
Korkularının Üstesinden Nasıl Gelebilirsin?
23 Ağustos 2023 · 32 dk
PlatformlardaSpotifyApple Podcasts
Podcast BPT Danışmanlık Hizmeti testini çözmek ve fiyat teklifi almak için: basvuru.podcastbpt.com
Bu bölüm “Podcast BPT” hakkında reklam içerir.
Korku. Ne kadar güçlü bir kelime değil mi? Biz kısıtlayan, nefes almamızı zorlaştıran, hayatla bağımıza zarar veren bu yıkıcı duyguyla baş etmek mümkün mü? Korkularımızın üstesinden gelebilir miyiz? Bu yolda bize yardımcı olacak neler var? Bunların hepsini bölümde konuşuyoruz. Keyifli dinlemeler :)Duygusal Zeka Ve İlişkiler Atölyesine Katıl:https://superpeer.com/bilgesen/collection/duygusal-zeka-ve-iliskiler-atolyesiKitap Kulübüne Katıl : https://superpeer.com/bilgesen/collection/kitap-kulubu-felsefe-edebiyat-ve-psikoloji-uzerine-okumalar*******Bana yazın: genelsesler@gmail.com
Transkript
Altyazı M.K.
Genel Sesler Podcast'inden herkese merhaba.
Ben Bilge. Nasılsınız?
Umarım hepiniz çok iyisinizdir.
Bugün korkularımız üzerine konuşacağız.
Nasıl daha şefkatli, sevgi dolu, birlikte ve korkusuz bir hayat yaşayabiliriz?
Bunu araştıracağız. Korkularımla verdiğim mücadele benim yaşantımın büyük bir kısmını oluşturuyor diyebilirim.
Özellikle 20 yaşımdan sonrasında beni korkutan şeylerle çok fazla mücadele ettim.
O korkuların yüreğime taş gibi oturmasını, ayağımın önünde bir engel oluşturup bana çelme takmasını engellemek için çok çabaladım.
Hala da ara ara korkularıma kurban olduğum, korkularım yüzünden, endişelerim yüzünden uyuyamadığım gecelerim oluyor.
Bazı insanlarla ilişkilerime bu yüzden zarar veriyorum kendime.
zarar veriyorum, hayalini kurduğum şeyleri yapamıyorum ve biliyorum ki pek çoğumuz da bu durumu yaşıyoruz.
Korkular çünkü sadece bana özel değil.
Korkular evrensel.
Hepimizin yüreğinde bazı endişeler ve kaygılar var.
Korku deyince aklıma direkt şunlar geliyor.
Savaştan korkmak, yalnızlıktan, parasızlıktan, ölümden, hastalıktan.
Ve kendimden korkmak.
Yapmak isteyip de yapamayacaklarımdan korkmak.
Potansiyelimden korkmak.
Başarılı olmaktan veya başarısız olmaktan korkmak.
Bir insanla iletişim kurmaktan korkmak.
İncilmekten korkmak.
Say say bitmiyor. Böyle bakınca aslında ne kadar da çok korku olduğunu biraz daha görüyoruz.
Belki daha evrensel endişelerimiz de var.
İklim krizinden korkuyoruz, büyük bir savaşın patlamasından, nükleer tehlikelerden, başımıza gelebilecek başka pek çok şeyden korkuyoruz.
Tüm bu korkuların varlığını inkar etmek aptallık olurdu.
Onlar varlar ama biz onlardan korkmamayı öğrenebilir miyiz?
Korkusuz bir hayat mümkün mü?
Buna yanıtı ben vermek istemiyorum.
Bu yanıtı okuduğum çok güzel bir kitabın yazarı, aynı zamanda Budist bir rahip olan Tihnat Han'ın vermesini istiyorum.
İnanın adını doğru telaffuz ediyor muyum?
Hiçbir fikrim yok. Eğer yanlış telaffuz ediyorsam affedin.
Sanırım kendisi Vietnamlı ve adı hiç alışık olduğum terzide bir ad olmadığı için doğru telaffuz etmeme ihtimalim çok yüksek.
Tihnat Han'ın Korku isimli bir kitabını okudum.
Kitabın başlığı şu. Korku, fırtınayı atlatmak için bilgeliğe sığınmak.
Kitabın içerisinde korkunun kökenlerini, onu nasıl aşabileceğimizi ve korkusuz bir yaşama giden yolları anlatıyor.
Bu kitabı okumaya karar verdiğimde, daha doğrusu kitabı satın aldığımda hayatımda çok büyük bir adım atmak üzereydim.
Yani beni korkutan, çok çok korkutan bir şey yapmak üzereydim.
Ve bunu yapmayı neredeyse bir yıldan beri falan planlıyordum.
Çok detaylarına giremeyeceğim yaptığım şeyin ama o şeyin benim üzerindeki etkilerinden biraz bahsedeceğim.
Kitabı okurken yazar şöyle bir soru soruyordu kitabın başında.
Korkusuzluk mümkün mü?
Ve yanıt veriyordu. Evet mümkün.
Korkusuz bir hayat size gerçek bir neşe getirir.
Ve o neşeyi yaşamak için zaten en başta korkudan kurtulman gerekir diyordu.
Ve... Korkusuzluğun farkındalıkla insanın eline geçebileceğini, farkındalıklı bir yaşamın bize bunu getirebileceğini söylüyor.
Hatta şöyle bir yer vardı kitapta hiç unutamadığım.
Eğer bir gün seyahat ettiğim uçağın düştüğü anons edilirse bundan korkmayacağım.
Sadece içime dönüp...
farkındalık pratiği yapacağım ve o anın geldiğini ve bunun yaşandığını korkmadan kabul edeceğim diyordu.
Bence bu noktaya gelebilmek çok büyük çaba ister.
Benim nihai hedefim yolculuk ettiğim uçağın düştüğünü duyduğumda korkmamak değil de hayattaki daha küçük şeylerin ya da olma ihtimali olup da henüz olmayan şeylerden korkmanın önüne geçmek.
Fakat kitaptaki öğrendiğim şeyler, yazarın vardığı tavsiyeler ve bazı farkındalık pratikleri gerçekten zihnimi açtı ve o bahsettiğim...
dediğim şeyi yapmamda bana çok fazla yardımcı oldu.
Ben de bunun üzerine dedim ki neden ben korkular üzerine, korkuları aşmak üzerine bir bölüm yapmıyorum?
Çünkü eğer bunlar benim üzerimde yaradıysa bu bilgiler, bu farkındalıklar eminim ki sizlerin de işine yarayacaktır.
Şöyle söylemek istiyorum bölüme başlamadan.
Şefkatli bir kalp, farkındalıklı bir zihin ve esnek bir bakış açısıyla korkusuzluğu deneyimleyebiliriz.
Bölüm boyunca Tehnat Han'ın Korku isimli kitabından alıntılar ve örnekler yapmaya devam edeceğim.
Öncelikle bunu söyleyeyim.
Korkularımızı anlamak için önce en başa dönmemiz gerekiyor.
İlk defa korkuyu tattığımız o ana.
Bu ise kitapta çok güzel bir pasajda anlatılıyordu.
Ben de size bu kısmı okumak istiyorum.
Ana rahminde geçirdiğin 9 ay hayatının en keyifli zamanlarındandı.
Sonra doğduğun gün gelip çattı.
Etrafındaki her şey farklıydı.
Yepyeni bir yere fırlatılmıştın.
İlk kez soğuğu ve açlığı hissettin.
Sesler fazla yüksek, ışıklar fazla parlaktı.
İlk kez korktun.
İlk korkun buydu.
İki defa korkuyla doğarken tanışıyoruz.
Ciğerlerimize hiç daha...
Öncesinde tatmadığımız oksijen doluyor, ağlamaya başlıyoruz, yeni bir ortamdayız, ışıklar, insanlar, ne olduğunu anlamıyoruz ve korkmayı öğreniyoruz.
Belki bu duygunun bizi bu kadar çok rahatsız etmesinin, elimizi ayağımızı bağlamasının sebebi bu.
İlk öğrendiğimiz şeylerden biri korku aslında.
Ve korkuyla baş etmenin en iyi yöntemlerinden biri de onunla konuşmaktır diyor yazar.
Hepimizin içinde korkmuş, incinmiş bir çocuk yatıyor.
Bunu kitapta okuduğumda şöyle düşünmüştüm.
İçimizdeki o korkmuş ve incinmiş olan çocuğa Budist rahipler de değiniyor.
Aynı şekilde Biz de bunu terapide terapistinle birlikte yapıyorduk.
Bizler her ne kadar büyüsek, yetişkin bir birey haline dönüşsek bile, içimizde büyümeyen, çocuk kalan, hala savunmasız ve güvencesiz hisseden minik bir çocuk kalıyor.
O bizim çocuk yanımız. Onu öldüremeyiz tabii ki de.
O da bizim bir parçamız. Biliyorsunuz ki bizler aslında yaşamdaki çoğu şeyi 0-7 yaş arasında, küçükken ailelerimizden, bize bakım veren, ebeveynlerimizden veyahut da insanlardan gördüğümüz şekilde öğreniyoruz.
Aslında bir şeyleri bize anlatılarak değil de deneyimleyerek öğrenen varlıklarız biz.
O yüzden küçükken öğrendiğimiz korkular, endişeler, çaresizlikler ve yalnızlık gibi hisler büyüdüğümüzde bizimle birlikte yaşamaya devam ediyor.
Bunu en iyi deneyimlediğim yerlerden bir tanesi benim şu oldu.
Bu size bahsettiğim bir yıldan beri yapmak istediğim şey var ya.
İşte onu yaptığım an.
Çok fazla detay veremeyeceğim çünkü bu tabii ki de çok özel ve çok eee...
Hassas bir konu ama birazcık böyle üstün körde olsa anlatmak istiyorum.
Bir hafta önce benim doğum günümdü 14 Ağustos ve doğum günümden işte bir iki gün önce falan.
Yani yeni yaşıma girmeden ben bu korktuğum şeyi yapmak istedim ve ailemle bir konuşma yaptım.
Bu konuşmanın sonucunda ise tabii ki de onlardan bir tepki aldım.
Onların istemediği bir şey yapmıştım.
Hiç unutmuyorum arkadaşlarımla doğum günü partimi kutlamak için evde hazırlanıyordum.
Bana böyle bir sürpriz olmayan sürpriz parti yapmışlardı.
Hani olur ya siz biliyorsunuzdur ama sürprizdir yani öyle bir parti.
Tam hazırlandım işte süslendim falan evden çıkacaktım telefonum çaldı arayan kişi babamdı.
Bu konuyla ilgili benimle konuşmak istiyordu.
Babamla konuşmaya başladığımda şeyi fark ettim.
Bana asla kötü davranmadı fakat hani sinirliydi.
Yaptığım şeyden dolayı hiç hoşnut değildi.
Her ne kadar öncesinde kendimi hazırlamış olsam da, çok kararlı olsam da yapacağım şeyde ve bunun benim hayatım için önemli bir adım olduğunu bilsem de onunla konuşurken böyle küçücük bir çocuğa dönüştüm bildiğiniz
ve karşı çıkamadım babama.
Babamla konuşmak benim içimdeki korkan, babasının sözünden dışarı çıkmak istemeyen, ona güvenen, tek başına hayatta kalamayacağına inanan küçük çocuğu uyandırdı ve telefonu kapattıktan sonra hüngür
hüngür ağlamaya başladım.
Benim babam böyle bana şiddet gösteren ya da çok korkutucu bir insan değildir.
Ama tabii ki de özellikle yaşadığımız toplumda bence çoğumuz bu şekilde büyütülüyoruz.
Ebeveynlerimiz özellikle baba figürü biz küçükken bize bir otorite olarak tanıtılıyor.
Ki otorite olarak tanıtılmasa bile Çocukken ebeveynlerimize muhtaç olduğumuz için onlar olmadan hayatta kalamayacağımızı, onlarsız yapamayacağımızı biliyoruz.
Bazen sözleriyle bizi incitseler de, korkutsalar da yine de onları tutunmaya devam ediyoruz.
Şu an 27 yaşındayım.
Gerçekten koskocaman bir kadın oldum.
Yetişkinim. Kendi paramı kazanıyorum.
Kendi evimde yaşıyorum. Ve hala verdiğim bir kararla ilgili babamla tartışamıyorum.
Çünkü o içimdeki küçük ve korkan çocuk uyanıyor.
Neyse bu telefon konuşmasını yaptıktan sonra doğum günü...
Partime gittim ve orada baktım ki hiçbir şekilde odaklanamıyorum.
Çok kötü bir haldeyim. Bütün bütün eski korkularım uyandı.
Bir yerden sonra nefes alamaz hale geldiğim için ortamı terk ettim.
Sonrasında dışarıya çıktım ve kaldırıma oturdum ve ağlamaya başladım.
Güldüğüme bakmayın. Benim böyle başıma gelen acıklı olayları gülerek anlatma oyun vardır.
Hüngür hüngür ağladım ve şey dedim yani ben galiba bunu yapamayacağım.
Bu işin içerisinden çıkamayacağım.
Ailemi ikna edemeyeceğim.
Daha doğrusu ikna etmek de değil doğru şey.
Yani... Bunu yapacağımı onlara kabullendiremeyeceğim dedim ve onlara karşı dik duramayacağımı düşünmeye başladım.
İşte bu doğum günü gecem benim aslında sorarsanız bu şekilde geçti.
Sağ olsun arkadaşlarım her zaman yanımdaydı ama içimdeki korkuların, endişelerin ayıkaya çıktığı ve aşamadığım onca şeyin üstüme üşüştüğü bir akşam oldu.
Ertesi sabah ise pazar sabahı işte bu kitabı okumaya başladım ve kitapta yazarın İçimizdeki çocukla konuşma pratiğini okudum.
Ve sabah her işi bırakıp bu pratiği yaptım.
Yazar şöyle söylüyor.
İçimizde korkan bir çocuk var.
Aynı benim o akşam deneyim dediğim gibi.
Bu çocuk yaşanan olaylarla, ebeveynlerinizle konuştuğunuzda ya da patronunuz size kızdığında bir arkadaşınızla kavga ettiğinizde veya bir haberi okuduğunuzda endişelenmeye başlayabilir.
Ona artık bir yetişkin olduğunuzu ve onu koruyabileceğinizi hissettirmeniz gerekiyor.
Bununla ilgili tavsiye ettiği pratiği sizinle de paylaşmak istiyorum.
Belki yapmak istersiniz.
Diyor ki yazar, yere iki tane minder koyun, birine siz oturun, birine de o korkmuş incinmiş çocuk versiyonunuzu oturtun.
Diyor ki yere iki tane minder koyun, birine o korkan incinmiş çocuk versiyonunuzu oturtun, diğerine de kendinize oturtun.
Önce o korkmuş çocuğu bir konuşturun.
Bakalım size neler söylüyor.
Belki şöyle diyor, sevgili ben.
Çok çaresizim. Hiçbir şey yapamıyorum.
Yalnız hissediyorum.
Her şey tehlikeli.
Öleceğim. Kimse benimle ilgilenmeyecek.
Yalnız kalacağım. Sevdiklerim beni terk edecek.
Birilerinin beni onaylamasına ve benim yanımda olmasına ihtiyacım var.
Tek başıma bunlarla baş edemem.
Belki çocuk böyle konuşuyor.
Bilmiyorum. Benimkisi böyle konuşmuştu.
Sonra diyor ki kendiniz yani diğer minderde biz oturuyoruz.
Bu bizim artık biz yetişkin olan benliğiz.
O çocukla konuşun ve deyin ki tüm bunlara yanıt olarak.
Sevgili çocuk korktuğunu yalnız hissettiğini biliyorum.
Ama artık biz büyüdük.
Bak ben bir yetişkinim ve senin yaralarını sarabilirim.
Seninle ilgilenebilirim.
Çevremizde bizi onaylayacak insanlara elbette ki ihtiyacımız var.
Ama bazen onlarsız da yapabiliriz.
Bak ben artık büyüdüm ve bir yetişkin oldum.
Tüm bu korkularla baş edebilecek malzemelere...
Aynı kendimi koruduğum gibi seni de koruyabilirim.
Bu şekilde içinizdeki o korkmuş çocukla konuşmak ve onu sakinleştirmeye çalışmak gerçekten iyileştirici ve dönüştürücü bir deneyim arkadaşlar.
Bunu yapmanızı tavsiye ederim.
Bu kısım benim için çok içten bir paylaşımdı gerçekten.
Çünkü bütün o dışarıdaki kaba davranan, etrafına nefret saçan, belki etrafına olumsuzluk, mutsuzluk saçan insanların hepsinin içerisinde korkmuş, incinmiş, sevgi görmemiş,
bir şekilde ihmal edilmiş bir çocuk yatıyor.
Ve o çocuğu onlar o kadar çok görmezden geliyorlar ve o kadar çok bastırıyorlar ki dışarıya da yalnızca nefret ve korku saçıyorlar.
Fakat biz onu seversek etrafımıza ve kendimize şefkat, sevgi ve iyilik saçabiliriz.
Evet, korkuyla baş etmedeki ilk pratiğimiz buydu ve bence hepsinin içerisindeki en değerlisiydi.
Şimdi birazcık diğerlerinden bahsetmek istiyorum.
Yazar kitapta 5 tane hatırlatma yapmamızı tavsiye ediyor kendimize ve ben bu 5 hatırlatmayı size okumak istiyorum.
1- Yaşlanmak doğamda var, yaşlanmaktan kaçamam.
2- Hastalanmak doğamda var, hastalanmaktan kaçamam.
3- Ölümlüyüm, ölümden kaçamam.
4. Değişmek, değer verdiğim her şeyin ve sevdiğim herkesin doğasında var.
Onlardan ayrılmaktan kaçamam.
5. Bedenimin, sözlerimin ve zihnimin hareketlerinin sonuçları benim mirasımdır.
Eylemlerim benim geleceğimi oluşturur.
Bu 5 hatırlatmayı yazıp masamın kenarındaki duvara asacağım ve sürekli göreceğim.
Sürekli görmek istiyorum çünkü.
Bu 5 hatırlatma aslında bizim en fazla yaşadığımız...
Ve bunları kabullendiğimizde, korkuyla yüzleşip onun varlığını kabullendiğimizde bence bir içsel rahatlamaya da kavuşabiliriz.
Yani özellikle 4 ve 5.
maddeler benim için çok kıymetliydi şu anki yaşantımda.
Değişmek ve değer verdiğim, sevdiğim herkesin de değişeceği, bir gün onlardan ayrılmanın kaçınılmaz olduğu gerçeği ve aynı şekilde bedenimin, sözlerimin, yaptıklarımın ve zihnimin hareketlerinin, eylemlerimin,
benim mirasım olduğu.
ve geleceğimi oluşturdu.
Bunları fark ettiğimde davranışlarımı da buna göre düzenleyebiliyorum.
Bazı şeyler hayatta kaçınılmaz.
Aynı değişim gibi.
Değişimden ne kadar kaçarsak o kadar çok acı çekeriz ve aslında hayatın kendisinden de kaçmış oluruz.
Korkularımızdan kaçmak da hayatın kendisinden kaçmaktır.
Onlarla yüzleşmek ve onlarla yüzleşip farkındalık pratiği yaparak korkmamayı öğrenmek kendimize verebileceğimiz en büyük hediyelerden biri.
Yazar diyor ki, içimizde iki enerji vardır.
Birincisi korkunun, ikincisi ise farkındalığın enerjisi.
Eğer korku farkındalığın süzgecinden geçer ve bilinçaltının derinliklerine inmeden parçalara ayrılırsa zayıflar ve yok olmaya başlar.
Korkumuzun zayıflaması için oturmak, meditasyon yapmak, farkındalık pratiği yapmak önemli dedik.
Mesela ne yapabiliriz bununla ilgili?
Bu beş hatırlatmayı kendimize hatırlatmak, bunların korkusunu aşmak için ne yapabiliriz?
Yine yazarın tavsiyesi diyor ki, huzurlu bir anınızda oturun, meditasyona oturun, nefes pratiği yapmaya başlayın ve sakince şöyle söyleyin, sevgili korkun buraya gel.
...ki seni biraz kucaklayabileyim.
Ölümlüyüm, ölümden kaçamam.
Ya da hastalanmak doğamda var, hastalanmaktan kaçamam.
Her neyse korktuğunuz o şey, bunu kendinize söyleyin ve onu...
Kucaklayın diyor. Farkındalık pratiği dediğimizde bunun çok fazla böyle bir yönlendirmeye ihtiyacınız olan bir şey olduğunu düşünmenizi istemem.
Yürürken de farkındalık pratiği yapabilirsiniz.
Otururken de çalışırken de.
Sadece şunu tavsiye edebilirim.
İster bu kitabı alıp bu kitaptaki nefes egzersizlerini yapın, isterseniz internete girip bakın.
Birkaç nefes egzersizi yapmak ya da bu nefes egzersizi yöntemlerini öğrenmek meditasyonun oturumada ve farkındalık pratiği yapmada size yardımcı olacaktır.
Hiç bilmiyorsanız bile oturup sadece nefes alıp verişlerinizi takip edebilir, karnınızın iniş çıkışlarına ve bedeninizdeki duyumlara bakabilirsiniz.
Aslında meditasyon yapmak sandığınız gibi çok...
Zor bir şey değil ya da öğrenmeniz gereken bir şey değil.
Sadece oturmanız, o anın içine gelmeniz ve eğer korkunuzla yüzleşmek istiyorsanız, onu kucaklamak istiyorsanız onu kucaklamanız, düşüncelerinizin veya duygularınızın farkındalığına erişmek
istiyorsanız onları gözlemlemeniz, o zihninizin, duygularınızın ve düşüncelerinizin geçici doğasını anlamanız yeterli olacaktır.
Korkuyu kucaklamak nasıl onu yok ediyorsa, Korkudan kaçmak da bir o kadar besliyor.
Diyor ki yazar, kendinizden kaçmayın, korkularınızı bastırmayın.
Çünkü bunu yapmak sadece onların daha da fazla artmasına sebebiyet verir.
Korkularımızdan kaçmak için çok fazla şey yapıyoruz aslında.
Ne gibi? Yaşadığımız çağda kaçmak için çok fazla yöntem var.
Telefonla uğraşmak, televizyon izlemek, sürekli flört etmek, aşırı yemek yemek ve sorunlarımızı unutmak için Başka şeylerle sürekli telafi etmeye çalışmak.
Şöyle bir şey hayal edin.
Diyelim bir sıkıntınız var ve bu sıkıntıyı çözmek yerine siz şey diyorsunuz, uzun bir tatile çıkmaya ihtiyacım var.
Çıkıyorsunuz ve bu sıkıntıyı hiç düşünmüyorsunuz.
Sonra birileriyle sürekli tanışıyorsunuz, aşırı derecede sosyalleşiyorsunuz, belki alkol alıyorsunuz, eğleniyorsunuz.
Fakat bir gün bunları sonsuza kadar yapamayacağınız için durulmanız gerekiyor.
Durulduğunuzda o sıkıntı yine orada olacaktır.
Ondan kaçmak... Hiçbir şey ifade etmez.
Sadece kaçmış olursunuz.
Hatta mesele eğer kaçtığınız şey korkuysa bu yaptıklarınız onun daha da fazla büyümesine sebebiyet verebilir.
O yüzden kaçmak yerine onunla yüzleşmek, onu kucaklamak ve onu anlamaya çalışmak.
Daha da önemli. Bununla ilgili bundan herhalde birkaç ay önce kitap kulübümüzde okuduğumuz Jordan Peterson'ın Düzenin Ötesinde isimli kitabından bir alıntı yapmak istiyorum.
Çok hoşuma gitmişti. Bu arada kitap kulübümüze katılmadıysanız da katılmayı ihmal etmeyin.
Her zamanki gibi açıklamalarda linki var.
Şöyle diyordu Jordan Peterson.
Gerçekten isterseniz, sorarsanız belki de sahip olacaksınız.
Gerçekten düşünürseniz belki aradığınızı bulacaksınız.
Gerçekten gitmeyi isteyerek çalarsanız belki o kapılar açılacak.
Ama hayatınızda öyle zamanlar olacaktır ki önünüzdekiyle karşılaşmak her şeyinizi alacaktır.
Çünkü korkunçtur.
O kadar korkunçtur ki ondan kötü bir tek onu ikame ettiğiniz kandırmaca vardır.
İşte tam da burada...
Korkumuzun yerine ikame ettiğiniz yani onun yerine koyduğumuz kandırmacalardan bahsetmek istiyorum.
Korkularımızdan kaçarken zihnimizde sürekli bir şeyleri felaketleştiriyoruz.
Şöyle olur mu? Böyle olur mu?
Onu yaparsam ne olacak?
Ölür müyüm? Diğer korkular da üzerimize geliyor.
Yalnız kalır mıyım? Mahvolur muyum?
Hastalanır mıyım? Çok sevdiğim stovacı filozof Epictetus'un bir sözü var.
Seneka'da olabilir. İkisinden birinin.
Diyor ki hayalimizde gerçekte olduğundan daha fazla acı çekeriz.
Ben bu cümleyi bu podcastta belki de birkaç defa söylemişimdir şimdiye kadar.
O yüzden korkularınızın yerine ikame ettiğiniz şeyler varsa ya şöyle olur böyle olur diye endişeler, kaygılar ve felaketleştirmeler zihninize dolanıyorsa bilin ki hiçbir şey O
zihninizdeki kadar kötü olmayacak.
O korkunuzla yüzleştiğinizde, onu kucakladığınızda, benim yaptığım gibi o telefon görüşmesini yaptığınızda, bilmiyorum artık her neyse, zihninizdeki korkuların büyük ihtimalle hiçbiri gerçekleşmeyecek.
Çok daha az ya da çok daha farklı bir şeyle karşılaşacaksınız.
O yüzden korkularınızdan kaçmayın.
Hem zihninizde hem de hayatınızda.
Bir insanla yüzleşmeniz gerekiyorsa yüzleşin.
Ya da bir şeyi kendinize itiraf etmeniz gerekiyorsa itiraf edin.
Kaçmak sonsuza kadar yapabileceğiniz bir şey değil ve gerçekten insanı belirten bir şey.
Bu korkularla yüzleştiğimizde yapmamız gereken bir diğer şey de kendimize sığınmak.
Yazar diyor ki korktuğunuz zaman kendinize sığın bir başka şeye değil.
Hatta Buda'nın çok yaşlandığında ölmeden önce şöyle bir şey söylenmiş.
Sevgili dostlarım, sevgili öğrencilerim dedi Buda.
Kendinizin dışında...
hiçbir şeye sığınmayın.
Peki kendimize sığınmak nedir?
Kendimize sığınmak, kendimizin farkında olmaktır.
Belki biraz topraklanmak, bastığımız yerin farkına varmak, bir şey bizi çok endişelendirdiğinde ne olursa olsun kendimize burada ve şu anın içerisinde olduğumuzu hatırlatmak
ve bu anın içerisinde aslında hiçbir şeyin o kadar da kötü olmadığını, gerçekte kötü olan şeylerin zihnimize felaketleştirdiğimiz şeyler olduğunu anlamak.
Başıma bir şey geldiğinde genelde başka şeylere sığınma eğilimim vardır.
Çok fazla konuşmaya başlarım.
insanlara çok fazla bir şeyleri anlatırım.
Tabii ki de sevdiklerimizle bir şeyleri paylaşmak, korkumuzu paylaşmak çok önemli.
Bu ayrı bir mesele. Ama kendimize sığınmaktan kaçıp da başka birilerinden sürekli şefkat ve anlayış beklemek de çok yorucu bir şey.
Çünkü insanların da kendilerine ait bir hayatları, planları, yaşamları, korkuları, endişeleri var.
Gerçek anlamda... bizi gerçekten anlayacak en güvenli kişi, en iyi insan aslında biziz.
Bunun farkına varmak gerekiyor.
Bence bununla ilgili metta meditasyonu yapmayı öğrenebilirsiniz.
Metta, şefkat meditasyonu olarak geçiyor.
Şu an burada nasıl yapıldığını ben anlatmayayım ama kendiniz bunu araştırıp nasıl yapılabileceğini öğrenebilirsiniz eğer özel bir ilginiz varsa.
Bir diğer korkuyla mücadelede elimizdeki en iyi araçlardan biri durmak.
Ve anın mucizelerine tanıklık etmek.
Şu an içerisinde illaki güzel bir şeyler göreceksiniz.
Direkt bu pratiği sizinle birlikte burada canlı olarak yapacağım.
Gerçekten hayatımda korktuğum çok fazla şey var.
Yani bunu anlatsam alır başını gider.
Anksiyete ve kaygı bozukluğuyla zaten savaşıyorum.
Ve şunu biliyorum şu ana döndüğümde yani şu dakikada beni mutlu edecek, bana iyi gelecek bir sürü şey bulabilirim.
Tüm o korkularıma rağmen.
Ne gibi? Ya mesela şu an önümde duran mikrofonum.
Size burada podcast'ı kaydetmem.
Masamın üzerindeki kitaplarım, içeride uyuyan kedim, sevdiğim dostlarım, bir telefon kadar uzağımda olan, beni dinlemeye hevesli, şefkat ve sevgi dolu bir sürü insan.
Ve belki daha neler neler sayabilirim.
Bu ev, aldığım nefes, gençliğim, sağlıklı bedenim, sahip olduklarım.
O kadar çok şey var ki.
Fakat zihnimiz bunları filtreliyor.
Bunları görmemizi engelliyor ve sürekli olumsuza odaklandırıyor.
Eğer sayacak olsam da başıma gelen bir sürü kötü şey de var.
Fakat niye ben onlara odaklanayım?
Elimde iyi şeyler varken bu anın içerisinde durup Bana şu anın mucizelerini kendime sunmak varken neden sürekli kötülere odaklanarak kendimi mahvedeyim ve korkularımı besleyeyim?
Gerçekten zihnimizin o felaketlere odaklanma huyunun farkındayım ve bunu aşmanın ne kadar zor olduğunu da farkındayım.
Fakat bunu yapabiliriz. Farkındalıkla ve bilinçle bunun üstesinden gelebiliriz.
Sevgiyle ve şefkatle kendimize, etrafımıza yaklaşabiliriz.
Tam bunu demişken yine böyle...
Konular akıyor resmen uç uca peşi peşine zihnime geliyor ben konuştukça.
Etrafımızda sevgi dolu iyi insanların olması korkularımızı aşmak ve daha iyi bir hayatta yaşamak için önemli.
Belki diyeceksiniz bilgi az önce kendine sığın dediniz.
Elbette ki bir korku anında kendinize sığınmak çok önemli ama Bir o kadar da sosyal varlıklar olduğumuz için çevremizde yargısız ve şefkatli insanlardan oluşan bir
kabile, bir topluluk oluşturmak da önemli.
Peki bunu nasıl yapacağız?
Bunu önce kendimizi değiştirerek yapacağız.
Bir insana gerçekten yargısızca dinlemeyi, Sevgimizi vermeyi ve şefkatle yaklaşmayı öğreneceğiz.
Biz bunu yaptıktan sonra zaten etrafımızda bizim gibi insanlar da olmaya başlayacak.
Şunu kastetmiyorum. Sizi kullanan, sizi, duygularınızı, bedeninizi, varlığınızı belki taciz etmeye çalışan, ne bileyim...
Sizi duygusal olarak manipüle eden insanların yanında olun demiyorum.
Gerçekten zaten o insanları fark ediyorsunuz.
Siz sevgi ve şefkatle birisine yaklaştığınızda o da size öyle yaklaşmaya başladığında anlıyorsunuz o kişilerin kimleri olduğunu.
Çevremizde böyle insanlardan oluşan bir kabile oluşturmaya çalışmak, böyle insanlara yer açmak gerçekten korkularla, endişelerle, hayatla yüzleşmede çok yardımcı oluyor.
Bu insanlar aileniz olabilir.
Ama eğer ailenizde bunu bulamıyorsanız başka birileri de olabilir.
Bu hayatta herkes ailesi yönden çok şanslı olmayabiliyor.
Yapacak bir şey yok.
Kendi kendimizde bir aile oluşturabiliriz.
Çabayla ve anlayışla böyle bir topluluk kurabiliriz.
Belki zor gelebilir.
Bunu nasıl yapacağınızı, nereden başlayacağınızı bilemiyor olabilirsiniz.
Dediğim gibi önce kendinize...
Sonra da etrafınıza bu anlayışı ve yargısızlığı vererek bunu ufak ufak oluşturmaya başlayabiliyorsunuz.
Tahmin ettiğiniz kadar zor değil.
Hatta böyle bunu yapmaya başladığınızda biraz zaman geçiyor ve bir farkına uğruyorsunuz.
Çevrenizde harika insanlar oluşmaya başlamış.
Sizin iyiliğinizi isteyen, sizin için çabalayan ve sizin de onlar için çabaladığınız kişiler etrafınızı sarmaya başlamış.
Ki bence bu hayattaki en güzel şeylerden birisi.
Son olaraksa şunu söylemek istiyorum.
Geçmişinizden ve geleceğinizden korkmaktan vazgeçin.
Geçmişten korkmak, geçmiş deneyimleri geleceğe taşımak ya da geçmişte yaşadığımız şeylerin şu yaşadığımız andaki vereceğimiz kararları etkilemesine izin vermek kendimize yapacağımız en büyük
kötülüklerden biri. Böyle bir şey olduğunda şunu söyleyebilirsiniz.
Şu an bu korku geçmişte yaşadığım acı bir deneyimden dolayı bana geliyor.
Bu deneyimden bir şeyler öğrendim.
Fakat şu an, bu anın içerisinde bu korkunun beni engellemesine izin vermeyeceğim.
Bazen korku bedenimizde fiziksel hisler de uyandırabilir.
Ellerimiz titreyebilir, vücudumuz terlemeye başlayabilir, kalbimiz çarpmaya başlayabilir.
Buna aslında anksiyete ve panik atak diyoruz kısaca.
Eğer bu kadar şiddetli semptomlar gösteriyorsak elbette ki korku ve kaygıyla baş etmek için bir destek almamız gerekiyor.
Bir terapiste gidebilirsiniz veyahut da uzman birisinden destek alıp ilaç kullanmaya başlayabilirsiniz.
Belki... Bunun yerine spor yapabilirsiniz, meditasyon yapabilirsiniz.
Çünkü korkuyla baş etmekteki en iyi şeylerden birisi meditasyon ve spor olarak geçiyor.
Bu ikisi sizi doğru yönde besleyecektir.
Ve size verebileceğim son tavsiye ise bağımlılıklarınızdan kurtulmaya çalışmanız.
Arzularınız, umutsuzca bağlandığınız şeyler korkunuzu...
Eğer korkuyorsak da zaten mutlu olamayız.
Bir insana umutsuzca bağlanmak, bir olaya umutsuzca bağlanmak, bir fikre, bir isteğe, gerçekleşmeyen bir şeye ya da başka bir herhangi bir şeye, alkole, televizyon izlemeye,
yemeğe bağlanmak kendimize yapacağımız büyük bir kötülük.
Yine kitaptan bununla ilgili çok harika bir yeri sizlere okumak istiyorum.
Korkusuzluk ve bağlanmama halini içselleştirebilmek.
tüm zenginliklerden ve maddi hazinelerden daha değerlidir.
Korku hayatlarımızı mahveder ve bizi acınası bir hale getirir.
İnsanlara ve eşyalara, boğulan bir insanın yüzen herhangi bir nesneye tutunduğu gibi sarılırız.
Bağlanmama pratiği yapıp bu bilgeliği başkalarıyla paylaştığımızda onlara korkusuzluğu hediye ederiz.
Her şey geçicidir.
Bu an geçer.
Arzu nesnemiz bizden uzaklaşır.
Ama mutluluğun her zaman mümkün olduğunu, Bölümü kapatmadan önce şunu söylemek istiyorum.
Etrafımızı güzel insanlarla, güzel eşyalarla ve güzel anılarla doldurmaktan daha harika bir şey yok.
Ama onlara bağlanmak, yani bağlanmaktan kastım bence bağlanmak çok güzel bir şey bunu demeyeyim.
Onlara bağımlılık geliştirmek ve hayatın, insanların geçici doğasını reddetmek, değişimi reddetmek kendimize yapacağımız...
En büyük kötülüklerden biri.
Aradaki bu dengeyi bilmek gerekiyor.
Şu an elinizdeki bulunan güzel şeylerin kıymetini bilin ama değişimin doğasını da sakın göz ardı etmeyin.
Onlara bağımlılık geliştirmeyin.
Vücuduma da dövmesini yaptırdığım bundan önce de bir kere daha.
Podcast'ın bir bölümünde okuduğum Frank Herbert'in yazdığı Dune kitabından bir alıntı yapmak istiyorum.
Bu alıntı benim hayatımda çok önemli bir yeri var.
Hatta bir keresinde bir şeyden çok korkuyordum ve çok sevdiğim birisine şey demiştim.
Korkuyorum ve ne yapacağımı bilmiyorum.
O da bana korkma Dune'u hatırla, çöl gezegenini hatırla demişti.
Ve bu alıntıya atıfta bulunmuştu.
Şimdi bunu sizlere okuyup bölümü kapatacağım.
Eminim sizin de içinizde bir yere dokunacaktır.
Bu yaptığım alıntı kitaptaki karakterlerin aslında korktuklarında okudukları bir dua.
Benim için de aslında böyle bir ritüele dönüştü bunu okumak.
Şöyle diyor. Korkmamalıyım.
Korku katilidir aklın.
Korku mutlak yıkım getiren küçük ölümdür.
Korkumla yüzleşeceğim.
Onun etrafımdan ve içimden geçip gitmesine izin vereceğim.
Ve geçip gittiğinde onun izlediği yolu görmek için...
iç gözümü kullanacağım. Korkunun geçtiği yerde hiçbir şey olmayacak.
Yalnızca ben kalacağım.
Genel Sesler Podcast'inin bir bölümünün daha sonuna geldik.
Beni dinlediğiniz için, burada olduğunuz için hepinize çok teşekkür ederim.
Umarım korkularınızla yüzleştiğiniz, onları kabul ettiğiniz onların gelip geçmesine müsaade ettiğiniz ve doyasıya yaşadığınız bir hayatınız olur.
Hepinizi çok seviyorum ve şefkatle kucaklıyorum.
Kendinize çok iyi bakın. Farkındalıkla kalın.
Bir podcast
fikriniz var ama nereden başlayacağınızı bilmiyor musunuz?
Bu transkript otomatik olarak çıkarıldı; kayıtla küçük farklar olabilir.
