
Nöroplastisite ve Beynin Kendini Geliştirme Gücü
19 Aralık 2021 · 24 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Genel Sesler Podcast'inin bu bölümünde nöroplastisite ve beynimizin kendini geliştirebilme gücü üzerine konuşuyorum. Her birimiz istediğimiz her şeyi öğrenebilir ve arzu ettiğimiz yetenekleri geliştirebiliriz. Bu bilim tarafından kanıtlanmış ve üzerinde uzun yıllardır çalışmaların olduğu bir konu. Eğer bu satırları ilk okuduğunuzda aklınızdan 'nasıl' sorusu geçtiyse, sizi bu bölümü dinlemeye davet ediyorum. Çünkü cevaplar orada :)Not: Bu bölüm yeni değildir. Orijinali Nisan ayında yayınlandı. Fakat ben yanlışlıkla sildiğim için şimdi yeniden yayınlıyorum.Kullandığım Kaynaklar:-Kendini Değiştiren Beyin/ Dr. Norman Doidge-Sınırsız Zihin/ Jo Boaler-Mindset/ Carol Dweck-Peak: Secrets from the New Science of Expertise/ Anders Ericsson-The Aesthetic Brain/ Anjan Chatterjee*******EMAİL: genelsesler@gmail.comINSTAGRAM: genelseslerpodcast
Transkript
Küçükken, okulda ya da evde size bir şeyleri yapmanın yetenek istediği, sizde de bunun olmayabileceği.
Ve bunun çok doğal bir durum olduğu hiç söylendi mi?
Ya da hiç kendi kendinize bende sayısal zeka yok, benim ezber yeteneğim yok, ben resim çizmekten, müzikten anlamam, bundan yetenek isteyen şeyler dediniz mi?
Matematiğin çözülemeyecek kadar zor, resim çizmenin sizin gibi dünyalar için ulaşılamayacak kadar yetenek istediğini ya da bir öğrenmenin sizin sahip olduğunuz zeka ile imkansız olduğunu
düşündünüz mü? İşin aslı şu ki bu tarz hayatmalara maruz kalmaya çok küçük bir yaşta başlıyoruz.
İlk önce ailemiz, sonra öğretmenlerimiz, arkadaşlarımız ve en sonda biz kendi kendimize bazı şeyleri yapamayabileceğimizi söylüyoruz.
Okullarda öğrenciler sayısal ve sözel zekalı diye ikiye ayrılıyor ve kendileri hakkında sabit, sınırlı bir görüşe sahip olmaları destekleniyor.
Peki ya size yapılan son araştırmaların ve bilimin desteğiyle?
Bunların hepsinin yanlış yönlendirmeler olduğunu söyleseydim, aslında sayısal, sözel ya da sanat zekası diye bir şey olmadığını, insanın her şeyi öğrenme kapasitesinin olduğunu ve
beynimizin sınırsız olduğunu söyleseydim, bu tarz hayatmalardan kurtuldukça beyninizin akıl almaz adaptasyon gücünü keşfedebileceğinizi ve özgürleşebileceğinizi bilseydiniz, bunun
nasıl bir şey olduğunu merak eder miydiniz?
Eğer yanıtınız evetse...
Genel Sesler Podcast'inin ikinci bölümüne hoş geldiniz.
Ben Bilge ve bu bölümde sizlerle öğrenmenin, yaşamanın ve zihnimizin sınırlarında bir seyahate çıkacağız.
Kısa bir girişimiz yeniden sonra hepiniz yeniden hoş geldiniz.
Bugün konuşacaklarım ilk karşılaştığımda ve konu üzerinde araştırma yaptığımda heyecandan içimi kıpır kıpır yapan konular olacak.
Öğrenmeye ve hayat boyu gelişmeye çok değer veriyorum ve yeni şeyler denemek beni tam anlamıyla tazeliyor.
Ama bu tazelenme hissinin yalnızca bir his olmadığını, aynı zamanda yeni deneyimi öğrenimlerin beni fiziksel olarak da yenileyip değiştirdiğini öğrendiğimde gerçekten çok şaşırdım.
Ve konu üzerine araştırma yaparken o büyülü ve bir o kadar da bilimsel olan sözcükle karşılaştım.
Nöroplastisi'den. Şimdi podcast'in ilk kısmında kısaca nöroplastisi de nedir, ne gibi özellikleri vardır, ondan bahsedeceğim.
Sonra ikinci kısmında ise beynimizin bu yönünü kullanıp büyümek ve öğrenmek için neler yapabiliriz'i anlatmaya çalışacağım.
Nöroplastisi de kısaca çevremizle etkileşime girdiğimizde beynimizde olan fizyolojik değişimlere verilen ad.
Her yeni bir şey öğrendiğimizde ve deneyimlediğimizde beynimiz fiziksel bir değişime uğruyor.
Ve bunu kendi içinde nöronların birbirleriyle bağlantı kurması sonucu yeni yolaklar oluşturarak ya da mevcut yolakları güçlendirerek yapıyor.
Bu yolaklar öğrenmeye bağlı olarak meydana geliyorlar.
Aslında kimse doğarken özel yeteneğe sahip bir beyinle doğmuyor.
Doğan herkes yapmak istediği şey için gerekli olan yolakları geliştirmek zorunda.
Yani esnek ve değişime sonuna kadar açık.
İlk başlarda bilim insanları bunun yalnızca bebeklere has bir özellik olduğunu düşünüyorlarmış.
Ama sonrasında yapılan araştırmalar sonucu yetişkinlerde de geçerli olduğu tespit edilmiş.
Dr. Norman Deutsch Kendini Değiştiren Beyin isimli harika kitabında zeka geriliği, felç, OKB ve hatta Alzheimer gibi rahatsızlıklarını beyinlerinin plastik gücünü kullanarak
iyileştiren yetişkinlerin hikayelerini anlatıyor.
Gerçekten son derece ilginç ve ilham verici, insanı dönüştürecek hikayeler var içerisinde.
Fakat ben bugün daha çok Nöroplastistenin öğrenme ve alışkanlık üzerine olan etkilerinden bahsetmek istiyorum.
Çünkü kendi hayatımda da uyguladığım ve bana faydası olduğunu düşündüğüm şu anki kısmı bu.
En başta dediğim gibi beynimiz her şeyi öğrenmeye açık ve sınırsız.
Ve bu onun plastik gücünden kaynaklanıyor.
Fakat aynı zamanda dikkat etmemiz gereken bir şey daha var.
Bu da plastistenin rekabetçi yönü.
Aslında bu durum... zararlı inanışlarımızın, değiştirmekte zorlandığımız kötü alışkanlıkların bir nevi sebebini açıklıyor.
Beynimize yaptığımız şeylere bağlı nöral yolakları ne kadar sık kullanırsak onlar o kadar güçlenir ve daha az kullandıklarımızın yerine geçer.
Kötü bir alışkanlık edindiğimizde bu zihin haritalarımızda bir yer ediniyor ve onu her tekrarladığımızda bu haritadaki yeri daha çok güçlenip ona nispetle daha az kullandığımız iyi alışkanlığın
yerine geçiyor. Yani aynı anda İki şeyde mükemmel olamayız.
Hem multitasking yapıp hem pür dikkat çalışmayı öğrenemeyiz.
Biliyorum bunu duyduğunuza belki biraz üzüldünüz ama gerçekten insanın bir anda yalnızca bir şey yapabilme yeteneği var.
Yetişkinlikte öğrendiğimiz ikinci bir dilin ana dil seviyesine çıkamaması bu yüzden.
Ana dilimiz çok fazla kullanıldığı için beyin haritasındaki yeri çok büyük ve sonradan öğrenilen bir dilin bu haritada ana dilden daha çok kullanılıp baskın bir noktaya gelmesi neredeyse imkansız.
Peki bundan neden bahsediyorum?
Çünkü sahip olmak ve geliştirmek istediğimiz şeyleri dikkatli seçmemiz gerekiyor.
Daha önce dediğim gibi aynı anda bir sürü şey yaparken beynimiz odaklanmayı öğrenemez.
Eğer odaklanmayı öğrenmek istiyorsak Bir zamanda sadece bir işle uğraşmayı da öğrenmeliyiz.
Ve eğer beynimizi iyi yönde değiştirmek istiyorsak onu bundan engelleyen diğer yararsız alışkanlıklarımızı bırakmamız gerekiyor.
Plastisitenin en temel özelliklerinden biri bu.
Neyi daha çok kullanırsak o daha güçlü konuma geçer ve bu beynimizde fiziksel olarak da gerçekleşen bir durumdur.
Tam burada beynimizin rekabetçi yönünden bahsetmişken öğrenmemizi ve kendimize dair inançlarımızı etkileyen iki tip zihniyetten de bahsetmek istiyorum.
Eğer beynimizi değiştirmek, büyümek ve özgürce öğrenmek istiyorsak içinde bulunabileceğimiz bu iki tip zihniyetin farkına varmamız ve bizim için faydalı olanı geliştirmemiz gerekiyor.
Bunlar Carol Dweck'in Mindset isimli kitabında ve TED Talk'unda anlattığı sabit zihin ve gelişim zihniyeti durumları.
İnsanlar hayatta karşılaştıkları zorluklarla baş ederken, öğrenirken ya da bir olaya hakkında yorum yaparken bu iki zihniyetten birini kullanırlar.
Sabit zihniyete sahip olanlar yeteneklerinin ve niteliklerinin durağın olduğunu ve değiştirilemeyeceğini düşünen insanlar.
Gelişim zihniyetine sahip olanlarsa yeteneklerinin ve sahip olduklarının daima gelişebileceğine inanan, zorlukların ve sıkıntıların dahi öğrenmek ve gelişmek için bir fırsat olduğunu düşünen kimseler.
Belki tam da şimdi burada durup bizim hangi durumlarda bu iki zihniyetten birisini tercih ettiğimizi ve bunun hayatımızı nasıl etkilediğini düşünmek için iyi bir an
olabilir. Carol Divek gelişim zihniyetini desteklemek için henüz kelimesini kullanmanın gücünden bahsediyor.
Ve yetişkinlerden ne zaman bir şey çizmelerini istese çizimde berbatım yanıtını alıyormuş.
O da henüz iyi çizmeyi öğrenemedim demek istiyorsun diyormuş onlara.
Buradaki henüz kelimesi kişinin kendi yetersizlik algısından çıkıp öğrenme sürecine geçmesine yardımcı oluyor.
Peki neden bahsettim bu iki zihniyet tipinden?
Çünkü Hangisine sahip olduğumuza bağlı olarak bu ikisinden biri bizim beyin plastizidemizi, başarılarımızı ve hayattaki ilerlememizi etkiliyor.
Yapılan en büyük sabit zihin hatalarından biri de doğuştan yeteneklilik mitine inanmaktır.
Herkes farklı ve birbirine benzemeyen beyinlere sahip olarak doğar.
Ama herkesin bu beyinleri eğitme ve değiştirme fırsatı vardır.
Nedenle? sanat beyni, müzik beyni ya da sayısal sözel beyin diye bir şey yoktur.
Bu doğuştan yeteneklilik mitine inanma durumu en çok cinsiyetler arasında bilirkin olduğu gözlemlenmiş.
Seth Stephen Davidoviz'in Bana Yalan Söylediler kitabında anlattığına göre ebeveynlerin Google'da yaptığı aramalarda oğlun yetenekli mi sorusunu, kızın yetenekli mi sorusuna göre iki buçuk kat daha fazla
arattığı ortaya çıkmış.
Ve yine Science dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre Herhangi bir akademik alanda doğuştan yeteneklilik fikri ne kadar yaygınsa o kadar az kadın ve farklı ten renginde insanın
o bölümü tercih ettiği de ortaya çıkmış.
Kız çocuklarının ve erkek çocuklarının ilkokulda matematik başarıları eşit olduğu halde Sonradan üniversitede kadınların sayısal bölüm tercihlerinin erkekleri veri oldukça az olduğu gözlemlenmiş.
Bu araştırmaların sonuçlarından çıkarabileceğimiz üzere sabit zihne ait, sınırlandırıcı düşünceler pek çok yetenekli kız çocuğunun ve farklı etnik gruptan gelen kişilerin kendilerini belirli alanlarda
yeteneksiz görüp onlardan vazgeçmelerine sebep oluyor.
Oysa beyin bilimi diyor ki Matematik, fizik, sanat ya da müzik gibi yeteneklere sahip olarak doğmayız.
Bunlar birer yetenek değildir.
Zaman içerisinde çalışarak, kazanılarak elde edilen şeylerdir.
Hepimiz de bunları bu şekilde elde edebiliriz.
Yıllarca IQ ve çalışkanlık üzerine çalışmalar yapan İsveçli psikolog olan Anders Ericsson, Peak, Secrets from the New Sciences of Expertise isimli kitabında, Mozart,
Newton ve Einstein gibi insanların dahi kabul ettiği kimselerin aslında dahi olarak doğmadıklarını, olağanüstü çalışmaları sonucu dahi olduklarını nasıl bulduğunu anlatıyor.
Aslında doğuştan deha ya da yetenek diye bir şey olmadığını öğrenmek size nasıl hissettirdi bilmem ama beni kendi geçmişimle yüzleşmeye çağırdı.
Bu nedenle size bu konuyla ilgili kendi hikayelerimden birini anlatmak istiyorum.
Bundan birkaç sene önce ehliyet alma isteğiyle bir sürücü kursuna kaydoldum.
Böyle zaten kaydolurken hep bir endişem vardı.
Çünkü ailemden bana geçen işte kadınlar araba sürmekte iyi değiller, kadınlar trafikte hep sıkıntı çıkarırlar, sürekli kaza yaparlar gibi bazı böyle yönlendirmeler
ve şartlandırmalar vardı.
Bunlara her ne kadar yanlış olduğunu bilsem de doğru olmadığını bilsem de böyle bir şekilde beni etkilemişlerdi.
Her neyse ben yine de sürücü kursuna yazıldım ve ilk ders için hoca ile buluştum.
Ve o ilk ders hayatımda ilk defa sürücü koltuğuna oturacaktım.
Ve daha öncesinde hiç direksiyonu kullanmamıştım.
İşte fren nedir, gaz nedir biliyordum ama herhangi bir şekilde bunları kullanma pratiğim yoktu.
Ve tabii ki de otomatik olarak ilk derste oldukça kötüydü.
İkinci derste birazcık toparlamıştım ama yine böyle kötüydüm ve hoca bana sürekli şey demeye başladı.
Dert etme, herkes araba sürmek zorunda değil.
Herkes araba süremez.
Sen de belki süremiyor olabilirsin.
İşte üniversite okuyorsun, belki zeki birisin ama araba sürme zekanı olmayabilir.
Bu da yetenek ister gibi şeyler söylemeye başladı.
İlk başta bunu kabullenmedim.
Yani hayır dedim, ben daha yeni başladım.
Bu işi yapacağım.
Fakat zamanla...
tahmin ettiğim kadar iyi performans sergileyemediğimi gördüm.
Ve bunun aslında ne kadar doğal olduğunun farkında değildim.
Kendimi sürekli çevremdeki diğer insanlarla kıyaslıyordum.
Oysa mesela erkek kardeşim henüz benden çok küçük olduğu halde benden çok daha iyi araba kullanıyordu.
Çünkü çocukluğundan beri babam onu araba kullanmayı öğretiyordu.
Fakat bana hiçbir şekilde böyle bir şey yapmamıştı.
Ve benim onun kadar iyi araba süremiyor olmam aslında oldukça doğal bir durumdu.
Neyse ben yine de...
Eğitimime devam ettim ve sürücü sınavına girdim ve ilk sınavda kaldım.
Girdiğim sınav komisyonu aslında oldukça yapıcı insanlardı.
Direksiyonu güzel kullandığımı, ama parklarda sorunum olduğunu söylediler.
Zaten park gözünden kalmıştım sınavda.
Sonra bir tur daha sürücü eğitimi aldım ve yeniden sınava girdim.
Bu sefer ikinci turda sınavı geçtim.
Ama bir şekilde...
O duyduklarım, hocanın bana sürekli söylediği, sende bu yetenek olmayabilir deyişi ve ailemden gelen diğer şartlandırmalar bilinçaltımda kazınmışlardı ve gerçekten de trafiğe çıkmaya çok korktum.
Araba sürmekten çok korktum ve o günden sonra hiçbir şekilde araba sürmeyi denemedim bile.
Bunun için çevremden kimseyi bana destek olmaya çağırmadım.
Çünkü bir şekilde her ne kadar yanlış olduğunu bilsem de bilinçaltımda asla araba süremeyeceğimi, bunun yeteneğin belki olmayabileceğini ve Büyük ihtimal araba sürersem bir kaza yapacağımı düşünüyordum.
Fakat bu sabit zihin ve gelişim zihniyeti durumunu okuduktan sonra kendi araba sürme hikayeme farklı bir bakış açısıyla bakmayı öğrendim diyebilirim.
Şu an şöyle diyorum. Henüz iyi araba süremiyorum.
Pratikle ve zamanla iyi araba sürmeyi öğreneceğim.
Ve bundan yani kaçış yok.
Herkes bu şekilde öğreniyor.
Ben de herkes gibi öğreneceğim.
Henüz çok başlardayım belki.
Emekleme aşamasındayım.
Ama olacak. Aynı şekilde bu şu an yaptığım podcast için de geçerli.
Şu an belki çok iyi editlemeyi bilmiyorum.
Çok güzel konuşamıyor da olabilirim.
Belki de eksiklerim var.
Ama bunlar henüz böyle.
Zamanla ilerleyeceğim, büyüyeceğim.
Çünkü gelişmek için vaktim var.
Hevesim var. Ve bu ikisine sahip olduğum müddetçe ilerlememek için önümde aslında hiçbir engel yok.
Gördüğümüz gibi gelişim zihniyeti, yapamadığımız şeyleri Henüz yapamıyorum demekle ve ileride bunları yapabileceğimize inanmakla alakalı.
Ve bu olumlu bakış açısı beynimizi ve buna bağlı olarak hayatta yaptığımız şeyleri etkiliyor.
Bizim plastisitemizi olumlu yöne çeviriyor ve bu şekilde hayatımızı değiştirmemize yardımcı oluyor.
Beynimizi geliştiren bir diğer şey de hata yapmak.
Şimdi belki diyeceksiniz ki nasıl?
Fakat hata yapmak beyindeki sinapsları ateşleyerek beynin büyümesini sağlıyor.
Yapılan bir araştırmaya göre bir grup katılımcıyı teste tabi tutuyorlar.
Ve katılımcılar test çözerken onların beyinlerinde gerçekleşen şeyleri izleyebilmek için MR cihazına bağlıyorlar.
Test çözerken hata yapan kişilerin beyinlerinin daha aktif olduğu, doğru sonucu bulanlara kıyasla daha fazla büyüme ürettiği gözlemleniyor.
Yani yaptığımız hatalar nöral yolaklarımızı güçlendiriyorlar.
E o zaman biz neden hata yapmaktan derece korkuyoruz?
Ortada hata yapmanın beyni geliştirdiğine dair bilimsel bir kanıt var.
Fakat biz sırf hata yapmamak için birçok şeyi denemeden vazgeçiyoruz.
Çünkü hepimiz hata yapmanın kötü görüldüğü bir eğitim sisteminde ve kültürde büyüdük.
Okulda başarılı olmak için çözdüğümüz testlerde yaptığımız yalnızlık...
Sayısına göre sınıfta başarı listesinde yerimiz belirlendi.
Ailelerimizin hata yapmayan uslu çocukları olmak için telkin edildik.
Hep sakin duran, testlerde en yüksek sonuçları alan çocuklar övüldü.
Oysa bu şekilde büyüyen çocuklar geleceğin sabit zihni ebeveyn ve çalışanları olmaya aday bireylerdir.
Gelişim zihniyetine sahip ve büyüyen, öğrenen bir beyne sahip olmanın yolu hata yapmaktan geçiyor.
Bir şeyleri deneyip başarısız olmalı.
Yıkmalı ve yeniden inşa etmeli, denemeli, denemeli ve denemeliyiz.
Her başarısızlığımızda yeni bir şeylere öğrenme ve gelişme fırsatı olarak bakmalıyız.
Biliyorum böyle söylemesi kolay ve hata yapmaktan korkmamak elimizde değilmiş gibi geliyor olabilir.
Hatırlıyorum da okuldayken öğretmenim bana soru soracak ve ben yalnız cevaplayacağım diye ödüm kopardı.
Hep böyle arkalara gizlenirdim.
Oysa başarılı ve çalışkan bir öğrenciydim.
Ve büyük ihtimal hocam bana soru sorduğunda doğru yanıtlayacaktım.
Ama buna rağmen hata yapmama dair olan o küçücük ihtimal bile görünmez olmamı istemem için yetiyordu.
Aslında hata yapmaktan korkmamızın evrimsel bir nedeni var.
İlk insanlar olan atalarımızın vahşi hayvanlardan ve yırtıcılardan korunması gerekiyordu.
Bu nedenle... Beynlerinin limbik bölgesi onları hayatlarına mal olacak hatalarından dolayı sürekli uyarıyordu.
Fakat şimdi böyle bir problemimiz olmamasına rağmen beynimizin limbik kısmı haladır bunu yapma, risk alma gibi mesajlar göndermeye devam ediyor.
Aslında hata yapmaktan korkmamızın sebebi oldukça ilkel.
Ama artık ilkel hayatlar yaşamıyoruz.
İnsan olduğumuzun farkına varmak, her şeyi bilemeyeceğimizi ve yapamayacağımızı bilip hata yapmaya yer açmak, hata yapmanın ucunda ölüm değil, aslında büyümek ve özgürleşmek
olduğunu görmek çok önemli.
Ve bu süreçte olumlu düşünmenin gücü de çok büyük.
Daha önce bahsettiğim psikolog Anders Ericsson, Kişinin başına gerçekten onu engelleyecek bir şeyin gelmesinin ihtimalinin çok çok düşük olduğunu, gerçekte olanın aklımıza gelen endişeli
ve olumsuz düşüncelerin bizi etkilemesi olduğunu söylüyor.
Olumlu düşünmek de aynı hata yapmak gibi beynimizi değiştiren etkenlerden biri aslında.
Ve bu bahsettiğim gelişim zihniyetiyle oldukça bağlantılı bir durum.
Gelişime açık düşünenler bir noktada olumlu bakışlarını hep koruyacaklar.
ve hata yaptıkları halde ilerlemeye devam edeceklerdir.
Çünkü kişinin yapabileceklerinin sınırsız olduğunu düşünmesi ve istediği her şeyi yapabileceğine inanması bunu beraberinde getirir.
Gerçekten de düşüncenin zihnimiz ve bedenimiz üzerinde inanılmaz bir etkisi var.
Bundan önce böyle düşünce gücüyle bir şey yapma tarzı şeylere pek fazla inanmazdım.
Ama yapılan bazı bilimsel araştırmalar bunun gerçek olduğunu gösteriyor.
Hatta okuduğum en ilginç araştırmalardan biri şu şekilde.
Bir grup insanı deney için çağırıyorlar ve ikiye bölüyorlar.
Bu gruplardan birisi bir parmaklarını zihinsel olarak çalıştırdıklarını düşünüyor.
Diğer grupsa gerçekten de fiziksel olarak parmaklarını çalıştırıyorlar.
Ve bunu 4 hafta boyunca yapmaya devam ediyorlar.
4 haftanın sonunda fiziksel egzersiz yapanların kas gelişimlerinin %33 arttığı ortaya çıkıyor.
Fakat ilginç olan zihinsel olarak egzersiz yaptığını düşünen kişilerin de kas kütlelerinin %22 artmış olması.
Ben bunu ilk okuduğumda inanamadım.
Fakat sonrasında durup düşündüğümde kendime dair olan olumsuz düşüncelerim nedeniyle aslında ne kadar çok şey kaybettiğimi fark ettim.
Eğer insan yalnızca düşünerek bedenini ve kas gücünü dahi etkileyebiliyorsa, kim bilir hayata bakışını, yapmak istediği şeylere olan inancını, kendine
olan inancını nasıl etkiliyor?
Beynimiz inanılmaz derecede büyümeye ve gelişmeye açık.
Aynı herkesin beyni gibi.
Bunu kullanıp kullanmamaksa yalnızca bize bağlı.
İnançlarımızı, düşünce şeklimizi değiştirebiliriz.
Hayata olumlu bakabiliriz.
Bu bizim elimizde.
Ve yalnızca Düşüncemizi değiştirerek beynimizi değiştirebiliriz.
Ve sanırsam bu büyüleyici.
Beynimiz genç olalım, yaşlı olalım her daim gelişime açıktır.
Bu plastik olma durumu onun bahsettiğim gibi en harika ve önemli özelliklerinden biri.
Hiç değişim olmadan yaşanan sıkıcı bir hayatın insanı depresyona sürüklemesinin sebeplerinden biri de belki bu.
Beynimiz yenilik ve gelişim istiyor.
Yaşa bakmadan dans etmek, dil öğrenmek, sanatla uğraşmak, müzik yapmak ya da hakkında hiçbir fikre sahip olmadığımız halde bir şeyi öğrenmeye başlamak.
nöroplastik sistemimizi geliştiren şeylerdir.
Bu nöroplastik geliştiren şeyleri araştırırken Intermeeting Festing'in de bunlardan biri olduğunu anlatan bir makaleyle karşılaştım.
Bana oldukça ilginç geldi.
Eğer merak ederseniz açıklama kısmına linkini koyacağım.
Yukarıda bahsettiğim diğer bilimsel araştırmaların da makalelerini aynı şekilde onun yanına koyacağım.
Aslında bu konu hakkında bahsetmek istediğim daha çok fazla şey var.
Ama burada anlatmakla bitmez.
Eğer konuya ilgi duyduysanız Benim anlattığım ve anlatamadığım pek çok şeyi daha kapsamlı öğrenmek istiyorsunuz.
Size tavsiye edebileceğim birkaç kitap var.
Birincisi Dr.
Norman Boyd'un Kendini Değiştiren Beyin isimli kitabı.
Pegasus yayınlarından çıkıyor.
İkincisi Joe Bowler'ın yazdığı Sınırsız Zihin isimli kitap.
Bu da Koç Üniversitesi yayınlarından çıkıyor.
Burada pek fazla bahsedemediğim sanatın ve estetiğin beynini nasıl etkilediğini anlatan Anyan Chatterjee'nin The Aesthetic Brain isimli kitabı.
Yine yukarıda bahsettiğim Carol Dweck'in Mindset isimli kitabı.
Bu kitaplar çevrilmiş mi Türkçe bilmiyorum.
Ve en son olarak da Anders Ericsson'ın Peak Secrets from the New Sciences of Expertise isimli kitabı.
Bu kitap Türkçe'ye çevrilmiş.
Adı da Zirve Uzmanlaşmanın Bilimsel Sırları.
Eğer merak ederseniz bu kitaplara bakıp da çok çok daha geniş ve kapsamlı bilgiye ulaşabilirsiniz.
Bu bölümüm sizin de yeni bir şeyler yapmayı Bir şeyleri değiştirmeyi zorluklarına rağmen göze almanızı dileyerek bitiriyorum.
Umarım yeteneğinizin olmadığı, yapamayacağınıza inandığınız şeyleri yapabilme inancına azıcık da olsa sahip olmuşsunuzdur ve bu inancınızın peşinden gidecek cesaretiniz de
olur. Umarım kendinizi ve beyninizi yeni deneyimlere açıp korktuklarınızı yapma cesaretinde bulduğunuz özgür bir hayat yaşarsınız.
Genel Sesler Podcast'inin ikinci bölümünün sonuna geldik.
Bir dahaki bölümde görüşmek üzere.
Şimdilik hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
