
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Çocukluğa doğru bir yolculuğa ve büyüsek de çocuk kalan yanlarımızla tanışmaya hazır mısınız? Bu bölüm sevdiğim iki edebi eserden, iki kadından, onların ve kendimin çocukluğundan esinlenerek hazırlandı. Hadi tutun kendi içinizdeki çocuğun elinden ve birlikte bu bölümü dinleyin.Kitap Kulübüne Katıl: https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar ******* Bana yazın: genelsesler@gmail.com
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Henüz adını dahi bulamadığım ama içerisinde ne konuşacağını çok iyi bildiğim bu bölüme...
Hepiniz hoş geldiniz.
Bugün çocukluğa doğru bir seyahate çıkacağız.
Bu seyahatte bize yazarlar.
bilim insanları ve hepsinden de öte kendi çocukluğum eşlik edecek.
Sesimin biraz sakin çıktığının farkındayım.
Çünkü bu bölümü kaydetmek her ne kadar uzun zamandan beri zihnimde şekillense de bunu hayata geçirmek tahmin ettiğimden daha da zor oldu.
Hatta bu sabah bu bölümü kaydetmekten tam vazgeçtim.
Sonra yeniden düşündüğümde kendi kendime dedim ki bu kaydı yapmalıyım.
Hem kendim için hem de beni dinleyen herkes için.
Janet Winters'ın muhteşem kitabı Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın isimli kitabında kurgu şifadır diyor.
Bence de öyle. Bu bölüme de ilham olan ve belki de bizlere şifa olacak olan iki tane kitap var önümde.
Biri Danimarkalı yazar Tove Ditlevsen'in Kopenhamk üçlemesinin ilk kitabı olan Çocukluk, diğeri ise Janet Winterson'dan Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın.
Bu iki kitabın yazarının kadın olması mıydı beni en çok etkileyen yoksa anlattıkları hikayeyle bağ kurmam mı bilmiyorum.
Her yönden ikisi de beni aldı götürdü.
hem kendi çocukluğumla ilgili hem de her insanın içinde yatan ve asla ölmeyen kaç yaşına gelirse gelsin onu terk etmeyecek olan çocuk yanlarla ilgili uzun uzun düşündürdü.
Tove Didlevsen şöyle söylüyor kitabında.
Gizlice yetişkinlere bakarsın.
Çocuklukları içlerinde artık kimsenin ne aklına gelen ne de ihtiyacı olan eski, güvenenmiş.
delik deşik bir battaniye gibi durur.
Dış görünümlerinden bir çocukluk geçirdikleri belli olmaz ve o dönemi suratlarında yarı ve derin izler bırakmadan nasıl atlattıklarını sormaya da cüret edemezsin.
Aynı bu satırlarda yazan gibi her yetişkinin içinde çocukluğu öylece durur ve her ne kadar yüzlerinden belli olmasa da içlerinde o çocukluğun izleri ve
ona bağlı olarak da davranışlarını yansıyan, belki de kaderlerini değiştiren etkileri olur.
Hepinizin bildiği gibi ben uzunca bir süre terapi gördüm.
Sonra ara verdikten sonra son zamanlarda yaşadığım bazı problemlerden dolayı yeniden başladım.
Terapi sürecinin bana kattığı en önemli şeylerden biri kendi çocuk yanlarımla ve çocuk modlarımla tanışmak oldu.
Her ne kadar yaşım büyüse bile İçimdeki bazı parçaların neden büyümediğini, neden bazı davranışları inatla ve inatla yapmaya devam ettiğimi, neden bazen en olmayacak yerlerde
kalbimin kırıldığını bu sayede daha da iyi anlamış oldum.
Tahminimce buradaki dinleyen çoğu insan gibi benim de harika bir çocukluğum olmadı.
Çünkü kimsenin ebeveyni mükemmel değil.
Bu nedenle ben hiç kimseyi suçlamıyorum.
Kimseden bir özür de beklemiyorum.
Aslında sadece kabul ediyorum.
Yaşadığım her şeyi, çocukluğumu ve şu an geldiğim noktayı.
Belki de gelebileceğim en son nokta budur.
Aynı bu dünyadan gelip geçen milyonlarca insan gibi ben de iyi kötü bir sürü şey yaşadım.
Ve yaşamaya devam edeceğim.
Bu hiç bitmeyecek. Hatalar da yaptım.
Güzel ve doğru şeyler de.
Kendimi kaybettiğim zamanlar da oldu.
Bulduğum zamanlar da.
Yıkıldığım da oldu. ayağa kalkıp toparlandığımda.
Ama bu hayattaki en büyük mücadelemi kendime karşı verdim.
En çok kendimi kabullenmekte zorlandım.
Çocukluğum ve o çocukluktan yetişkinliğime geçen çocuk yanlarım hep içimde bir yara olarak kaldı.
Bu yaralar tam olarak nerede, nasıl açıldı bilmiyorum ama olan oldu.
Her insanın çocukluğunda böyle dokunmaya korktuğu, kıyamadığı yerler vardır.
Oralar bizim için hassas noktalardır.
Kimisi bu noktaları örtmek için korkunç bir haklılık ve narsizm geliştirir.
Kimisi içine kapanır, topluluğun arasına karışmaktan kaçar.
Kimisi ise hayatın içine karışır ama bir yanı hep acımaya devam eder, ne olduğunu anlayamaz.
İnsan olmanın deneyimi içimizdeki o kırık, dökük yanları da kabul etmeyi içeriyor bence.
Hepimiz biraz yaralı, biraz incinmiş.
Belki biraz da bozuğuz, bilmiyorum bu tabir doğru mu ama içimden öyle tanımlamak geldi.
Ama artık yetişkin olduğum için o yaralı yanlarıma bakım verebiliyorum.
Onlara korkmadan bakıp gelin buraya bakayım, sizinle birazcık konuşalım, sizi birazcık sarayım diyebiliyorum.
Bunu da bana en güzel şekilde hakkını vermem gerekir ki terapistim öğretti.
İnsanın çocukluk yaşantısı yetişkinlikte nasıl biri olacağını belirliyor.
Aslında bu bölümle asıl yapmak istediğim, 60 yaşına da gelsek, 90 yaşına da gelsek, bizi bırakmayacak olan çocuk modlarımıza, o çocuk yanlarımıza ve yeterli ilgiyi alamayan, olduğu
gibi kabul göremeyen her insanın canını yakan duygusal yoksunluğa bakmak.
Tam şu anda aklıma geçenlerde yeni tanıştığım birinin yaptığı bir yorum geldi.
Bana dedi ki, podcastlerinde normal hayattan daha samimisin.
Sanırım burası benim en gerçek olduğum yer.
Ve bu bölüm şimdiye kadar yaptığım en gerçek bölümlerden biri olacak.
Daha önce de söylemiştim, ben şema terapi...
ekolüyle terapi gördüm.
Ve şema terapinin içerisinde bir de mod terapisi denen bir şey var.
Modlar aslında bizlerin ruh hallerini tanımlayan şeyler.
Çok güzel bir şekilde. Bu modların içerisinde çocuk modları denen ve bizim çocuk yanlarımızı temsil eden modlar da var.
Bunlar üçe ayrılıyor.
En azından benim bildiklerim bunlar belki daha da fazladır ama ben kendi bildiğim kadarını bugün size anlatacağım.
Hatta bu konuda daha detaylı olarak da bilgi almak isterseniz Piskonet yayınlarından çıkan Mod Terapisi Yaşam Örüntülerini Anlamak ve Değiştirmek isimli kitaba da bakabilirsiniz.
Bu 3 çocuk modu İncilmiş Çocuk Modu Öfkeli ve Kızgın Çocuk Modu Son olarak da Mutlu Çocuk Modu Benim en sevdiğim o.
İncilmiş Çocuk Modu En çok duygusal yoksunluk yaşayan Yara almış tarafımızı ifade ediyor.
Ve pek çoğumuz aslında incinmiş çocuk yanımız yüzünden acı çekiyoruz.
Öfkeli çocuk modumuz ise dürtüsel, kızgın, ani tarafımızı temsil ediyor.
Mutlu çocuk modu ise spontan, daha böyle kolay ve hızlı bağlar kurabilen, hayattan keyif alan yanımızı ifade ediyor.
Her insanın içerisinde çocukluğundan kalan, büyümeyen çocuk bir parçanın olduğunu söylemiştim.
Ve bunun gerçekliğine tüm kalbimle inanıyorum.
Çocukken yaşadığımız bir şey, büyüdüğümüzde bizi o kadar çok etkiliyor ki, başarımız, ilerlememiz, hatta kariyerimiz, seçtiğimiz eşlere kadar her şeyle bağlantılı olabiliyor.
O çocuk yanın aldığı yarayı ya da korktuğu şeyi düzeltmezsek, ona aslında hayatın artık daha farklı olduğuna, yetişkin biri olduğunu ikna etmezsek o üzüntü ve acı
hep bizle birlikte kalıyor.
Hep bir yanımız eksik kalıyor anlayacağınız.
Terapistim bana bir keresinde bu ülkede duygusal yoksulluk yaşamayan kimse yoktur demişti.
Bu sadece bu ülkeye özgü bir şey eminim ki değil.
Başka ülkelerde de çok fazla duygusal yoksunluk yaşayan vardır.
Belki bazı ülkelerde bu daha azdır.
Fakat bizim ülkemiz açısından bakıldığında yetiştirilme tarzımız ve aile yapımız birazcık bizi duygusal yoksunluğa daha yatkın hale getirebiliyor.
Çünkü cinsiyet rolleri açısından da bakıldığında ve anne babayı, büyükleri koyduğumuz yer, çocukları konumlandırdığımız yer bizi birazcık daha kendimizi ifade edemediğimiz, çocukken
yara almaya daha açık olduğumuz bir konuma...
koyuyor. Belki aramızda şanslı insanlar vardır ve incinmiş çocuk yanları, duygusal yoksunlukları çok azdır.
Çok iyi bir ailede büyümüştür.
Ama tahmin ediyorum ki bölümün başında dediğim gibi çoğumuz bu kadar şanslı değiliz.
Bunun en temel sebebi ise bizi yetiştiren ebeveynlerin de büyük ihtimalle aynı duygusal yoksunluktan ve o incinmiş çocuk yanlarından çok fazla muzdarip olmaları ve büyük ihtimalle
de yaşadıkları dönem nedeniyle herhangi bir şekilde terapi veyahut da destek görememiş olmaları.
En azından biz bu konuda şanslıyız, destek görebiliyoruz, bir şeyler okuyup dinleme olasılığımız daha fazla.
Eğer interneti ve kaynakları iyi noktada kullanırsak kendimizi daha iyi tanıyabiliyoruz ve kendimize daha iyi şifa olabiliyoruz.
Pekala. Şimdi sıra geldi bu çocuk modlarını tek tek açıklamaya.
Bakalım siz kendinizde hangi modları daha fazla ve yoğunluklu olarak göreceksiniz ya da hangi modları daha sık deneyimlediğinizi gözlemleyeceksiniz.
İlki incinmiş çocuk modu.
İncinmiş çocuk modu aslında pek çok duygu ile birlikte geliyor.
Bu mod genelde Bizim terk edilmiş, yoksun kalmış, desteklenmemiş, sosyal izolasyona, aşırı derecede eleştiriye ve baskıya maruz kalmış, ihtiyaçları yeterince karşılanmamış
ve sağlıklı yetişkine yeteri kadar maruz kalmamış tarafımızı ifade ediyor.
İncilmiş çocuk moduyla hareket etmeye başladığımızda genelde yoğun bir şekilde utanç, değersizlik ve duygusal yoksulluk hissediyoruz.
O halde burada şu soruyu soralım.
İncinmiş çocuk moduna geçtiğimizi ne zaman anlarız?
Bu üzücü duyguların bir anda bizi etkilemeye başladığını ve bir anda yetişkin olmaktan, yani daha doğrusu sağlıklı yetişkin olmaktan incinmiş çocuk moduna doğru kaydığımızı nasıl fark ederiz?
Eğer kendimizi dünya üzerinde yalnız hissetmeye başladıysak, diyelim ki bir ortamdayım, kendimi ifade etmek istiyorum ama bir türlü edemiyorum.
Arkadaşlarıma kendimi anlatıyorum ama anlaşılmadığımı hissediyorum.
Aslında bir ailem var, çevremde insanlar var.
Pek de sıkıntımın olmaması gerekir ama olduğum yerde yapayalnız hissetmeye başlıyorum.
Bu incinmiş çocuk moduna kaydığımızın en temel işaretlerinden aslında bir tanesi.
Çünkü burada duygusal yoksunluğumuz tetikleniyor.
Duygusal yoksunluğu olan yani küçükken yeteri kadar ilgi görmeyen, şefkat görmeyen, ihtiyaçları karşılanmayan tarafımız büyüdüğünde de aynı o zamanki gibi hissetmeye devam ediyor.
Aslında şu an büyüdük.
Etrafımızda arkadaşlarımız var, belki eşimiz var, sevdiğimiz insanlar, belki kendi çocuklarımız var.
Ama yine de o eski duygunun etkisi altında kalmaya devam ediyoruz.
Yani eğer biz çocukken yeteri kadar sevilmediysek, büyüdüğümüzde de hala sevilmediğimize inanmaya devam ediyoruz.
Bizi birileri sevse dahi.
O sevgi bize bir türlü yeterli gelmiyor.
Veyahut da sevgi arsızı oluyoruz.
İki uç arasında gidip geliyoruz.
Bir diğer işareti kendimizi zayıf ve çaresiz hissetmek ve kimse beni sevmiyor diye bir duyguyla yaşamak.
Şöyle, eğer sürekli kendinizi ağlamaya yatkın hissediyorsanız, anlaşılmadığınızı hissediyorsanız, bir çocuk gibi mızlanmaya başlıyorsanız genelde incinmiş çocuk moduna kayıyorsunuz demektir.
Modların en önemli özelliklerinden bir tanesi sürekli bunlarla yaşamıyor oluşumuz.
Yani belli bir olayla veyahut da belli bir dönemde ortaya çıkıyorlar.
Ve savunma makinizması olarak bunları kullanıyoruz.
Ben genelde incinmiş çocuk moduna kaydığımda şöyle bir insana dönüşüyorum.
Mızıldanmaya başlıyorum.
Her şeyi kişisel algılıyorum.
Sürekli ağlıyorum ki normalde çok ağlak bir insan değilimdir.
Hatta hiç ağlak biri değilimdir.
Tam aksine böyle biraz nemrut bir tarafım vardır.
Fakat incinmiş çocuk moduna girdiğimde tüm bunlar ortadan kayboluyor ve birden tüm dünyanın bana karşı cephe aldığını, kimsenin beni sevmediğini düşünmeye başlıyorum.
Aslında burada...
Bir tetiklenmeden dolayı bu noktaya düştüğümü zaman içerisinde fark ettim.
Belki çocukken bunları yaşadım çünkü bir çocuktum ve ihtiyaçlarım karşılanmadığında onları nasıl talep etmem gerektiğini bilmiyordum.
Sevgiyi nasıl almam veyahut da istemem gerektiğini bilmiyordum.
Daha doğrusu belki de bir çocuğun sevgiyi asla talep etmesi gerekmez.
Direkt alması gerekir ama bazen bizi yetiştiren insanlar bunu doğru bir şekilde bize nasıl vereceklerini bilemiyorlar maalesef ki.
Ve büyüdüğümde de o sevgiyi yine alamayacağımı zannetme yanılgısına düşüyorum.
Oysa sağlıklı bir yetişkin birey kendisi gibi diğer sağlıklı yetişkin bireylerle güzel bağlar kurabilir.
O sevgiyi alabilir, duygusal yoksunluğunu aşabilir.
Duygusal yoksunluğu aşmanın ve incinmiş çocuk moduyla bence baş etmenin en güzel yolu insanın kendi kendisinin oyun arkadaşı olmayı öğrenmesi.
Önce biz kendimizi anlayacağız ki sonrasında dünya bizi anlasın.
Önce biz kendimizi kabul edeceğiz ki sonrasında dünya bizi kabul etsin.
İnsan denen varlık toplumsal bir varlık.
Bu nedenle başkalarının da bizi sevmesine onaylamasına, bizimle birlikte olmalarına ihtiyaç duyuyoruz.
Burada bahsettiğim şeyin yanlış anlaşılmasını istemiyorum.
Sürekli böyle bencil bir noktadan hep biz kendimize yeteceğiz, biz bize yeteriz diye bir şey yok.
Fakat önce kendimize gerçekten yetmeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Kendimize bari sağlamamız, kendi incinmiş taraflarımıza şefkatle bakmamız, içimizdeki yetişkin tarafla o incinmiş çocuk tarafına sarılmamız.
Artık iyisin. seviliyorsun ve seviyorsun dememiz gerekiyor ve sonrasında diğer insanların arasına karışıp o insanlarla bağ kurmaya, onlardan sevgi almaya ve sevgi vermeye başlayabilmemiz
gerekiyor. Burada gerekiyor derken bunu da böyle bir gereklilikmiş gibi ya da Bir de yatma ilişkimi sunmak istemiyorum.
Bu bölümde anlattıklarım birazcık hassas oldukları için fark etmişsinizdir.
Konuşurken hep çekine çekine konuşuyorum ve söylediğim sözleri sürekli düzeltme ihtiyacı hissediyorum.
Ve her bölümde de altını çizdiğim gibi ben uzman birisi değilim.
Sadece terapi görüyorum, çok fazla okuyorum, çok fazla...
...gözlemliyorum ve öğrendiklerimi burada anlatıyorum.
Bu bölümler bir tedavi planı değildir.
Sadece farkındalık amacıyla kayıt ediliyorlar.
Bu yüzden lütfen eğer ihtiyacınız varsa uzman birisinden destek almayı unutmayın.
Bence edebiyatta incinmiş çocuk modunu...
En güzel anlatan eser, Janet Winterson'ın Normal Olmak Varken Neden Mutlu Olasın isimli kitabı.
Bu kitaptan bölümün başında da iki defa bahsettim.
Aslında bu kitap bir otobiyografi.
Janet Winterson'ın kendi öz yaşam hikayesi.
Aynı bölümün başında söylediğim Tovedit Levsen'in Kopenhag üçlemesi gibi aslında.
Bir de bu kitaplara benzer çok sevdiğim bir diğer seri de Elena Ferrante'nin Napoli Romanları serisidir.
Fakat orada daha çok çocukluk, travmalar...
Arkadaşlık üzerinden anlatılan bir hikaye var.
Evet kişinin kendine yolculuğu da işin içerisine giriyor.
Ama bu iki eserdeki kadar değil.
Yeniden Janet Winters'ına geri dönmem gerekirse yazarın çok sevgisiz büyüdüğü ve ihmal edildiği bir çocukluğu oluyor.
Daha en başında öz ailesi tarafından terk ediliyor.
Hastalık seviyesinde patolojik davranışlara sahip olan aşırı dindar bir aile tarafından evlat ediniliyor.
Winters'ın eşcinsel bir birey.
Ailesinden farklılığı çok fazla değil.
yeni inancı olmayan, farklı tercihleri ve yönelileri olan bir insan.
Bu nedenle çocukluğundan itibaren onu evlat edinen annesi ve babası tarafından, özellikle annesi tarafından korkunç seviyede eziyetlere maruz kalıyor ve çok genç bir yaşında zaten evi terk ediyor.
Fakat evi terk etse de, sonrasında ödüllü bir yazara dönüşse de, ünlü bir insan olsa da, parayı bulsa da...
hiçbir zaman mutluluğu ve sevgiyi tam anlamıyla bulamıyor.
İlişkilerini, hayatını bir türlü yoluna koyamıyor.
Çünkü kendisinde söylediği gibi yaralı çocukluğu hep onunla birlikte geziyor.
Bir türlü ne sevgiyi almayı ne de sevgiyi vermeyi öğrenebiliyor.
Hatta kitapta şöyle söylüyor kendisi.
Hiç uyuşturucu bağımlısı olmadım.
Sevgi bağımlısı oldum.
Sevginin şu delice, pervasız türünün sağlatmaktan çok zarar veren, Kalbi coşturmaktan sakıran sevginin.
Canla başla savaştım.
Yumruk savurdum. Ertesi günde gönül almaya çalıştım.
Ve tek kelime etmeden çekip gittim.
Bir daha umursamadım.
Bu satırlar, ah bu satırlar.
Sevgiyi almayı ve vermeyi bilemeyen o tarafımız, incinmiş yanımız.
Bunu tedavi edemez miyiz peki?
Hep böyle mi yaşayacağız eğer bundan muzdarirsek?
Elbette ki hayır. Dediğim gibi insan kendi kendisinin oyun arkadaşı olabilmeli.
Belki bu konuyla ilgili yapabileceğiniz en güzel adımlardan bir tanesi hemen bugün mutlu çocuk tarafınızla bağ kurmaya çalışmak.
Veyahut da sağlıklı yetişkin tarafınızla.
Ben kendimi ne zaman incinmiş moduma kaysam ve çocuklaştığımı görsem hep şunu sorarım.
Şu an sağlıklı bir yetişkin nasıl bir tepki verirdi?
Bunu çok fazla kişisel algılıyor olabilir misin?
Şu an burada sevildiğin halde sevilmediğini hissetme yılgısına düşüyor olabilir misin?
Birazcık daha hayatta esnek olmaya çalışmak, spontan davranmak ve kendiliğinden bir şeylerin akmasına izin vermeyi öğrenmemiz gerekiyor.
Bu yanlarımıza deva olabilmek için.
Terapistim bana şunu önermişti.
Hayat içerisinde kendini çok fazla kasma.
Biraz oyuncu ruhunun ortaya çıkmasına izin ver.
Bazen spontan kararlar al.
Mesela bir anda hep uzun zamandan beri planladığın o tatile çık.
Anlık kararlar vermek.
Birazcık daha dürtüselliğe kaymadan tabii ki de.
Mutlu çocuk yanımızı besleyecek şeyler yapmak.
Belki sabahları ufak bir parkta yürüyüşe çıkmak.
Bilmiyorum kendinize iyi gelecek şeyleri seçmek.
Kız arkadaşlarınızla toplanmak.
Kıkır kıkır gülmek.
Dans etmek. O mutlu çocuk yanı deneyim demek.
Mutlu çocuk yan demişken aslında bu da bizim çocuk modlarımızdan bir tanesi.
Ama bu güzel, sağlıklı, hoş bir yanımız.
İncilmiş ve öfkeli çocuk modu gibi bizi yaralamayan, onu yerine tedavi eden taraf.
Mod terapisi... Yaşam örüntülerini anlamak ve değiştirmek isimli kitapta yazar Gita Jacob şöyle söylüyor.
Eğer mutlu çocuk moduna spontan bir şekilde kayabiliyorsanız çok şanslısınız.
Çünkü hayatın zevkleri ve güzelliği o tarafımızda saklı.
Sağlıklı yetişkin tarafımızla bir işi halletmek, kariyer yapmak, okumak, zor kararlar almak, hayatı düzenlemek, çocuk bakmak gibi şeyleri yaparken mutlu çocuk moduyla hayattan keyif almayı,
spontan olmayı, böyle daha esnek, mutlu olmayı aslında deneyimliyoruz.
Buna örnek verebileceğim şeylerden biri ne olabilir?
Mesela ben en çok ne zaman mutlu çocuk moduna kayarım biliyor musunuz?
Arkadaşlarımla birlikte eğlenceli bir aktivite yaptığımda.
Kendimi o anın içerisinde hissettiğimde.
Aslında anın içinde olmakla da bağlantılı bu moda girmemiz.
Birazcık kendimizi salmakla da ilgili.
İnsan bir arkadaş grubunun içerisinde çok keyif aldığında, eğlendiğinde, mutlu olduğunda hiç şöyle demez.
Allah'ım sevilmiyormuş gibi hissediyorum.
Buraya ait değilmiş gibi hissediyorum.
Tam aksine tam o anın içerisinde olur.
Belki bu moda girmek için bir...
Seramik atölyesine veyahut da bir yazarlık atölyesine katılabilirsiniz.
Bir yoga sınıfına gidebilirsiniz veyahut da bir dans sınıfına gidebilirsiniz.
Sevdiğiniz arkadaş grubunuzla bir parti düzenleyebilirsiniz.
Belki de sevgilinizle birlikte bir yere kaçamak yapıp orada kendinize ufak eğlenceler yaratabilirsiniz.
Veyahut da benim sık sık yaptığım gibi evcil hayvanlarınızla oynayabilirsiniz.
Mutlu çocuk moduna en çok kaydığım yer Lila ile oynadığım anlar.
Onun bir tane oltası var evde.
O oltayla birlikte... İşte oradan oraya koşturuyorum.
O da benim peşimden koşturuyor.
Yüzünüzü gülümseten, sizi anda hisseden ve kalbinizi dolduran şeyler sizi mutlu çocuk moduna kaydıran anlardır.
O yanınızı sakın kaybetmeyin.
Çünkü incinmiş yanlarımıza, duygusal yoksulluğu olan taraflarımıza en büyük şifayı aslında mutlu çocuk tarafımız veriyor diyebilirim.
En azından benim için böyle.
Bir diğer çocuk yanımız ise öfkeli ve dürtüsel çocuk yanımız.
Öfke aslında...
Birazcık sevdiğimiz bir şey yani şu açıdan sevilen bir şey bunu da bana terapistim öğretmişti.
Kendini savunmak, ifade etmek, haksızlığa uğradığında sinirlenmek için o tarafa ihtiyaç duyuyoruz.
Çünkü birisi bize haksızlık yaptığında ya da başımıza yanlış bir şey geldiğinde ona hiçbir tepki vermezsek ve sessizce oturursak Bu da bizi suistimale açık bir hale getirir.
Fakat durup dururken her şeye sinirlenmek, en olmayacak yerlerde hiddetlenmek, kendimizden geçmek, bir anda aşırı derecede parlayıp sonrasında bundan dolayı çok üzülmek aslında bize
ve karşımızdakine zarar veren bir şey.
Buna ise öfkeli çocuk modu deniyor.
Öfkeli çocuk modu genelde yanlış yerlerde ortaya çıktığında yıkıcı ve üzücü oluyor.
Hem bizim için hem de karşı taraf için.
dizilerde gelişmesinin en temel sebeplerinden biri görülmüyor veyahut da duyulmuyor gibi hissetmemiz.
Çocukken çok fazla önemsenmememiz, sevilmememiz veyahut da zorba bir ebeveyn tarafından büyütülmemiz.
Genelde zorba ebeveynler tarafından büyütülen çocukların öfkeli çocuk yanları çok fazla güçlü oluyormuş.
Bunu da kitabı okurken öğrenmiştim ve kesinlikle aslında katılıyorum.
Birkaç tane arkadaşım var tanıdığım çevremde.
Gerçekten zorba ve şiddet gösteren ebeveynler tarafından büyütülmüş ve her ne kadar şu an 30-35 yaşlarına gelseler de İçlerindeki yenemedikleri öfkeli bir taraf var.
Öfkeli çocuk neden hala onların içerisinde biliyor musunuz?
Hala haklarını arıyorlar.
Hala neden bize öyle davranıldı?
Neden sevilmedik?
Neden kötülüğe maruz kaldık diye sinirleniyorlar.
Onların öfkeleri aslında ebeveynlerine ve çocukluklarına ama şu an onu yanlış kişilere yansıtıyorlar.
Belki arkadaşlarına. Belki partnerlerine, belki de iş arkadaşlarına.
Bu nedenle ben ne zaman böyle çok öfkeli, hiddetli biri görsem hemen duygulanırım.
Çünkü içimden şey geçer.
Kim bilir neler yaşadı yani çocukken.
Çok fazla böyle empatik konuştuğumun farkındayım.
İnsan okudukça ve öğrendikçe insanlara olan şefkati ve empatisi artıyor.
Sadece şunu söylemek istiyorum.
Eğer öfkeli çocuk yanınızın çok güçlü olduğunu düşünüyorsanız, çok hiddetli ve dürtsel biri olduğunu düşünüyorsanız şunu sakın unutmayın.
O öfkeli çocuk tarafınızın size çok ihtiyacı var.
Sizin şefkatinize çok ihtiyacı var.
Onu iyileştirecek tek şey.
sevildiğinin, dinlendiğinin farkına varması ve bunu ilk önce yapacak olan kişi sizsiniz.
Kendinizin farkına varacak, kendinizi sayacak kişi sizsiniz.
Sonrasında da diğer insanlarla bağ kurarak bunu yapabilirsiniz.
Şöyle bir soruyu da çok fazla alıyorum.
Bilge, podcastlerinde bağlardan, dostluktan, arkadaşlıktan çok bahsediyorsun ama ya biz bağ kuramıyorsak?
Arkadaşlar, bağ kuramamak diye bir şey yok.
Bizler hepimiz, bütün insanlar toplumsal varlıklarız ve hepimizin bağ kurmaya ihtiyacı var.
O yüzden eğer arkadaşlık geliştiremediğinizi düşünüyorsanız birazcık kendinize dönüp bakın.
Belki siz kaçınıyorsunuz, belki siz korkuyorsunuz, bir şeyler yapmıyorsunuz.
Çünkü birazcık çabayla herkes arkadaş edinebilir.
Güzel arkadaşları bulmak kolay değil ama arkadaş bulmak kolay.
Güzel arkadaşları bulmak için de önce arkadaş bulmanız gerekiyor.
Sonrasında oradaki güzel insanlara ulaşabilirsiniz.
Aynı partner bulmak gibi bu da.
Bağ kuramıyorum diye bir şey olmadığını sakın unutmayın.
Hepimiz bağ kurabiliriz.
Hepimiz toplumsal canlılarız.
En içe dönük, en yalnızlığı seven insan bile bağ kurmayı ister.
Aslında bu bölümü kaydetmemin en temel sebeplerinden biri söylediğim gibi hepimizde birer farkındalık yaratmak.
O içimizdeki çocuk yanlara, Yetişkin olduğumuzda yüzümüze yansımayan ama ruhumuzun derinlerinde hep yaşayan çocuk modlarımıza sahip çıkmayı öğrenmek.
Öfkelendiğimizde, incindiğimizde, kırıldığımızda, anlamsız bir şekilde çocuksulaştığımızda neden böyle olduğumuzu, neden bu şekilde davrandığımızı anlamak.
İnsan çocukken başına gelenleri seçemiyor.
Nasıl bir ailede doğduğunu, nasıl bir çevrede yetiştiğini veyahut da nasıl büyüdüğünü.
Büyüdükten sonra yani seçim yapma şansı olduğunda ise o çocukluğundan kalan yaralarla hayat boyu boğuşmak zorunda kalıyor.
Hep böyle insan olmak üzerine, kendim üzerine düşündüğümde bunun içerisinden çıkamadığımı fark ettim.
Neden dedim ya? Neden ben çocukken ve hiçbir seçme şansım, hayatıma dair hiçbir etki...
kim yokken aldığım yaralardan veyahut da başıma gelen şeylerden bu kadar çok etkileniyorum.
Aynı zamanda okuduklarımdan ve gözlemlediklerimden görüyorum ki en iyi ailelerde yetişen, en bilinçli anne babalar tarafından yetiştirilen çocuklarda dahi travmalar, sıkıntılar oluyor.
Hepimiz bir noktada çocukken illaki yara alıyoruz.
Fakat sonrasında aslında travmanın, büyümenin bir...
işareti olduğunu öğrendim.
Yani büyümek için, sonrasında gelişebilmek için, daha farklı noktalara gelebilmek için o travmalara yaşadığımız şeylere ihtiyacımız var.
Peter Levy'nin Kaplan'ı Uyandırmak isimli bir kitabı var travmayı iyileştirmek üzerine.
Orada bundan çok güzel bir şekilde bahsediyor.
Tabii ki de hiçbirimiz büyük travmalar yaşamak, kötü çocukluklar geçirmek istemeyiz.
Fakat iyileşmek isteyen için her ne kadar geçmişi kötü de olsa, canı yansa da Hep bir yol var.
İstemeyen içinse yolun sonu çok karanlık bir çukur.
Bunu özellikle okuduğum kitaplarda çok fazla görüyorum.
Mesela Tove Ditlevsen'in Kopenhang Üçlemesini okurken bir türlü iyileşemeyen, bir türlü doğru desteği alamayan ve hayatı hep yanlış giden o insanın sonunu gördüm.
Çünkü yazarın 60 yaşında intihar ettiğini biliyoruz.
Fakat Peter Levy'nin Kaplan'ı Uyandırmak isimli kitabını okurken ise onun hastalarının ne kadar kötü şeyler yaşarlarsa...
yaşasınlar. Sonrasında bu travmayı nasıl atlattıklarını ve nasıl o karanlığın içerisinden büyük bir aydınlığa kavuştuklarını da gördüm.
Aynı şekilde bir diğer çok sevdiğim kitap olan Beden Kayıt Tutar da buna dair harika örnekler var.
Yani diyeceğim şu ki hepimiz öyle böyle bir şekilde büyüdük.
Bu podcast'ı dinlediğinize göre hiçbiriniz çocuk değilsiniz.
Hepimizin içerisinde bir taraflar incindi, bir tarafımız öfkelendi, bir tarafımız da hep böyle mutlu, fıkır fıkır kaldı.
Onlar öyle içimizde varlar.
Kimisi çok güçlü, kimisi çok güçsüz.
Bizler elimizden geldiğince mutlu çocuk tarafımıza daha fazla tutunup diğer yanlarımızı tedavi etmeye ve bunun içerisinden çıkmaya çalışacağız.
Hayatın devam ettiğini ve güzelliklerin hala etrafta olduğunu hiç unutmayacağız.
Eğer içinizde benim gibi çok fazla depresyona kaymaya meyilli insanlar varsa onlara şunu söylemek istiyorum.
Her ne kadar ruhunuz mutsuzluğa, depresyona eğilmeye çalışsa bile İçinizde mutluluğu her zaman bulabilirsiniz.
Çünkü yine son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan biri olan Saçmalıklar Çağı'nda Michael Foley şöyle söylüyor.
Depresyon, depresyonda olmanın irade gücünü zayıflattığı, karşılığında ise depresyonun arttığı ve haliyle inişin devam ettiği aşağı yönlü bir spiraldir.
Mutluluk ise mutlu olmanın irade gücünü arttırdığı ve karşılığında mutluluğun çoğaldığı, yükselen bir spiraldir.
Mutluluğun en büyük getirisi belki de kendini iyi hissetmekten çok beraberinde gelen olabilirliklerin heyecanıdır.
Dünya birdenbire zenginleşir ve benlik yeniden doğar.
Sizlere amaçsızca mutluluğun peşinden koşun demiyorum ama hayatınızda spontanlığa, boş konuşmalara, sadece eğlencenin olduğu zamanlara da yer verin.
Kendinize çok iyi bakın.
Mutlu çocuk tarafınızla oyun oynayın.
İncilmiş çocuk tarafınıza sarılın.
Öfkeli tarafınızın ise sadece ihtiyaç duyduğunuz zamanlarda ortaya çıkmasına izin verin.
Ama sakın ha kendinizi ezdirmeyin.
Ayakta durun. Hepinizi çok seviyorum.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
