
Psikiyatrist Berna Ermiş ile Kişisel Farkındalık Rehberi Bölüm 2 - Panik Atak Ve Anksiyete
21 Mart 2022 · 35 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bu bölüm de Berna Ermiş ile toplumda çok yaygın olan panik atak ve anksiyete üzerine konuştuk. Tahmin edilenden daha fazla insanın muzdarip olduğu bu durumu masaya yatırdık ve bu hastalık nasıl iyileşir, semptomları nelerdir, neler yaparsak daha iyi hissederiz gibi sorulara yanıt aradık. Bir de ben gaza geldim kendi hayatımdan hatırladıkça beni anksiyeteye sürükleyen bir anımı paylaştım. Umarım bu keyifli konuşma hepinizde yeni ufuklar açar. Eğer bu rahatsızlık siz de mevcutsa korkmayın tedavisi var. Ben de sizden biriyim ve bizi anlayan insanların tavsiyelerine kulak verdikçe hayat daha güzel oluyor. Umarım bu bölüm sizlere şifa olur ve anlaşıldığınızı hissedersiniz. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
*******
EMAİL: genelsesler@gmail.com
INSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Altyazı M.K.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Bugün tanıdığınız bir konuğum var yanımda.
Psikiyatrist Berna Ermiş.
Siz yüzünü görmüyorsunuz ama bence çok mutlu bizimle birlikte olduğum için.
Evet. Merhabalar herkese.
Berna Hanım, bugün panik atak üzerine konuşacağız.
Evet. Bakalım panik atak neymiş, semptomları nelermiş.
Ben önce bir bunları öğrenmek istiyorum.
Ondan sonrasında geri kalanlarını da gireriz.
Peki, panik atak aslında toplumda çok kişinin sıklıkla karşılaştığı bir durum.
Bir ruhsal belirtiler ağı diyebiliriz, belirtiler kümesi.
Panik atak geçirdiğinde kişi yoğun bir fiziksel belirtilerle karşı karşıyadır.
Bunlar şöyle olabilir, işte çarpıntı, nefes darlığı, titreme, terleme, ellerde uyuşma, özellikle ağız çevresinde uyuşma ve baş dönmesiyle de gidebilir.
Kişi yer ayağının altında sallanıyor gibi hissedebilir.
Bu tür belirtilerle giden bir durumdur.
Aniden başlayabilir.
Ve kişi tabii böyle bir şeyi hiç geçirmediyse yani ilk defa panik atak geçiren birini düşünün.
Şok içerisinde kalacaktır.
Hani bana ne oluyor? Ve yoğun bir korku ve kaygıyla baş başa kalabilir.
Burada Bu belirtilere yüklenen bir takım anlamlar vardır kişiler tarafından.
Bu şekilde belirtilerin bir araya gelmesiyle kişi kalp krizi geçirdiğini düşünebilir.
Çünkü göğüs ağrısıyla da karşılaşabilir.
Ve bu göğüs ağrısı kola yayılabilir, sırtına yayılabilir.
Gerçekten kalp krizine benziyor olabilir.
Ya da acaba felç mi geçiriyorum?
Düşüp bayılacak mıyım?
rezil olacağım gibi bir takım düşünceleri olunca da bu belirtiler hızlanabilir, ağırlaşabilir, tekrar tekrar sürebilir.
Bir kişi bir süre sonra acaba ben ne zaman panik atak geçireceğim gibi bir düşünceyle biz buna beklenti, anksiyeti istiyoruz.
Korkuyla, kaygıyla karşı karşıya kalabilir.
Yani panik atak kelimesini, yani panik atak geçirdim daha doğrusu cümlesini ben son zamanlarda çok sık duyuyorum.
Yani bu kadar yaygın olduğunu bilmiyordum gerçekten de.
Toplumda ne kadar bunun yaygınlığı?
Şöyle, her 10 kişiden biri hayatı boyunca en az bir kere panik atak geçiriyor.
Gerçekten sık bir oran diyebiliriz.
10 kişiden biri? Evet, hayatı boyunca en az bir kere geçiriyor.
Ve tabii ki çok duyuyoruz.
Birbirlerine anlatma ihtiyacı da hissediyor herhalde artık insanlar değil mi?
Eskiden çok söylenmezken, çok konuşulmazken bu tür konular.
Şimdi artık söylüyorlar da herhalde onun için de sık duyuyoruz.
Tabii ki duygusal belirtiler çok ağır yaşandığı için yani o korku.
Hatta yeri geldi de ölüm korkusu.
Ölüyorum, çıldıracağım, aklımı kaybediyorum.
Tam oraya gelecektim.
Ölüm korkusu. Evet.
İnsan öleceğini zannediyor değil mi?
Evet ve aklını kaybedeceğini.
Yani oradaki en önemli noktalardan biri akıl kaybetmekti.
Yani peki bunun kökeni ne Berna Hanım?
Böylesine şiddetli ve acı verici bir şeyi neden yaşıyoruz?
Şöyle düşünün, şimdi hepimiz hayatımız boyunca pek çok stres faktörüne maruz kalıyoruz ve aslında tek yaşadığımız ruhsal bozukluk panik atak değil.
Bunun içerisinde depresyonlar da var, başka kaygı bozuklukları da var, takıntı hastalığı da var, pek çok bağımlılıklar.
Yani pek çok ruhsal hastalıkla baş başayız.
Panik atağı şöyle düşünün, vücudun ateşinin çıkması gibi bir durum.
Yani mesela bir bademcik enfeksiyonu geçirirsiniz.
Vücudunuzda nasıl belirtiler olur?
Ateşiniz çıkar, halsizlik olur, eklem ağrısı.
Bunun gibi bir takım belirtiler olur.
Ve... Siz doktora gittiğinizde sadece ateşiniz tedavi edilmez ya da sadece halsizliğiniz için bir takım işte semptomatik ilaçlar verilmez.
Gerçekten bademcik enfeksiyonuna yarayacak ilaçlar da verilir.
İşte burada alta yatan kök sebep bademcik enfeksiyonudur.
Ama ortaya çıkan belirti ateştir.
Panik atağı da ateş gibi düşünebilirsiniz.
Yani vücudunuz size sinyal veriyor.
Yani vücut bir şeylerin etkisi altında.
Belki bir psikososyal bir stres faktörüne maruz.
İşte aileden olabilir, işten olabilir, gerçekten baskı altında çalışıyor olabilir, mobbinge maruz oluyor olabilir.
Pek çok sıkıntı panik atağı doğurabilir.
Yani bunu bir durum gibi de nitelendirebiliriz.
Vücudunuz size sinyal veriyor, benim yardıma ihtiyacım var diye.
Evet, yani mesela kişi bunun farkında olmayabilir mi?
Farkında olmayabilir mi dediğim şey panik atak geçirmesi değil de o altta yatan sebebin.
Mesela panik atak geçiyorum, bana soruluyor.
Örnek vereyim. Ne derdin var?
Bilmiyorum hiçbir derdim yok gibi aslında.
Ben bunu da duydum çünkü.
Benim bir derdim yok bir şeyden korkmuyorum.
Bu gizli olan bizim fark etmediğimiz bilinç dışında bir şey de olabiliyor mu?
Tabii ki olabilir. Çünkü biz her zaman her sıkıntımızın farkında olmuyoruz.
Mesela sürekli çevresindekilere boyun eğen, boyun eğici tavırda davranan birini düşünün.
Belki bu onun artık hayat biçimi haline geldi, yaşam stili haline geldi.
Belki bir terk edilmeyi önlemek için boyun eğiyor ya da insanlar tarafından sevilmek için boyun eğiyor.
Ve kendini ifade etmiyor, düşüncelerini ifade etmiyor.
Belki bir şeyi çok öfkelendiğinde bile içinde tutmaya çalışıyor.
İşte bu tür durumlar da kişinin farkında olmayacağı ama yaşadığı ruhsal sıkıntıları olabilir.
Ve bu kendisini bir panik atakla gösterebilir.
Şimdi siz şey dediniz ya panik atakla artık bir şeyleri bağdaştırmaya başlıyor.
Yani mesela işte kalbim ağrıyor panik atak geçiriyorum.
Ya da işte mesela buna spor yapıyorum sonra panik atak geçiriyorum.
Ekleyebiliriz değil mi? Hem bunu ben internette okudum hem de geçen Instagram'da birinin storiesinde gördüm.
2-3 gün önce diyelim diyorsam şey diyordu.
Bir bardak kahve içtim.
Anksiyelisten ölmek üzere.
Ya da işte panik atak da diyebiliriz buna.
Bu tip şeyler bize etkiliyor mu?
Mesela kalbimizi harekete geçiren şeyler, çarptıran aktiviteler, gıdalar, içecekler de panik atağı tetikliyor mu?
Aslında tetikliyor diyemeyiz.
Çünkü burada bence çok önemli bir noktaya değindiniz.
Burada belirtilere yüklenilen anlam çok önemli.
O yüzden biz panik... bozukluğun, panik atağın tedavisine bilişsel davranışçı terapi kullanıyoruz.
Yani yüklediğimiz bilişler çok önemli.
Örneğin spor yapıyorsunuz.
Nabzınız belki 140 atıyor.
150 atıyor değil mi? Nefes nefes etsiniz.
Terliyorsunuz. Çarpıntınız var.
İşte başınız dönüyor. Yani neredeyse bir panik atak belirtileri yaşıyorsunuz.
Ama orada şu anlamı yüklemiyorsunuz.
Ay ölüyor muyum?
Ay felç kalacak mıyım?
Beyin kanamasını geçiriyorum.
Bunu yüklemiyorsunuz. Kalori yakıyoruz diye seviniyorsunuz.
Kesinlikle değil mi? Yani orada çünkü spor yapıyorum ve bana iyi gelecek gibi bir anlam var.
Yani ay bedenime kötü bir şeyler oluyor.
Şimdi aklımı kaybedeceğim, öleceğim, çıldıracağım.
Bunun gibi belirtiler yok.
Ya da düşüp bayılacağım, insanlara rezil olacağım gibi anlamlar olmuyor.
İşte burada panik atağın zaten kronikleşmesine sebep olan şey bu belirtilere yüklenilen anlamlar aynı zamanda.
Evet. Yani sen ona o anlamı yüklersen o da aslında öyle bir şeye dönüşüyor.
Evet. Öyleymiş gibi geliyor.
Bir süre sonra da kişi tekrar tekrar atak geçirmeye başlıyor ve her atakta yeni bir anlam yüklüyor.
Ve bu yüklediği anlamlar o kişinin...
korkularının, kaygılarının daha da artmasına sebep oluyor.
Çünkü bizim düşüncelerimiz duygularımıza dönüşür.
Duygularımız davranışlarımıza.
Ve davranışlarımız yeniden düşüncelerimizi tetikler.
Yani kişi, ah eyvah işte bir şey oluyor bana.
Şimdi tansiyonum yükseldi galiba.
İşte beyin kanaması geçireceğim gibi bir korkuyla, kaygıyla kendini ne yapıyor davranış olarak?
Ya acil servise atıyor.
Sadece hastanenin bahçesine giderek Panik atağa geçen insanlar var.
Yani hastanenin bahçesine gidiyor, oturuyor kişi ve bahçede rahatlayıp yeniden oradan ayrılıyor.
Yani acil servise girmeden, bir doktorla görüşmeden dahi.
Çünkü zihninde iyileşmeyi orayla bağdaştırıyor.
Evet, orayla kodlamış. Yani orada güvendeyim.
Çünkü panik atakta güvende olma hissi çok önemlidir.
Güvende olma hissiniz bozulur.
Evet. Ama Berlan Hanım hani şu da var.
Güvende olma hissi bozulduğunda zaten pek çok şey bozuluyor tahminimce ama.
Ya bu hissi alamıyorsak yani?
O hisse bitirile kavuşamıyorsak?
Yani panik hatamızı titikleyen şeylere sürekli maruzsak?
Bahsettiniz ya işte iş yerinde mobbing olabilir.
Ailede bir sıkıntı, gelecekle ilgili bir kaygı.
Ve bunlar sonuçta gerçek şeyler.
Ve bir anda kişi bunlardan kurtulamıyor olabilir.
Böyle bir durumda nasıl yapacak?
Burada birkaç şey yapabilir.
Birincisi gerçekten önce sorunun...
temelini anlar. Yani ben mesela işimde sorun yaşıyorum.
İşimle ilgili bir baskıya maruz kaldım.
Ya da bu aralar işimi götüremiyorum.
Yani ciddi bir yoğunluğum var.
Bunu bir öğrenci içerisinde düşünebilirsiniz.
Yani sınav kaygısına maruz kalan bir öğrenciyi de düşünebilirsiniz.
Önce kökü anlarsa eğer kişi ben Bu problemi neden yaşıyorumu anlamlandırabilir.
Yani evleme ilgili sıkıntı var, işleme ilgili sıkıntı var, kişinin yaşam tarzıyla ilgili bir sıkıntı var.
Der ki ben bu belirtileri yani panik atak belirtilerini bu sorundan ötürü yaşıyorum.
Bunu anlarsa panik atağa da yanlış anlamlar yüklemez.
Yani orada öleceğim, çıldıracağım gibi anlamlar yüklemez.
Bu bir. Neyi neden yaşadığını bilmesi çok önemli insanın.
İkincisi. Panik atağı da tabii ki yönetmeyi öğrenebilir.
Çünkü panik atak aslında bizim sempatik sinir sistemimizin yani otonom sinir sistemimizin bir parçası olan sempatik sinir sisteminin bir süre sonra aşırı aktivasyonuyla da ilişkili oluyor.
Otonom sinir sisteminden bahsedeyim isterseniz yeri gelmişken.
Şöyle bizim iç organlara dallarını gönderen sistemimiz otonom sinir sistemi.
Yani kalbin çalışması, bağırsakların midenin çalışması, kan basıncının kontrolü.
Nabzın kontrolü bu sistemin kontrolü altında.
Sempatik ve parasempatik olarak ikiye ayrılıyor.
Sempatik sinir sistemi bizim kaç savaş tepkisi veren sinir sistemimizdir.
Yani o sırada dokulara kan gider, kan basıncı artar, kan şekeri yükselir ve kişi kaçmaya ya da savaşmaya hazırlanır.
Yani tehlike sinyali vardır orada.
Dikkat edin bu kısım çok önemli çünkü panik atakta kişi zihninde tehlikeyi kodlar.
Tehlike altındayım. Tehlike altındayım diye düşünürseniz eğer sempatik sinir sistemi daha da çok çalışır.
Evet. Bu bize atalarımızdan yadigar olan bir sistem.
Ama şu anda karşımızda bir aslan yok.
Bir kaplan yok. Yani kendi zihnimizle baş başayız tehlike anlamında.
Belki tehlike dediğimiz şey patronumuz.
Belki tehlike dediğimiz şey sınav.
Belki komşu. Belki trafik.
Ve bu sistem tehlike anında çalıştığı için Bir süre sonra panik atak geçire geçire sürekli tehlike at etmeye başlar her şeyi.
Örneğin trafikte panik atak geçirmekten korkan insanlar var.
Daha ilerden trafik sıkışıklığını görüp yani bacaklarında karıncalanmalar başlayıp o nefes darlığıyla, çarpıntıyla işte camı açıp eyvah ben
ne yapacağım? İşte kuyruk var, trafik var ve bu trafikte ben nereye kaçacağım?
Kaçacak hiçbir yerim yok ve arabanın içerisine sıkışıp kalacağım düşüncesiyle tehlikeyi zihninde oluşturur kişi.
Evet. Yani mesela şey de olabilir bu.
Bir insan sınavda mesela bunu yaşayacağından korkabilir.
Evet korkabilir. Özel dediğim üniversite sınavı gibi bir sınav düşünüp bir defa gidebiliyor.
Senede ve orada panik atak geçirdiğini hayal ediyor.
Tabii ki zaten sınav sabahı sınavdan bir gece önce sınav anında panik atak geçiren öğrenciler insanlar var.
Çünkü orada tehlike var onlar için.
Yani sınav tehlike işte.
Tehlikeyle zihnini bağdaştırdığında kişi artık ondan korkmaya başlıyor.
Yani ve sistem çalışmaya başlıyor.
Çünkü sistem de kendini korumaya altına almak istiyor.
Tehlike var kendimi korumalıyım diyor.
Yani kaçacağım ya da savaşacağım.
Ama sınavdan nasıl kaçabilir?
Dolayısıyla burada tehlikeyle eşleştirdiğiniz şeyin aslında belki de tehlike olmadığını, belki de bunun o kadar korkulacak bir şey olmadığını.
Mesela sınav kaygısıyla ilgili çalışırken bunları da öğretmeye çalışıyoruz.
Danışanlarımıza, hastalarımıza.
Yani tehlike saydığımız şey ne kadar tehlike.
İşte bunu öğrenmek panik atakta çok önemli.
Ondan sonra yüklediğiniz anlam değişiyor.
Ondan sonra artık... Öleceğim demiyorsunuz.
Diyorsunuz ki benim başka bir sorunum var.
Bunu çözmeliyim. Evet. Tehlikeyle eşleştirdiğim bir durum var.
Tehlike saydığım bir durum var.
Aslında farkındalık iyileşmekteki en önemli adım.
Kesinlikle. Psikiyatrik rahatsızlıkların belki hepsinde öyle yani.
Farkındalık ilk yolumuz.
Çıkacağımız ilk yol. Yani şöyle bir durum var panik atakla ilgili.
Ne kadar irrasyonel olduğunu bilsen de yani ölmeyeceğini bilsen de o vesnada.
Yani ölmen için bir şey yok ortada yani.
Güvendesin, evindesin ama öleceğine inanıyorsun ya da işte o sınavda o kriz geliyor.
Aslında öyle bir durum olmadığı halde ona inanmak beynimizin herhalde bize oynadığı büyük bir oyun.
Aslında hem oyun hem de hayati bir şey.
Çünkü güvende kalmak istiyor beyin.
Vücudu korumak istiyor diyor ki tehlike var.
Hatta bir süre sonra panik atak geçiren insanlar şöyle bir şey yapar.
Güvende kalma önlemleri almaya başlarlar.
Mesela acil servise yakın olan yerlere gitmeye başlarlar sadece ziyaret olarak.
Örneğin metroya otobüse binmemeye başlarlar.
Neden? İstediğimde durduramam.
Oradan inemem. Ya da yanlarında bir takım sakinleştirici ilaçlar taşımaya başlarlar.
Ya da su. Evet. Ya da evden çok çıkmamaya çalışırlar.
Ya da yanlarında biri varken çıkmaya çalışırlar.
Hani AVM'ye girmek istemeyebilirler.
İşte orada rezil olacağım. Güvenlik algım bozulacak.
Düşüp bayılırım ve kimse bana yardım etmez.
O zaman ben ne yapacağım?
Evet. Bir de şey de düşündüm.
Mesela önceden korkmadığımız bir şeyden sonradan korkmaya ve kaygılanmaya başlamakta panik atağa girer mi?
Yani bunu şöyle örneklendireyim.
Mesela benim uçakla seyahat ettiğim oldu iki defa.
Ve hiçbir sıkıntı yaşamadım.
Gayet rahattım. Bittim gittim gideceğim yere.
Ve döndüm de aynı şekilde. Ama şu an uçaktan çok korkuyorum.
Peki. Mesela uçağa bindiğinizde panik atak belirtileri oluyor mu?
Hayır. Daha uçağa hiç binmedim.
Uçağa binme ihtimali olduğunda.
Mesela ihtimalim olan bir durum olmuştu benim geçen senelerde.
Ve onu düşündüğümde gece uyuyamadım.
Bir böyle tuhaflaşmaya falan başladım.
O gün bugündür uçaktan çok korktuğumu düşünüyorum.
Ki ben uçakla seyahat ettim.
Önceden. Ama sonradan böyle bir korku geliştirdim.
Buna daha çok fobi diyebiliriz.
Fobik bir belirti.
Evet yani uçak fobisi var.
Zaten uçak fobisi olarak adlandırdığımız bir grup var bu rahatsızlıkların içerisinde.
Ama panik atak geçirdiğinizde bunu anlarsınız.
Yani panik atak yemek masasında da geçirebilirsiniz.
Televizyon izlerken de geçirebilirsiniz.
Gerçekten böyle çok sıkışık bir alana girdiğinizde de geçirebilirsiniz.
Bir açık alanda olabilir, kapalı alanda olabilir, asansörde olabilir.
Ama orada panik atak belirtileri vardır.
Yani vücudunuz size bunu söyler.
O fiziksel belirtiler.
O yangı ortadadır.
Çarpıntı, baş dönmesi, nefes darlığı, titreme, terleme, ellerinizde uyuşma, karıncalanma.
Bunlar vardır. Göğsünüze hatta öküz oturmuş gibi hissedersiniz.
Öyle bir deyim vardır ya.
Hatta panik atağı sadece göğsünüze öküz oturmuş hissiyle bile geçirebilirsiniz.
Hastalar bazen şeyden hani göğsünde bir sıkışma oldu böyle tatsız bir şey.
Böyle göğüslerini ovalayarak da gösterirler ona.
Tam böyle öküz oturmuş gibi hissediyorum.
Sık sık oluyor bu derler. Çünkü panik atak şekilde değiştirebilir.
Bazen sadece baş dönmesiyle gidebilir.
Mesela hasta sürekli başı dönüyormuş, sallanıyormuş gibi hisseder.
Böyle bir sandala binmiş de sallanıyormuş gibi.
Ya da sadece çarpıntıyla da gidebilir, nefes darlığıyla da gidebilir.
Yani sizin bahsettiğiniz şey daha çok fobik bir durum.
Tamam, o zaman panik atak fiziksel olarak kendisini gösteren bir şey.
Evet, çünkü uçakta panik atak geçirebilirsiniz.
Mesela uçağa bindiniz, yoğun bir çarpıntı geldi, nefes darlığı geldi, titreme, terleme, bulantınız oldu, kusacakmış gibi hissettiniz.
Hatta... Bazen panik atak o kadar şiddetlidir ki kişi çevresinden ayrışmış gibidir.
Yani sanki çevre farklı gibi görünür ona.
Yabancı bir yerdeymiş gibi görünür.
Kendi ellerine bakar ellerini tanıyamaz, algılayamaz yani algısı bozulabilir.
Biz buna disosyasyon diyoruz.
Bir takım disosyatif ayrışma belirtileri de olabilir.
Yani uçakta bu belirtileri yaşayabilirsiniz.
Ama sizin bahsettiğiniz... Bu
Şu an fobi aşamasındayım yani.
Evet. Tamam. Artık binersem bir gün göreceğiz onu.
Umarım geçirmem yani. Umarım.
Şimdi siz dediniz ya 10 kişiden biri panik atak geçiriyor.
Ben orada bir takıldım. Mesela şimdi sokağa çıktığımda bir sürü insan görüyorum.
Bu insanlarla da insanların arasında onda biri panik atak geçiriyor.
Yani o zaman mesela bunu işte bir işlerinde sunum yaparken, asansörle yemekhaneye çıkarken, çocuğunu okuldan almaya giderken bir insan bu tip alanlarda da geçirebiliyor yani.
içerisinde yaşarken bunu dışarıya belli etmiyorlar mı?
Çünkü hani tutup da sokakta kimseyi görmem ah işte ölüyorum panik atak geçiyorum diye.
Yani ediyorlar şöyle bazen Bazı insanlar bunu sadece akşam yapıyor, yaşıyor.
Gece uykudan uyandıran ataklar var.
Tabii ki o sırada hani siz görmüyorsunuz, şahit olmuyorsunuz ama hasta yakını bunu biliyor.
Örneğin eşi varsa yanında ya da çocuğu varsa onlar görüyorlar, biliyorlar.
Zaten şöyle söylemler geçer ya benim annemde panik atak var diye.
Evet. Ya da işte benim kardeşimde panik atak var.
Daha önce tedavi gördü falan derler.
Biz tabii ki sık sık böyle dışarıda panik atak geçiren insanları görmüyoruz.
Ama bu onların aldıkları iş.
İşte güvenlik önlemleriyle de ilgili.
Yani onlar güvende kalmayı tercih ediyorlar.
Ve sonuçta doktor başvuruları da oluyor tabii.
Bu insanlar hep böyle yaşamıyorlar.
Bir de bir insan bir kere panik atak yaşadı diye o kronikleşecek diye bir hadise yok.
Yani sürekli panik atak geçirecek ve bu onun hayatını ele geçirecek diye bir kaide yok.
Bir kere panik atak geçirirsiniz.
Örneğin 4-5 sene geçirmezsiniz.
Sonra bir kere daha geçirebilirsiniz.
Yani bunlar kişiye göre değişir.
Hani bizde hastalık yoktur, hasta vardır ya.
Yani her hastalığında kendi karakteri vardır sonuçta.
Evet, evet. Bu nedenle tabii ki sık sık AVM'ye gittiğimizde, orada burada panik atak geçiren insanlarla karşılaşmıyoruz.
Mesela diyelim panik atak bana geldi.
Evet. Dedim tamam gidiyorum.
Örnek üzereyim. O an dedim ki ben şu an panik atak geçiriyorum.
Bunun farkına vardım. Ne yapmalıyım o esnada?
Bir kere ben şununla çok karşılaşıyorum.
Hani insanlar birbirlerinden yardım istemekten korkuyorlar ya.
Evet. Yani o sırada örneğin AVM'de, metroda ben atak geçiririm, işte bayılırım, insanlara rezil olurum.
Sonra derler ki işte koskoca adama bak, kadına bak, panik atak geçiriyor gibi.
Bu tür söylemler ve bu tür düşünceler bizi bunun içerisinde yaşamaya mahkum ediyor.
Belki de öyle bir zamanda oradan geçen birinden, bir insandan yardım isteyebiliriz.
Düşünün AVM'de diyelim sizin başınıza gelse, biri sizden su istese, panik atak geçiriyorum dese ne yaparsınız?
Yardım ederim tabii ki de. Tabii ki değil mi?
Tabii ki de. Bir dururuz, yardıma ihtiyacınız var mı?
Kolonya getirelim mi sorarız yani.
Hatta diğer insanlar da gelir.
Değil mi? Orada bir şey olduğunu fark ederlerse genelde böyledir, kimse demez yani.
Evet, yardım etmek isterler aslında insanlar.
Bu nedenle yardım istemeliyiz.
Yani çevremizden yardım isteyelim.
Bir kere durmayalım orada. Hani kendi kendimize ben bunu çözerim ya da çözmeliyim ya da ben buna nasıl maruz kalıyorum, bu benim başıma gelecek iş miydi gibi.
Düşüncelerden uzaklaşıp yardım isteyelim.
Zaten bu bizim hayat boyu yaptığımız bir hata.
Değil mi? Birbirimizden yardım istememe, çalışmak.
Bu bir. İkincisi tabii ki nefesimizi kontrol edebiliriz.
Nefes egzersizleri, gevşeme egzersizleri bunlar için çok iyi çözümler.
İnsanlar internetten de ulaşabilirler bunlara.
Diyafram nefesi kullanmak ve hani...
Bizim bildiğimiz kese kağıdına nefes alıp vermek ve tabii ki kaslarımızı gevşetmeye çalışmak çok iyi yöntemler.
Ama benim gördüğüm şeylerden biri hani insanların yanında ilaç taşımaya çalışmaları.
Hemen o sırada bir ilaç alayım.
Tam tersi biz zaten tedavide şunu yapmaya çalışıyoruz.
Bir kere bir ilaç kullanılacaksa biz onu düzenli veriyoruz.
Sadece o sırada kişi alsın diye değil, düzenli antidepresan tedaviler kullanıyoruz.
Bunun yanında zaten o sırada kullanacağı nefes egzersizini, neler yapabilir, ne gibi önlemler alabilir öğretiyoruz ve destek istemeye teşvik ediyoruz.
Güvenlik önlemleri almak yerine çıkalım o evden, çıkalım o dünyadan, o çemberden ve insanların içerisine karışıp görelim yani.
Bir şey olmayacağını kişi kendisi test etsin ama tabii ki basamaklı.
Yani bir anda olmaz bunlar.
Tedavinin her birinin bir basamağı var.
Bir anda bir insanı otobüs yolculuğuna gönderdiğimizi düşünsenize işte hadi yaparsın vesaire diye olmaz.
Çünkü kişi bu tedavinin basamaklarını bilmiyorsa, otobüsten inme ihtiyacı olursa çok ciddi bir hayal kırıklığıyla baş başa kalır.
Evet başarısızlık hissedebilir.
Evet ve bunu yaşamasını hiç istemiyoruz.
tam tersi her zaman böyle destekleyici o güvenlik çemberini kırdığında da aslında güvende olduğunu hissettirerek bunu yaşatıyoruz.
Bir de şeyi merak ediyorum.
Anksiyete ve panik atak aynı şeyler mi?
Panik atak anksiyete bozukluklarının içerisinde geçiyor.
Yani anksiyete bozuklukları bizim bildiğimiz kaygı bozuklukları grubu.
Mesela yaygın anksiyete bozukluğu dediğimiz bir rahatsızlık var.
Genel anlamda kişinin hayattaki hayatın içerisindeki çoğu şeyle ilgili kaygı duyması.
Örneğin maddi anlamda kaygılarının olması.
İşte bir gün bana bir şey olur mu?
Parasız kalır mıyım?
Parasız kalırsam ne yaparım?
Sağlığım bozulur mu?
Ya da bir şekilde diyelim bir annenin çocuğu geç kaldı eve.
Ah çocuğumun başına bir şey geldi mi?
Defalarca arayan anneler vardır. Benim annem de var.
Teşhisi koydum yalnız da.
Çoğumuzun evet ebeveynlerinde vardır bu.
İşte aman çocuğum öyle olmasın.
Aman çocuğum otobüse binerken, metroya binerken dikkat et.
Nerede kaldın?
Üşütme. Sırtına işte bir şeyler aldın mı?
Ama bazı insanlar bunu aşırı yaşıyorlar.
Çünkü kaygı dozunda yaşanırsa zaten bizim hayatımızı koruyan bir şey.
Yani düşünsenize sınava gireceksiniz hiç kaygınız yok.
Nasıl olurdu? Hiç sıfır kaygı.
Çalışmam. Takmam kafaya.
Kaygı biraz da insanı pozitif etkileyen bir şeydir.
Yani bir insanı nasıl diyeyim?
Bir insanın Hayatla ilgili beklediği bir şeyden kaygı duyması.
Kaygı duyarsanız biraz o yolda çalışmaya başlarsınız.
Ama benim bahsettiğim artık bizde bozukluğa dönüşen şey kişinin işlevselliğinin bozulduğu noktadır.
Mesela panik atak da böyle. Panik atak ne zaman artık bir bozukluk ve bir rahatsızlık olarak kabul ediliyor bizde?
Kişinin işlevselliğini bozarsa.
Bunda birkaç alanı ayırıyoruz.
Genelde aile, iş, sosyal hayat ve özel hayat olarak ayırıyoruz.
İşi öğrencilerde okul olarak nitelendirebiliriz.
Örneğin aile içi sorunlar baş gösteriyorsa mesela kaygı bozukluklarında da böyledir.
Yani o kadar kaygılı ki anne evde huzur kalmamış ya da anne hastalanıyor, omzu ağrıyor, sırtı ağrıyor, bir takım fiziksel belirtiler başlamış, uyuyamıyor geceleri ya da örneğin çocuklardan biri
yine bu şekilde kaygılıysa örneğin okulla ilgili sorunlar yaşayabilir.
Ne zamanki işlevselliğimiz bozuluyorsa bizde bir duygu o zaman hastalık boyutuna taşınabilir.
Evet. Psikiyatride işlevsellik bozulması önemlidir.
Ya aklıma anksiyete ile ilgili Kitkegard'ın bir sözü geldi.
Çok ünlü bir söz aslında.
Şey diyor, anksiyete özgürlüğün baş dönmesidir diyor.
Ben bunu okuduktan sonra bir de Twitter'da bir tweet'e denk geldim.
Tam hatırlamıyorum ama hani şu anlamdaydı.
İşte eğer evde kalırsanız depresyona girersiniz.
Evden çıkarsanız aksiyete olursunuz.
Ailenizden aydırsanız.
Acaba bu aksiyete ve kaygı bozuklukların sebeplerinden biri de hani o dış hayatta kendi kendimize ayakta kalmaya çalışmak, hayatla, gelecekle, geçmişle, çocuklarla her şeyle ilgilenmeye çalışmak, o sorunları sırtlanmak
da olabilir mi? Tabii ki. Bugün biz aksiyete, evham, kaygı aynı grupta topluyoruz.
Bütün bu duyguları, hisleri, düşünceleri.
Şöyle zaten bunu...
Şema terapide özellikle dayanıksızlık şemasıyla eşleştirebiliriz.
Hem dayanıksızlık hem karamsarlık.
Çünkü bugün çok konuşulan bir şey var dayanıklılık üzerine biliyorsunuz.
Tabii ki kişi dış dünyaya çıktığı anda artık o özelliği yani birey olmanın getirdiği sorumlulukları yani ben buradayım ve başıma gelenlere dayanabilirim,
katlanabilirim, bunların sonuçlarıyla yüzleşebilir mi görmeye başlıyor.
Bunu pek çok şekilde yaşıyoruz hepimiz.
Farklı farklı alanlarda yaşayabiliyoruz ama eninde sonunda dayanıklılığımız bizim geliştirebileceğimiz bir yönümüz.
Örneğin dayanıksızlık şeması varsa, bu arada şema diyorum bilmeyenler için şemanın ne olduğunu tekrar ben bir açıklayayım.
Şemalar bizim çocukluk çağında karşılanmayan bir takım ihtiyaçlarının nedeniyle gelişen temel inançlarımız.
Bu inançların içerisinde duygular da barınır, anılar da barınır.
Düşünceler de barınır.
Ve bu inançlar nedeniyle bir süre sonra davranış sistemlerimiz şekillenir.
İşte dayanıksızlık şeması bunlardan biridir.
Bizim evham şemalarımızdan biri.
Ve dayanıksızlıkla karamsarlık kol kola gezerler.
Yani biri der ki sen yapamazsın.
Öbürü de der ki yapamazsın ama bu başına gelecek olan şey de en kötüsü olacak.
Panik katta da o yok mudur?
Kaygı bozukluklarında da.
En kötü senaryo.
Yani kişinin aklında...
en kötüsü vardır. Hatta bazı hastalar kendi mezarlık sahnelerini yani kendi cenaze sahnelerini hayal ederler, senaryolaştırırlar.
Yani hani görüyorum o kadar kötüyüm ki panik atak geçirmişim ve ölmüşüm ve ailem cenazemi kaldırıyor ve kendimi böyle görüyorum
yani böyle hayal ediyorum ve bu en kötüsüdür yani.
Bu nedenle ölüm korkusuyla eşleşir.
Yani bu karamsarlık aslında başkasının söylemiyle de öğrenilebiliyor.
Tabii ki. Çünkü direkt aklıma şu geldi yine kendi hayatımdan.
Çocukken böyle 12-13 yaşındayken en büyük hayallerimden biri tek başıma arabayla böyle dağlarla seyahat yapmaktı.
O zaman bunu anlatıyordum. O da bana şey dedi.
Sen de tek başına gidersin.
Lastiğin patlar. Yolun ortasında ormanın ortasında kalırsın.
Kamyoncunun tek de gelir seni de öldürür dedim.
Gerçekten bunu dedi bu arada.
Bence bunu kötü bir şey olarak söylemedi.
Şimdi burada babamı yargılamıyorum.
Kendince benim bu korkunç hayalimi engellemeye çalışıyordu.
Korumaya çalışıyordu. Beni korumaya çalışıyordu.
Ama size yemin ediyorum dürüstlükle söyleyeceğim.
O günden beri benim aklımda hep böyle bir imge var.
Bakın 25 yaşındayım. Bugün hani arabama atlayayım gideyim desem aklımdan o şey gitmiyor.
Benim lastiğim patlıyor.
Gece karanlık. Öyle bir imge var.
Evet beni biri öldürüyor.
Gerçekten. Ve bu bende cidden korku yaratıyor yani.
Evet tabii ki. Yani senaryolaştırılan şeye karşı Bir korku duyulma hali.
Hatta böyle son zamanlarda çok meşhur bir şey vardı.
Bu nedenle artık korkmaktan korkar hale geliyoruz.
Değil mi? Çünkü bu artık otomatikleşiyor.
Yani bir süre sonra korku duyduğunuz şeyin ne olduğunu bile ayırt edemeyebilirsiniz.
Değil mi? Bu o kadar otomatikleştirir ki bunlar zihnimizin bize...
otomatik olarak sunduğu görseller duygular haline geliyor.
Yani siz onu düşünmeye başladığınız andan itibaren parmaklar şıklıyor ve o duygular artık bütün vücudunuza zerk oluyor.
Evet evet inanışlar yani şey de var hani Tek başına işte sen bir kızsın tek başına dünyayı seyahat edemezsin.
Edersen kesin öldürülürsün.
Sonra biraz mesela büyüdüğümde şimdi sosyal medyada falan da görüyorum.
O kadar çok genç kadın var ki dünyayı tek başına seyahatten.
Müthiş eğleniyorlar.
Hayatta tabii kötü şeyler de var ama hayatın diğer bir yönü de var.
Evet tabii ki. Yani o karamsarlıkların gerçek olmadığı güzel olan bir yönü de var yani.
Dediğiniz gibi bunların farkında olmak ve ayırt etmek.
Belki insana yeni bir hayat bile bağışlayabilir yani.
Kesinlikle bağışlar.
Çünkü şöyle düşünelim.
Karamsarlıkla ilgili aklınıza gelen şeylerin kaçı başınıza geldi ki bugüne kadar?
Ya da şunu düşünebilmek.
Başıma gelirse ben bununla baş ederim.
Baş edebilecek güce sahibim.
Dayanıklılık insana böyle bir inanç verir.
Kendine inanmak yani o nokta.
Evet kendine inanmak ve baş edebileceğine inanmak.
Yani baş ederken insan...
pek çok kaynağı bir arada kullanabilir.
Hani az önce bahsettiğim gibi mesela destek isteyebilir insanlardan.
Hani ben bununla nasıl baş edeceğim?
Baş edemeyeceğim şeyi yapmayayım.
Bu nedenle o evden çıkmayayım, o metroya binmeyeyim ya da AVM'ye gitmeyeyim demek yerine başıma gelirse ben buna katlanabilecek güce sahibim.
Bunun için ne yapabilirim?
Bütün bunlara bakmak lazım.
Çünkü hayat boyu Aslında evet aslanlar kaplanlar şu anda çıkmıyor ama karşımıza.
Zihinsel olarak tehlike adettiğimiz çok şey karşımıza çıkabilir.
Değil mi? Hayatta sorunlar hep olacak.
Problemlerimiz hep olacak.
Kaçınılmaz. Önemli olan bunları yönetebilmeyi yani o problemleri çözebilme yeteneğimizi geliştirebilmek.
Sanırım bu da şeyle oluyor.
Geçen bölümde bahsettiğiniz sağlıklı yetişkin modumuza sahip çıkıp.
Çünkü bu onun bakış açısı gibi.
Ben bununla baş edebilirim.
Sağlıklı yetişkin parçamız şunu der.
Şimdi içimizde o dayanıksızlığı ve karamsarlığı yaşayan böyle küçük bir çocuk var.
O bizim incinebilir, incinmiş çocuk yanımız diyoruz.
Bu çocuk Korkar, tedirgin olur, kaygılanır.
Örneğin sizin o yoldan korktuğunuz gibi işte.
Ya başıma bir şey gelirse, tekerim patlarsa, öldürülebilirim gibi.
Bunu küçük bir çocuğun yaşadığını düşünün.
Şimdi çocuk bunu yaşarken ona yardımcı olacak bir sisteme ihtiyacınız var içinizde.
Bu da sizin sağlıklı yetişkin yanınız.
Yani artık hakikaten o yetişkin vasıflarına sahip olmuş.
Yetişkinin yani sağlıklı bir yetişkinin sahip olduğu, hoşgörüye sahip olması gerektiği, anlayışa, problem çözme kabiliyetine, duyguların o ağırlığından korkmamaya ve
bütün bunlarla o çocuğun elinden tutup hadi gel bakayım çocuğum yapabiliriz, ayağa kalkabilirsin, destek isteriz öyle bir şey olduğunda ya da gel bir takım önlemler alalım.
Bunları abartmamıza gerek yok.
Ama bütün bunlarla ilgili seninle şimdi yola çıkacağım, elini tutacağım.
Ve sana destek olacağım. Şefkat yani.
Sağlık yetişkinin şefkati çok önemli.
Çocuğun korkusunu ve kaygısını yenmesi için.
Evet ya çok güzel açıkladınız bu arada.
Bir önceki bölümde çok güzel kitaplar tavsiye ettik.
İşte bana resmini çekip atanlar aldım diye haber edenler oldu.
Ne güzel. Yine ben konumuzla ilgili internette İyi Hissetmek kitabının da yazarı olan David Burns'un Panik Atakta diye bir kitabını da gördüm.
Bize birkaç tane kitap tavsiye edin.
Panik Atakta'yı okuyalım mı?
Evet, tabii ki okuyun.
Çok güzel bir kitap. Biraz kalıncadır ondan korkmasınlar lütfen dinleyenler.
Onun içerisinde çok güzel bilgiler var.
Bu beklenti anksiyetesinin anlatıldığı, güvenlik önlemlerinin anlatıldığı, neyi nasıl çözebileceklerini çok iyi öğrenebilirler.
Ve bir takım uygulamalar, egzersizler de yapabilirler.
Bu bir. Bir de aslında evhamı da anlamak için benim sevgili hocam Dr.
Alp Karaosmanoğlu'nun çok güzel bir kitabı var.
Eyvah kötü bir şey olacak. O da yine Psikonet yayınlarından.
Orada da evham şemalarına ulaşabilirler.
Dayanıksızlığı, karamsarlığı öğrenebilirler.
Ve tabii ki bizim aslında çok da farkında olmadığımız ama ansiyetimizin...
kökeninde olan ve bunu her zaman besleyen bir inancımız var, cezalandırıcılığımız var.
İlk cezalandırıcılığımız yani hatayı tolere etmeyen, affetmeyen kişinin o içsel esnekliği yerine katılığını sağlayan şemamız bizim evham şemalarımızdan
bir tanesidir. Bunu da öğrenebilirler ve evhamı anlamak için, endişeyi anlamak için çok faydalı olacaktır.
O kitabı da öneriyorum şiddetle.
Tamam. Ben de inanıyorum bu kitaplardan büyük fayda sağlanır.
Evet kesinlikle. O halde bugünlük bu bölümü kapatıyorum.
Çok güzel bir konuşmaydı.
Ben de çok keyif aldım.
Dinleyen herkese çok teşekkür ediyorum.
Size de çok teşekkür ediyorum Berna Hanım.
Rica ederim. Tabii ki her zaman.
O halde hoşçakalın.
Haftaya görüşürüz. Sağlıkla kalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
