
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Bugün özgüven üzerine konuşuyor. Özgüvenli insanların özellikleri nelerdir daha ögüveni yüksek bir insan olmak için neler yapabiliriz gibi sorulara yanıt arıyoruz. Popüler kültürden ve kendimden verdiğim bazı örneklerde bize eşlik edecek. Keyifli dinlemeler :) Karakter Güçleri Testi: https://www.viacharacter.org/account/register
Transkript
Birisi size ne kadar da güzelsin, bugün harika görünüyorsun dediğinde.
Bu iltifatı hemen kabul edip teşekkür mü edersiniz?
Yoksa hayır canım o kadar da iyi görünmüyorum deyip geçiştirir misiniz?
Veya daha da fenası içten içe aman Allah'ım kesinlikle yalan söylüyor.
Beni mutlu etmek için böyle diyor mu dersiniz?
Sınavda veya iş yerinizde başarılı olduğunuzda kendinizi bunu hak etmiyormuş gibi mi hissedersiniz?
Yoksa bu başarınızdan dolayı kendinizi kutlayıp göğsünüzü gere gere...
Herkese anlatır mısınız? Fikirlerinizi toplum içerisinde veya başka bir yerde belirtmeniz gerektiğinde utanır, çekinir, kendinizi geri mi çekersiniz?
Yoksa korkmadan kendinizi ifade mi edersiniz?
Hata yapmamak için hiçbir şey yapmamayı mı tercih edersiniz?
Yoksa denemekten korkmaz mısınız?
Eğer sorduğum bu sorulara yanıtınız genel olarak negatif yöndeyse tebrik ederim.
Büyük ihtimal özgüven probleminiz var.
Ama üzülmeyin. Eğer bu kamu spotu vari podcast gelişim canınız sıkmadıysa ve hala bir yere gitmeyip beni dinlemeye devam ediyorsanız belki de dertlerinize deva bulabilir, özgüven problemimizi birazcık
da olsa çözebiliriz.
İki haftalık
bir aradan sonra yeniden Genel Sesler podcastine hepiniz hoş geldiniz.
Ufak bir bayram tatili verdim aslını sorarsanız.
Bir de itiraf etmekte ne kadar zorlansam da ufak bir özgüven kaybı yaşadım arkadaşlar.
Son yayınladığım bölüm sizler tarafından çok sevildi, çok beğenildi, çok fazla övgü aldı.
Ben de böyle bir şey beklemiyordum, çok şaşırdım ve içimde bir kaygı oluşmaya başladı.
Ya yeni yayınlayacağım bölüm bir öncekisi kadar beğenilmezse, sevilmezse diye.
Bu geçtiğimiz iki hafta boyunca bir sürü konu fikri değiştirdim, yeni metinler yazdım, sildim, bu olmaz dedim.
En sonunda hazır özgüvenim...
İyi değilken ve kendimden şüphe ediyorken neden bu konu üzerine konuşmayayım?
Ve Instagram üzerinden size sordum.
Dedim özgüven üzerine konuşalım mı?
%70 kadarınız bana katıldı.
Demek ki bu özgüven meselesi çoğunluğumuzun kanayan yarası.
Bu bölümü hazırlarken Psikonet yayınlarından çıkan Özgüveni Keşfedin isimli bir kitaptan yararlandım.
O kitabı okumanızı öncelikle çok tavsiye ederim.
Çünkü kitabın içerisinde çok fazla egzersiz, yol gösterici uygulamalar var.
Benim onların hepsini burada anlatmam elbette ki imkansız olurdu.
Onun yerine ben birazcık daha neden özgüven eksikliği yaşadığımızdan ve bunu çözmeye başlamak için atabileceğimiz ilk adımlardan bahsedeceğim.
Eğer konuda daha derinleşmek istiyorsanız lütfen o kitabı okuyun.
Arkadaşlar... Dünyada özgüvene sahip insanlar var ve bunlar uzaydan gelmediler.
Biz de onlardan birisi olabiliriz.
Özgüvene sahip olmak için herhangi bir şekilde paraya, statüye veya güzel bir dış görünüşe ihtiyacınız yok.
Bunlar birazcık sizi iyi hissettirse de işin özünde özgüven eksikliğimizi asla dolduramayan şeyler.
Çünkü özgüven... Ancak içsel kaynaklarımızı keşfederek ve onları doğru şekilde kullanarak gelişebiliyor.
Herhangi bir kendine yardım kitabını açsanız ya da bir psikoloğa gitseniz, deseniz ki benim özgüvenim yok, bunu nasıl çözeceğim?
Hiçbirinden şöyle bir yanıt alamazsınız.
Git ve çok para kazan.
Git ve çok iyi bir okulda oku.
Böyle bir yanıt almanız imkansızdır.
Çünkü dışsal ödüller ancak anlık hazlar yaşamaya yarıyor.
Bu tip dışsal kaynaklar yerine içsel kaynaklarımızı keşfettiğimizde, yıkıcı öz inanışlarımızın nereden geldiğini fark ettiğimizde aslında özgüvenli biri olma yolunda ilk adımları atmış oluyoruz.
Benim bu konuya önem verme sebeplerimden biri de gerçekten hangi konuda olursa olsun, hangi cinsiyete sahip olursa olsun herhangi bir insanın bu yeteneğini geliştirebileceği ve özgüveni
geliştirmenin işin sonunda hayatınızı değiştireceği gerçeği.
arzu ettiğimiz hayatı inşa etmek için özgüvenimize ihtiyacımız var.
Önce Sağlıklı özgüvene sahip insanlar nasıl insanlar?
Bir onların özelliklerinden bahsetmek istiyorum.
Azıcık ağzımızın suları aksın.
Biz de böyle olmayı özenelim diye.
Sağlıklı özgüvene sahip insanlar, önem verdikleri insanlar tarafından kabul edilmek ve sevilmek isterler.
Ancak tanıştığı herkesin onlardan hoşlanmasını beklemezler.
Yani bu şu demek oluyor.
Herkesin onları sevmesi gerektiği gibi bir inanca sahip değillerdir.
İlişkilerde ihtiyaçlarını ve duygularını ifade etme konusunda sıkıntı yaşamazlar ve gerektiğinde yardım isteyip verebilirler.
Reddedilme ya da sevilmeme korkusuyla ihtiyaçlarını dile getirmekten çekinmezler.
Acı ve endişe gibi olumsuz duyguların hayatta kaçınılmaz olduğunu bilirler ancak bu sıkıntılarla başa çıkabilmek için gerekli araçlara sahiptirler.
Kendileri için gerçekçi ve esnek hedefler belirlerler ve başarının kendisi kadar başarıya giden yolunda tadını çıkarırlar.
Hani bu enjoyed road, yolun tadını çıkar, asıl yoldan keyif al mottosu var ya bu da aslında oraya biraz gönderme yapıyor.
Sadece sonuçlara değil süreçlere de önem veren insanlar, özgüvenli insanlar.
Kendilerine iyi bakarlar ve suçlu hissetmeden dinlenmeye, rahatlamaya ve eğlenmeye zaman ayırırlar.
Kendilerini daha fazla kanıtlayabilmek için çok çalışmazlar.
Gerekli kadar yani ihtiyaçları kadar çalışırlar ve kalan zamanlarında tadını çıkarırlar.
Dediğim gibi biz de bu şekilde özgüvenli, kendinden emin, kendini iyi ifade eden insanlardan birine dönüşebiliriz.
Eğer öyle biri olmadığımızı düşünüyorsak aslında bakmamız gereken ilk nokta neden bu düşünceye sahip olduğumuz.
Eksikliğin nedeni genelde yüzeyde değil, Altta gizli oluyor böyle durumlarda.
Kendimize ben önemsiz biriyim dediğimiz zaman bunun nereden geldiğini, nereden öğrendiğimizi, bizi bu cümleye kurmaya iten şeyin ne olduğunu tam olarak bilemiyoruz.
İçimizde farkına dahi varmadan kökleştirdiğimiz hatta belki ağaç haline getirdiğimiz inançlar yatıyor olabilir.
Bu durumda İlk yapmamız gereken kendimize dair kötü olduğunu düşündüğümüz bu inançların nereden geldiğine bakmak.
Bunu bulmak için terapiye gidebilirsiniz veyahut da farklı egzersizler yapabilirsiniz ya da hemen şurada benim size soracağım birkaç soruya yanıt vermeye çalışabilirsiniz.
Birinci soru şu. Öz eleştiri yaparken kendiniz hakkında ne düşünüyorsunuz?
Şöyle hayal edin bir iş yaptınız ya da bir ödev hazırladınız ve bunu eleştirirken kendinizle ilgili ne diyorsunuz?
Ne kadar salakçı şeyler yazmışım, ne kadar aptalım mı diyorsunuz?
Veya kızgın ya da sinirli olduğunuzda kendinize nasıl isimler takıyorsunuz?
Hayal edin çok büyük bir pot kırdınız.
Bir önceki bölümü dinleyenler biliyor ben potlar kreftesiyim.
Ortamdan çıktınız ve Allah'ın gerizekalısı.
Yine yaptın yapacağını mı diyorsunuz?
Ya da olur böyle şeyler.
Bir dahaki sefere daha dikkatli olurum canım mı diyorsunuz?
Mesela ben o ilk moddan ikincisine artık geçiş yaptım ama kendimi gerçekten çok hırpaladım.
Hayatınızdaki insanlar size kızdıklarında veya hayal kırıklığına uğradıklarında sizi neyle itham ediyorlar?
Bu çok önemli.
Sen zaten hep böyleydin.
Hep böyle yalancıydın.
Hep böyle bencil birisiydin.
Hep böyle... Öfkeli, kıskanç birisiydin diyorlar mı mesela?
Aklıma şimdilik bunlar geldi.
Çok daha farklı şeyler söylüyor olabilirler size.
Ailenizden, ailenizin diğer üyelerinden veyahut da arkadaşlarınızdan, yaşıtlarınızdan kendinizle ilgili ne gibi şeyler duyuyorsunuz?
Onlardan duyduğunuz kötü sözler veyahut da onlardan kişiliğinize dair aldığınız mesajlarla sizin kendinizi eleştirirken kullandığınız sözler eğer uyuşuyorsa
Bilin ki bunları öğrendiniz.
Aslında gerçek şu ki kendimize ve hayata dair olan yıkıcı inançların çoğunu çocukluk yıllarımızda öğreniyoruz.
Bunlara hatta şemalar deniyor.
Bu şemalardan diğer bölümlerde de birazcık bahsetmiştim.
Bunlar... Hayata dair olan yanlış bakış açılarımız bizim.
Ve değiştirmesi ne kadar zor olsa da çocukluktan geldikleri için kökleşmiş olsalar bile imkansız değil.
Mesela kendinizle ilgili şüphelerinizi tarif ederken tek bir cümle kullansanız bunu olurdu.
Yani aklınıza ilk ne geliyor?
Büyük ihtimal bu aklınıza ilk gelen şey yine kendinize itham ettiğiniz kötü sözlerle ve başkalarının sizde kızarken kullandığı sözlerle aynı olacaktır.
Gerçek şu ki bir şekilde Bir şeyleri öğreniyoruz.
İyi veyahut da kötü. Bu sorulara verdiğimiz yanıtların temel amacı aslında bunların gerçekliğini sorgulamak.
Mesela ben küçükken sessiz bir çocuktum.
Çok fazla böyle kendini ifade edemezdim.
Birisi bana yanlış bir şey söylediğinde ya da hakaret ettiğinde çıkıp da sen neden böyle diyorsun diyemezdim.
Bazı çocuklar vardır böyle cazgırdırlar, ortalığı yıkarlar, istediklerini yaparlar falan.
Ben şöyle bir çocuk değildim.
Annem de bana şey derdi, sen kendini savunamazsın, senin karakterin böyle, sen biraz sessizsin derdi.
Aslında bunu hani beni aşağılamak için ya da kötülemek için söylemiyordu ama daha çok olduğum kişiyi tanımlamak için söylüyordu.
Fakat bu söylediklerinin kötü olduğunu ve beni kötü yönde etkilediğini değiştirmiyor tabii ki de.
O zamandan beri benim de kendime dair öyle bir inanışım oluşmuştu.
Ben kendini savunamayan, birisi bana kötü davrandığında pasif olan biriyimdir diye kendimi sürekli etiketliyordum.
Sonra 16-17 yaşıma geldiğim sıralardaydı yanılmıyorsam yatılı bir yerde kalmaya başladım.
Ailemden uzaktaydım tabii ki de ve bir şeyin farkına vardım.
Ben gayet kendimi savunabilen, gayet kendini ortaya çıkarabilen bir insanmışım.
Aslında ihtiyacım olan şey beni bunlarla itham eden insanların yanından ayrılmak, farklı bir ortama girmek ve kendi başımın çaresine bakabilmekmiş.
Bazen yapamayacağımızı düşündüğümüz şeyleri gerçekten de o ortama girdiğimizde ve yapmak zorunda kaldığımızda çok da iyi yapabildiğimizi görebiliyoruz.
Bu ne? Bence özgüveni keşfedebilmenin ilk adımlarından biri kendimizi o şeye maruz bırakmak.
Fake it till you make it diye bir İngilizce cümle var.
Gerçek olana kadar taklit et anlamına geliyor.
Bunun çok güçlü bir malzeme olduğunu düşünüyorum.
İzlediğinizden bilmiyorum. Euphoria diye bir dizi var.
Nasıl dokunuyor? Euphoria mı?
Euphoria mı? Artık bilmiyorum nasıl dokunduğunu.
Ben çok fan değilim dizinin ama az buçuk karakterlerine ve olaya hakimim.
Çünkü bayağı bir ortalığı kasıp kavurmuştu yeni sezonun geldiğinde.
Orada bir karakter var Maddie isimli.
Maddie kendine oldukça güvenen böyle her tarafından özgüven fışkıran bir kadın.
Ve karakterinin bu nedenle çok da fanı var.
Dizide şöyle bir repliği vardı.
Bir kız ona diyordu ki görece daha özgüvensiz ve strik bir karakter olan bir kız.
Nasıl bu kadar kendinden emin olabiliyorsun?
Nasıl bu kadar özgüvenlisin?
O da şöyle yanıt veriyordu. Özgüvenin en iyi yanı gerçek mi sahte mi olduğunu kimsenin anlamamasıdır.
özgüvenliymiş gibi davranıyorsan ve sahte bir şekilde özgüvenli taklidi yapıyorsan bile insanlar seni özgüvenli sanacaktır.
İşin daha da ilginci kendimizi bu şekilde kandırarak taklit ettiğimizde özgüvenli olmayı gerçeğe dönüşüyor.
Çok ünlü bir TED konuşması var yine bununla ilgili tam olarak adını hatırlamıyorum ama açıklamalar kısmına linkini bırakırım eğer izlemek isterseniz.
Orada Harvard'da bir profesör kadın yaptıkları bir deneyden bahsediyor.
İnsanlar bedenlerini böyle daha yayarak kullandıklarında, kollarını açtıklarında ya da bulundukları ortama hakim bir şeysine yayılarak oturduklarında özgüvenleri daha
da artıyor. Mesela bir iş görüşmesine girmeden önce eğer şöyle kollarınızı kaldırıp...
Dünyaya böyle hakim işçisine durursanız, ayağınızı masanın üzerine atıp böyle sanki burası benim krallığımmış gibi bir poza girip de 5 dakika kadar bu şekilde durursanız sonrasında
iş görüşmesine girdiğinizde bunu yapmayan insanlara göre çok daha kendinizden emin oluyormuşsunuz.
Bu bence oldukça ilginç bir bilgi.
Burada da aynen taklit var.
Aynı TED konuşmasını yapan kadın bir öğrencisinden bahsediyor.
Bu öğrencisi Harvard'a gelmiş ve dönem boyunca en arka sıralarda oturmuş ve hiçbir şekilde derse katılmıyormuş.
Bir gün ders çıkışında öğretmeninin yanına geliyor ve diyor ki ben okulu bırakacağım çünkü buraya ait değilim.
Öğretmenin ona diyor ki hayır sen buraya aitsin.
Sadece bunun henüz farkında değilsin.
Ait olduğunu hissedene kadar aitmiş gibi yap.
Ve işe yarıyor. Kız gerçekten de okula alışıyor ve gayet başarılı birisine dönüşüyor.
Ben gerçek olana kadar taklit etme olayına eskiden beri inanıyorum.
Özgüveni Keşfedin isimli kitapta yazarda diyor ki şu davranışları gerçek olana kadar taklit edin.
Gerçek olduklarında zaten taklit etmeye ihtiyacınız kalmayacak.
Bunlardan ilki eğer birisi size övgüde bulunursa ne kadar güzelsin ya da kıyafetin ne kadar iyiymiş derse bunu kibarlıkla...
Eğer içinizden bir ses hayır ya aslında o kadar da güzel değilim, çok da iyi gözükmüyorum, kıyafetlerim de eski dese bile kabul edin.
Teşekkür ederim. Çok sağ ol.
Sen de güzel görünüyorsun deyin mesela.
Otomatik olarak özür dilemekten vazgeçin.
Mesela ne kadar özür dilediğinizi sayın.
Ya ben bunu çok yapıyordum ve kitapta okuyunca şok oldum aslında.
Çok garip şeyler için bile özür dileyebiliyorum bazen.
Gerek yok. Gün içerisinde ne kadar özür dilediğinize bir bakın.
Tabii ki de kibar olmak, yanlış bir iş yaptığınızda, hata yaptığınızda özür dilemek çok güzel bir şey ama yani mesela ufak bir hata yaptınız, ufak bir şey oldu, gereksiz yere özür diliyor musunuz sürekli saçma sapan şeyler için?
Bunu bırakın. Gün içerisinde özür dilemelerinizi sınırlayın.
Evet demeden önce...
Hayır deyin. Biri sizden bir şey istediğinde ya da sizden zamanınızı talep ettiğinde öncelikli olarak ajandınıza bakmanız gerektiğini ya da işlerinizle bir bakmanız gerektiğini söyleyin.
Ve eğer bundan sonra gerçekten o şeyi yapmak istiyorsanız ya da istediği şeyi vermek istiyorsanız evet deyin.
Direkt bir şeylere hemen evet evet demek de özgüvenimiz için iyi değil.
Son olarak ise dilinize dikkat edin.
Yani kendinizle ilgili kullandığınız kelimeler çok önemli.
İnsan söylediklerine inanıyor.
Eğer çok şişmanım.
Çok dağınığım, çok tembelim, çok salağım diyorsanız kendinize zaten öyle olacaksınızdır.
Kendinize yönlendirdiğiniz o hitaplar var ya işte onlar gerçeğe dönüşüyor arkadaşlar.
Nasıl özgüveni taklit ederek gerçeğe dönüştürebiliyorsak kötü şeyleri de söyleye söyleye gerçeğe dönüştürebiliyoruz.
Ben bu madde gereğince şöyle bir şey yapıyorum.
Kendi kendimle olumlu konuşma pratiği.
Birazcık komik oluyor ama garip bir şekilde işe yarıyor.
İlla böyle aynanın karşısına geçip çok güçlüsün, harikasın, efsanesin, sen götürürsün bu işi falan demenize gerek yok.
Onun yerine mesela defterinize yazabilirsiniz.
Hatta minik bir iltifat günlüğü veya başarılar günlüğü tutabilirsiniz.
Bu başarı günlüğü ve yaptığınız şeyleri kaydetmekle ilgili çok güzel bir metot var aslında.
Bunun adı kurabiye kavanozu metodu.
Konuyla ilgili yanılmıyorsam bir Instagram postumunda olması gerekiyor.
David Goggins'den öğrenmiştim bunu ben.
Kurabiye kavanoz tekniğine göre yaptığınız güzel şeyleri bir kurabiye kavanozuna koyuyorsunuz.
Tabii ki de hayali bir kurabiye kavanozuna.
Yaptığınız şeyleri de kurabiye olarak hayal ediyorsunuz.
Kendinizi eksik ve yetersiz hissettiğinizde, özgüveninizi kaybettiğinizi hissettiğinizde veya vazgeçecekmiş gibi hissettiğiniz zamanlarla bu kavanozu açıp içinden bir tane kurabiye alıyorsunuz.
Mesela... Eskiden yaptığınız, başardığınız bir şey olabilir.
Kendinizi çok iyi ifade ettiğiniz bir an olabilir.
Küçük ya da büyük olması önemli değil yani.
Sizin onu başarı olarak görmeniz yeterli bu durumda.
O kurabiyelerden birini yediğinizde geçmişte de bunu yaptığınızı, bunu başardığınızı ve şimdi de başaracağınızı hatırlıyorsunuz.
Son zamanlarda bir eğitim alıyorum ve aldığım eğitim gerçekten beni zorluyor.
Baya fazla işte ödevler yapmam.
Sayfalarca fikir üretmem gerekiyor falan filan.
Bu eğitimde bana verilen ilk ödevi yaptığımda aşırı derecede zorlandım.
İkincisini yaptığımda yine zorlandım.
Üçüncüsü geldiğinde artık dedim ki yok artık yani ben bunu yapamayacağım.
İyice abartmışlar dedim.
Fakat sonra aklıma ilk ikisinde de ne kadar zorlandığım, asla yapamayacağımı düşündüm.
Ama çok da iyi yaptığım hatta iyi diye bir puanla geçtiğim geldi.
Bunu düşünerek... Bu üçüncü görevi de yaptım.
Sonra dördüncüsü geldi.
Dördüncüsü bence hepsinden zordu.
Her gelene aynı muameleyi yapıyorum zaten.
Ve bu sefer diğer üçünü nasıl yaptığım, onları nasıl atlattığımı aklıma getirip bununla yaptım.
Ve inanın işler daha da kolaylaştı.
Başarılarınızı kaydetmek, kendinize övgüler yazmak ya da attığınız o küçük adımları, hedefinize giden yoldaki o noktaları kutlamak bence çok etkili.
Biz insanların küçük şeyleri birazcık küçümseme gibi bir durumu var maalesef ki.
Ben de her şeyi kutlayamıyorum, yaptığım her başarıyı kutlayamıyorum ama bir noktada eğer gelişmek istiyorsak, büyük bir yere varmak istiyorsak küçük adımları kutlamak ve beynimizi bu şekilde ödüllendirmek bence önemli.
Gelelim şimdi hiçbir yeteneğim yok, benim hiç başardığım bir şey yok, benden bir şey olmaz diyenlere.
Sizlere de güzel haberim var.
Hepimizin güçleri, hepimizin yetenekleri var.
Bunlara sahip olmak için insan olarak dünyaya gelmiş olmanız yeterli.
Daha da güzeli bunları kafamdan uydurmuyor oluşum.
Martin Seligman'dan ve onun kurduğu pozitif psikoloji ekolünden çok fazla bahsediyorum.
Ve bundan öncesinde de...
birkaç bölümde bahsettiğim karakter güçleri yine devreye giriyor burada.
Eğer hiçbir yeteneğinizin ve gücünüzün olmadığına inanıyorsanız benim size açıklamalar kutusunda vereceğim testi gidin ve çözün.
Ve orada çözdüğünüz zaman 5 tane karakter gücünüze tanışacaksınız.
Bu karakter güçlerine sahip olmadığını düşünüyorsanız Kendinize inanmayın çünkü henüz onları keşfetmediğiniz için böyle düşünüyorsunuz.
Bu test bilimsel bir test.
Psikologlar tarafından hazırlanmış ve çıkan sonuçlar da gerçek.
Bilimsel olarak etkililiği kanıtlanmış şeyler.
Bu testi çözdükten sonra öğrendiğiniz karakter güçleriniz aslında sizin özgüveninizi geliştirmeniz için kullanabileceğiniz harika bir malzeme.
Mesela benim karakter güçlerimden biri öğrenme sevgisi.
Hatta ilki. İkincisi ise merak.
Şaşırdık mı? Hayır. Ben karakter güçlerimi kullandığım şeyler yaptıkça kendimi çok daha iyi, çok daha özgüvenli hissediyorum.
Mesela podcast'tan para kazanmıyorum arkadaşlar.
Hiçbir kuruş kazanmıyorum.
Ama bu işi yaparken bütün karakter güçlerimi kullanabildiğim için yaratıcılığımı, öğrenme sevgimi, merakımı, açık görüşlülüğümü her şeyimi burada harmanlayabildiğim için bana o kadar büyük bir
güven, o kadar iyi bir his veriyor ki.
Bu podcastı dinleyen insanlar bana çok güzel geri dönüşlerde bulunuyorlar.
Benim kendimi geliştirmeme destek oluyorlar.
Güçlerimi kullandıkça aslında onları daha da güçlendiriyorum ve çok daha iyi işler çıkartabiliyorum.
Bence bir insan sevdiği işi yapsın veya yapmasın.
Karakter güçlerini her alanda kullanabilir.
Eğer öğrenme sevginiz yoğunsa yaptığınız işle ilgili bir tık daha fazla şey öğrenmeye meyledebilir ya da yaratıcılığınız daha yüksekse belki yaratıcı bir hobi edinebilirsiniz.
Hayatınızın içine bu öğrendiğiniz güçleri entegre etmek ve onlarla yeni işler üretmek, yeni şeyler yapmak Müthiş teviyede bizi değiştirip dönüştürüyor.
Yine yapılan araştırmalar karakter güçlerini iş yaşamında, aile hayatında veya hobilerinde kullanan insanların diğerlerine göre gözle görülür bir biçimde daha mutlu olduklarını, kendilerinden daha
emin olduklarını ve ilişkilerinde daha başarılı olduklarını gösteriyor.
Arkadaşlar daha ne istiyorsunuz?
Biraz önce bahsettiğim kurabiye kavanozu metodunu ilk anlattığımda Instagram'dan şöyle yorumlar gelmişti.
Benim hiç başarım yok.
Hiç yeteneğim yok.
Ben ne yapacağım? Kavanozuma koyacak bir tane bile kurabiyem yok.
O halde karakter güçlerinizi öğrenin.
Ya bu arada eminim ki vardır.
Siz unutmuşsunuzdur. İmkansız olmaması.
Karakter güçlerinizi öğrendiğinizde zaten direkt insana şey geliyor böyle.
Wow benim gücüm var.
Güçlüyüm. Benim de bak bu özelliklerim varmış.
Bunları kullanabilirim. Tabii öğrenmek yetmiyor dediğim gibi.
Kullanmak çok önemli. Bu da bence özgüven geliştirmek için çok ama çok önemli bir adım.
Birazcık söylediklerimi yeniden toparlamak gerekirse.
Gerçek olana kadar taklit et.
Kendini öv. Başarılarını not et bir kurabiye kavanozun olsun ve karakter güçlerini öğren dedik.
Bence bunları yapmak başlangıç olarak yeterli.
Daha fazla olayı dallandırıp budaklandırmak istemiyorum.
Kitapta çok daha farklı şeyler anlatılıyor.
Çok daha geniş olarak bize bir malzeme listesi sunuluyor.
Bu anlattıklarımı yaparsanız ve yıkıcı öz inanışlarınızın nereden geldiğini kimlerden öğrendiğinizi ve Bunların aslında gerçek olmadığını fark ederseniz zaten özgüvenli olma konusunda ve istediğiniz
hayatı yaratabilme konusunda büyük bir adım atmış olacaksınız.
Ve size bir şey daha söylemek istiyorum.
Başarılı gördüğümüz, harika yerlerde olduğunu inandığımız, güzel ve yakışıklı insanların da aslında bir sürü özgüvensizliği, travması, hayat yarası, mental ve fiziksel rahatsızlığı var.
Ama onları bizden farklı kılan şey tüm bunlara rağmen yola devam etmeleri.
Herkeste olan şeyler olduğunun farkında olmaları.
Bu podcast'ı özgüvenli olduğum için değil, özgüvenli olmayı beklersem asla bu işe başlayamayacağımı bildiğim için kaydetmeye başladım.
Ama gerçek olana kadar taklit etme mottosu işe yaradı.
Ve yaklaşık 40 bölümden sonra artık kendimi burada kendinden emin, mutlu ve güvenli hissediyorum.
Sanırım kendime güvenmeyi yavaş yavaş öğrendim.
Yaptıkça öğrendim, adım attıkça, öğrendiğim şeyleri uygulamaya koydukça öğrendim.
Bu arada hala da eksikliklerim benim de kendimce yaşadığım ara ara krizlerim olabiliyor ve bunlar çok normal.
Herkeste olan şeyler. Özgüveniniz eksik diye bir şey yapamayacak değilsiniz.
Herkesin de sizin gibi olduğunu ve insan olduğumuz için zaten birazcık travmatik ve...
Kırılgan varlıklar olduğumuzu lütfen aklınızda tutun.
Bir şeyleri başarmak için ya da hayalinizdeki şeyi yapmaya başlamak için lütfen özgüvenli olmayı beklemeyin.
Tabii ki de size verdiğim bu maddeleri uygulayın hayatınızda.
Özgüveninizi geliştirmeye çalışın ama her şeyin mükemmel olmasını beklemeyin.
Lütfen bunu kendinize yapmayın.
Çıkın yola. Bazı şeyler yolda olur.
Son olarak da eğer beni daha özgüvenli birine dönüştürmek istiyorsanız...
Ve daha mutlu olmamı istiyorsanız podcast'ı takip edin, yıldız bırakın veyahut da Apple Podcast üzerinden dinliyorsanız yorum bırakabilirsiniz.
Hali hazırda 3 tane yorumumuz var.
Bence çok az dinleyici kitlemize göre.
Yorumlarınızı bekliyorum.
Okudukça mutlu oluyorum.
Bugünlük söyleyeceklerim bu kadar.
Biraz daha diğerlerine görece kısa bir bölüm çektiğimin farkındayım.
Bazen ama meselenin uzun uzun konuşmak değil de yeteri kadar şeyi karşı tarafa geçirebilmek olduğuna inanıyorum.
Ve bu da öyle bir bölüm.
Beni dinlediğiniz için çok teşekkür ederim.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
