
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Kendini şanslı biri olarak görüyor musun? Eğer görmüyorsan bu bölüm senin için. Şans aslında her yerde ancak onu görmeyi bilmek gerekiyor. Bu bölüm de kendimiz için akıllı şans yaratmayı öğreniyoruz. Bilinmeyenin arkasında gizli olanı görme ve oto pilottan çıkıp farkındalıkla yaşama yeteneği nasıl geliştirilir üzerine konuşuyoruz. Şimdiden keyifli dinlemeler ve bol şans :)Öz Disiplin Ve Zaman Yönetimi Atölyesi: ATOLYE 15 kodunu kullanarak %15 indirimli kayıt olabilirsiniz. Kod 8 Nisan tarihine kadar geçerli.https://superpeer.com/bilgesen/event/oz-disiplin-ve-zaman-yonetimi-atolyesi
Transkript
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Eğer sen de benim gibi yaşamayı kendine iş edinenlerdensen ve daha iyi yaşamanın yollarını sürekli arayanlardansan doğru yerdesin.
Bugün şans üzerine konuşacağız.
Hemen size bir soru sormak istiyorum.
Kendinizi şanslı biri olarak görüyor musunuz?
Yalnızca doğru cevapları alayım.
Siz kendi içinizde yanıtlarken bu soruyu ben de kendi açımdan yanıtlayacağım.
Hayatta kendimi yer yer çok şanslı, yer yerse çok şanssız görüyorum.
Sanırım şanssız olarak gördüğüm şeyler değiştiremeyeceğim konular.
Doğduğum yer, doğduğum aile veyahut da başıma gelen ve elimde olmadan gerçekleşen olaylar gibi.
Bu tip konular eğer beni hayal kırıklığına uğrattıysa bu konularda kendimi genel olarak şanssız görüyorum.
Fakat çabalayabileceğim ve kendi çabamla elde edebileceğim konuların çoğunda şanslı biri olduğumu söyleyebilirim.
Yani işimle ilgili, arkadaş çevremle ilgili, kurduğum ilişkilerle ilgili genel olarak bence şanslı bir insanım.
Bu konu üzerine bir podcast kaydetme fikri aslında aklımda yoktu.
Çünkü insan nasıl şanslı olabilir?
Bu sorunun yanıtı bende mevcut değildi.
Fakat geçenlerde yine böyle internet üzerinde gezinirken çok sevdiğim bir web sitesindeki harika bir makaleye denk geldim.
Biliyorsunuz zaten podcastta genelde ilham olan şeyler ya kitaplar ya makaleler ya da benim içerisine düştüğümü bir türlü çıkamadığım sorunlarımı aradığım çözümler oluyor.
Ve makalenin başlığında how to be lucky'yi görünce dedim ki ah inanamıyorum nasıl şanslı olabileceğimizin bir yolu mu var?
Ve makaleyi okuduğumda zihnimde gerçekten böyle farklı ışıkların yandığını ve kendi kendime bazı şeyleri daha iyi fark ettiğimi gördüm.
Ve dedim ki bu konuyla ilgili podcastta kesinlikle konuşmalıyım.
İtiraf etmeliyiz ki biz insanlar belirli olan şeylerin ve rutinlerin içerisinde bir konfor buluyoruz.
Yani aslında gündelik yaşantımız konfor alanının içerisinde.
Ve bakıldığında konfor alanı çok da kötü bir şey değil aslında.
Orada nelerin olacağını biliyoruz, sinir sistemimiz rahat oluyor ve tık tık rutinlerimizi yerine getiriyoruz.
Ben de zaten rutinlerini ve kendine ait o konfor alanını oldukça seven birisiyim.
Hayatı sadece o konfor alanında ve bilinenin sınırları içerisinde harcadığımızda şanslı olma fırsatını...
Şans dediğimiz şey beklenmedik şeylerin aslında başımıza gelmesiyle gerçekleşiyor.
Belki kendimizi ilişkiler konusunda çok şanssız hissediyoruz.
Ve birden biriyle tanışıyoruz.
Bir adam veyahut da kadın.
Ve o kişi hayatımızın aşkı oluveriyor.
Belki de iş konusunda çok başarısızız.
Fakat birden bir iş anlaşması yapıyoruz.
Biriyle tanışıyoruz.
Farklı bir yerden bir anda kabul alıyoruz.
Ve bir anda hayatımız değişiyor.
Şanslı olduğumuzu düşünmeye başlıyoruz.
Şans aslında beklenmedik olanla ilişkili.
Yani bilinmeyenle ilişkili.
Eğer şanslı olmayı istiyorsak beklenmedik olana karşı uyanık olmamız gerekiyor.
Ve şans bilimini anlamanın yolu da aslında tam olarak buradan geçiyor.
Görünmeyeni, bilinmeyeni, beklenmeyeni görmek.
Her gün sıradan olanın içerisindeki farklılığı görmeyi tercih etmek gerekiyor.
Ve bununla ilgili de uyanık olmak yani farkındalıklı olmak gerekiyor.
Şanslı olmanın en temel şeyi farkındalığa sahip olmak.
Tam da burada size İngilizce'deki en sevdiğim kelimelerden birisiyle tanıştırmak istiyorum.
Serendipiti. Hatta aynı isimde bir film de var.
Serendipiti Türkçe'ye başa gelen güzel şans, başa gelen...
Beklenmedik güzel şey olarak çevrilebilir.
Direkt bir kelime olarak maalesef ki karşılığı yok.
Okuduğum makalede de yazar eğer şanslı bir birey olmak istiyorsak serendipiti mindset dediği şeyi geliştirmemiz gerektiğini söylüyor.
Ve genelde bu serendipiti mindset'in yani şans zihniyetinin önünde duran bazı engeller oluyor.
Bu engellerden ilki beklenmeyeni göz ardı etmek.
Aslında dediğim gibi gündelik yaşamın rutinleri içerisinde beklenmedik şeyleri göz ardı etmek çok kolay.
Çünkü genellikle hepimiz otopilotta yaşıyoruz.
Yani farkındalığımız oldukça düşük.
Ve otopilotta yaşadığımız için her zaman geçtiğimiz yerlerde, her zaman kahve aldığımız o kafede veyahut da her gün konuştuğumuz iş arkadaşlarımızla olan iletişimimizdeki fırsatları ve belki de bize şans
getirecek olan şeyleri...
Bunları görebildiğimizde akıllı şansa sahip olmuş oluyoruz.
Yani akıllı şans nedir?
Bilerek elde edilmiş olan şanstır.
Bu konuyla ilgili Richard Wiseman isimli bir psikologun BBC için yaptığı bir tane deney var.
Bu deneyi belki daha önce duymuş da olabilirsiniz, duymamış da olabilirsiniz.
Şansın... nasıl bir şey olduğunu bence çok güzel tanımlıyor.
Deney için iki tane insan getiriliyor.
Bunlardan bir tanesi kendisini şanslı olarak tanımlarken diğeri ise şanssız biri olarak görüyor.
Araştırmacılar bu iki insanı da aynı kafeye gönderiyorlar.
Kafede çalışanlar ve içerideki herkes elbette ki oyunun bir parçası fakat bu iki insan elbette ki bunu bilmiyor.
Gittikleri kafenin normal bir yer olduğunu zannediyorlar.
Kafenin önüne bir miktar para bırakıyorlar ve içeride de oldukça şık giyinimli, iyi bir iş adamı gibi görünen birisini oturtturuyorlar.
Şanssız olduğunu düşünen kişi kafeye geldiğinde yerdeki parayı görüyor fakat görmezden geliyor, içeri gidiyor, bir fincan kahve içiyor ve sonrasında kafeden ayrılıyor.
Kendisini şanslı olarak gören kişi ise yerdeki parayı gördükten sonra onu alıyor, içeriye giriyor ve içerideki bu şık görünümlü iş adamına bir tane kahve ısmarlayıp onunla konuşup sohbet
etmeye başlıyor. noktada hem sosyal çevre hem de network yaratmış oluyor.
Bu her iki kişiye de günlerinin nasıl geçtiği sorulduğunda bir tanesi oldukça şanslı bir gününde olduğunu, işte yerden para bulduğunu, birisiyle tanıştığını ve ona kahve ısmarladığını söylüyor.
Şanssız olduğunu düşünen kişi ise oldukça sıradan bir gün geçirdiğini belirtiyor.
Şimdi burada parayı yerden almanın etik durumuyla ilgili lütfen tartışmayalım.
Mesele genel olarak kişilerin kendilerini şanslı ve beklenmeyene karşı açık olduklarında neler yapabileceklerine dair bence oldukça güzel bir örnek.
Bir diğer engel ise Türkçe'ye işlevsel sabitlik diye çevirebileceğimiz functional fixedness.
Bunun açıklaması aslında şu.
Sürekli olarak bilinene kaymak.
Yani bilinen bir zoru bilinmeyen bir kolaya dahi tercih etmek.
Belki de hep gittiğimiz bir yol var.
Bu yol aslında uzun bir yol, zor bir yol.
Ama ben buna alışık olduğum için zihnim sürekli o zor yolu tercih etmek istiyor.
Belki de diğer tarafta daha kolay, daha kısa yoldan gidebileceğim patikalar var.
Fakat oraya girmek istemiyorum.
Çünkü belirsizlikten korkuyorum.
Çünkü kendi zihnim bazı şeylere adapte oluyor ve bilinliğinin sıcaklığından çıkmak istemiyor.
Bu nedenle bazen bazı şeyler çok daha kolay olsa bile onları tercih etmiyoruz.
İnatla ama inatla o bilinen tarafa kaymak istiyoruz.
Bence o biraz şeye benziyor.
Hani kişinin sürekli bildiği travmalara, bildiği o toksik insanlara çekilmesi gibi.
Belki çok daha iyi ve güvenli bağlanan biriyle ilişki kurabilecekken ona ailesini, kendi anne babasını ve geçmişini hatırlattığı için o eski hislerin peşinde koşarak toksik bir insanla ilişki
kurmayı tercih etmesi gibi aslında.
Bence bu noktayı aşabilmek için de yine açık bir zihne sahip olmak ve hayattaki kolaylıkları da tercih ederken kendi zihnimize.
Biliyorum bu sana şu an zor geliyor ama ileriki zamanda kolaylaşacak.
Aslında bunlar genel olarak şans zihniyetinin önündeki temel engeller.
Bir de bunu... Beslemek var.
Yani o şans zihniyetine sahip olmak var.
Son zamanlarda özellikle bu yeni çağ spiritüelliğiyle birlikte manifesting, bir şeyleri kendine çekmek, rezonans kanunu gibi terimler çok fazla ortalıkta geziniyor.
Ve isteklerini kendine çekmek, belki de daha şanslı biri olmak için kişiler bunları kullanıyor.
Elbette ki eğer sizi mutlu ediyorsa, size iyi geliyorsa böyle şeyleri kullanmakta bence hiçbir sakınca yok.
Fakat... Genele bakıldığında her ne kadar manifesting ya da rezonans kanunu gibi şeylere inanmasam da zihnimizi pozitif tutmanın davranışlarımızı kesinlikle etkilediğini düşünüyorum.
Yani şöyle ben bir şeyin iyi olmasını istiyorum ya da bütün şansları, güzellikleri kendimi çekeceğim diyerek onları kendime çekemem.
Evren bana bunları vermeyecektir.
Sırf böyle bir şey dilediğim için.
Yani benim görüşüm bu yönde en azından.
Fakat pozitif bir zihniyete sahip olduğumda, daha hayata olumlu bakmayı, iyi yönlerini görmeyi tercih ettiğimde davranışlarım da aslında o yönde evriliyor.
Daha mutlu oluyorum, daha çalışkan oluyorum belki.
Belki de hayattaki şansları görmeye daha açık oluyorum.
Belki de tüm bunların sonucunda daha şanslı bir bireye dönüşüyorum.
Nedenle bence ilk adım pozitif düşünce sistemine sahip olmak.
Toksik pozitiflikten burada bahsetmiyorum.
Genel olarak hayattaki güzellikleri görebilmek, o karamsarlığın içerisinden biraz da olsa çıkabilmek.
Diğeri ise bu makaledeki yazarın tavsiyesiydi.
Bir günlük tutma alışkanlığına sahip olmak.
Burada ne alaka diyebilirsiniz.
Günlük tutmak ve şans zihniyeti nasıl birbiriyle bağdaştırılıyor diye.
Aslında günlük tuttuğumuzda gün içerisindeki yaşadığımız şeyleri birazcık gözden geçiriyoruz.
Veyahut da zihnimizdeki bir araya gelmemiş o dağınık düşünceleri bir yere, bir kağıda, bir sayfaya toplamış oluyoruz.
Ve bütün yaşanan olaylar, zihnimdeki...
maşık şeyler bir sayfanın üzerinde belirdiğinde aslında orada bir düzen görmeye başlıyorum.
Ve bunun da ötesinde bazı açıklıkları fark ediyorum.
Belki de işte gün içerisinde arkadaşımla yaptığım şu konuşmadan şunu kaçırdım.
Veyahut da zihnimde bir fikir vardı ve bu fikri kala döktüğümde aslında ne kadar harika olduğunu fark ettim.
Gün içerisinde belki de Beklenmedik bir şeyle karşılaştım ve o şeyi bana ne kadar büyük şans getireceğini o an fark etmedim ama yazarken fark ediyorum gibi gibi bunu siz doldurabilirsiniz.
Ben uzun zamandan beri aslında günlük tutuyorum ve kesinlikle günlük tutmanın insana şans getirdiğini ben de düşünüyorum.
Benim hayatımdaki etkisi şöyle oluyor.
Benim kafamın içi çok dağınık, karman çorman ve hiç susmayan seslerle dolu.
Ve o seslerin onca düşüncenin içerisinden parlak fikirleri hayata geçiriyor.
Fakat günlük tuttuğum zaman zihnimdeki...
O dağınık düşünceler bir araya geliyor ve gerçekten hiç ummadığım yaratıcı fikirleri ortaya koyuyorum.
Veyahut da bir insanla ilgili görüşüm iyi veya kötü yönde keskinleşiyor.
Veyahut da günümü düzenlerken aslında nerede hata yaptığımı, ne yaparsam hayatımı daha da iyileştirebileceğime dair bazı yeni bakış açıları geliştiriyorum.
Bu nedenle günlük tutmanın kesinlikle insandaki şans zihniyetini beslediğini söyleyebilirim.
Diğeri Hayatını toparlamak.
Yani düzenli ve disiplinli olmak diyebiliriz.
Özellikle yetişkinlerin günlük rutinlerinde yapmaları gereken çok fazla şey oluyor.
Markete gitmek, evi toparlamak, ortalığı temizlemek, hediye almak, gidilmesi gereken davetler, buluşulması gereken arkadaşlar gibi.
Tüm bunların dapa dağınık olması veya hiçbirinin yapılmaması elbette ki zihnimizde çok fazla yer kaplıyor.
Bu nedenle bu ufak tefek şeyleri...
Halletmek, hayatımızı belli bir düzene koymak ve küçük şeyleri çok fazla büyütmeden bitirip, halledip sonrasında büyük şeyleri zihnimizde yer açmak gerekiyor.
Eğer bir insanın kafası zaten sürekli yapılacak bir ton ıncık cıncık şeyle doluysa hayatındaki şansları, ona iyilik, fırsat getirecek şeyleri görme kapasitesi de azalıyor.
Aslında yazar şunu söylüyor makalesinde.
Yatak odanızı toplayın, mutfağınızı temizleyin, masanızı derleyin, düzenleyin ki zihninizde de yer açılsın ve hayatınızdaki şansları, beklenmedik olayları görün.
Ve onları kucaklayacak bir enerjiye sahip olun.
Tam da bu noktada aslında size bunu yapmanızı yardım edecek küçük bir duyurda bulunmak istiyorum.
Biliyorsunuz ki yeni yılda ben bir atölye düzenlemiştim.
Yeni yılı birlikte tasarlıyoruz diye.
Ve harika bir katılım olmuştu ve çok güzel geri dönüşler almıştım.
O zaman bir söz vermiştim.
Mart-Nisan gibi yeniden hayatımızı toplayacağımız, neler yaptığımıza bakacağımız yeni bir atölye düzenlemeyi planlıyorum diye.
Ve tam da bu bağlamda bir öz disiplin ve zaman yönetimi...
atölyesi düzenlemeye karar verdim.
Atölyeden çok kısa bahsedeceğim.
Sonrasında siz açıklamaya koyduğum linkten detaylarına bakabilirsiniz.
Genel olarak aslında öz disiplin üzerine Zihnimizde yarattığımız yanlış düşünce kalıpları üzerine ve erteleme üzerine konuştuğumuz, sonrasında ise benim zaten ADHD'si
yani dikkat eksikliği olan bir birey olarak kullandığım ve işe yaradığını test ettiğim zaman yönetimi tekniklerini ve günü planlama tekniklerini sizinle paylaşacağım.
Ve yılbaşında hazırladığım plan ve farkındalık kitapçı, ayrıca da kendi tasarladığım Notion sayfam.
günümü yönetmek için aslında tasarladığım bir sayfa bu.
Size hediye olarak verilecek.
Atölyeyi de bir kere satın aldıktan sonra her zaman izleyebileceksiniz.
Eğer atölyeyi satın almak yerine aylık abonelik alırsanız da kitap klübümüze ve diğer düzenlediğimiz atölyelere de ücretsiz erişiminiz oluyor.
Aslında genel olarak söyleyeceklerim bu kadar.
Burada çok fazla uzatmak istemiyorum dediğim gibi açıklamalardaki linkten bakabilirsiniz.
Eğer bir sorunuz olursa da bana her zaman Instagram üzerinden veyahut da mail ile ulaşabilirsiniz.
Birazcık geç dönüş yapabilirim.
Lütfen bunun için kusura bakmayın.
Genelde yoğunluktan dolayı oluyor.
Ama elimden geldiğince herkese geri dönüş yapmaya çalışıyorum.
Gelelim bir diğer maddeye. Bu da me time yani ben zamanında diye çevirebiliriz bunu sanırım.
Bu okuduğum güzel makalenin yazarı diyor ki şans bir süreçtir.
Bunu lütfen yazın şans bir süreçtir.
Aslında biz onun başımıza bir anda geldiğini zannederiz.
Ama genel olarak ya uzun çalışmalarımızın ya da farkındalıklı olması için uzun süreden beri eğittiğimiz zihnin bir sonucudur şans.
Her gün kendimize ait bir ben zamanına sahip olmak da kendimize gösterdiğimiz kıymetin de aynı zamanda bir işareti diye düşünüyorum.
Gün içerisinde zamanımıza saygı duymak, onu güzelce planlamak ve kendimize ait de bir alan yaratmak aslında oldukça önemli.
Bu sayede kendimize ayırdığımız o zamanın içerisinde odak noktalarımızı ve ilgi alanlarımızı keşfedebilir, yaratıcı enerjimizi yönetebiliriz.
Hatta bu zamana Kendinizle yapacağınız bir iş toplantısı gibi davranın diyor yazar.
Bu zamanı takviminizde işaretleyin ve her gün kesinlikle kendinize o alanı armağan edin.
Belki de bu ben zamanının içerisinde bahsettiğimiz gibi gününü tutabilirsiniz.
zamanınızı planlamak için çabalayabilirsiniz.
Veyahut da sadece meditasyon yapıp kendi kendinizle vakit geçirebilirsiniz.
Ama kişinin kendine ait bir zamanın olması kesinlikle çok önemli.
Bunu atlamayın.
Bir diğer maddemiz ise günlük şans uygulamalarını kullanmak.
Günlük şans uygulamaları deyince böyle bir tuhaf oldu birazcık ama burada bahsedilen şey aslında şu.
Gündelik yaşamda tesadüfleri fark ettiğimiz an onları en işe...
Yani yeni bir insanla tanışmaktan mesela kaçınmamak veyahut da bir yere davet edildiğimizde...
O davetten kaçınmamak gibi.
Bir önceki bölümde de bahsettiğim gibi bir içe dönük alarak büyük kalabalıklar veyahut da organizasyonlara davet edildiğimde genelde kendimi oldukça stresli hissediyorum.
Ama bir gerçek var ki eğer dışarı çıkıp insanlarla tanışmazsak veyahut da yeni şeyler için adım atmazsak belki de aradığımız dostları, arkadaşları, sevgilileri, yaratmak istediğimiz o işi hiçbir şekilde bulamayacağız.
Bu nedenle dışarı çıktığımızda kendimizi şanslı hissettirecek şeyleri yapmamız lazım.
gerekiyor. Bununla ilgili okuduğum en güzel şeylerden biri şuydu.
Bir insanla tanıştığınızda diyor ona bazı spesifik sorular sorun.
Yani bu sorulara kanca diyor yazar.
Mesela mevcut ilgi alanları neler, hobileri neler, ortak paylaşımlarınız var mı veyahut da bu kişiyle neler yapabilirsiniz diye bir bakın.
Eğer bu kişi sizin anlaşabileceğiniz.
ortak alanlara sahip bir insansa onunla arkadaş olmak için çabalayın.
Zaten olamasanız da ne kaybedersiniz ki?
Aslında bakıldığında şanslı olmanın temelinde bir şeyleri denemekten ve aramaktan hiç vazgeçmemekte yatıyor.
Son olarak da başımıza gelen zorlukları, aksaklıkları ve şanssızlıkları kötü bir şey olarak görmemek.
Yine burada toksik pozitifliğe veyahut da polyanlacılığa kayın demiyorum kesinlikle.
Ama genelde başımıza gelen kötü şeyler bir öğrenme fırsatıdır.
Bununla ilgili en sevdiğim şeylerden biri de Carol Dweck'in gelişim zihniyeti dediği şey.
Yani bir şey yapamadığımda ya da başıma kötü bir şey geldiğinde, şanssızlık olduğunda şu an bu olmadı, henüz olmadı ama sonrasında olacak.
Şu an olmaması gelecekte de olmayacağı anlamına gelmez.
Bu benim için bir öğrenme yolu diyebilmek ve hatalarımızdan birer öğrenme çıkartabilmek.
Gerçekten de her ne kadar başımıza kötü bir şey geldiğinde kendimizi aşırı derecede şanssız ve mutsuz hissetsek de genelde o süreç bittiğinde çok büyük bir şey öğrenmiş veyahut da olduğumuz kişinin bir üst
versiyonuna geçmiş oluyoruz.
Ben bu sene Ocak ayında talihsiz birkaç olayı üst üste yaşadım ve kendi kendime dedim ki aman Allah'ım.
Bu kadar kötü bir yıl olamaz.
Bu nasıl bir başlangıç?
Kendimi oldukça mutsuz ve şanssız hissediyordum.
Ama şu an bu podcast'ı kaydettiğim 1 Nisan pazartesi günü itibariyle kendimi oldukça aslında iyi hissediyorum.
Biliyorum ki hayatta inişler ve çıkışlar var.
Ve ben her zaman sizinle bu inişleri ve çıkışları paylaşıyorum.
Ama açık bir zihne ve temiz bir kalbe sahip olduğumuz müddetçe güzelliklerin ve şansın bizi bulacağını da biliyorum.
Umut etmek... Kendimize yatırım yapmak, ne olursa olsun zorlansak bile ilerlemek, kibar olmak, şefkatli ve anlayışlı olmak, önce kendimize ve sonra elbette ki etrafımızdakilere
karşı sorumluluklarımızın farkında olmak bizi gerçekten daha mutlu ve daha şanslı birer bireye çevirecek diye düşünüyorum.
Ve aslında buna kalpten de inanıyorum.
Gördüğünüz gibi şanslı olmak sadece bir tesadüf değil, aynı zamanda...
Ona açık olmak ve onu değerlendirmeye gönüllü olmakla da ilgili.
Bölümün içerisinde birkaç kere de örnek verdiğim gibi.
Hayatınızın aşkıyla tanışmak için dışarıya çıkmanız gerekiyor.
Sevdiğiniz işi yapabilmek için o ilk adımı atmanız gerekiyor.
İyi arkadaşlara, dostlara sahip olabilmek için farklı insanlarla tanışmayı göze almanız gerekiyor.
Ve tüm bunların içerisinde hayal kırıklıkları, mutsuzluklar olacağını, belki de birilerinden kazık yiyeceğinizi, size yalan söyleyeceklerini ve sizi yarı yolda bırakabileceklerini de bilmeniz gerekiyor.
Fakat Tüm bunlara rağmen devam ederseniz ve tüm bunlara rağmen ilerlemeye, zihninizi açmaya devam ederseniz elbette ki şansı bulacaksınız.
En son olarak da aslında son maddeyi söylemiştim ama şimdi aklıma gelen bir şey var.
Onu da sizinle paylaşmak istiyorum.
Esnek ve spontan olmayı sakın ihmal etmeyin.
Bunu bana terapistim öğretmişti.
Demişti ki rutinler güzeldir fakat sen obsesif derecede rutinlerine sadıksın.
Çok katısın ve kendini hiçbir şekilde salmıyorsun.
Spontan ol, esnek ol demişti.
Yani ne bileyim gün içerisinde birden bilgisayarını alıp dışarıya çık ve dışarıda bir yerde çalışmaya başla.
Gittiğin kafedeki insanlarla sohbet etmeyi dene.
Yani rahat ol.
Her zaman katı kuralların içerisinde ve kendine çizdiğin sınırların içerisinde kalma.
Zihnini de esnetmeye çalış.
Bir anda bir tatile çık, yeni biriyle tanış.
Hiç tanımadığın birine yardım et gibi gibi örnekleri çoğaltabilirsiniz.
Günlük yaşantınızın ve rutininizin içerisine...
Bu spontanlığı ve anlık gelişen planları katmak da size kesinlikle iyi hissettirecek.
Daha rahat hissettirecek bir şey.
Hayatta hiçbir şey zaten çok katı değil.
Her şey esneyebiliyor, her şey değişiyor, her şey dönüşüyor.
Bizler de aynı şekilde değişip dönüşen varlıklarız zaten.
Ve bu yaşamın özünde var.
Aslında bugün bahsetmek istediğim şeyler bu kadar.
Belki de bölümü dinledikten sonra bana şunu söyleyebilirsiniz.
Ya biz senden... İşte şunu şunu her gün yap demeyini bekliyorduk ve biz bu şekilde şansı bulacaktık.
Elbette ki böyle bir şey yok.
Size kesin olarak önerebileceğim bir şey de yok.
Fakat bu anlattıklarımın hepsini zamanla hayatınıza ve rutinlerinize yedirirseniz büyük ihtimalle zaten şans sizi bulacak.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Eğer bu bölümü beğendiyseniz tetiklerinizle paylaşmayı veyahut da sosyal medya saplarınızda etgenelsesler diye beni etiketleyerek paylaşmayı lütfen unutmayın.
sunmayın. Bunları gördüğümde gerçekten çok çok mutlu oluyorum.
Bir dahaki bölüme kadar kendinize çok iyi bakın.
Şansla kalın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
