
Heltia uygulamasını indirmek için 👉 https://heltia.go.link?adj_t=1fq50a8b_1f1grrd8
%10 indirim kodu 👉 SESLER10
Para harcama, biriktirme veya parayı yönetme becerilerinizle ilgili hiç düşündünüz mü? Para hayatta kalmak, istediğimiz şeyleri yapabilmek ve özgür olabilmek için oldukça önemli bir unsur. Fakat çok az insan parayı nasıl kullanması gerektiğini bilerek büyüyor. Podcastin bu bölümünde para hakkında bize daha önce öğretilmeyenler üzerine konuşuyor. Paranın psikolojisini anlayarak aslında geleceğimizi nasıl şekillendirebileceğimizi de anlıyoruz. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
İlham Postası bültenine kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Kitap kulübüne katıl: https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
(Gelen mailleri okumaya bayılıyorum)
Transkript
Healthya uygulamasının katkılarıyla Genel Sesler Podcast başlıyor.
Herkese merhaba, ben Bilge.
Uzun bir aradan sonra tekrardan sizlerle birlikteyim.
Yaklaşık sanırım bir buçuk ay falan oldu yeni bölüm atmayalı.
Bu süreçte bir tatile gittim, bir ara sesim çok kısıldığı için bölüm kaydedemedim.
Ufak tefek mental çöküşler yaşadım ama toparlandım ve her zamankinden daha iyi bir şekilde sizlerle beraberim.
Bir de şöyle bir şey yaşadım.
Podcast kaydetmeye çalışıyorum, bölümü bitiriyorum, edite oturuyorum ve bölümü beğenmiyorum, vazgeçiyorum.
Bunu böyle iki üç defa yaşayıp bir türlü yeni bölüm paylaşamadığımı fark ettim.
Sonrasında dedim ki artık şu mükemmeliyetçiliği bir kenara bırakıyoruz yeniden.
Ve uzun zamandan beri yeni bölümü soran, beni bekleyen dinleyicilerimle yeniden buluşuyoruz.
Gerçekten çok mutlu hissediyorum.
Sesimden de anlaşılıyordur.
Ne zaman böyle podcast'e ara verip tekrardan dönsem zaten bu heyecanı yaşıyorum.
Bugün paranın psikolojisinden bahsedeceğiz.
Daha öncesinde parayla ilgili bir bölüm hiç yapmamıştım ve bu tarz bir bölüm yapmak da aslında aklımdan geçmiyordu.
Fakat bizim kitap kulübümüzde okuduğumuz Morgan Housel'in yazdığı Paranın Psikolojisi isimli kitap bu bölümü yapmam için beni oldukça motive etti.
Çünkü kitapta öğrendiklerim hayatımı o kadar derinden etkiledi ki bunu sizlerle de paylaşmak istedim.
Kitabın içerisinde en çok dikkatimi çeken şeylerden bir tanesi şuydu.
Yazar diyordu ki... Paranızı nasıl kullandığınız zeka ile ilgili bir şey değildir.
Davranışlarınızla ilgilidir. Ve davranış kolay öğrenilmez.
Biz parayla olan ilişkimizi ve onu nasıl yöneteceğimizi maalesef ki böyle erken yaşlarda genelde öğrenemiyoruz.
Kendim çalışma hayatına girdikten sonra kendi ayaklarımın üzerinde durmaya, ekonomik olarak tamamen kendime bağlı bir hale gelmeye başladım.
Ve bu süreçte fark ettim ki aslında parayı kullanmayı hiç bilmiyorum.
Ve para hayatımızdaki en önemli şeylerden biri.
Sadece satın alma gücü olarak bakmıyorum paraya.
Aynı zamanda özgürlüğümüze de ilgili, bu hayatı nasıl yaşamak istediğimize de ilgili.
O yüzden parayla olan ilişkimiz üzerine düşünmemiz gerekiyor.
Mesela bu kitabı okuduktan sonra çok daha iyi fark ettim ki para benim için özgürlük demek.
Eğer ekonomik özgürlüğüm yoksa...
hiçbir zaman tam anlamıyla özgür olamayacağım.
Öncesinde böyle ailemden özgürleşmek istiyordum.
Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyordum.
Bunu başardıktan sonra fark ettim ki yapmak istemediğim işlerden de özgürleşmek istiyorum.
Zamandan da özgürleşmek istiyorum.
Sadece zamanımı satarak para kazanmak istemiyorum.
Onun ötesinde de bir şeyler yapmak istiyorum.
Ve günlük yaşantımda paramı nasıl kullandığım tüm bunları başarmam üzerinde oldukça etkili.
Genelde gözlemlediğim bir şey var ki insanlar anlık zevk paralarını boşa harcamayı çok seviyorlar.
Asla parasını böyle harcamayacak, cimrilik yapacak birisi değilim.
Yeri geldiğinde harcamayı, ihtiyacım olan şeyleri almayı hatta böyle ihtiyacımın da ötesinde bazı şeyleri almayı da gayet seviyorum.
Fakat biliyorum ki fuzuli yere harcadığım her para benim geleceğimden çalıyor, ulaşmayı hayal ettiğim ekonomik özgürlüğümden çalıyor ve hayal ettiğim özgür olduğum geleceğe kavuşmak için parayla olan
ilişkimi düzenlemem gerektiğini biliyorum.
Parayla olan ilişkimiz aslında tamamıyla psikolojimizle alakalı.
Nerede büyüdüğümüz, nasıl bir döneme doğduğumuz, nasıl bir aileye doğduğumuz da bunu çok fazla etkiliyor.
Bu bölümde sadece parayla olan ilişkinizi anlamanız için değil, zamanında benim yaptığım hataları yapmamanız için de çabalayacağım.
Elbette ki burada yatırım tavsiyesi gibi şeyler asla olmayacak.
Bu tip pratik çözümler vermeyeceğim.
Sadece tam anlamıyla paranın psikolojisine odaklanacağız ve paraya nereden yaklaşmalıyız?
Nasıl düzenlemeliyiz?
Bunun üzerine konuşacağız.
Ve gerçekten tekrar ediyorum.
Bunları öğrenmek benim hayatımı değiştirdi.
Aynı zamanda başarıya, şansa, geleceğe, yatırıma, istediğim hayata dair de bakış açımı değiştirdi.
Eminim ki sizin üzerinizde de benzer bir etki bırakacaktır.
O halde madde madde bu kitabın bize neler anlattığını ve bende bıraktığı izleri sizlerle paylaşmaya başlamak istiyorum.
İlk maddemiz şans ve riski anlamak.
Genelde hepimiz başarılı insanların hikayelerini okumaya alıştık.
TED konuşmacılarını dinliyoruz.
Hepsi bir şekilde başarılı olmuş insanlar.
Forbes'ın kapağında her zaman başarılı kişilerin resimleri oluyor.
Ya da okuduğumuz ilham yedici kitaplarda genelde sadece başarıya kavuşmuş insanların hikayelerine tanıklık ediyoruz.
Peki ya başaramayanlar?
Hayatta başarı da vardır, başarısızlık da vardır.
Yani şanslı da olabilirsiniz, riskli olan tarafta da olabilirsiniz.
ne diyor? Para konusunda başarılı olanların çoğu iyi bir şansla dünyaya gelmişlerdir ya da iyi bir şansla karşılaşmışlardır.
Bununla ilgili çok da güzel bir hikaye var.
Hepimiz Bill Gates'i biliyoruz.
Microsoft'un kurucusu. Bill Gates okuduğu liseden 3 kişilik bir arkadaş grubuna sahipmiş.
Paul Allen, Bill Gates ve Camp isimli bir arkadaşları.
Gates hatta son yayınlanan belgeseline dahi Lisedeki arkadaşı Kent hakkında eğer yanımızda olsaydı Microsoft'un ortağı olurdu ve kesinlikle Microsoft'u harika bir yere getirirdi
diyor. Büyük ihtimalle eğer bu kişi yaşamaya devam etseydi onun adını en az Bill Gates kadar duyacaktık.
Fakat Kent lise yıllarında dağcılık yaparken hayatını kaybediyor.
Şimdi yazar burada şundan bahsediyor.
Bill Gates ve Paul Allen bu iki arkadaş Microsoft'u kuruyorlar birlikte ve bunlar şanslı olan kısımdalar.
Fakat diğer arkadaşları Kent dağ kazasında ölüyor.
İşte bu da hayattaki risktir diyor.
Bu nedenle yazar diyor ki başarılı insanların hikayelerinden daha çok yaygın kalıplara odaklanın.
Yani daha genelde ne oluyor?
Zirveye ulaşmış ya da bir şeyleri fazlasıyla başarmış olan insanlar Büyük oranda şans nedeniyle oradalar.
Elbette ki çalışmalarının, emeklerinin de karşılığını alıyorlar ama onları oraya getiren faktörlerden bir tanesi şanstır diyor.
Genel geçerde ortalamada nelerin döndüğüne bakmak bize asıl bilgiyi verir diyor.
Parayla ilgili ise eğer şans ve riskten kaçmak istiyorsanız oyunda uzun bir süre kalmalısınız.
Yani bir yatırım yapıyorsanız bunu kısa vadelerde değil daha uzun süreleri düşünerek yapmalısınız.
Bu şekilde diyor şansı ve riski aşabilirsiniz.
Bu bölümde yazarın çocuğuna ilk doğduğunda yazdığı bir tane mektup vardı.
Onu sizlerle paylaşmak istiyorum.
Bazı insanlar eğitime önem veren ailelerin bir üyesi olarak dünyaya gelirler.
Bazıları ise eğitime karşı ailelerin.
Bazıları girişimciliği teşvik eden, gelişen ve büyüyen ekonomilerin içine doğarlar.
Bazıları savaş ve sefalet koşullarında dünyaya gelirler.
Başarılı olmanı ve bunu hak etmeni istiyorum.
Fakat bütün başarıların çok çalışmaya bağlı olmadığını ve bütün sefaletlerin de tembellikten kaynaklanmadığını anla.
Kendin dahil insanları yargılarken bunu unutma.
Başarıda şansın rolünü anladıkça riskin de rolünü görerek başarısızlıklarımızı affetmek konusunda daha iyi olabilir ve şans yeniden lehimse dönene kadar beklemeyi ve devam
etmeyi kendimize öğretebiliriz.
Fakat yine de başarısızlıkla başa çıkmak oldukça zor olabilir.
Bu tip durumlarla baş ederken ihtiyaçlarınıza yönelik size yardımcı olabilecek online terapistlerin bulunduğu Bir uygulamadan bahsetmek istiyorum.
Healthia. Uygulamayı indirdiğinizde karşınıza bir test çıkıyor ve bu teste ihtiyaçlarınızı belirttikten sonra size en uygun olabilecek terapistlerle bir eşleşme sağlanıyor.
Bu uygulamanın algoritması ile gerçekleştiriliyor.
Eşleştiğiniz uzmanla öncesinde 15 dakika ücretsiz bir ön görüşme yapabilirsiniz.
Yıllardır terapi gören birisi olarak söyleyebilirim ki iyi bir terapist bulmak gerçekten kolay değil.
Size uygun bağ kurabileceğiniz, iyi iletişim kurabileceğiniz bir terapist bulmak gerçekten çok çok önemli.
Bu şekilde Heltia'nın sunduğu test ve ücretsiz ön görüşme ile birlikte size uygun olan terapisti bulmanız çok kolaylaşıyor.
Zaten... Danışanların %90'ı uygulamanın kendisini eşleştirdiği terapistle devam ediyormuş.
Bunun dışında Heltia'nın içerisinde ücretsiz içerikler ve mini check-up'lar da var.
Sadece bu ücretsiz içeriklerden faydalanmak için de Heltia'yı kullanabilirsiniz.
Eğer bir terapisten destek almak istiyorsanız Sesler 10 kodunu kullanarak ilk seansınızda %10 indirim alabilirsiniz.
Açıklamaya uygulamanın linkini ve kodu yazacağım.
Oradan tekrardan inceleyebilirsiniz.
Evet kaldığımız yerden devam ediyorum.
Geldik ikinci maddeye.
Yeterli demeyi öğrenmek.
Hepimiz görmüşüzdür.
Kimi insanlar vardır. Ne kadar kazanırlarsa kazansın.
onlara yetmez. Sürekli daha fazlasını isterler.
Hatta öyle ki bazen çok çok zengin iş insanları sırf daha fazla para kazanma uğruna ellerindekini kaybedebiliyorlar veyahut da daha lüks bir yaşam yaşamak için sürekli daha daha da ötesine
geçebilmek için büyük borçların altına girip sonrasında iflas bataklığına kadar sürüklenebiliyorlar.
Yazar bununla ilgili çok güzel örnekler veriyor ve diyor ki yeterli demeyi öğrenmeniz lazım.
Yani sizin için harcamanın ve durmanın bir yeri olmalı.
Bunun için de en önemlisi bir hedef belirlemek ve o hedefi yerinden oynatmamaktır.
Yani kendinize yaşamak istediğiniz bir standart belirleyin, bir hedef belirleyin ve bu hedeften ötesine ne kadar kazanırsanız kazanın.
Daha fazlasını istemenin bir sonu yoktur.
Hepimiz hedonik adaptasyon kavramını duymuşuzdur büyük ihtimalle.
Biliyorsunuz ki hedonik adaptasyon elimizdeki şeylere alışmak.
Bugün belki kendime yeni bir elbise alabilirim.
Bu elbise beni 3 gün mutlu eder.
Sonrasında yenisini isterim.
Çünkü ona alışırım yani adapte olurum.
Parayı tutabilmek için elde etmemiz gereken en önemli şeylerden biri bir hedef koymak.
Bir yaşam standartı belirlemek ve bunun ötesine geçmemek.
Bununla ilgili yazar kendi hayatından şöyle bir örnek veriyor.
20'li yaşlarının sonlarına doğru eşiyle birlikte belli bir yaşam standartı tutturmuşlar.
Ve hala o standartlarda yaşadıklarını söylüyor.
Elbette ki yazar şu an 20'li yaşlarına göre çok çok daha zengin.
Bir sürü yatırımı var, çok daha fazla para kazanıyor eşiyle birlikte.
Fakat neden bu hayatı değiştirmiyorlar?
Neden daha lüks bir yere geçmiyorlar?
Çünkü... Bu yaşadıkları hayat onlar için yeterli.
Ve diyor ki eşimle ben de biliyoruz ki hayatta asıl zevk aldığımız şeyler uzun yürüyüşler yapmak, kitap okumak ve podcast dinlemek.
Ve bunların hepsi bedava.
Fakat şunu unutmamak gerekiyor.
Yeterli demek çok az demek değildir.
Yani kendinize bir ev almak, bir araba almak...
Gezebilmek istediğiniz gibi çocuklarınıza iyi bakım verebilmek.
Bunların hepsini istemeniz çok normal.
Yeterliniz çok az değildir.
Sadece yeterlidir.
Ve bunu yapmaktaki en büyük engellerden bir tanesi yani hedefimizi oynatmamaktaki en büyük engellerden biri sosyal kıyaslama.
Çünkü yaşımızla birlikte hem kazancımız hem de çevremizdeki insanların kazançları artıyor.
Ve bu arttıkça yaşam standartları sürekli olarak yükseliyor.
Ben bunu kendi de gözlemliyorum.
Bir sene önce şimdiye göre daha az para kazanıyordum.
Şu an daha fazla kazanıyorum.
Fakat yaşam standartım değiştiği için elime kalan para aynı.
Yani kenara koyabildiğim para miktarı hala değişmedi.
Oysa ki daha fazla kazanıyorum.
Bu nedenle... Elinize para geçtiğinde hemen yaşam standartlarını yükseltmemek ve yatırım yapmaya başlayabilmek gerekiyor.
Sosyal kıyaslama ise şunu getiriyor.
Etrafımızdaki insanlar harcarken, yerken, içerken daha lüks bir hayat yaşamaya başlarken biz hala eskisi gibi kalıyoruz ve kendimizi kötü hissediyoruz.
Ve bu noktada belki de değersizlik duygumuzla yüzleşiyoruz.
Yazar diyor ki sosyal kıyaslamanın sorunu tavan noktasının asla ulaşılamayacak olmasıdır.
Çünkü kıyaslamanın bir sonu yoktur.
Üçüncü madde. Birleşiklenmenin gücünü anlamak.
Warren Buffett'ın 12 yaşından beri yatırım yaptığını biliyor muydunuz?
Kitaba göre Warren Buffett'ın esas başarısı çok küçük yaşlarda yatırım yapmaya başlamış olması ve bundan hiçbir şekilde vazgeçmemiş olması.
Yani ara vermemesi.
Yazarın şöyle bir cümlesi var.
Kapat çeneni ve bekle.
Yatırım yapmaya olabilecek en erken zamanda başlamalı.
Ve bunu çok uzun vadeli bir şekilde sürdürmeliyiz.
Yani bir şeye yatırımımızı yaptıktan sonra çenemizi kapatıp sonucunu beklemeliyiz.
Yatırımla ilgili sanırım bu kitaptan öğrendiğim en temel şey şu.
Zamana bırak ve sabırlı ol.
Acele etme. Uzun vadeli düşün.
Uzun zaman içerisinde düşün.
Anlık olarak düşünme.
Burada aslında parayı tutabilme kapasitemiz devreye giriyor.
Ve tam olarak da bu bizi dördüncü maddeye getiriyor.
Varlıklı olmak ve varlıklı kalmak farklıdır.
Yazarın kitaptaki cümlesini direkt olarak sizlere okumak istiyorum.
Para kazanmak risk almayı, iyimser olmayı ve kendinizi ortaya koymayı gerektirir.
Ancak parayı elde tutmak risk almanın tam tersini gerektirir.
Alçak gönüllü olmayı ve elde ettiğiniz şeyin aynı hızla sizden geri alınabileceğinden korkmayı gerektirir.
Eğer para kazanmak istiyorsanız...
Varlıklı olmak istiyorsanız risk almalı, cesur olmalı, geri geldiğinde atılabilmelisiniz.
Fakat parayı tutmak istiyorsanız alçak gönüllü olmalı ve o kadar çok risk almamalısınız.
İkisinin arasındaki dengeyi tutturanlar belli bir başarıya ulaşıyorlar.
Beşinci madde, özgürlük.
Neden paramızı elimizde tutuyoruz, çok fazla harcamıyoruz?
Belli bir yeter noktasında kalıyoruz ve geri kalanını elimizden geldiğince yatırım yapmaya çalışıyoruz.
Elbette ki özgür olabilmek için.
Hepimizin geleceğiyle ilgili ve kendisiyle ilgili güvencede hissetmeye ihtiyacı var.
Kitabın bu kısmını okurken aklıma Yuhan Harin'in yazdığı Kaybolan Bağlar isimli kitaptan bir bölüm geldi.
Orada yazar diyordu ki gelecek noktasında güvende hissetmeyen ve kaygılı hisseden insanların depresyona girme olasılıkları çok yüksek.
Kendimi geleceğe dair güvende hissetmiyorsam o geleceği yaşamak da istemem.
Çünkü orada neler olacağını bilmiyorum ve hayatım bana neler sunacağını bilmiyorum.
Bu nedenle yaptığımız her yatırım, kenara koyduğumuz her para geleceğimizde...
Kendimizi daha iyi hissetmemiz için yaptığımız bir şey.
Daha güvenilir bir gelecek inşa etmek ve daha özgür olmak için yaptığımız bir şey.
Şunu hiç unutmamak gerekiyor ki servet göremediklerimizdir.
Yani servet satın alınmamış arabalar, gidilmemiş pahalı tatiller, alınmamış elbiselerdir.
Servet bütün o harcamadığımız varlıktır.
Genelde varlık ve zenginliği birbiriyle karıştırıyoruz.
Zenginlik lüks tüketim ve yüksek gelirle ilgiliyken daha böyle gösterişli bir yaşam tarzını ifade ederken varlık birikimler, yatırımlar ve harcanmamış gelirlerle ilgilidir.
Yani varlık geleceğe yönelik finansal güvence ve özgürlüğün diğer adıdır.
Yazarın şöyle bir savı var.
Çoğu insan derinlerinde bir yerde aslında serve sahibi olmak ister.
Herkes henüz harcanmamış finansal varlıkların verebileceği o özgürlüğü ve esnekliği arar.
Genelde paraya sahip olmayı para harcamakla eşdeğer olarak görüyoruz.
Birle birlikte elimizdeki parayı sürekli olarak harcıyoruz.
Daha iyi bir hayat yaşamak için, daha iyi standartlar için.
Ve bu ne yapıyor? Bizim varlıklı olmamızı engelliyor.
Elbette ki göremediğimiz bir şeye değer vermeyi öğrenmek kolay değil.
Dışarıda gösteremediğimiz, faydalarını çok da böyle yaşayamadığımız, daha çok kenarda duran bir şeye güvenmemiz gerekiyor.
Gerçekten kolay değil.
Varlık sahibi olmanın önündeki en büyük engellerden bir tanesi bu.
Fakat o özgürlüğü hissedebilmek için...
Bu şekilde bir varlığa da sahip olmamız gerekiyor.
Varlık edinebilmek için para biriktirmeyi öğrenmemiz lazım.
Eskiden zihnimde parayı biriktirmekle ilgili yanlış bir algı vardı.
Şöyle düşünüyordum. Para zaten harcanmak içindir.
Ve şu an mutlu değilsem sonrasında bu parayı ben ne yapayım?
Belki hemen öleceğim.
Yani yarın öleceğim ve o zaman bu paranın benim için bir anlamı olmayacak diye düşünüyordum.
Ve elime geçeni genel olarak harcıyordum.
Fakat bir şeyi almak için değil.
Özgür olmak için para biriktiririz.
Yine farkındaysanız özgürlüğün altını çiziyorum.
Eğer kenarda paranız varsa esnekliğiniz olur.
Gelecekte kariyerinizi değiştirmek isterseniz değiştirirsiniz.
İstediğiniz şeyi yapabilirsiniz.
Belki sevmediğiniz bir işten istifa edip 6 ay kafanızı dinleyebilirsiniz.
İstediğiniz yere taşınabilirsiniz.
Yani gelecekle ilgili iyi hissedersiniz.
Bu durumda zihnimize farklı bir bence bakış açısı getirmek gerekiyor.
Yeni bir araba almak, yeni bir ev almak, gelecekte daha fazla harcayabilmek için değil, daha esnek olabilmek için, ekonomik olarak özgür olabilmek için para biriktiriyorum.
Şimdi gelelim benim o diğer zihniyetime.
Yani yarın ölebilirim ve elimdekini şu an harcamam en iyisidir diyen zihniyete.
Burada da kendime şunu öğrettim.
Gelecek için elimde para olmadığında, beni güvende hissettirecek bir yatırımım olmadığında ben bugünü de kaygıyla yaşıyorum.
Ve bugünü kaygı içerisinde yaşamak bana hiç iyi hissettirmiyor.
Bu nedenle geleceğe dair elimde bir şeylerin olması, bugünümü daha kaygısız, daha rahat ve daha esnek geçirebilmem için de önemli.
Yarın ölecek dahi olsam, ki bilmiyorum ne zaman öleceğimi, hiçbirimiz bilmiyoruz, bu esnekliğe, bu hisse hepimizin ihtiyacı var.
Bu şekilde düşünmeye başladıktan sonra yani paraya olan bakışımı değiştirdikten sonra çok daha kolay para biriktirebilmeye başladım.
Bir şeyleri harcamak, bir şeyleri elde etmek ya da başkalarına göstermekle ilgili duygum da oldukça değişti.
Kitapta çok güzel bir cümle vardı.
Diyordu ki para biriktirmek egonuz ile geliriniz arasındaki mesafedir.
Eğer bugün neler yapabileceğinizle ilgili kendinizi baskılamazsanız ve kendinize bir sınır koymazsanız Gelecekte hiçbir zaman bir varlığa, bir servete sahip olamayacaksınız.
Ve geldik son maddeye.
Parayla ilgili kararlar verirken makul olmak, yani duyguları da işin içerisine katmak, rasyonel olmaktan daha iyidir.
Çünkü bizler duygusal varlıklarız ve duygularımızdan hiçbir şekilde kaçamayız.
Bu bölümde... Yazarken de aslında şöyle bir örnek veriyordu.
Eşiyle birlikte evlerin satın alırken bu evi direkt nakit parayla almışlar.
Normalde eğer kredi çekseler ve bunu taksit taksit ödeseler çok daha mantıklı oluyormuş finansal bir karar açısından.
Fakat kendilerini rahat hissetmek, güvencede hissedebilmek için evin parasını toplu peşin olarak vermeyi tercih etmişler.
Bu rasyonel bir karar elbette ki değil.
Fakat makul bir karar.
Yani parayla ilgili bir karar vereceğiniz zaman %100 rasyonel olmak yerine kendinizi rahatta hissettirmeyi de önemsememiz gerekiyor.
Türkiye'de şu an enflasyon var ve taksitle alışveriş yapmak aslında oldukça mantıklı.
Gerçi şu sıra...
Faizler oldukça yüksek ama bundan öncesinde öyleydi.
Ben genelde alışverişlerimi taksitle yapmayı tercih ediyordum.
Fakat bir arkadaşım vardı ve asla taksit yapmazdı.
Asla. Hep ona derdim zaten enflasyon ortamındayız ve para eriyecek.
Çok basit bir mantık.
O da bana derdi ki ben kendimi rahat hissetmiyorum.
Kendisini bu konuda rahat hissetmeyen, gelecekte işte bir taksidinin, borcunun olması konusunda rahat hissetmeyen birisinin Bunu peşin olarak alması arkadaşımın da yaptığı gibi makul olandır.
Yani içinizde rahat tutmanız gerekir.
Her zaman çok rasyonel olmak zorunda değilsiniz.
Şöyle kitapla ilgili ve öğrendiklerimizle ilgili aslında genel bir toplama yapmak istiyorum.
Daha fazla servete sahip olmak istiyorsanız daha düşük bir egonuz olmalı.
Paranızı geceleri iyi uyumanızı sağlayacak şekilde yönetmelisiniz.
Kalbiyle yaşamak yerine rahat ve derin bir uyku alabileceğiniz şekilde varlıklarınızı yönetmeyi öğrenmelisiniz.
Bazı şeylere hayatta yanlış gidebilir, başarısız olabilirsiniz, yanlış kararlar verebilirsiniz.
Fakat uzun vadede yatırımlarınızdan vazgeçmediğiniz müddetçe bileşiklenmenin gücüyle birlikte yine de bir servete sahip olabilirsiniz.
Ve servet sahibi olabilmek için illa çok yüksek paralar kazanmanız, çok zengin olmanız gerekmiyor.
Maaşınız veyahut da aylık gelirinizin çok çok yüksek olması gerekmiyor.
Sadece para biriktirmeyi ve tasarruf etmeyi öğrenmeniz, bu konudaki davranışlarınızı düzenlemeniz ve düzenli olarak elinizdeki parayı uzun vadeli olacak şekilde yatırım yapmanız gerekiyor.
Belki bu noktada bana farklı yorumlar gelebilir.
Zaten kazandığımız para bize anca yatıyor gibi.
Evet biliyorum Türkiye'de yaşıyoruz ve bazı şartlar oldukça zor.
Hani burada anlattıklarım...
Genel olarak herkes için geçerli olmayabilir belki bilemiyorum.
Çok böyle yüksek bir yerden asla konuşmak istemem.
Fakat yine de çok düşük bir miktar bile olsa kenara koymayı ve yatırım yapmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Kendi geleceğimiz için ve kaygılarımızdan arınabilmek için.
Umuyorum ki burada anlattıklarım paraya dair size bir şeyler öğretmiştir ve bakış açınıza dair bazı şeyleri değiştirmiştir.
Dediğim gibi eğer daha fazlasını öğrenmek isterseniz kesinlikle kitabı okuyun.
Bölümle ilgili yorumlarınızı etgenelseslerpodcast instagram hesabından bana iletebilirsiniz.
Veyahut da mail atabilirsiniz.
Burada olduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
