
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Geri döndüm :) Bu bölüm de motivasyon ne demek, gerçekten önemli mi ve motivasyondan daha önemli neler olabilir gibi soruları yanıtlıyorum. Çalışmak için motivasyonun gelmesini bekliyorsanız veya motivasyonumu kaybettim diye yapmanız gereken şeyleri erteliyorsanız bu bölüm sizin için. Ayrıca rutin oluşturmaktan ve alışkanlık biliminden de bahsediyorum. Şimdiden keyifli dinlemeler.
Transkript
Ses bilgi, ses bilgi.
Herkes burada mı? Size iyi bir haberim var.
Kaçak podcastiniz geri döndü.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Neredeyse bir üç haftadır yeni bölüm yayınlamıyordum.
Nedenini sormak ister misiniz bilmiyorum ama siz sormadan ben yanıtlıyım.
Motivasyonumu kaybettim.
Tam olarak durumum bu.
Hiçbir şey yapasım yoktu.
Nedenini ben de bilmiyorum.
Kendime bir sürü bahane sıraladım.
Konu bulamıyorum dedim ama bir sürü konum vardı yazdığım çok önceden.
Vaktim yok dedim ama vaktim vardı.
Bu tam bir yalandı. En sonunda ben tembelim.
Bendeki kumaş da bu kadarmış dedim ki bu da temiz bir yalandı çünkü tembel falan değilim.
Hayatımda son zamanlarda vaktimi alan beni duygusal olarak sarsan çok fazla şey oluyor.
Kocaman bir belirsizlik balonunun içinde gibiyim ve kaybolmuş hissediyorum.
Duygularımı regüle edemiyorum yani en azından ben öyle düşünüyorum şu an ve buna bağlı olarak da yapmam gereken şeylere dair şiddetli bir motivasyon kaybı yaşıyorum.
Peki. Motivasyonumu kaybetmek, yapmam gereken işleri yapmamam için bir bahane olabilir mi?
Tabii ki de hayır. Yeterli bir argüman mıdır?
Yine hayır. Motivasyon gerçek midir?
Motive edici bir konuşma dinlediğinizde veya olay yaşadığınızda etkisi ne kadar sürüyor?
Ya da bu soruyu şu şekilde sorayım.
Bu etki kalıcı oluyor mu?
Sizde temelden bir değişime sebebiyet veriyor mu?
Ben de bu podcastte ara ara motivasyonel içerikler ürettiğimin farkındayım.
Ama genellikle ürettiğim içeriklerin alt metnini boş bırakmamaya çalışıyorum.
Ama sadece motivasyonla sınırlı kaldığımızda, bir yerden motivasyon bulmayı umduğumuzda bu bizde kalıcı bir etkiye sebebiyet veriyor mu?
Bence vermiyor. Böyle bir şeyin olması neredeyse imkansız.
Çünkü motivasyon bir mittir.
Ya da ne derseniz deyin işte odur.
Bu cümleyi şu şekilde toparlamak istiyorum aslında.
Motivasyon diye bir şey elbette ki vardır.
Ama durup dururken bize gelen dışarıdan yani dışsal araçlarla bize ulaşan bir motivasyon türü yoktur.
Bunu bölümün ilerleyen kısımlarını biraz daha açacağım.
Çok daha iyi anlayacağız. Asıl önemsememiz gereken şey rutinler.
Ve bu rutinlerin sonucunda...
elde ettiğimiz başarılardır.
Netflix'te Abstract isimli bir belgesel dizisi var.
Bu belgeselin her bölümde işte bir tasarımcının, bir grafik dizaynerın ya da bir mimarın hayatını ve onu başarıya götüren hikayesini dinliyorsunuz.
Aynı zamanda bu kişilerin rutinlerine, yaşam şekillerine, büyümelerine şahitlik ediyorsunuz.
Belgesel çok çok güzel bir belgesel.
Aslında böyle yaratıcı, extraordinary diyebileceğimiz inanılmaz işler çıkaran insanların Nasıl bu işleri çıkardığını bir nevi görüyorsunuz.
Kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim.
Bu belgeselin bir bölümde bir ilüstratöre yer verilmişti.
Böyle New Yorker'da falan ilüstrasyon yapan çok çok başarılı bir insan kendisi.
Orada onun söylediği şöyle bir cümle vardı ve o cümle gerçekten zihnime kazındı kaldı.
Diyordu ki biz amatörler gibi ilham beklemeyiz.
Her gün işe gideriz.
Ve kendisi de bunu daha genişçe şöyle açıklıyordu.
Ben her sabah Saat 10'da iş yerime gelirim, ofisime ve 3'e kadar buradan çıkmam.
İlhamım gelmiş mi, gelmemiş mi bunu umursamam.
Çünkü motivasyonu beklemek dünyadaki en büyük saçmalık.
Aynı şekilde ilhamı da beklemek bence öyle.
Gerçek olan şey, motivasyondan daha güçlü olan şey rutinler.
Sır burada saklı.
Aynı bu ilustratörün hikayesinde de olduğu gibi.
Her gün bir şeyi tekrar etmek.
Düzenli bir şekilde bir şeyi yapmak.
Yeniden bana döndüğümüzde yani benim motivasyonumu kaybetme hikayeme ve podcast yapmayı ara vermeme döndüğümüzde aslında şunu görüyoruz.
Ben motivasyonumu değil günlük rutinimi kaybetmişim.
Rutinler büyüktür motivasyon denkleminde.
Ben rutinlerimi kenara bırakmışım ve motivasyonun bana gelmesini beklemişim.
Bunun nedeni de aslında birazcık dışsal kaynaklı.
Hayatın bir anda karmaşıklaştığı için Dıştan gelen etkenler nedeniyle yeni sorumluluklarımı günlük rutinime entegre edememişim.
Ve böyle olunca her gün tekrar ettiğim, düzenli bir şekilde yaptığım şeyleri yapamaz olunca, yeni gelen şeyleri bu rutinle harmanlayamayınca aslında bütün o motivasyonumu, çalışma azmimi ve üretimimi
yani üretkenliğimi kaybetmişim.
Bunu fark ettiğimde şey dedim.
Ben podcastta bunun üzerine biraz konuşurum.
Aslında bu rutinler, alışkanlıklar ve motivasyon üzerine çok fazla içerik üretildiğinin farkındayım.
Ama yine de kendi yaşadığım ve deneyimlediğim bir şey olduğu için şu an bu durum.
Bunun üzerine konuşmayı istedim arkadaşlar.
Bir şekilde başarılı olmuş, büyük işler yapan insanların hayatlarına baktığımızda görülen en önemli şey hepsinin bir rutini olması.
Günlerini rastgele bir biçimde yaşamıyor bu insanlar.
Ya da anlık duygularının kurbanı olmuyorlar.
Hayatları kaos içinde olsa bile...
Bu karmaşanın içinde bir rutin oluşturabiliyorlar.
Hemen burada ünlü bir isimden örnek vermek istiyorum.
Bundan bir ay önce falandı galiba.
Bir arkadaşımla WhatsApp üzerinden konuşurken bana Günlük Ritüeller isimli okuduğu bir kitaptan bir parça gönderdi.
Bu kitapta tanıdığımız ünlü yazarların, müzisyenlerin, ressamların günlük ritüellerinden bahsediliyor.
Hepsinin tekrarladığı bir ritüel varmış gerçekten.
Arkadaşım bana gönderdiği de Jane Austen'in bir gününü nasıl geçirdiğini anlatan bir kısımdı kitaptan.
Jane Austen... Gurur ve Önyargı'nın yazarı Elizabeth Bennet baş karakteri romanın ve Elizabeth Bennet'le ben biraz kendimi özdeşleştiriyorum.
O yüzden kitap benim için baya özel.
Hatta böyle kurgu karakterlerden birilerine kendimi benzetecek olsaydım net bir şekilde Elizabeth Bennet'le ve Anne Witt, Anne E'deki Anne karakterinin karışımı olduğumu söylerdim.
Jane Austen benim için gerçekten önemli bir yazar.
Çok severim. Brandt kardeşleri de Jane Austen'de.
Tabii kadın olmalarının da bunda etkileri var.
Jane Austen... yazarlık yaptığı için ve başarılı da olduğu için bu işte ofise olan, iş hayatı olan birisi değilmiş.
Tam aksine kırsal bir yerde ailesi ve hizmetçileriyle yaşıyormuş ve aynı zamanda evlerine sürekli misafirler geliyormuş.
Yaşadığı dönemde kadın bir yazar olduğu için yazı yazdığını diğer insanlardan Evlerine sürekli gelen misafirlerden de bu yazılarını saklamak için yazdığı masanın dibinde
her zaman dikiş malzemeleri bulundurulmuş ve birisi eve geldiğinde bu dikiş malzemeleriyle yazdığı kağıtların üzerine örtermiş.
Her ne kadar böylesi bir karmaşanın, yoğunluğun ve gizliliğin içerisinde çalışmak zorunda kalsa bile Jane Austen gerçekten günümüze kadar kalmış harika kitaplar yazmış bir yazar.
Ve bunu yapmasın da ritüeline bağlı.
Şimdi izninizle size Austin'in bir gününü alıntılayıp kitaptan okumak istiyorum.
Austin genellikle ev ahalisi uyanmadan kalkıp piyano çalardı.
Sabah 9'da kahvaltıyı hazırlardı.
Ardından genellikle annesiyle kız kardeşleri yanında sessizce dikiş dikerken o oturma odasında yazmaya otururdu.
Misafir gelecek olursa kağıtlarını saklar ve dikiş işine katılırdı.
Günün ana öğünü olan akşam yemeği öğleden sonra 3-4 gibi servis edilirdi.
Daha sonra sohbet edilir.
İskambil oynanır ve çay içilirdi.
Akşamları yüksek sesle hem başka bir roman hem de Olstin'in yazmakta olduğu roman okunurdu.
Çağdaş bir yazarın bekleyebileceği bağımsızlığa ve mahremiyete sahip olmamakla birlikte Olstin yine de pek çok kitap yazmayı başarmıştı.
Bu okuduğum yerde fark ettiğiniz bir şey var mı?
Jane Olstin'in günlük rutini hiç de bizim YouTube'da ya da başka insanlardan duyduğumuz, gördüğümüz, tavsiye edilen rutinlere?
Benzemiyor. Tamamen kendine has, kendi yaşamıyla uyumlu bir rutini var.
Kalkıyor, piyano çalıyor, kahvaltı hazırlıyor, misafirler gelene kadar yazı yazıyor.
Basit ama yine de işe yaramış bir rutin.
Bir şekilde başarılı olmuş.
Kitaplarını yazabilmiş.
O halde şunu diyebilir miyiz?
Herkesin rutini kendinedir.
Yani her sabah uyandığınızda kahve yapmak, saat 6'da iş başına geçmek, akşam 5'e kadar aralıksız çalışmak, sonra sporunuzu yapmak, arkadaşlarınızla buluşmak gibi bir
rutine sahip olmak zorunda değilsiniz.
Sizin rutininiz sabah 10'da kalkmak, sonra 2 saat kahvaltı yapmak.
saat bir gibi çalışmaya başlamak olabilir.
Eğer sizi bu başarıya götürüyorsa ve size bu iyi geliyorsa olması gereken de zaten budur.
Günlük bir rutinin asıl amacı günümüzü rastgele bir biçimde yaşamamaktan kurtulmaktır.
Hayatımız kaos içinde olsa bile o karmaşanın içinde bir düzen oluşturabilmektir.
Eğer günümüzü önceden planlamazsak ve belli bir rutine sahip olmazsak en ufak bir sarsıntı da Her şeyimiz darmadağın olur.
İnsan olduğumuz için maalesef ki bilinç dışımızda fark etmeden gelişen pek çok şey oluyor.
Ben insan beynine çok kızgınım bu arada arkadaşlar.
Ne biçim evrimleşmişiz ya.
Neyse. Bugünün konusu bu değil ama bir gün biraz daha buna söyleyeceğim.
Bilinçli bir rutin oluşturmadığımızda ya da hareketlerimizi önceden bilinçli bir şekilde ayarlamadığımızda bu bilinç dışı süreçlerin eline kalıyoruz.
Ve inanın böyle yaptığımızda hiç iyi şeyler olmuyor.
Rutin kelimesi ve her gün aynı şeyleri tekrar etmek kulağa birazcık sıkıcı gelebiliyor olabilir.
Bunun farkındayım.
James Clear, Atomik Alışkanlıklar kitabında bununla ilgili şöyle söylüyor.
Başarının karşısındaki en büyük tehdit başarısızlık değil, sıkıntıdır.
Bize keyif vermeyi bıraktıkları zaman alışkanlıklarımızdan sıkılırız.
Sonuç beklenir hale gelir ve alışkanlıklarımız sıradanlaşırken yenilik aramak için ilerlememizden sapmaya başlarız.
Eğer bir işte başarılı ve istikrarlı olmak istiyorsak sıkıntıya da katlanmayı öğrenmemiz gerekiyor.
Ve rutinler bence bize bunu da öğretiyor.
Tamam rutinler önemli.
Her gün aynı şeyi tekrar ettiğimiz bir düzenimizin olması önemli.
Ama hiç mi motivasyonunuz olmayacak bizim ya?
Hiç mi gelmeyecek bu motivasyon?
Bölümün başında da söylediğim gibi eğer motivasyonu dışsal kaynaklardan...
Beklersek Ayva'yı yedik.
The Motivation Myth isimli bir kitap okudum bu bölümü hazırlamadan önce.
Ve orada yazar motivasyonla ilgili şöyle bir şey söylüyor.
Bu arada kitaptaki bence tek iyi olan şey bu kısımdı.
Kitabın geri kalanı biraz çöptü.
Ama bu kısmı gerçekten çok beğendim.
Yazar şöyle demiş. Bizim zihnimizde motivasyon şöyle gelişiyor.
Önce motivasyon geliyor.
Sonra aksiyon alıyoruz.
Ve sonra başarı oluyoruz.
Ama hayır. Kitaba göre önce aksiyon sonra başarı.
Sonra ise motivasyon geliyor.
Yani motivasyon bizi bir işe başlatacak, ilhamımızı ateşleyecek bir şey değil.
Tam aksine harekete geçtiğimizde ve bu hareketin sonucunda başarılı olduğumuzda salgılanan dopaminle birlikte hissettiğimiz o has.
Aslında tam anlamıyla dopamin buradaki ana etken madde.
Yani istemesek bile bir şey yapıyoruz.
Mesela ben podcast'imi yapıyorum.
Ya bu arada podcast yapmayı istiyorum yanlış anlaşılmasın çok seviyorum ama her zaman yapacak enerjim olmuyor.
Fakat enerjim olmasa bile harekete geçiyorum.
Bölümü yayınlıyorum.
Sonrasında sizlerden gelen güzel geri dönüşleri aldığımda bir dopamin salgılamaya başlıyorum.
Ve bu beni motive ediyor, mutlu ediyor.
Ben bu motivasyonla yeniden diğer bölümü hazırlamaya başlıyorum.
Yeniden bunu yayınlıyorum.
Yeniden sizden güzel geri dönüşleri aldığımda dopamin.
Yeniden salgılanıyor. Ne kadar çok yeniden dedim.
Burada söylemek istediğim ana mesaj şu arkadaşlar.
Lütfen bölümü yayınladıktan sonra bana bir sürü güzel şey yazın.
Başarılı olduğumu hissedeyim, motive olayım.
Dopaminim artsın ki size yeni bölümler çıkartabileyim.
Rica ediyorum siz de kendinize düşen görevi yerine getirin.
Artık motivasyon denklemini çözdüğümüze göre birazcık daha rutinleri övmeye ve nasıl bir günlük rutin oluşturabileceğimiz üzerine konuşmak istiyorum.
Öncelikle arkadaşlar, psikolog Robert Soyadını okuyamadığım biri şöyle diyor.
Rutinler ruh halinizi oluşturur ve ruh haliniz ise dünyayı nasıl gördüğünüze etkiler.
Ve ruh haliniz de dünyayı nasıl gördüğünüze etkiler.
Eğer gün boyu doğru düzgün bir şey yapmayıp kendimize çöp gibi davranırsak ve orada burada sürünürsek, işimizi adam akıllı yapmazsak kendimizi çöp gibi hissederiz.
Başarısız ve bir iş tamamlayamayan birisi olarak görürüz.
Bu konuda haklıyızdır da.
Çünkü zaten gün boyu bunu yapmışızdır.
Eğer kendimize iyi davranırsak, işlerimizi düzgün yaparsak ve kendimize söz verdiğimiz görevlerimizi yerine getirirsek iyi.
başarılı ve mutlu hissederiz.
Ruh halimiz aksiyonlarımızdan, davranışlarımızdan etkileniyor.
Buna aslında şöyle bir örnek vermek istedim.
Diyelim ki mutsuz hissediyorsunuz, iyi değilsiniz ve yatakta yatıyorsunuz.
Davranışınız bu olduğu müddetçe, yattığınız hiçbir şey yapmadığınız müddetçe kötü hissetmeye devam edeceksiniz.
Ama eğer kalkarsanız ve bir şansımı deneyeyim, kendimi iyi hissettirecek bir şey yapayım, bakalım işe yarayacak mı diye bir davranışta bulunursanız otomatik olarak o davranış ruh halinizi etkilemeye
başlayacak. Bu yüzden gün içerisinde yaptığımız her şeyi bize iyi gelecek, bizi başarılı hissettirecek şekilde bence düzenlemeliyiz.
Bununla ilgili birazcık daha tüyolar vereceğim ama rutinleri biraz daha övmeye devam edeyim ondan sonra.
Rutinler kendimize dair güven inşa etmemizi de sağlıyor.
Çünkü kendimize bir şey yapma sözü verdiğimizde ve onu düzenli olarak yaptığımızda kendimize inanmaya başlıyoruz.
Aynı zamanda Bilinçli kararlarımızın günümüzü yönetmesini sağlıyoruz.
Ve bu gerçekten önemli.
Zaten söylemiştim bilinç dışı süreçlerin eline kaldığımızda hiç iyi şeyler olmuyor.
Tüm bunların dışında rutinler akışa ulaşmamızı sağlıyor.
Yine atomik alışkanlıklar kitabında okumuştum.
Mesela dünyaca ünlü bir atlet, çok iyi bir yazar veyahut da bir performans sanatçısı işlerini yapmaya başlamadan önce en iyi performanslarını ortaya koymadan önce bir rutin yerine getiriyorlar.
Yani bu bir şarkı dinlemek olabilir, bir fincan kahve içmek olabilir, camdan bakıp nefes almak olabilir.
Akışa girmelerini sağlayacak bir işaret oluşturuyorlar.
Sizin de oluşturduğunuz rutin yani kendinize yazdığınız bir günlük düzen akışa girmenizi sağlayabilir.
Akış ne diye soruyorsanız eğer bu da Psikolog Mihal Çiksen Mihal tarafından keşfedilmiş bir ne diyeyim bir olay bir durum.
Bu arada Mihal Çiksen Mihal'in soyadını okuyabilmek için bayağı pratik yaptım o yüzden.
Ben bunu okuyabiliyorum diye hava atmak için bölüm boyunca sürekli söylemek istiyorum.
Ama söylemeyeceğim üzülmeyin öyle bir şey yapmayacağım.
Akış bizim kendimizi kaybetmemiz yaptığımız işte bütün olmamız ve zamanın nasıl geçtiğini anlamayıp en iyi performansımızı ortaya koymamız.
Kısaca bu. Akışa girdiğimizde sıkıntı da kalmıyor.
Hiçbir şey kalmıyor. Orada var oluyoruz.
Ve psikolog Mihal Ciksen Mihal'e göre akışa girdiğimizde otomatik olarak mutlu oluyoruz.
Kendimizi gerçekleştiriyoruz aslında.
Ve rutinler bizi bu duruma götürebilecek bir araç.
Aynı zamanda rutinlerin alışkanlık oluşturmakla da çok ilgisi var elbette.
Bir şeyi düzenli olarak tekrar etmek bir alışkanlık oluşturmak demek.
Ve alışkanlığında çok basit bir denklemi var.
İşaret, eylem ve ödül.
Yani bir şey görüyorsunuz, yapmak için işaret alıyorsunuz, eyleme geçiriyorsunuz ve en sonunda da ödül alıyorsunuz.
Aslında bu aynı motivasyon denklemiyle benziyor.
Aksiyon, başarı, ödül.
Hep sonunda bir ödül var farkındaysınız.
Yani size dopamin salgılatacak bir şey var.
Dr. Nicole Lepera'nın Kendini İyileştirme İşi Nasıl Yapılır isimli kitabında bir hastasının hikayesinden bahsediliyordu.
Bu hastası işte büyük bir kaza geçirmiş, hayata dair umudunu kaybetmiş, bacağında bir sakatlık kalmış, gerçekten talihsiz bir insan ve hayatta hiçbir şey yapmak istemiyor.
Sonrasında diyor ki tamam ben de artık kendime günlük bir rutin oluşturacağım ve her gün buna uyuyacağım.
Fakat tutup da kendisine günlük bir takvim hazırlayıp buna uyumayı beklemiyor.
Kendisine minicik bir görev veriyor.
Diyor ki her sabah 6.30'da kalkacağım ve bir bardak su içeceğim.
Bu kadar. Sonra ne yaparsam yapayım.
Ve her sabah 6.30'da kalkıp bir bardak su içmeye başlıyor.
Neredeyse 15-20 gün sadece bu davranışı gerçekleştiriyor.
Sonrasında yavaş yavaş bunun üzerine yeni şeyler ekliyor.
Belki 30 sayfa kitap okuyor, egzersiz yapmaya başlıyor, hayal ettiği o proje için bir 15 dakika çalışıyor ve 2 senenin sonunda hastasının hayatı değişiyor.
Depresyondan kurtuluyor, o hep hayalini kurduğu şeyi yapmaya başlıyor, dünyası değişiyor.
Ufacık bir kararla başlıyor her şey.
Bir alışkanlığı, bir günlük akışı, rutini oluşturmak için öyle büyük şeyler yapmaya ihtiyacımız yok.
minicik bir şeyle de başlayabiliriz.
Kendimizi o akışa sokacak, o rutine götürecek minik bir başlangıç taşı ayarlayabiliriz.
Size motivasyonumu kaybettim dedim ya bölümün başında.
Aslında benim kaybettiğim bir şey daha vardı.
Her sabah normalde güne yazı yazarak başlarım ama bu son 3 haftadan beri hiçbir şekilde bu eylemi gerçekleştirmiyorum.
Çünkü vaktim yok diyorum kendi kendime.
Aslında güne yazı yazarak başlamak benim beynimde bazı yolları ateşliyordu.
Bu benim güne başlangıç biçimimdi.
Ve ondan sonrasında yaptığım diğer işler sıralanıyordu.
O beni ateşleyen, beni akışa sokan, beni rutinimin içine alan şeyi bıraktığıma aslında diğerleri de yıkılmaya başladı.
Bu nedenle yeniden rutinlerime ve kendi o güzel hayatıma, ışıltılı hayatıma dönebilmek için sabahları yazı yazma eylemime başladım.
Ve garip bir şey oldu.
Aslında büyülü de bir şey bence bu.
Bir anda diğer yaptığım eski şeyleri yapmak istemeye başladım.
Beynim hemen klik yaptı.
Evet, başladık.
Sabah uyandık, kahvemizi yaptık, yazı yazıyoruz ve bundan sonra bizim akışımız belli.
O halde tüm bunları kısaca toparlamak gerekirse bir şeyleri yapmaya başlamak için motivasyonu beklememek, ufak da olsa bir aksiyon almak, alışkanlık oluşturmak ve günlük bir rutini
kendi yaşam stilimize uyan bir rutini benimsemek ve her gün aynı şeyleri tekrar etmek aslında başarının sırrı.
Bence bu bölümü Genel Sesler Podcast'in gelecek bölümlerine bir giriş olarak yaptım aslında.
Size şöyle söyleyeyim, çok güzel bölümler arkada mutfakta pişiyor.
Onları size iletmek, bu harika bölümleri hazırlamak için gerçekten içim içime sığmıyor.
Ve bu saatten sonra da motivasyonumu kaybettiğim için bir şeyleri bırakmak, İstemiyorum.
Ne olursa olsun her zaman düzgün, planlı bir yaşama ve rutinlerime geri dönüyorum.
Başarı böyle büyük büyük işleri bir seferde yapmakla değil de küçük küçük şeyleri her gün yapmakla oluşuyor.
Bu nedenle bu bölümü dinledikten sonra sizden şöyle bir ricam olacak.
Lütfen gün içerisinde ne yaptığınıza bir bakın.
Mesela şu an bu podcast'ı dinlerken ne yapıyorsunuz?
İşte şu an yaptığınız şey...
Sizin bütün yaşantınızı ve totalde yaptığınız her şeyi belirliyor.
Çünkü hayat anlardan ve noktalardan oluşuyor.
Şu an yaptığınız bir tembellik, şu an yaptığınız bir erteleme bütüne etkiliyor.
Kendinize iyi alışkanlıklar oluşturmaya ve rutinler oluşturmaya lütfen özen gösterin.
Atomik Alışkanlar kitabını okumanızı çok tavsiye ederim.
Japonların Kaizen felsefesine bakmanızı da öneririm.
Onlar da bu konuyla ilgili gerçekten iyi şeyler söylüyorlar.
Bugün burada Kaizen'e çok fazla girmek istemiyorum.
Bölümü çok fazla uzatmak istemiyorum.
Çünkü dediğim gibi bu bölüm aslında bir giriş bölümü.
Çok daha iyi bölümler, çok daha harika konular bizi bekliyor.
Ama eğer bu işi yapmaya devam etmeyi istiyorsanız...
Ve Genel Sesler Podcast'ini beğeniyorsanız lütfen arkadaşlarınızla ve çevrenizle paylaşın.
Podcast'in büyümesi çok önemli.
Kendinize saklamayın.
Rica ediyorum böyle bir şey yapmayın.
Bırakın beni dünya bilsin.
Herkes bilsin. Herkes bilsin ki ben de yapmaya devam edebileyim.
O halde artık bu bölümü kapatıyorum.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Gelecek güzel bölümlerde görüşmek üzere.
Kendinize iyi bakın. Hoşçakalın.
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
