
Psikiyatrist Berna Ermiş ile Kişisel Farkındalık Rehberi Bölüm 3 - Bipolar Bozukluk Nedir?
30 Mart 2022 · 26 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bugün 30 Mart Dünya Bipolar Günü. Bilinen en eski ruhsal hastalıklardan biri olan ve farkındalık oluşturmak adına kendisine bir gün tahsis edilen bu hastalığı Psikiyatrist Berna Ermiş ile konuşmasak olmazdı. Bu bölümde Bipolar Bozukluk semptomlarını, tedavi yöntemlerini ve çevremizde böyle insanlar varsa nasıl davranmamız gerektiğini konuştuk. Ben bir de konuyla ilgili güzel bir dizi tavsiye ettim. Şimdiden keyifli dinlemeler. Farkındalıkla kalın :)
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Genel Sezler Podcast'inden herkese merhaba.
Bugün Dünya Bipolar Günü, 30 Mart.
Yanımda konuğum.
Uzman psikiyatrist Berna Ermiş var.
Merhabalar herkese.
Bugünün nedeniyle bipolar bozukluk üzerine konuşmak istedik.
O yüzden ben hiç oyalanmadan direkt sorularımıza geçiyorum.
Neden dünya bipolar günü diye bir gün var Berna Hanım?
Bu konuda bir şekilde farkındalık oluşturulmaya çalışılmasının sebebi nedir?
Öncelikle bu konuda yeterli bir farkındalık yok.
Gerçekten. Hastalar bazen kendi hastalıklarını bile bilmiyorlar.
Birinci önceliğin hastaların da kendi hastalıklarını fark etmeleri, tanımaları, özellikle belirtileri tanımaları ve bu rahatsızlıkla beraber yaşamayı kabul etmeleri ve
bu sürece uyum sağlamalarını sağlamak olduğunu düşünüyorum.
Bunun dışında tabii ki toplumsal bir bilinç de çok önemli.
Özellikle dünyada bu konuda tabii ki bilincin oluşması.
Çünkü bu rahatsızlığı olan kişilerin Yakını da olabilirsiniz, ailesi, arkadaşı da olabilirsiniz ve sizlerin de farkında olmaya ihtiyacınız olabilir.
Ve bu rahatsızlık destek isteyen, yani toplumun da desteğini isteyen bir rahatsızlık olduğu için farkındalık gerçekten çok önemli.
Ve burada tabii ki etiketleme, damgalama da devreye giriyor.
Psikiyatrik hastalıklarda maalesef böyle bir şey var.
Kesinlikle var. Yani bir depresyonunuz olsa, bipolar bozukluğunuz olsa ya da bir kaygı bozukluğunuz olsa dahi maalesef bu rahatsızlıklar etiketlenmeye çok açık oluyor.
olduğu için işte sen bipolar'sın deyip bir kavga sırasında bir takım sözler sarf edebiliyor insanlar birbirine.
Biraz da sanırım bu etiketlemeyi de önlemek için oluşturulmuş bir gün.
İyi ki var, iyi ki oluşturulmuş.
Evet evet sanki böyle küfreder gibi bipolar mısın ya?
Evet değil mi? Evet bunu OKB içinde duydum bu arada.
Evet şizofreni içinde yaparlar.
Aynen aynen. Maalesef. Kesinlikle öyle.
Aslında normalde bunlar da bir hastalık bedensel hastalıklarımız gibi.
Tabii ki yani tansiyon hastalığı gibi ya da şeker hastalığı gibi.
Yani diabet olarak bilinen ama halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen hastalıklar gibi bir hastalık yani.
Beynimizde rahatsızlanabiliyor, hastalanabiliyor.
Beynin bir hastalığı diyebiliriz.
Kesinlikle. Şimdi ben bipolarla ilgili araştırma yaparken Türkiye Psikiyatri Derneği'nin web sitesine girdim ve orada şöyle yazıyordu.
Vincent Van Gogh'un da doğum günü olan 30 Mart günü bipolar bozukluk günüdür.
Onunla ilgili çok böyle şey bir anekdot var.
Diyorlar ki bu bipolar da manik dönemindeyken kulağını kesti.
Böyle korkutucu bir şey de yaşanabiliyor mu?
Yaşanabiliyor. Şöyle isterseniz onu biraz açıklayayım.
Bir kere neden bipolar bozukluk?
ismi bipolar iki kutuplu demek.
Yani iki uçlu duygu durum bozukluğu olarak da geçiyor bu rahatsızlık.
Manik depresif hastalık olarak da geçiyor.
Yani bir ucunda mani var, bir ucunda depresyon var.
Terazinin iki kefesi gibi düşünebilirsiniz.
Ve kişi bir sene içerisinde ya da seneler içerisinde ya da bazen aylar içerisinde ataklar geçiriyor.
Biz bunların hepsine atak diyoruz.
Yani manik atak diyoruz mesela.
Depresif atak diyoruz.
Mesela böyle bir hani Kulak kesme gibi hakikaten yoğun bir olay manik dönemde de yaşanabilir, depresif dönemde de yaşanabilir.
Bu şu demek, örneğin manide yaşandığı söyleniyorsa, manik dönem kişinin duygu durumunun yükseldiği dönemdir.
Yani normalde bizim...
ruhsal enerjimizin belli bir çizgisi var.
Değil mi? Biz buna denge diyoruz.
Aslında bipolar bozukluğun ötimik dönemi diyoruz.
Ötimik dönemde hastalık belirtileri sakinlemiştir.
Kişi normal hayatına devam eder.
Aile ilişkilerine, işine, öğrenci ise okuluna.
Hepsinden devam eder.
Ama mesela manik dönemde o ruhsal enerji artmıştır.
Hasta yakınları da çok şaşkındır.
Hastayı genelde şaşırarak getirirler.
Eğer ki ilk ataksa duygu durumda bir yükselme vardır.
Yani bu ne demek? Örneğin o duygu durum dediğimiz yani son bir haftadır, en az bir haftadır kişinin kendini nasıl hissettiği o ruh hali diyoruz duygu duruma.
Ve duygu durumun yükselmesi bizim son derece canlı dediğimiz bir hale de geçebilir.
Yani kişi çok...
Normalden çok daha sevinçli, neşeli, canlı konuşkan da olabilir.
Ama normalden çok daha öfkeli, bir anda kızdırılabilen, normal zamanda hiç kızmayacağı şeye aniden tepki veren hale de gelebilir.
Şaşırırsınız ve tabii öyle bir dönemde çevresine ve kendine zarar da verebilir.
Ya ben bir dizi izlemiştim.
Amalone Prime'de çıkıyor. Modern Love isimli.
Hiç duydunuz mu bilmiyorum. Duydum ama izlemedim.
Orada ünlü oyuncu NHTV'nin başrolünü olduğu bir bölüm var.
Böyle her bölümde farklı bir konu işleniyor.
Ve bunlar da gerçekmiş galiba.
Bir gazeteye gönderilen hikayeler.
Ben ilk defa o bölümde tanıştım bipolar bozuklukla.
Baş karakterimiz NHTV çok güzel bir kadın.
Ve bölümün başında böyle muhteşem, eğlenceli, hayattan zevk alıyor.
Bir markete geliyor. Markette çok yakışıklı ve çok kibar bir adamla tanışıyor.
Birlikte kahve içiyorlar. Böyle hani hayat dolu.
Etrafa saçıyor. Yaşam saçıyor.
Adamla anlaşıyorlar. İşte bir akşam yemeğinde buluşacaklar.
Ve bir anda akşam yemeğine hazırlanırken birkaç gün sonra bütün duygusu çöküyor.
Yatağa giriyor, bütün camları kapatıyor ve asla bir telefonu açmıyor bile.
Günlerce bu şekilde sürünüyor.
Sonra bir anda yeniden kalkıyor ve yeniden o muhteşem kişiliğine dönüşüyor.
Şok geçirmiştim çünkü böyle bir rahatsızlıktan haberim yoktu.
Ve çok ilgincime gitmişti.
Hani bu şekilde... oluyor mu bu hastalar?
Gerçekten bir dönem muhteşemken, diğer bir dönem yataktan çıkamayan bir hale gelmek onların iş yaşamlarını, ilişkilerini nasıl etkiliyor?
Mesela oradaki karakter asla iyi bir ilişki kuramıyor.
Çünkü karşısındaki insan onun davranışlarına anlam veremiyor.
Bu kadın bir var, mükemmel varken bir de yok.
Ama hiç yok bu sefer de. Tabii ki.
Tabii bizde hastalık yok, hasta var.
Yani her hastalık, her hasta da aynı şekilde seyretmiyor.
bir karakter geliştiriyor.
Mesela bazı hastalarda bipolar bozuklukta kişi hayatı boyunca tek bir manik atak bile geçirebilir ve bir daha hiç atak geçirmeyebilir.
Ama bazı hastalarda bizim hızlı döngül dediğimiz bir bozukluk gelişiyor.
Yani bir sene içerisinde defalarca kişi atak geçiriyor.
Yani bir manik atak geçiriyor bir depresyon.
Bir manik atak geçiriyor bir depresyon.
Yani muhtemelen bu dizide anlatılan kadında da böyle bir durum sergileniyor.
Evet. Ama şöyle şimdi burada manide o enerji artışıyla birlikte çok konuşma, canlılık, hareketlilik olduğu için gerçekten insanlar anlam veremeyebilir.
Yani hasta yakınları bile şaşırmışken düşünün, hastanın annesi, babası, kardeşleri, ne oluyor derken ilişki kurmaya çalıştığı kişi bunun hiç üstesinden gelemeyebilir.
Ama herkes de aynı seyrediyor mu?
Hayır, aynı seyretmiyor. Zaten mutlaka tedavi başvuruları oluyor ve biz tedavi ediyoruz.
Atağı tedavi etmek bizim için rahattır.
Biz zaten hastaya...
Aslında atak geçirtmemeye çalışıyoruz bu hastalıkta.
Çünkü neden? Geçirilen her atakta hasta için bir yıkım oluşuyor.
Yani hem duygusal hem fiziksel olarak.
Sonuçta bunun altından kalkıyor duygusal olarak da.
Belki hastaneye yatması gerekiyor.
Bazı manik ataklar o kadar şiddetlidir ki hastane yatışları gerektirir.
Ve hastaneden çıktığında tabii ki yeni bir...
hayatla karşılaşmış oluyor.
Yani artık ben bir rahatsızlık geçirdim, böyle bir atak geçirdim ve bunu kabul edip bundan sonraki hayatıma nasıl devam edeceğim?
Bu nedenle ilişki problemleri olabilir ama orada da ilaç tedavisinin dışında psikoterapitik yöntemlerle de yaklaşıyoruz.
Evet ya hiç unutamıyorum oradaki bir sahneyi.
Kadın şey yapıyordu...
Adamı evine davet ediyor. Muhteşem bir akşam evinin elbisesi giyiniyor.
Yemekler hazırlıyor. Her tarafı yapıyor.
Ve sonra banyoya giriyor ellerini yıkamak için.
Adamın gelmesinde yarım saat falan var.
Ve bir anda gidiyor falan böyle yere uzanıyordu.
Çok şaşırmıştı. Biraz fantastik bile gelmişti hatta bu noktada.
Ama sizin dediğiniz gibi herkes de bu şekilde seyretmek zorunda değil tabii ki.
Tabii film nedeniyle biraz daha egzecere edilmiş de olabilir orada.
Fantastik gösterilmiş de olabilir.
Ama manik ataklardan...
Çok kısa bir süre sonra depresyona kayabiliyor hasta ve gerçekten yatağı kapandığı yani bizim o depresyon belirtileri olarak saydığımız kendini değersizleştirme, hayattan zevk
alamama, hiçbir şey yapmak istememe, yani kalkıp bir banyo bile yapmak istememe, insanlarla görüşmek istememe, o içe kapanıklığı yaşama, hani perdeleri kapatıyor dediniz ya o aslında çok ruhsal
durumun perdeleri kapatmasıdır yani o enerjinin çöküşüdür.
Duygu durum çöküyor yani.
Yani o duygu durum eleve haldeyken yüksek halden aşağıya doğru çöküyor.
İşte iki kutuplu bu demek.
Yani iki kutbunu da yaşıyor hastalar.
Önemli olan bu rahatsızlıkta dengede kalabilmek ve bu iki kutbun yaşanmamasını mümkünse sağlayabilmek.
Evet şimdi ben size bir soru sormak istiyorum.
Mesela bipolar bozukluk başlangıcında olduğumuzu ya da etrafımızdaki insanların olduğunu nasıl anlarız?
Başlangıçta demeyeyim ya da direkt bipolar ama bu kadar net de değil durum.
Hani bir anda ölüp bir anda diriliyor gibi yaşamıyor da belki daha hafif, daha farklı şekillerde atlatıyor ama sosyal ilişkimize zarar veriyor ya da biz kendimiz sıkıntılar yaşıyoruz.
Bunu nasıl anlarız? Ne gibi bir işaret verir bize?
Bir kere manik ataklar yaşanıyorsa eğer az önce bahsettiğim gibi yani duygu durumunda bir yükselme oluyorsa ve kişinin günlük hayatını bozuyorsa, bakın burası çok önemli.
Çünkü psikiyatride psikiyatrik rahatsızlıkların artık rahatsızlık sayılabilmesi için kişinin işlevselliğini de bozuyor olması gerek.
Örneğin bir manik atak geçiriyor hasta ve birkaç gün ard arda uyumuyor.
Yani normalde uyku düzeni olan kişi uyumaz oluyor.
Hiç uyumuyor. 3 gün, 4 gün uyumaz ve yine de enerjik, yine de canlı.
Gün içerisinde... Farklı bir hormon mu sağlanıyor?
Evet, o sırada tabii beyinde hormonlar değişiyor.
Bu beynin hastalığı dedik zaten.
Beyindeki o hormonların artışıyla birlikte, özellikle dopamin de bunun içerisinde, artışıyla birlikte uykusuzluğa rağmen yine de gün içerisinde tabii ki düzenli bir
hareket halinde olamadan, yani amaca yönelik etkinlik diyoruz biz mesela, işine gidecek, işindeki...
aktiviteleri düzenli bir şekilde yapacak normalde.
Hani o uykusuzlukla enerjisi yüksek oluyor ama yine de işine gidip düzenli bir şekilde o işi yapamıyor.
Neden? Kafa karışıklığı oluyor.
Çünkü çağrışımlar dağılıyor.
Sanki hani düşünceler birbiriyle yarışıyormuş gibi oluyor.
Yani dikkati bozuluyor.
Herhangi bir şeye konsantre olamıyor kişi o sırada hormonların da etkisiyle.
Ve zaten yakınları Bir problem olduğunu anlıyorlar.
Yani bir tuhaflık var. Her zamankinden farklı bir şey var burada.
Yani bir farklılık olduğunu anlarsınız.
Bu şey gibi değil.
Ah bu gece uyuyamadım gibi bir durum değil yani.
Burada gerçekten önemli bir şey olduğunu fark edersiniz.
Hani karşınızdakiyle konuşmaya çalışıyorsunuz.
Diyelim o rahatsızlığı geçiren kişiyle, manik atak geçiren kişiyle ve o sizinle konuşamıyor.
Sizi dinlemediğini fark edersiniz.
Ama gerçekten dinlemez.
Yani bu bir dalgınlık değildir.
Siz bir şeyden bahsedersiniz o farklı bir şeyden bahseder.
Ve bahsettiği konuyu sürdüremez.
Onun etrafında dolanır ya da daldan dala atlar konuşurken işte bir cümle söyler sonra alakasız başka bir cümle söyler.
Bunu düzenleyemez.
Yani normalde biz normal beyin işlevlerimizle bunları düzenleyebiliyoruz değil mi?
Evet. Mesela şu anda bu konuşmayı düzenleyebiliyoruz.
Evet. Bir yerden bir yere akışı sağlayabiliyoruz.
Ama orada düşünce akışı bozulduğu için.
Kişi bunu düzenleyemez.
Bu nedenle manik atak geçiren birini evet fark edersiniz.
Yani bence bunları öğrenmek çok iyi oldu şu açıdan.
Bunu bilmeyen birisi için karşıdaki insanı umursamaz, önemsemez.
Karşıdaki lafını dinlemeyen biri olarak etiketlemek de kolay olabilir.
Dinlemiyor beni yani.
Bu da ne tuhaf biriymiş.
Demek de kolay olabilir yani.
Aslında öyle değil yani. Orada bir durum var.
Evet. Orada onunla alakalı değil.
Onu dinleyemiyor olması senin ya da konuda kalamıyor olması onun suçu değil.
Tamamen beyninde oluşan bir durumdan kaynaklı.
Evet. Evet. Terminal bir durumdan kaynaklı.
Evet. Evet. Şimdi şeyi merak ettim.
Bu bipolar bozukluğun toplum içerisinde...
Aslında bizim üniversitede hocamız şöyle bir şey derdi.
Tedaviye dirençli depresyonların da bir kısmı bipolar bozuk.
Çünkü bazen kişi manik atak geçiremiyor.
Yani manik atakla seyretmiyor.
Yani yıllar boyunca kronik depresif ataklar geçiren insanlar vardır.
Ve o mani...
gözlenmediği için biz onları hep depresyon gibi tedavi etmeye çalışıyoruz.
Ama bu lütfen yanlış anlaşılmasın.
Yani sadece bir hüzünlenme hali değil.
Tabii ki de. Ya da bu aralar kendimi depresif hissediyorum.
Ya hiçbir şey enerjim yok gibi bir tükenmişlik halinden bahsetmiyoruz.
Bildiğiniz dört dörtlük depresyon halinden bahsediyoruz.
Bu depresyonlar yıllar boyu sürer ve manik atak da yaşanmadığı için ve kişi antidepresandan da fayda görmez.
Bu nedenle Biz hep depresyon gibi düşünürüz ama büyük ihtimalle onların da bir kısmı kendini ortaya göstermeyen bir bipolar bozukluk.
Bu nedenle antidepresanlardan fayda görmüyor.
Ve bütün bunlar toplandığında...
Bizim hocamız şöyle bir şey derdi.
Bunun sıklığı %10 bile olabilir.
Yani onda bir bile olabilir derdi.
Bu müthiş bir rakam yalnız.
Evet yüksek bir rakam ama tabii ki genetik yatkınlığınızın olması gerekiyor.
Yani bipolarite genetik olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık.
Ve her genetikimizde olan rahatsızlığı biz yaşam boyu ortaya çıkarmıyoruz zaten.
Değil mi? Evet. Yani bir de epigenetik dediğimiz bir durum var.
Yani çevresel faktörlerin bunu tetiklemesi gerekiyor.
Ya ben bu arada epigenetik baya ilgili bunu deyince direkt aklıma o geldi.
Çok ilginç bir konu. Aynı nöroplastiste gibi o da.
Evet. Bugünün konusu değil gerçi ama öyle bir anekdot olsun bu da.
Evet. Yani çevresel faktörler çok önemli.
Çünkü herkes her travmadan aynı şekilde etkilenmiyor.
Tabii ki. Değil mi? Ve bu rahatsızlığın ortalama...
başlangıç yaşının 20'li yaşların başı olduğunu düşünecek olursak evet çok erken.
Çok erken. Şaşırdınız. Evet şaşırdım.
Çok erken bir yaş gerçekten.
Ama orada da genelde şöyle bir şey olur.
Hatta belki siz de rastlamışsınızdır.
Rahatsızlık ortaya çıkar ve şöyle derler.
Ya askere gitti geldi oldu.
Ya da işte birini çok sevdi ondan sonra oldu.
Yani aslında burada hep...
Çok duyduğum şeyler bunlar.
Aslında şöyle bir şey vardır ya da işte birini kaybetti, annesi öldü ondan sonra böyle oldu derler.
Sanki orada şey gibi görünür.
İşte delirdi, aklını kaybetti gibi görünür ama zaten bipolar bozuklukta yani asla öyle delirmek, akıl kaybı gibi bir şey söz konusu değildir.
Tabii. orada travma vardır.
Yani travma olunca hastalık kendini ortaya çıkarır.
Ve yaşam boyu bu travmalar her zaman devam ediyor maalesef.
Hayatımızda travmaları görüyoruz ve bunlar bir gün son bulacak diyemiyoruz.
İnsan hayatı böyle.
Ve bu nedenle travmalardan kişi yaşam boyu etkilenebilir.
Ve bu da... Bu bahsettiğimiz yaygınlığın, sıklığın artmasına sebep olabilir.
Çünkü travmalara her zaman maruz kalıyoruz.
Evet evet ya şöyle bir durum var.
Mesela ben de terapi gördüğüm için ve çevremde de bazı ruh sağlığı sıkıntıları yaşayan arkadaşlarım olduğu için çok korkmuyorum böyle şeylerden.
Hani bir insan bana benim okalben var, benim bipolarım var desenle ben çok korkunç falan bununla arkadaş olamam demem.
Çünkü az buçuk biliyor.
Kişinin farkındalığı varsa, bunun için tedavi görüyorsa bu olabilecek bir şey yani.
Ama şöyle bir durum da var.
Herkes böyle bakmıyor olabilir.
Yani bir insanı tutup da bende bir polar bozukluğum var demesi zor tabii ki de.
Yani herkes bunu kabullenmeyebilir.
Burada sormak istediğim asıl soru şu.
Çevremizde böyle insanlar olduğunda, arkadaşlarımız, dostlarımız olduğunda biz onlara aman işte onda böyle bir rahatsızlık var deyip kendimizi geri mi çekmeli, daha dikkatli mi davranmalıyız?
Yoksa aynı normal bir arkadaşımızmış gibi ya da ailemizden normal bir üyesiymiş gibi davranmaya devam mı etmeliyiz?
Tabii ki normal. hani ailemiz normal bir üyesiymiş gibi davranmaya devam etmeliyiz.
Yani bu kişi bizim ailemizde de olabilir.
Bizim çok yakın arkadaşımız da olabilir.
Biz de olabiliriz. Evet.
Her zaman. Ve sonuçta hani az önce bahsettiğimiz gibi bu kronik bir rahatsızlık.
Yani artık başladıktan sonra biliyoruz ki bu rahatsızlık kişiyle birlikte ve ilaç tedavisi kullanması gerekecek.
Psikoterapiler alması gerekecek.
Ama hayatına devam edecek.
Yani O insanı hayatına devam etmeyecek yani artık bir köşede kalmış gibi değerlendiremeyiz.
Maalesef psikiyatrik rahatsızlıklarda bu da var.
Evet. Değil mi? Yani bir insana bir psikiyatrik rahatsızlıktan işte bir depresyon tanısı bile alsın ne olursa olsun sanki artık hayatın eskisi gibi devam edemeyecek ve hiçbir şey yolunda gitmeyecekmiş
gibi bakıyoruz değil mi?
Öyle düşünüyoruz. Ama aslında öyle değil.
Sonuçta bu insanlar hayatlarına devam edecekler.
Arkadaşlık ilişkilerine, işlerine, yani ne olursa olsun günlük hayatın rutinine devam edecekler.
Ve tabii ki onlarla olan ilişkimizde bu normalliği sürdürürken bazı belirtilere belki biz duyarlılık açısından daha dikkatli yaklaşabiliriz.
Ne olabilir? İşte örneğin son birkaç gündür uyumadım derse.
arkadaşınız ya da konuşmasında bir artış fark ederseniz belki ona yardımcı olma amaçlı destek olabilirsiniz.
Tam da bunu soracaktım.
Nasıl yardım edebiliriz?
Bir atak döneminde olduğunu fark ettiğimizde değil.
Tabii ki. Bir kere destek olmak çok önemli.
Yani atak geçiriyor ve ben burada bulunmak istemiyorum demek çok yanlış olur.
Onun depresyona girdiğinde görebilirsiniz.
Manik atak geçirdiğinde görebilirsiniz.
Örneğin İlaç kullanımı ile ilgili ona destek olabilirsiniz.
Unutmuş olabilir, ilaçlarına bir süredir ulaşamıyor olabilir, alamıyor olabilir.
Bununla ilgili destek olunabilir.
Ya da gerçekten çok alert olduğunuz bir durum varsa çünkü bu insan kendi ailesinden uzakta da yaşıyor olabilir.
Ve siz onun çok yakın arkadaşı olabilirsiniz.
Öyle bir durumda ailesini haberdar edebilirsiniz.
Çünkü o... Bazı insanlar, bu arada şunu söyleyeyim, bazı insanlar atağın geldiğini fark ediyorlar bazı hastalar.
Örneğin işte son birkaç gündür uyumuyorum galiba manik atak gelmek üzere.
Ya da son birkaç gündür kendimi hiç iyi hissetmiyorum, çökmeye başladım, sanırım depresyon gelmek üzere gibi fark edebiliyorlar.
Ama bazı hastalar fark etmedikleri için ve artık atak halindeyken ailelerine haber veremeyecekleri için siz arkadaşı olarak Haber verebilirsiniz ailesine.
Böyle bir durumu aktarabilirsiniz.
Ve çok da faydalı olur.
Hipolar bozukluk herhangi bir terapitik ya da psikiyatrik yardım alınmadan tedavi edilemez.
Öyle değil mi? Edilemez. Yani ilaç tedavisi hele muhakkak şart.
Yani bunu öyle kitap okuyarak, şunu yaparak.
Hayır, hayır. Bu bildiğimiz eni konu bir rahatsızlık.
Tabii. Dünyanın neresine giderseniz gidin ilaç tedavisi hala altın standart.
Evet. İlaçsız bu durum düzelmez ve ilaç uzun süreler kullandığımız bir araç tedavide.
Psikoterapiyi de uyguluyoruz.
Neden? Çünkü burada şöyle bir şey okumuştum ben.
Bir kere kişi bipolar bozukluk tanısı aldığında herhalde bunda toplumsal etiketlemenin de payı büyür.
Sanki sağlıklı beni artık kaybettim ve bir daha eski bene ulaşamayacağım şeklinde bir yaz sürecine de giriyor.
Bundan sonra ben bu hastalıkta ne yapacağım?
Ve bunun yazını tutmaya başlıyor.
İşte o dönemde mutlaka hastaya psikoterapötik destek veriyoruz.
Yani bu durumun gerçekten diğer rahatsızlıklar gibi kanıksanabileceği, kişinin günlük hayatına devam edebileceği, önemli olan atak geçirmemesini sağlamanın en önemli şey
olduğunu, bu nedenle günlük hayatın rutininde düzenine dikkat etmesi gerektiğini söylüyoruz.
Bu konu çok önemli. Evet isterseniz bundan bahsedelim.
Çünkü bizim biyolojik bir ritmimiz var biliyorsunuz.
Biz gece uyuyoruz. Geceleri uyumamız gerekiyor.
Ama herkes gece uyumuyor Berna Hanım.
Tanıdığım böyle sabah 6'ya doğru uyuyan çok insan var.
Ve bu aslında normalde biyolojik ritmi bozan bir şey.
Evet çünkü uyku bizim için her anlamda hem beyin sağlığı hem vücuttaki diğer organların sağlığı için çok önemli bir ajan diyelim yani bizim vücudumuzdaki çok önemli
bir sistem. Yani bizim uyumamız gerekiyor gece ve bunun belli saatleri var.
Biz de buna sirka diyen ritim diyoruz yani uyku uyanıklık.
döngümüz var. Bu rahatsızlıkta mesela en önemli şeyin uyku olduğunu söylesem.
Gerçekten. Bir ilaç kadar önemli olduğunu söylesem.
Evet. Şu uykunun da iyi gelmediği bir şey yok Berna Hanım.
Bununla ilgili niçin uyuruz diye bir kitap okumuştum.
Harvard'da bir profesörün yazdığı bir kitaptı.
Yani diabete de iyi geliyor.
Depresyona da iyi geliyor. Obaziteye de iyi geliyor.
Her şey iyi geliyor ve bipolar'a da iyi geliyormuş.
Bunu da şimdi öğrenmiş oldum.
Değil mi? Hatta böyle düzenli uyuyan insanlar daha rahat kilo verirler.
Evet evet. Evet. İşlemleri daha düzenli oluyor.
Evet. Şöyle, şimdi bu rahatsızlıkta uykuyla birlikte tabii ki vücudun o ritmi yerine geldiği için kişi atağı çok daha rahat atlatıyor.
Özellikle manik atağı.
Yani uyku bir ilaç kadar önemli.
Ben ilaç öneriyorum ama diyorum ki aynı zamanda uykunuzu düzenli almalısınız.
Yani artık uyku sizin için çok önemli bir faktör hayatınızda.
Hatta... İlaç tedavisini düzenli alıp her şey yolunda giderken, hayatındaki herhangi bir aksaklık sebebiyle birkaç gün ya da bir hafta kadar uykusuz kalan insanlar atak geçirebiliyorlar.
Ve ilaç tedavisi altındayken.
İlaç aldıkları halde bunu yaşıyorlar.
Evet, uyku gerçekten çok önemli.
Gerçekten tedaviye bir kalem ilaç eklemişiz kadar önemli.
Bence bu müthiş bir bilgiydi.
Evet. Hem herkesin şu an düzenleyebilir yani bunu ulaşabilir.
Herhangi bir doktora bile gitmeden uykumuzu düzene bir şekilde koyabiliriz.
Ama bir de ekstradan ilaç tedavisi aldığımızda ya da yanında bir de eğer terapi desteği alıyorsak yani bu hastalığı çözümek için.
Kesinlikle. Yani ataklar dengeye girecektir ve düzenli bir hayat yaşamak çok önemli.
Tabii ki stres her türlü rahatsızlığın başı olduğu gibi maalesef stres bizim hayatımızın baş düşmanı diyebilirim ben.
Yani her türlü fiziksel hastalıktan tutun da değil mi?
Bağışıklık sistemi hastalıkları, romatolojik hastalıklar her şeyi tetikleyebiliyor.
Tabii ki kanser değil mi?
Bugün çok bilinen bir şey.
Bu nedenle bu rahatsızlıkla da Mümkün mertebe hani stresi azaltmak, travmatik bir hayattan uzak durmak, belki yanlış ilişkilerden uzak durmak.
Bütün bunları düzenlerse kişi bu durumu çok rahat hayatında yönetebilir.
Ben aslında şey görüyorum bu konuşmadan.
İşte güzel uyuyorsun, güzel insanlarla ilişki kuruyorsun, düzenli bir hayatın var.
Stresi azaltmaya çalışıyorsun.
Bilinçlisin. Her şey iyileşiyor yani bir şekilde.
Yüzde yüz olmasa bile bipolar bozukluk bile mesela yoluna girebiliyor.
Değil mi? Ne kadar güzel. Aile desteği alıyorsun, şefkat alıyorsun, spor yapıyorsun.
Eğer sporu da hayatımıza katarsak zaten sporla da farklı hormonlar salgılanıyor vücudumuzda.
Değil mi? Hani ışığa yeterince maruz kalırsa kişi, güneşe yeterince maruz kalırsa yani her zaman aslında düzen Bizim vücudumuz için çok önemli ve stresten uzak durabilmek
gerçekten çok önemli.
Hani uzak duramıyorsak stresi yönetebilmek, bununla ilgili yardım alabilmek gerçekten önemli.
Evet Berna Hanım, bilmişim.
Güzel ve aydınlatıcı bir bölüm oldu her zamanki gibi.
Ne güzel. Bence öğrenebileceğimiz çoğu şeyi şu an öğrendik.
Bundan korkmamamız gerektiğini, her şeyin çözümü olduğu gibi bunun da çözümü olduğunu bir şekilde.
Çevremizdeki insanları da etiketlemememiz gerektiğini.
Evet değil mi? Yani en ufak bir kavgada sen bipolarsın bence.
Evet. Dememek. Aynen.
Bunu yapmamamız gerektiğini öğrendik.
Çok teşekkür ediyorum size.
Hem kendi adıma hem dinleyicilerim adına.
O halde bu bölümü burada kapatıyorum.
Yorumlarınızı her zaman benimle ve Berna Hanım'la paylaşabilirsiniz.
Kendinize çok iyi bakın. Sağlıkla kalın diyorum.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
