yüzden kendinize birlik yapın ve çalışırken ya da kitabı kururken ya da bir şey yaparken sadece tek bir şeye odaklanın.
Ben sadece bu tek bir şeye odaklanma işini evi temizlerken ya da yemek yaparken yapamıyorum.
açıyorum ya da bir podcast dinliyorum ama zaten o esnada hani beynimle değil daha çok fiziksel bir güçle iş yapmam gerekiyor ve o noktalarda kendime alan açıyorum ama onun dışında gerçekten elimden geldiğince sadece
tek bir şeye odaklanmaya çalışıyorum.
Bir diğer sorumuz da şu gerçekten kaçan kovalanır mı?
Unutursak döner mi?
Bu aralar aşktan muzdaribim.
Bu çok duyduğumuz bir cümle.
Kaçan kovalanır. Arkadaşlar bence kaçan kovalanır.
Ama şöyle kovalanır. Eğer o ilişki toksikse.
Gerçekten sağlıklı bağlanan iki insanın ya da güvenli bağlanan insanların, mantıklı karar veren insanların kaçanı kovalayacağını düşünmüyorum.
Çünkü işin özünde hep bahsettiğim gibi bağlanma stilleri işin içerisine giriyor.
Genelde kaygılı bağlanan insanlar, kaçıngan bağlanan insanlarla bir araya geliyorlar.
Birbirleriyle meçh oluyorlar.
Genelde kaçınganlar kaçıyor.
Yani ilişkinin içerisinde kalmak istemezken kaygılılarsa sürekli...
Kaygı içerisinde karşılarındaki kişiyi o ilişkinin içerisinde tutmaya çalışıyor.
Eğer bir kaygı ile kaçıngan bağlandıysa, evet orada kaçan kovulanır durumunda bir ilişkisel örüntü ortaya çıkabilir.
Ama sağlıklı insanlar zaten birbirleriyle birlikte olmak istiyorlarsa birlikte olurlar, ayrılmak istiyorlarsa da ayrılırlar.
Bu kadar ve aralarındaki sorunları da konuşurlar.
Bu tip küçük oyunlara girmezler.
Başka bir soru da şu. Özlemek duygusunun üstesinden nasıl geliriz?
Bu soruyu özellikle burada paylaşmak istedim.
Çünkü özlemek duygusunun üstesinden gelinmesi gereken bir duygu olduğunu düşünmüyorum.
Duygular yaşanmak için vardır ve bazen bazı duygular gerçekten çok ağırdır.
Onu yaşamak istemeyiz.
Çünkü onu yaşadığımızda ne kadar çok acı çekeceğimizi biliriz.
Özlemek de bence böyle bir duygu.
Fakat... Yaşandıkça ve o duygunun içerisinde var olmayı bildikçe geçecek bir şey bu.
İnsanlara ve çevreme baktığımda o kadar çok insanın bağımlı olduğunu görüyorum ki.
İşte alkoleye, sigaraya veyahut da başka şeylere.
Ve bağımlılığın temelinde yaşanamayan duyguların, ifade edilemeyen hislerin.
olduğuna inanıyorum. Ben evet ki bu konunun uzmanı değilim ama genelde insanlar duygularını ve acılarını bastırmak için dışarıdan başka bir uyuşturucu maddeye ihtiyaç duyuyorlar.
Oysa ki eğer o acı verici duyguları yaşayabilsek onun üstesinden gelmeye çalışmasak ve sadece bıraksak, onun içerisinde kalsak zaten zamanla geçecek.
Ben de çok uzun bir süre kendi duygularımı çözmek için farklı yöntemler denedim, onlardan kaçmaya çalıştım, kendimi farklı farklı şeylere verdim.
Ama günün sonunda fark ettim ki gerçekten hiçbir şey yaşanmadan geçmiyor.
Eğer o özleme duygusunun üzerine bastırırsanız o duygu sizinle 5-10 yıl daha kalacak.
Ama eğer onun içinde kalıp...
O ateş çemberinden geçerseniz ve onu yaşarsanız büyük ihtimalle maksimum 2-3 ay ya da 4 ay içerisinde kaybolup gidecek.
O yüzden duygularınızı yaşayın.
Ne kadar zorlanırsanız zorlanın.
Ve şuna da inanıyorum.
Bu tip zorlu duygular yaşandıktan ve...
Kaybolduktan sonra insana çok fazla öğreti bırakıyor.
İnsan o dönemde o kadar çok şeyin farkına varıyor, o kadar çok şeyi öğreniyor ki bu da bizi büyütüyor.
Aynı zamanda büyümek ve yetişkin olabilmek için, kendimizin ve duygularımızın doğasını anlayabilmek için de bu tip zorlu zamanların oldukça önemli olduğunu düşünüyorum.
En çok gelen sorulardan bir tanesi de okuyacağım kitapları nasıl seçtiğimle ilgiliydi.
Şimdi Instagram'dan eğer beni takip ediyorsanız biliyorsunuzdur zaten.
Sürekli storylerde okuduğum kitapları paylaşıyorum ve durmadan sorular geliyor.
İşte bu kitap güzel, bilgi kitapları neye göre seçiyorsun, neye göre alıyorsun diye.
İsraf etmek gerekirse okuyacağım kitapları herhangi bir böyle sisteme göre seçmiyorum.
Fakat tabii yıllardır çok fazla kitap okuduğum için kendi içerimde geliştirdiğim, kendi kendime geliştirdiğim, Bir böyle eleme şeyim var.
Bir kitabı eğer bir yerde gördüysem yani bundan kastım güvendiğim biri öneriyorsa düşünmeden alıyorum genelde.
Yani kitabın konusuna bakıyorum.
Öneren kişiye bakıyorum.
Eğer bu kişiye güveniyorsam direkt o kitabı alıyorum zaten.
Konusunda beğendiysem elbette ki.
Normalde zaten böyle kitap sitelerinde gezinmeyi çok seviyorum ben.
Hobi olarak yeni çıkan kitaplara bakıyorum işte.
Neler var neler yok bir gözden geçiriyorum ve bir kitap gözüme takıldığında önce yazarıyla ilgili ufak bir araştırma yapıyorum.
Yani bu kitabı yazan kişi kimdir, necidir, bir röportajı var mı?
Eğer yazar hoşuma gidiyorsa ve kitabın da konusunu sevdiysem genelde alıyorum.
Kitap yorumları da benim için önemli.
Bunun içinde Goodreads diye bir uygulama var.
Goodreads'teki kitaplara yazılan yorumları okuyorum.
Oradaki yorumlar eğer işte görece iyiyse...
benim için önemli olabiliyor.
Fakat şunu aklınıza tutun derim.
Goodreads'de genelde popüler kitaplar üzerine yazılan yorumlar daha etkili oluyor.
Eğer daha böyle felsefi ya da araştırma tarzı kitapları okuyacaksanız YouTube'da bu konular üzerine içerik üreten insanların önerilerini göz önünde bulundurabilirsiniz.
Veyahut da bu konuyla ilgili hazırlanmış internetteki listelere falan bakabilirsiniz.
Oralardan da güzel şeyler çıkıyor.
Mesela ben de sürekli okuduğum kitapları size öneriyorum.
İyi veyahut da kötü, çevirisi şöyle, akışını şöyle beğendim veyahut da beni burası sarmadı çok fazla gibi yorumlarda bulunuyorum.
Bence bu tip okuyan insanların görüşleri de önemli.
Herhalde kitaplığımda kitapların yarısını Hatta belki de daha fazlasını güvendiğim veyahut da sevdiğim insanların önerileriyle oluşturdum.
Zaten zaman içerisinde okudukça da kendi tarzınızda buluyorsunuz.
Ve o tarzdaki iyi kitapları seçmeyi de öğreniyorsunuz.
Böyle kendi kendine gelişen bir kas gibi düşünebilirsiniz bunu.
Biri şey yazmış. Neden varız?
Bu sorunun yanıtını gerçekten ben bilmiyorum.
Yani öyle bir soruya nasıl yanıt verebilirim ki?
Neden varız?
Hiçbir sebebi yok. Bana soracak olursanız.
Fakat benim bu konuyla ilgili verdiğim yanıt tabii ki de bunun doğru yanıtı değildir.
Doğru yanıtın ne olduğunu da bilmiyorum.
O yüzden bu tip daha varoluşsal yöndeki sorulara çok fazla yanıt vermeye tercih edeceğim.
Sadece bu ilgimi çektiği için burada sizinle paylaştım.
Ve son bir soruyu daha yanıtlayacağım.
Sonrasında bölümü yavaşça kapatacağım.
Demiş ki, büyük adımlar atacağın zamanki korkularınla ve gelecek kaygısıyla nasıl baş ediyorsun?
Baş etmiyorum öncelikli olarak.
Yani baş edebildiğimi düşünmüyorum.
Fakat ben ne kadar korkarsam korkayım, ne kadar zorlanırsam zorlanayım.
Eğer bir adımı atmak istiyorsam...
Onu atarım. Zaten kaygı bozukluğum var.
Çünkü korktuğum şeylerin üzerine sürekli gidiyorum.
Ve büyük ihtimalle çok da iyi yönetemiyorum oradaki olan olayları.
Bu nedenle de birazcık işte anksiyete problemi, kaygı bozukluğu gibi sıkıntılar yaşıyorum.
Fakat bu süreçlerde yani büyük değişim süreçlerinde bana eşlik eden bazı böyle düşünceler, mindsetler var diyeyim.
Bunlardan bir tanesi kendime hep şunu hatırlatmak.
Eğer bunu yapmazsam...
Şimdi korkuma yenik düşersem sonsuza kadar pişman olacağım.
Hiçbir zaman yapıp da pişman olduğum bir şey olmadı bu arada.
Sonucu kötü bile olsa kendime hep şunu hatırlattım.
Denemeseydim daha kötü olurdu.
Ve gerçekten de bu bir tecrübe.
Ne olursa olsun. Yaşadığımız her şey bizim için bir tecrübe oluyor.
Başkalarının verdiği kararlarla yaşamaktansa, başkalarının bana çizdiği bir hayatı yaşamaktansa, korkarak da, kaygıyla da, Ne olursa olsun kendime ait bir hayat yaşamayı hep tercih
edeceğim. Çok sevdiğim yazar Haruku Murakami, Koşmasaydım Yazamazdım isimli kitabında şöyle söylüyor.
Benim ben olmam, başka biri olmamam benim için önemli bir servet.
Yürekte açılan yaralar bir insanın bağımsızlığı karşılığında dünyaya ödemek zorunda olduğu çok doğal bir bedel.
Ve her değişimde, her farklı bir adım atmak için cesaret göstermem gerektiğinde Kendimi bunu hatırlatıyorum.
Biliyorum ki bu korkular ve kaygılar yüreğimizde yaralar açıyor.
Ama belki de bu ödememiz gereken bir bedeldir.
Hiç kimsenin korkmadan, bir şeyler için endişelenmeden yeni bir şey yapmaya başlayabileceğine ben inanmıyorum.
Eğer varsa zaten öyle biri kendisini aşmıştır.
Tebrik ediyorum. Ama bu çok insani bir duygu.
Bu nedenle bu tip durumlarda kendinize neden bu değişime veyahut da yeniliğe ihtiyacınız olduğunu hatırlatmak, kendiniz için bir şey yaptığınızın farkına varmak ve hayatınız
için bazen bedeller... ödemeniz gerektiğini bilmek yardımcı olabiliyor ve tüm bunların dışında da Meditasyon, nefes egzersizlerini çok öneririm.
Bunlar da gerçekten kaygıyı sakinleştiren, rahatlatan etmenler.
Bazen böyle geceleri uykularım kaçıyor, uyuyamıyorum, o kadar kötü oluyorum ki.
Öyle zamanlarda kalkıp biraz böyle bir 10-15 dakika nefes egzersizi yapmak, sinir sistemi regüle etmeye çalışmak, daha böyle sakinleşmeye çalışmak bana çok iyi geliyor.
Bu tip egzersizleri de yanınıza bir yol arkadaşı olarak alabilirsiniz.
Bir de yine zorlandığınız, çok kaygılandığınız anlarda belki sevdiğiniz bir kitabı okuyarak ya da size güven veren bir arkadaşınızla konuşarak içinizi rahatlatabilirsiniz.
Bunlar da böyle pratik öneriler olarak bir kenarda kalsın derim.
Hepinize buraya kadar dinlediğiniz için çok teşekkür ediyorum.
Eğer bu tip soru cevap bölümlerinin daha fazla gelmesini istiyorsanız mutlaka bana yazın.
Ben şahsen çok sevdim çünkü...
Konuştuğum ve sizinle böyle sohbet ettiğim bölümlerin yeri gerçekten çok ayrı.
Ben de çok keyif alarak kaydediyorum.
Tekrardan hepinize burada olduğunuz için ve beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.
Hepiniz iyi ki varsınız.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
