
Artık hiçbirimiz eskisi kadar okuyamıyoruz. Ve suçlu belli; ekranlar. Peki bu tanı tamamen doğru mu?
Bu bölümde, Avustralyalı kütüphaneci Carlo Iacono'nun makalesinden yola çıkarak okuma ve dikkat krizinin gerçek yüzüne bakıyoruz. İnsanlar her çağda o dönemin yeniliklerinden korkuyordu. Belki de bizim yapmamız gereken ekranları suçlamanın ötesine geçip daha farklı bir perspektif bulmamızdır.
Bu bölümde şunları konuşuyoruz: Dikkat krizinin ardındaki gerçek mekanizma nedir? Okuryazarlık neden bir beceri değil, bir habitat meselesidir?
Odaklanamıyorum diye kendinizi suçluyorsanız, bu bölüm tam size göre. Şimdiden keyifli dinlemeler :)
Kitap kulübüne katıl:
https://www.shopier.com/32954138
Podcast danışmanlığı:
https://www.shopier.com/genelsesler/32981019
İlham Postası bültenine ücretsiz kayıt ol: https://open.substack.com/pub/genelsesler?r=jttw9&utm_medium=ios
Beni Instagramdan takip edin: https://www.instagram.com/genelseslerpodcast/
Bana yazın: info@genelsesler.com
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba, ben Bilge.
Bugün tamamen yeni bir formatla karşınızdayım.
İlk defa videokestleniyorum, bundan sonra da podcast bölümlerimi bu şekilde hem görüntülü hem de sesli olarak sizlere ulaştıracağım.
Bugün değişen kitap okuma alışkanlıklarımız üzerine konuşacağız.
Önce bir soru sormak istiyorum.
En son ne zaman bir kitabı baştan sona kadar okuyup bitirdiniz?
Ya da arkadaşlarınızla aranızda artık kitap okuyamıyorum, kitap okuma alışkanlığım öldü, bu yeteneğimi kaybettim.
gibi konuşmalarda bulundunuz mu?
Ben ve arkadaşlarım sürekli bunları konuşuyoruz.
Hatta geçen gün çok sevdiğim bir dostum bana şunu yazdı.
Galiba kitap okuma yeteneğimi kaybettim.
Sosyal medyaya girdiğinizde de ve diğer içeriklere baktığınızda insanların artık okuyamadığını, aptallaştıklarını düşündüklerini görüyorsunuz ki ben de öyle düşünüyordum.
Geçenlerde bir makaleyle karşılaştım ve aslında okuma alışkanlıklarımıza olan bakış açım tamamen değişti diyebilirim.
Makale Şu anki okuyama probleminin yeni bir şey olmadığını ve bunun aslında bir dizayn problemi olduğunu söylüyordu.
Dizayn problemi derken neyi kastediyor olabilir?
Bu kısma girmeden önce sadece kitap okuyamamakla ilgili serzenişlerin ve insanların sürekli olarak okuyamıyorum, yeteneğimi kaybettim gibi söylemlerinin yeni olmadığını göreceğiz.
Bahsettiğim makalenin yazarı Avustralyalı bir kütüphaneci.
Bu makalenin detaylarını da podcast'ın açıklamalar kısmında sizlerle paylaşacağım.
Diyor ki bugün yaşadığımız sorunun temelinde yatan şey dizayndır.
Çünkü neden? Genelde çalışmak için kütüphaneye gideriz.
Veyahut da dışarıda.
Study kafeler gibi yerleri tercih ederiz.
Bunu yapmamızın sebebi aslında tesadüfi değil.
Evde veyahut da daha farklı ortamlarda çalıştığımızda yeterince odaklanamadığımızı, sürekli telefonlarımıza baktığımızı veyahut da etraftaki dikkat dağıtıcılar tarafından oyalandığımızı görürüz.
Ben evden çalışan birisiyim.
Freelance olarak çalışıyorum.
Ve ne zaman evden çalışsam sürekli aklıma yapmam gereken farklı şeyler geliyor.
Tabii ki de çalışmak dışında. Yemek yapmak olabilir, buzdolabını temizlemek olabilir, lilayla uğraşmak olabilir, çöpleri atmak olabilir.
Böyle saçma sapan şeylere sürekli kafam dağılıyor.
Ama ne zamanki bir kütüphaneye gitsem veyahut da insanların çalıştığı bir ortamda çalışsam odamı çok daha iyi topladığımı görebiliyorum.
Ve bu bir tesadüf değil.
Araştırmalar çok iç acıcı değil bu arada.
Amerika'da yapılan bir araştırmada insanların sadece keyif için okuma oranlarının %40 azaldığını görüyoruz.
Günümüzde... Danimarka ve Finlandiya hariç bütün ülkelerdeki okuma alışkanlıkları kötü yönde etkilendi ve azaldı.
Danimarka ve Finlandiya'yı da çok şaşırmadık diye düşünüyorum.
Sadece ikisinin de pozitif bir ilerleme olduğu gözlemlenmiş.
Türkiye'de ise bu rakamın çok kötü olduğunu zaten tahmin edebiliyorsunuzdur diye düşünüyorum.
Söylememe gerek bile yok.
Bunun temel sebebinin dikkat süremizin kısalması olduğunu düşünüyoruz.
Ama bir yandan bakıldığında bir YouTube videosunu 3 saat boyu izleyebiliyoruz.
Veyahut da Instagram'da Günde 7-8 saat belki de reels kaydırabiliyoruz.
Çok beğendiğimiz, ilgi duyduğumuz bir şeye saatlerimizi harcayabiliyoruz.
Demek ki istediğimizde aslında dikkatimizi bir yerde uzun süre hala tutabiliyoruz.
Peki bunu tersine çevirmek için ne yapacağız?
Geçmişe doğru gittiğimizde insanların okumayla ilgili kaygılarının yeni olmadığını görüyorsunuz.
Bahsettiğim makalede yazar şundan bahsediyordu.
1800'lü yıllarda Penny Dreadful diye bir dergi çıkıyor ve milyonlar satıyor.
Bu dergide genelde korku hikayeleri, suç hikayeleri yer alıyor.
Ve insanlar bu dergiyi bir tehdit olarak görmeye başlıyorlar.
Diyorlar ki çocuklarımızın okuma alışkanlıkları bozuluyor.
Oldukça zararlı şeyler okuyorlar.
Bunu değiştirmeliyiz. Sonra biraz daha geriye gidiyoruz.
18. yüzyılda roman okuma salgını diye bir şey var.
Şimdi biraz daha geriye gidiyoruz.
18. yüzyıla geleceğiz.
Burada ise roman okuma salgını görüyoruz.
Evet. Doğru duydunuz, romanlar.
Dönemin gazeteleri bunu bir salgın olarak nitelendiriyor ve özellikle kadınların roman okuyarak akıllarının çelindiğini, bunu okumamaları gerektiğini söylüyor.
Bundan da geriye gittiğimizde Antik Yunan'da Sokrates'in yazıya karşı olduğunu bile görebiliriz.
Hatta bunu anlatan Platon bize bunları yazıyla anlatmıştır.
İşin ironisi de biraz burada. Ama bakıldığında bazı şeylerin tehdit olarak görülmesinin yeni olmadığını görüyoruz.
Peki neden bu insanlar sürekli bu durumlarla ilgili panikliyorlardı?
Paniğin sebebi aslında...
bilginin seçkinlerin elinden çıkmasıydı.
Yani toplumun, çocukların veyahut da sıradan halkın bir şeyleri okuması, öğrenmesi, yazı sayesinde bir şeyleri öğrenmesi bilginin kontrolden çıkmasını temsil ediyordu.
Günümüze geldiğimizde bu durumun biraz daha farklılaştığını görebiliriz ama hala arasında bir takım benzerlikler mevcut.
Günümüzde korktuğumuz mekanizmalar birazcık daha farklı çalışıyor.
Geçmişin dergileri veya romanları gibi onlardan bir şey almamızdan daha çok dikkatimizi parçalamak ve onları bölmek istiyor.
TikTok, Instagram, YouTube Shorts gibi özellikle içerikler tamamen dikkatimizin üzerinde bir mühendislik gerçekleştiriyor.
Arkasında yüzlerce insanın çalıştığı, her bir tasarımının dikkatle yapıldığı, işte o beğeni için konulan kalbin, işte kaydetme tuşunun, müziklerin, seslerin hepsinin özenle hazırlandığını biliyoruz.
Ben de bir içerik üreticisiyim ve özellikle Instagram için riyas içerikleri üretirken kullanıcıyı platformda tutmak için için özellikle çalışıyorum.
Ürettiğim içeriklerin insanların faydasına olduğuna inandığım için bu beni çok kötü hissettirmiyor ama bizzat orada bulunan birisi olarak bunu yapmam gerektiğini biliyorum.
İyi bir hikaye anlatmak, sesleri iyi kullanmak, kurguyu, edit'i iyi yapmak.
Bütün bunlar aslında çaba istiyor ve benim dışımda bunun arkasında bulunan, gerçekten bu platformların sahibi olan insanlar bunun için milyonlarca dolar harcıyor.
Aslında bakıldığında okuyamamak bir habitat sorununa dönüşüyor.
Çünkü dikkatimizi isteyen şeyler habitatımızı o kadar güzel çevreliyor ki bizler onlara kolayca uğraşıyoruz, onları tüketmek kolay bir hale geliyor.
Peki nasıl yeniden okuma alışkanlıklarımızı kazanmak, beynimizi, dikkat süremizi geri kazanmak için etrafımızı düzenleyeceğiz?
Aslında bunun için üç maddelik bir yol var.
Birincisi bakış açımızı değiştirmek.
Çoğumuz okuryazarlık eşittir zorlu metinleri anlamak veyahut da bir şeyleri okuyup çözebilmek gibi düşünüyoruz.
Ama aslında daha farklı.
Okuryazarlık çok daha derin bir şey.
Okuryazarlık bence anlayışın mümkün olduğu alanları inşa edebilme kapasitesi.
Bu da sadece kitap okumakla sınırlı değil.
Bugün artık bilgiyi öğrenmenin pek çok farklı yöntemi var.
YouTube'da izlediğiniz bir video, dinlediğiniz podcastler, okuduğunuz makaleler veyahut da yapay zekaya sorduğunuz ve orada okuduğunuz öğrenmenizi kolaylaştıracak içerikler de bir okuma formudur.
Okumayı artık sadece kitapla sınırlamanın çok da doğru bir bakış açısı olduğunu düşünmüyorum.
İkincisi kendi habitatımızı kurmak.
Bireysel olarak bir şeyleri yapmanın çok kolay olmadığını biliyorum.
Çok sevdiğim Yohan Harin'in Çalınan Dikkat isimli kitabında yazar aslında bireyin ne kadar yetersiz olduğunu, kendisine karşı yürütülen kolektif...
bir şeyin karşısında kendisini korumaktan ne kadar aciz olduğunu anlatıyordu.
Ama yine de kitabın sonunda bireyin yapabileceği şeylerle ilgili bir reçete veriyordu.
Çünkü günün sonunda ne kadar problemlerle karşılaşırsak karşılaşalım bunları çözmek istiyoruz.
Yani tamam işte karşımda bir sürü kişi var ve benim dikkatimi çalmak için uğraşıyor demek bir çözüm olmuyor.
Yine de bir çözüm arıyoruz.
Bu durumda belki de kendi küçük evlerimizde belki de ya da gittiğimiz yerlerdeki ortamımızı düzenlemek bir çözüm olabilir.
Çok basit birkaç trikten bahsedeceğim.
Benim yaptığım gibi mesela evde çalışmak yerine kütüphanede çalışmak veyahut da insanların çalıştığı yerlerde çalışmak bir çözüm olabilir.
Telefonunuzu, bilgisayarınızı belli yerlerde tutmak, yatak başınıza veyahut da uyurken yanınıza koymamak.
Bir çözüm olabilir. Bu şekilde sabahları ve akşamları onlara ulaşamamış olursunuz.
Ya da çok daha gerçekçi bir şey var yaptığım.
Yatağımın baş ucuna bir kitap bırakıyorum.
Genelde akşamları ben de telefonda kaydırmayı çok seviyorum ama o kitap orada durdukça bende bir suçluluk duygusunu tetikliyor.
Ve bu da birkaç gün sonra artık dedirtiyor ki kendi kendime lütfen şu kitabı al ve oku.
Bu şekilde ortamınızda yapacağınız küçük değişiklikler aslında tahmin ettiğinizden daha büyük sonuçlara yol açabilir.
Üçüncüsü suçlama döngüsünden çıkmak.
Birey olarak odaklanamamak sadece bizim suçumuz değil.
Sürekli etrafta artık dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun ne kadar yayıldığını da görüyoruz.
Geçenlerde psikiyatrist bir arkadaşımla konuşuyordum.
Şöyle söyledi. Aslında insanların çoğu sandıkları gibi def değiller.
Genel sorun dikkatleri çok fazla parçalandığı için özellikle son 10 yılda gerçekleşen bu durum nedeniyle içlerinde oldukları şeyi anlamlandıramıyorlar ve mutlaka bir rahatsızlığım olmalı diye düşünüyorlar.
Ama aslında gerçek bir hastalıktansa algoritmaların kurbanı olmak demişti.
çok katılıyorum. Karşınızda bulunan algoritmaları çok fazla küçümsememek ve birey olarak kendinize biraz daha anlayışlı davranmak da çözümün bir parçası.
Şu an yaşadığımız sorunların verdiğim birkaç tavsiyeyle kesin olarak çözülmeyeceğini ben de biliyorum.
Ama bir birey olarak kendi hayatımda kullandığım ve çok sevdiğim kitap okuma alışkanlığımı korumama bir nebze de olsa yardımcı olan bazı şeyleri sizlerle paylaşmak istedim.
Bu bölümün de aslında amacı buydu.
Bu bölümden çıkarabileceğiniz tek bir şey varsa o da Ortamanızı değiştirmenin, alışkanlıklarınızı değiştirmenin en basit yollarından biri oldu.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümün daha sonuna geldik.
Bugün içinde bulunduğumuz okuyamama pandemisi üzerine konuştuk ve kendimce birkaç tane çözümü size iletmeye çalıştım.
Eğer bölümü sevdiyseniz veyahut da bölümle ilgili yorumlarınız varsa bana her zaman Instagram'da atgenelseslerpodcast hesabına ulaşabilirsiniz veyahut da mail atabilirsiniz.
Gelen mesajların hepsini okumaya özen gösteriyorum.
Dönemesem bile okuduğuma emin olabilirsiniz.
Yeni bölümlerde görüşmek üzere.
Kendinize çok iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
